Kitaptan bazı alıntılar
 
Canım Acıyor Bunun Neresi İyi Yaşadığım Acının Bir Anlamı Olmalı
 
Eğer hayatınızda acılar varsa, acılar yaşıyorsanız; size acı verecek kadar değerli şeylere sahipsiniz demektir. Bu acı sizin de önemli olduğunuzun bir göstergesidir. Bu nedenle acıların bir yaşam kaynağı olduğu, hayata bağlanmanın bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. Düşünün ki; hayatta hiçbir şey size acı vermiyor.
 
Ne bir kayıp ne bir bitiş ne de başka bir şey. O halde siz bu hayatın neresindesiniz? O halde siz bu hayatta hiç bir şeye sahip değilsiniz. Ünlü sanatçı Göksel’in kelebek ödülleri gecesinde yaptığı konuşmasında acıya çok naif bir bakışı var diyor
 
ki: “Üzülüyoruz, ağlıyoruz, acı çekiyoruz sonra şarkı yazıyoruz ödül alıyor ve mutlu oluyoruz.” Ne garip değil mi? Acı iyileştirir, güçlendirir, çözüm üretir, liderler çıkartır. Tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi.
 
Aynı zamanda acı, iyileşmenin göstergesidir. Tıpkı vücud geliştirirken gelişen yerin acıyan yer olması gibi.
 
 
 
Olumsuz Duygular Mutlu Eder Olumsuz duygular… Ya olmasalardı?
 
 
 
Mutlu olmak, sadece olumlu duygular hissetmek olsaydı içimizdeki utangaçlığı, suçluluğu mahcubiyeti atmamız gerekirdi.
 
İçimizde bazı olumsuz duygular, mutluluğumuzu sağlar. Tıpkı hata yaptığımızda üzülmek, utanmak gibi. Ya da birini üzdüğümüzde suçluluk hissetmek gibi. Eğer bu duyguları yaşıyorsak, insan olmanın temelini gerçekleştiriyoruzdur. Bu duygular sayesinde paylaşımcı olmayı, insanların hakkına saygılı olmayı, kul hakkı yememeyi, uyumlu yaşamayı öğreniriz.
 
Suçluluk, vicdan azabı utangaçlık, mahcubiyet gibi olumsuz duygular bizi insanlaştıran, egolarımızı törpüleyen, bizi sosyalleştiren duygulardır. Düşünün bir insan ne yaparsa yapsın,
 
utanmıyor, kendini suçlu hissetmiyor ve mahcup olmuyor. Bu insan ile mutlu olabilir misiniz? Sesinizi duyar gibiyim. Hayır… Bu insan hakkında ne düşünürsünüz? Bencil, narsist... O halde olumsuz duygulardan kaçmayalım. Onların bize hissettirdikleri bizim değerlerimizi yansıtır. Bu duyguları hissetmemek normal şartlarda kişilik bozukluğu sayılır. Oysa bazen bunları yaşamamak için köşe bucak kaçarız.
 
Eğer vicdanınız sızlıyorsa bir vicdanınız var demektir.
 
 
 
 
 
Kaygılarımız Bizi Koruyor mu Mutsuz mu Ediyor? Kaygılarımız… Koruma Kalkanı mı Ördüğümüz Duvarlar mı  ?
 
 
 
Ülkemizdeki yaygın psikolojik rahatsızlıkların başında kaygılar gelmektedir. Kaygılar genel olarak, somut bir duruma bağlı olamayan gerçekleşmesine ihtimal verdiğimiz kurgulardır.
 
Kaygı, kişinin kendini koruma şeklidir. Kaygı, bir analiz ve bakış açısı sapmasıdır. Kaygıların analizini yaparsak, “Bizi üzen olaylar değil, bizim onlar hakkındaki yorumlarımız ve düşüncelerimizdir” diyebiliriz.
 
Olay: erkek arkadaşı tarafından terk edilmiş olmak.
 
Düşünce: her şeyi mahvettim  yalnız kalacağım.
 
Duygu: çaresizlik, umutsuzluk
 
Davranış: evden çıkmama, sosyal faaliyetlere katılmama,
 
uykusuzluk vs.
 
Bu olay başka şekilde değerlendirilmiş olsaydı başka sonuç ve davranışlar ortaya çıkacaktı. olaylar hakkındaki duygularımız, düşünce ve davranış kalıplarımızı şekillendirmektedir.
 
 
 
Kaygının temelinde olayı büyütmek, kendi gücünü küçümsemek vardır. Burada kişinin yaşadığı kaygı ne ile ilgili olursa olsun, kontrol edememesi, baş edememesi durumu vardır.% 1 lik oranı bile önemsemek ona hizmet ederken; %99’un ihtimalin hakkını yemek olur. Kaygılı insan, bir puanlık ihtimali bile önemser büyütür. Oysa kendini güvende hissetmeye çalışırken, daha mutsuz ve güvensiz hisseder.
 
“ya …. Olursa; biterim, mahvolurum, çıldırırım” gibi düşünceler, olayı objektif değerlendirmemizin önüne geçer. Oysa düşünün ki yıllardır olur diye önlemini aldığınız kaygılandığınız durumlar vardır. Ama gerçekleşmemiştir. Her zaman kaygılarımızın kanıtlarına odaklanmalıyız. % 1’lik ihmalleri değil, yüksek olan ihtimalleri ele almalıyız.
 
Unutmamalıyız ki hisler kanıt olamaz. Hislerden yola çıkmak, bizi gerçeğe değil, kehanetimize sürükler. Yani kaygımızın temel nedenlerinden biri, gerçeklikler üzerinden değil de duygularımızı ve kendi yarattığımız düşünceleri kanıt saymamız yüzündendir. Eşinden sürekli şüphe eden birinin kanıtı yoktur. Duygularıyla hareket ederek bunu test eder. Ama artık bu güvensizlik ve hesap sorma, evlilikte mutsuzluk haline geldiği için, eşi kadını gerçekten aldatabilir. Yani duygularımızla hareket ederek, gerçek anlamda kanıtlar olmadan yanlış adımlar atmamız halinde yanlış davranışlara sebep olan duygularımız bizi yanıltacağından, bu kez gerçekten mutsuz oluruz.
 
 
 
Fedakârlar Bencil mi? ‘Ben ‘ den Feda Edebilir misiniz?
 
Fedakârlık nedir? Tanım gereği, bir eylemin fedakârlık olması için, eylemi yapanın kendi çıkarlarından vazgeçmesi gerekiyor. Şayet geri planda kişisel tatminin ötesinde birebir beklenti var ise bu fedakârlık değil, alış-veriştir. Elbette her fedakârlık, bir tatmindir, tıpkı iyilik yapıp iyi hissetmek gibi. Sonucunu almak ile sonuç beklemek arasındaki çizgiyi inceden belirtmek isterim. Yani fedakârlık yaparsınız, süreç ve sonuçta olumlu şeyler elde edebilirsiniz ama bunu beklemezsiniz. Olursa mutluluğu yaşamak, olmazsa olumsuzluk hissetmemek veya davranıştan vazgeçmemek gibi. İnce çizgi budur işte. Anne-çocuk  ilişkisinde de öyledir. Çocuğunuz için her şey yaparsınız.İlerde karşılığını almayı hesaplamadan, geri dönüşleri hesaplamadan büyütürsünüz onu. İyi evlat olursa doğal olarak sonucunu yaşar, kötü evlat olursa da bunu emeğinize yormazsınız.
 
Yaptığınızın fedakârlık mı, alışveriş mi olduğunu anlamak çok zordur. Anlamanın en iyi yöntemi cevaplarda gizlidir.
 
İşte sorular:
 
• Fedakârlıklarımızda, onu bencillikle suçluyor muyuz?
 
• Onun hayatını yönlendirmeye çalışıyor muyuz?
 
• Her şeyi ondan daha iyi yapıp yönetiyoruz?
 
• Onun yapabileceklerini bile biz yapıyor muyuz?
 
• Onu daralttığımızı, izole ettiğimizi sık sık duyuyor muyuz;?
 
• Bireysel yaşamını ve hayatını bir tehdit olarak mı görüyoruz?
 
• Sık sık evden uzaklaşmak ve nefes almak mı istiyor?
 
• Çevreniz ve akrabalar daha çok onu mu eleştirir?
 
• Fedakarlığı bırakmanız halinde, onun size değer vermeyeceğini
 
mi düşünürsünüz?
 
• Yaptığımız ve başardığımız işler, iletişimimizde çok mu
 
yer kaplıyor?
 
Şayet bunlara evet diyorsanız yaşadığınız duygu ve düşünceler
 
ise şunlardır:
 
• Size itiraz ettiğinde öfkelenirsiniz,
 
• Sık sık kıymetinizi bilinmediğini düşünürsünüz,
 
• Onun bencil ve nankör olduğunu düşünürsünüz,
 
• Bireysel bir plan veya keyfi bir şey yaptığında sizi yok
 
saydığınızı düşünürsünüz.
 
• Kendisi olmaya çalıştığında sizi sevmediğinizi düşünürsünüz.
 
• Ona karşı en güçlü silahınız, yaptıklarınız olduğu için
 
hayal kırıklığı yaşarsınız.
 
Sizi hareket ettiren (driver) Bilinçaltı süreçleriniz:
 
• Onun hayatında değerli olmanın ölçütü, onu hayatında
 
işe yaramaktır.
 
• Ben onun için ne kadar çok şey yaparsam, o kadar onun
 
hayatının merkezinde olurum
 
• Ne kadar faydam olursa o kadar sevgisi olur.
 
• Yetersiz birini seçeyim. Onun yetersizliklerini tamamlar,
 
bu sayede de tüm ilgisini alırım
 
• Onu kendime bağımlı kılmak için daha çok onun hayatında
 
yer edinmeli, daha çok hayatını yönlendirmeliyim.
 
• Onu hem sevgiyle, hem vicdan hem de vefa duygusuyla
 
kendime bağlarım.
 
• ”Beni ben olarak kimse olduğum gibi sevmez” onun için
 
işe yaramalıyım.
 
• Fedakârlığı bırakması halinde, ilişkide bir rolünün ve
 
gücünün olmayacağı düşüncesi
 
• Onu kaybetmemek ve kontrol altında tutmak için her
 
şeyi yapması gerektiği düşüncesi (sen yeter ki hep yanımda
 
ol, benim ol, ben senin için her şeyi yaparım).
 
• Kaybetme kaygısı
 
Nedenleri:
 
• Çocukluklarında mutlu edilmeyi bekleyen ebeveyn tarafından
 
büyütülmüş olması
 
• Hayır diyememek
 
• Bağımlı yaşam ilişkileri (anneye, arkadaşa, eşe bağımlılık)
 
• Kendini yetersiz, çirkin, ilgi çekici bulmayan bireyin
 
bunlardan doğan açığı kapatmak için aşırı fedakârlık
 
yapması
 
• Kendi özgüven algısının düşük olması
 
• Partneri veya eşini gözünde aşırı büyütmesi ve ona layık
 
olmaya çalışması
 
• Yaşamı boyunca ilgi ve sevgiyi faydalı olmak sonucunda
 
almış olması.
 
• Kendisini büyüten ebeveynlerin, fayda ve içten olmayan
 
sevgileri ve çocuğun bu sevgiye devamlı şüphe ile
 
bakması.
 
• Ebeveyn sevgisinin, onun başarısı veya olumlu davranışlarına
 
bağlı olması. Yani karşılıksız ve içten sevginin
 
olmaması)
 
• Güzel başlayan bir ilişkinin devamını sağlamak için gereksiz
 
sorumluluk almak
 
 
 
 
 
 
 
İlişkiye mi, Sevgilime mi Bağımlıyım? Yoksa Sevgilim Düğümüm mü Benim?
 
 
Son zamanlarda ilişkilerde yaşanan en büyük sorunların başında gelen ilişki bağımlılığı, hem bağımlıyı, hem de bağımlı kılınan kişiyi mutsuz eder. Bağımlılık, kişinin kontrol etmek istemesine rağmen, davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini kontrol edememesi, kendisiyle çatışma yaşamasıdır.
 
Bağımlılığın temel düşüncelerinin başında, “ilişkiye zarar gelecek” kaygısı, terk edileceği endişesi, ilişkiyi istediği noktaya götüremeyeceği düşüncesi ve açılımları ile ilgili oluşturduğu senaryolar gelir. Bu kaygılar, ilişki boyunca partnerini her defasında teste tabi tutsa da kişinin bağımlılığı ya da kaygısındaki azalma, sadece anlık olarak yaşanmaktadır.
 
Kişi, bağımlılığın yarattığı “o benim her şeyim, ben onsuz yapamam, onsuz olmayı hayal edemiyorum” gibi rasyonel olmayan düşüncelerini, yaşadığı ilişkinin bitmemesi adına devamlı kontrol ederek güvenirliğini sağladığını düşünür. Kontrol
 
etme düşüncesinin temelinde aslında görüldüğü gibi çok ilgilenmek ya da Leyla-Mecnun aşkı yoktur. Yani çok seviyor gibi görünse de esasen bu durum, bir kayıp korkusunun dışa vurumudur.
 
 
 
 
İlişki Bağımlılığına Yol Açabilecek Kişisel Özellikler Nelerdir?
 
Aslında ilişki bağımlılığının süreç olarak uzun sürmesi bir psikolojik problem olarak tanımlanabilir. Fakat ayrım yapılması gereken noktalar şunlardır.
 
♦♦ Kişinin duygusal ilişki bakımından tecrübesizliği
 
♦♦ İlk ilişkisi
 
♦♦ Kişinin çevresi darlığı
 
♦♦ Asosyal
 
♦♦ Özgüven düşüklüğü
 
♦♦ Kendisi hakkında yetersiz düşünceler “çirkin”, “yetersiz”, “güçsüz”
 
♦♦ Daha önce yaşadığı olumsuz bir ilişki gibi durumları ilişki bağımlılığını ayırt etmeliyiz.
 
Fakat yukarıdakiler sürekli devam ediyorsa hem bağımlılıktır hem de bağımlılığa sürükleyen etmenlerdir. Kişide bu tanımlanan durumlar yaşanabilir. Fakat bu durumlar, çözüme kavuşabilecek düzeydedir. İlişki terapisi ve bireysel terapide farkındalık yaratılarak ve ego gücü ile ilgili seanslar yapılarak bu tip durumların aşılması, yaşam ve ilişki kalitesinin attırılması mümkündür.
 
 
 
İlişki Bağımlılığı İlişkide Kendini Nasıl Belli Eder?
 
 
 
Kıskançlık: çok sevmenin ya da sahiplenmenin bir göstergesi değil, daha çok kaybetme korkusunun bir göstergesidir. Çevreden iyice izole olmuş ve hayatında sadece sevgilisi olan
 
kişi, elindeki son kişiyi kaybetme kaygısıyla hareket eder. Eğer partneriniz, bu tip bir durum içinde ise, onu sosyal çevresinden koparmamalısınız/ kopmamaya teşvik etmelisiniz. Bağımlılıktaki kıskançlıklar, kendini gerçekleştiren kehaneti yaşatır. Kopmamak için izole edersiniz. İzole ettiğiniz için kopar. O halde bir insanı izole ederek kendinize bağlayamaz ve
 
sadakati arttıramayız.
 
Her Saniyeyi Beraber Geçirelim: İlişkinin geleceği ve güvenliği için görüşülen zamanların, iki tarafın kendine ayıracağı zamana taşmaması, haftanın belli günleri ya da belli saatlerde görüşmenin sağlanması gerekir. Bu tip durumlarda, partneriniz, bu öneriyi sizin onu az sevmenize ya da sıkılmanıza yorsa da mantıklı açıklamalarla ya da ilişki danışmanına gitmeyi önererek sorunu çözme yoluna gidebilirsiniz. Sık görüşmek, ilişkiyi güvende tutmaz. Bireysel yaşamı bitirir. İlişki bağımlısı ile beraber olanı da zamanla bağımlı kılar. Bir insanın
 
tüm hayatı ilişki değildir, olmamalıdır. Nasıl ki sadece bir yemek türü veya bir mutluluk türü ile mutlu olmak mümkün değil ise hayatın tadını sadece ilişkiye odaklamak da bir o kadar imkânsızdır.
 
Ne Olur Evlenelim: Bağımlı ilişkilerde partner, evliliği, sadece evlenmek istediği için değil, aynı zamanda ilişkisini sağlamlaştırmak için ister. Yani kaybetme kaygısını aşmak ve aidiyet duygusu yaratmak için. Bu durumda, kişi esasen evliliği değil, “Güven’i ve istemektedir. Bağımlı ilişkilerde, sevgi ve aşk çoktur ama kaygı da bir o kadar çoktur. Hatta kaygı ve korku, aşkın kaynağıdır. Yani kişi, kaygı ve korku yaşadıkça daha da ilişkisine sarılır, yoğunlaşır onunla savaşmak için daha fazla motive olur. Bağımlı ilişkilerde ilişkinin benzini kişisel özgüven eksikliği ve yanlış düşüncelerin yarattığı kaybetme kaygısıdır.
 
Hem Sever Hem Döver: Bağımlı ilişkilerde, kişi aşırı vericiliği karşısındakinden de bekler. Fakat partnerinin bunu karşılayamayacağını bilemez. Beklediğini alamamasını, karşıdakinin
 
vermemesi veya vermek istememesi olarak yorumlayan kişide öfke oluşur. Bu durum, onu değersizleştirdiği için, kendisini kötü hissetmesine neden olan partnerine öfke duyar. Bu öfkeler genelde bu tür olumsuz düşüncelerin birikip, beklenmeyen zaman ve şekillerde aniden patlamasıyla ortaya çıkar. Öfkenin bu tür ilişkideki nedenlerinde, beklentilerin karşılanmaması,kendini değersiz ve kötü hissetmenin partnere bağlanması gibi durumlar vardır. İlişkilerdeki öfkeden farklı olarak, kişinin ilişkinin kontrolünü kaybedeceği durumlarda öfkesi artar. Anlaşmazlıklar daha çok günlük olaylardan çok,
 
ilişki, sevgi ve kaybetme üzerinedir. En büyük kavgalar da bu konulardan çıkar.
 
Sevgiliyi Kontrol Etme: kontrol etme ile ilişki bağımlılığı arasında doğru orantı vardır. Kendini partnerine, muhtaç ve mahkûm hisseden kişi, onu daha çok kontrol eder. Devamlı mutluluk kaynağı olarak gördüğü partnerini hem tatmin duygusu için hem de kaygılarını rahatlatmak adına takip/ kontrol eder. Aslında kontrol etmek güç ve irade isterken, tüm ilişkilerde kontrol edenler kendini güçsüz hissederler.
 
İlişki Bağımlılığından Nasıl Kurtulabilirim?İlişkimin Zincirlerinden Nasıl kurtulabilirim?
 
• İlişki bağımlılığının bir algılayış sorunu olduğunu ve bilişsel bozulmadan kaynaklandığını kabul etmeliyiz
 
• Bağımlı kişinin kendini yetersiz hissetmesi kaybetme kaygısı ve aldatılma kaygısının partneri ile alakalı olmadığını kabullenmesi gerekir.
 
• Bağımlı kişinin kendi sorununu kabul etmesi gerekir. Aksi takdirde devamlı hayatındakileri suçlar ve kendini kadersiz zanneder.
 
• Bağımlı kişi, kiminle ilişki yaşarsa yaşasın, içerikleri ve sonuçları acı bitişlerle sonuçlanır. Kişinin senaryosu değişmezse sadece senaryodaki oyuncular değişir. O halde bir destek alması zorunludur. Bunun yanında özgüven kazandırıcı bireysel çalışmalar yapmalıdır.
 
• İlişkide, tüm beklentiyi ve mutluluğu sadece partnere bağlamak yerine, kendimize ait ayrı bir yaşam alanı yaratmalıyız. Sosyalleşmek, bireysel planlar yapmak gibi.
 
• Aile, iş arkadaşları, sosyal ilişkiler, hobiler ve ilişkiden önceki faaliyetlere, ilişki sürerken de aynı şekilde zaman ayırmalıyız.
 
• İlişkide mutsuzluğun faturasını partnerinize çıkarmak yerine, hayatta mutlu olmayı tek nedene indirgememelisiniz
 

SOSYAL
 
TELEFON
 
SİTE İÇİ
 
ZİYARETÇİLERDEN
 

cep1   0505 540 09 77
 

cep2   0532 164 25 84
 

tel.     0216 371 33 83
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © 2014     |     serhatyabanci.com     |     info@serhatyabanci.com