SÜREKLİ MUTLU EDİLEN ÇOCUK, EŞİNE BAĞIMLI OLUYOR
 

 
Çocukluk dönemi, her türlü zihinsel şemanın oluştuğu  temel dönemdir. Hayatı, insanları,ilişkileri duyguları algılama ve yorumlamayı ilk öğrendiğimiz, sonrasında da dünyamızı üzerine kurduğumuz dönemdir.
 
Çocukken anne-baba, çocuğunu mutlu olmasından , çok mutlu olur.  Onun için karşılıksız bir şekilde her türlü özveriyi gösterir. Bazen kendinden de vazgeçer.  İşte bu noktada  huzurun kaynağında olduğu gibi bu yetiştirme şeklinde de denge önemlidir.  Çocuğu mutlu etmeye çalışırken ,onu mutluluğun tek kaynağı olmak, onu bize bağımlı hale getirir.  Tabi burada bazen arka fonda bağımlı bir anne/babanın da varlığı mevcuttur.
 
Bazen ilk çocuk, bazen tek çocuk bazen de son çocuk bu yetiştirme tarzının muhatabı olur.
 
Toplumda daha çok şımarık çocuklar olarak da bilinir. Genelde ailede de en çok sözü geçen,bazen de en çalışkan ve kariyerli kişidir.(övgülere layık olmak )
 
Çocuk, sürekli mutlu edilmeye, sürekli istekleri yerine getirilmeye, her istediği sırf o mutlu olsun diye akıl ve pedagoji süzgecinden geçmeden yerine getirildiğinde ortaya ruhsal-zihinsel   ve davranışsal sorunlar ortaya çıkmaya başlar.
 
Çocuk, adeta bir kral/kraliçe gibi büyür. Üzülmesin diye eleştirilmez, davranış değişikliği gerektiren tepkiler verilmez. Çocukta ise, “ her dediğim olmalı”,  “annem-babam beni seviyor her dediğimi yapıyor o halde beni seven her dediğimi yapmalı” algısı oluşmaya başlıyor.
 
Bunun yanında genel mutluluk düzeyinin yerine sürekli  “haz” ile mutlu edilmesi nedeniyle  anlık mutluluklara odaklanma oluşmaktadır. Adeta bir bağımlılık ilişkisi olduğu için varken değil, ilgi veya emek olmadığında ani kırılmalar, dibe batmalar ve öfkeler olur. Yani her istediğini yapın ama bir kez hayır deyin ve kavga başlasın.
 
Birey büyüdükçe bunu çevresinden ister. Ya pasif  arkadaşlar edinip gidermeye çalışır ya da zamanla yalnızlaşır ( dışlanır).
 
İlişkiler yaşamaya başladığında ise, sürekli kendini ayrıcalıklı hissetmenin verdiği duygu ile “ üstünüm, bana özel değer vermeli,  benim mutlu etmeli” algısı ilişkinin çekirdeği olur.
 
Genelde terapilere terk edildikleri için gelseler de çift terapilerine bazen eşlerinin duyarsızlığından şikayetçi oldukları için de gelebilirler.
 
Eşi/sevgilisi ile ilişkisinde sürekli haklılık şemasıyla hareket ederler.  Eşlerine hem bağımlı hem de muhtaç değilmiş (çok güçlüymüş)gibi bir tavır sergilerler.
 
Sürekli ilgi ve iletişim isterler. İstekleri olmadığında ise yaptıkları fedakârlıkları ( haklılık şeması) delil gösterirler.
 
Mutlu olmak gibi mutsuz olmak da öğrenilmektedir. İlk  okul ise ailedir.  Aile çocuğa nasıl bir yaklaşım sergilemişse, çocuk onu hayattan talep eder.
 
“Ayşe, 5 kardeşten son numaraydı. Hem kardeşleri hem de anne-babası tarafından sürekli sevgi bombardımanına tutulurdu. Evin en küçüğü olmasının getirdiği şirinlik nedeniyle  genelde  her istediği yapılırdı. Anne-babasının yaşı ilerlediği için onların adeta hayat kaynağıydı. Kimse kolay kolay ona kızmaz, hata yaptığında ise görmezden gelinir hatta bazen hataları bile şirinlik olarak yorumlanırdı.
 
Bir gün hayatına biri girdi. Ali, aslında çok zor girmişti onun hayatına. Ayşe o kadar çok kendini ağırdan sattı ki, kendisini  tek ve mükemmel olarak ona algılatmak istiyordu.  Ali çok çabaladı. Sürekli vaatler veriyor, sürekli o kırılmasın alınmasın diye sessiz kalıyordu. Ayşe ise,bunu normal sanıyor sorun olmadığını düşündüğü için devam ediyordu.
 
Ayşe, Ali’nin ilgisini kaybetmekten korktuğu için  samimi olduğu arkadaşlarıyla görüşmesini de istemiyordu. Bir bahane ile onlardan uzaklaştırdı. Ali iyice izole olmuş, ayrıca ilişkisindeki stresi de deşarj edecek sistemleri de yok olmuştu.
 
Zamanla Ali yorulmaya, geri çekilmeye başladı. Artık sürekli Ayşe’ye hizmet etmekten kendisini unutmuştu. Eskisi gibi ilgi göstermiyor, eleştirileri ise önemsemiyordu. Ayşe gidişattan dolayı çok mutsuzdu. Bütün günü ilişkisini düşünmekle  geçiyordu. Ayrılmayı hayal bile edemiyordu.  Ta ki Ali ayrılma konuşması yapana kadar. Ali, mutsuzluğunu ve şikâyetlerini anlattıktan sonra Ayşe destek almaya karar verdi..
 
 Analiz:
  • Sevgi, gönülden gelir.  Zorunluluk  duygusu, sevgi değil en fazla  göstermelik ilgidir.
  • Haklı olmamız ve her türlü fedakarlığı yapmamız, istediğimiz her şey konusunda bizi  güçlü kılmaz.
  • Özel ve ayrıcalıklı yetiştirilmemiz, sadece anne/babamızın bize bir yansıtmasıdır. Eşimiz/sevgilimiz anne/babamız değildir
  • Eşimize bağımlı olmamız, onu çok sevdiğimiz değil, kendimize güvensizliğimizden kaynaklanır.
  • Her insanın, kendini mutlu edebileceği gücü vardır.  İlişki ise temelde sevgi ihtiyacımız için olmalıdır.
  • İlişki karşılıklı dengeli sorumluluklar içerir. Sadece bir kişinin ihtiyacı için yürütülen ilişkilerde yorulan bırakabilir.
  • Sosyalleşmek ve hayatımızda çeşitli mutluluk kaynakları oluşturmak, bizi daha güçlü kılar. Bizi ilişkimizden koparmaz. Aksine saplanmışsak bizi de eşimizi de sağlıklı düzleme çıkarır.
  • Bağımlılıklarda, gizli takıntılar da olduğu için sürekli bir tartışma durumu ortaya çıkar. Bireysel mutlu olma yolları ile olumsuz bir duygunun etkisinde saatlerce kalmaktan bizi kurtarır.
  • İlişkinin sorumlulukları karşılıklıdır. Ama sevmek zorunluluk  ve sorumluluk değil, gönül işidir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Ama Saymak zorundadır. Sevmiyorsa söylemek de saygıdır.
 
Özetle, balık almak değil, balık tutmayı öğretmektir esas olan…
 
 
Serhat Yabancı
 
Aile-evlilik İlişki  Terapisti
 
https://twitter.com/serhatyabanci
 
www.serhatyabanci.com
 

SOSYAL
 
TELEFON
 
SİTE İÇİ
 
ZİYARETÇİLERDEN
 

cep1   0505 540 09 77
 

cep2   0532 164 25 84
 

tel.     0216 371 33 83
 
 
 
 
 
 
 
Copyright © 2014     |     serhatyabanci.com     |     info@serhatyabanci.com