Bugünümüzü (AN’I) nasıl yaşayabiliriz?

98

Bugünümüzü (AN’I) nasıl yaşayabiliriz?

Geçmiş ya da gelecekte yaşamak bugünü yaşamanın önünde en büyük engeldir. Çoğu insan, şu anını ya dünü ya da yarını düşünmekle doldurduğu için boş zamanı da boş zihni de olmaz.

Geçmişin keşkelerinden ve geleceğin kaygısından uzaklaştıkça şu anımızda kocaman boşluklar oluşmaya başlayacaktır. Zihnimize takılan, alışkanlık haline gelen düşüncelerden kurtuldukça, yıllar sonra dışarı çıkmış, güneşi görmüş bir mahkûm misali her şeyi yeniden keşfetmeye başlarız. Ve sonra şunu da fark ederiz ki, gerek geçmişle gerekse gelecekle alakalı tüm düşünceler aslında kocaman bir “HİÇ”miş.

Yıllarca düşündük de ne oldu sanki? Neyi çözdük, neyi aştık, neyi unuttuk, neyi de- ğiştirebildik?

Cevabınızı duyar gibiyim, evet yine koca bir “HİÇ”. İşte bu hiçleri anlayabilmek ve söyleyebilmek için önce o boşluğu hissetmek sonrasında da o boşluğu doldur- mak gerekir.

Yerine daha iyisini koyamadığımız sürece eskisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak zordur. Yerine bir şey koymak için de öncekini çıkarmak gerekir. Belki de insan en çok boşluk duygusundan korkar. Hiçbir şey düşünmemek/hissetmemek gibi. Oysa geçmiş ve gelecekten kurtulduğunda otomatik olarak yaşadığın ana odaklanırsın. Boşluktan korkmamak gerek.

Mesela çoğu insan, boşluk duygusundan ise, kötüyü tercih eder. Böyle olduğu için de kısır döngü kırılmaz ve yıllarca devam eder.

Peki, döngüyü kırmaya cesaretimiz yoksa nasıl değiştireceğiz hayatımızın akışını? Evet, mümkün değil. Tarih, cesur adamların adımlarını yazmıştır. Kimsenin kaygısı ve korkusu bir tarih yazmamıştır. Kendi tarihimizi yazmak istiyorsak biz de cesur olmalıyız. Cesaretimizi de hedeflerimizden almalıyız. Ya elimizdeki ile yetinip şikâyet etmeyeceğiz ya da biran evvel harekete geçeceğiz.

Cesaretin modası geçmez. Tıpkı siyah rengin modasının geçmediği gibi. Cesaretin kaynağı “haklılık” ve “hedefler”dir. Eğer haklı hedefleriniz var ise sizi hiç- bir şey tutamaz. Tebrizi’nin dediği gibi; Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? İşte hep daha kötüsü olur kaygısından dolayı adım atamayız. Ve böyle olduğu için de ya geleceği düşünür durur ya da geçmişte takılıp patinaj yaparız.

Anı yaşamak konusu yıllardır popülaritesini kaybetmeyen bir felsefe… Bazıları bunu gününü gün et olarak düşünüp savunurken bazıları ise anı yaşamayı içgüdüsel olarak değerlendirdikleri için eleştirmektedirler. Öncelikle “anı yaşamak” bakış açısını doğru tanımlamamız gerekiyor. Anı yaşamak, her şeye anlık bakmak, bir sonraki aşamayı düşünmemek değildir. Anı yaşamak, kontrolsüzlük, amaçsızlık değildir. Anı yaşamak, istediğini, istediği an yapmak da değildir. Anı yaşamak; bir şeyi yaparken keyif almaktır. Sonuca odaklanmamaktır. Mesela bir yandan bi- rikim yapmak, bir yandan da ihtiyaçlarını ertelememektir.

Mesela, bir yandan gezmek, eğlenmek diğer yandan da geleceği için elinden geldiğince birikim yapmaktır. Sadece geleceğe veya sonuca değil, sürece odaklanmaktır.

Anı yaşamak, hayatı ertelemeden yeri ve zamanında yaşamaktır. Tıpkı ibadeti de yeri ve zamanında yapmak gibi. Bizim toplumumuzda anı yaşamak pek olumlu karşılanmaz.

Çünkü bencillik, günü birlik bir bakış açısı gibi algılanır. Aynı zamanda toplum olarak hem yarına odaklı bir milletiz. Tüm yatırımlarımızı gelecek odaklı yaparız. Böyle olunca da anı yaşamak, kanımca toplumumuzun yaşam tarzına 2000’li yıllarda balyoz gibi inmiştir. İnsanlar şaşırdılar ve karar vermeleri gerekiyormuş gibi hissettiler. Ya şimdiye çalış ya da yarına gibi…

Dediğim gibi anı yaşamak, hem bugünü yaşa, hem de gelecek ile ilgili sorumlu- luğun olursa onu yapmaktır.

Hayatın tadını çıkarmak için kendimize devamlı 1 Ocak tarihleri geliştirmişiz. Hep yeni milatlar… “İşe girersem istediğim gibi giyinip gezeceğim. Okulu kazanırsam bir daha sigara içmeyeceğim, çocuğum büyürse kendime biraz zaman ayıracağım, bir emekli olayım bak nasıl gezeceğim” vb. gibi bu cümleler size tanıdık geldi mi?

Sizde de var mı bu cümleler? İsterseniz hemen düşünün ve kendi- nize şunu sorun. Neyi niçin ne zamana erteliyorum? Peki, o gün geldiğinde ondan şimdiki kadar keyif alacak mıyım? Net söyleyeyim. Alamayacaksınız.

O halde anı yaşamaktan korkmayalım. Anı yaşamak, bencillik, sorumsuzluk değildir. Yeri ve zamanında yaşanabilecekleri yaşamaktır. Bugünün gereğini yapmak, yarın için gereken bir şey olursa onu da yapmaktır.

Anı yaşamak için öneriler

  • Günlük planlar yapın.
  • Duygularınızı ertelemeyin, yaşayın ve ifade edin.
  • Düşüncelerinizi gerçekleştirmek için en iyi zamanı değil, kesin bir tarihi belirleyin.
  • Günlük gazete okuyun ve haber takibi yapın.
  • Ödeme planlarınızı gücünüzü zorlamayacak taksitlere göre yapın.
  • Aynı anda iki şey yapmayın.
  • Her zaman yavaş hareket edin.
  • Yaşadığınız anı bir sonraki an için feda etmeden, her davranışa tek bir zaman ayırın.
  • Yemek yerken başka bir şey düşünmeyin.
  • Mükemmele değil iyiye odaklanın.
  • Arkadaşlarınızla beraber iken ortamdan kopmayın.
  • Cep telefonunu ve sosyal medyayı minimum kullanın
  • Zamanı doldurmak için değil, tatmin olmak için uğraşla edinin.
  • Her şeyi yeri ve zamanında yaşayın. Mesela arkadaşlarla buluşurken işi düşünmeyin.
  • Yaşadığın saliselik anın bile farkında olun.
  • Hiçbir anın tekrar yaşanmayacağını devamlı düşünün.
  • Hiçbir şeyi ertelemeyin.“Ertelemek, yaşamın mayasını kaçırır… Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, özlediysen arkasından koş.”Elif Şafak

page176image5771328page176image5773824

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here