Davranışlarımızın Altında Yatan Duygu ve Düşüncelerimiz

467

Davranışlarımızın Altında Yatan Duygu ve Düşüncelerimiz-2

Sadece ebeveyn değil elbet. Engelleyici çevre yapısı, insanların ne dediğini önemseyen kişilik yapısı, garanticilik gibi kişilik yapıları da etiketleri oluşturan bileşenlerdir.

Şayet; eleştirel, mutsuz, mükemmeliyetçi ya da ihmal eden bir anne-babayla büyümüşseniz, bu etiketlere sahip olma ihtimaliniz yüksektir. Ya da her istediğiniz olmuşsa, bir şey için savaşmamışsanız, hayatın size anlamsız gelmesi ve denemelerden korkmanız kaçınılmazdır. İşte bu etiketlerin sürekli zihnimizde tetikte olması, belirli yaşlarda atılan temellerinden kaynaklanır. Sonraki yıllarda ise biz onlarla savaşmaya çalışırız. Oysa değerli hissettiren günlük aktiviteler, çalışmalar, tıpkı bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri öldürmeye benzer. Anlık çözümler verir. Günlük aktiviteler ile üstesinden gelmekten çok, her olumsuz düşüncenin tek tek ele alınması ve ortadan kaldırılması gerekir.

Bazen, küçücük bir parçayı hemen genele yayar, bazen bir şeye “ya iyidir ya kötüdür” der, bazen de bir falcı edasıyla karşımızdakinin zihnini okuruz. Bu noktada bazı “Bilişsel çarpıtmalardan” bahsedebiliriz.

  1. Ya hep ya hiç düşüncesi: Olayları siyah ya da beyaz olarak kategorize edersiniz. Eğer performansınız azalırsa kendinizi tamamen başarısız bulursunuz.
  2. Aşırı genelleme:Tekbirolumsuzolayısonugelmez bir yenilgi kalıbı olarak görürsünüz.
  3. Akıl süzgeci: Tek bir olumsuz detayı seçip onun üzerine yoğunlaşıp, ona takılmak.
  4. Olumluları değersizleştirme: Olumlu şeyleri “bu sayılmaz” diyerek yok saymak.

5. Sonuçlara atlama: Sonuç olarak bir şeyin olumsuz olduğuna dair yorumlar yapmak.

  • Düşünce okuma: Birisinin hakkınızda olumsuz düşündüğünden eminsinizdir, bunu doğrulama gereği bile duymazsınız.
  • Kehanet hataları: Hislerinize dayanarak olayların kötü gideceğine inanmak.6. Büyütme ya da ufaltma: Olumsuz şeyleri büyütme güzel olanları ise küçültme.7. Duygusal ilişkilendirme: Hissettiğiniz şeylerin gerçek olduğunu düşünmek (hisleri kanıt saymak.)

    8. ‘’Olmalılar” konumu: “Yapmalıyımlarla” kendinizi motive etmeye çalışırsınız ancak engellenmiş hisse- dersiniz ve paradoksal olarak motivasyonunuz azalır. Sonuç suçluluk duygularıdır.

    9. Damgalamak ve yanlış damgalamak: Bu aşırı ge- nellemenin uç bir örneğidir. Hatanızı tanımlarken sonuna da, yani ben başarısız bir insanım diye ekleyiverirsiniz.

    10. Kişiselleştirme: Sizin sorumluluğunuzda olmayan birçok olaydan dolayı kendinizi suçlarsınız. (www. kemalsayar. com’dan derlenmiştir.)

    Bu listeye baktığınızda “hayata ve olaylara nasıl baktığınızı” fark edebilirsiniz. “Ben neden böyle düşünüyorum?”, “ben neden hep yanlış algılıyorum?” gibi soruların cevabını buradan çıkarabiliriz. Bir veya birden fazla çar- pıtmaya sahip olabiliriz. Listeye baktığınızda size en yakın çarpıtmayı bulduğunuz anda sorununuzun yüzde 50’sini çözmüş olursunuz. En azından artık ne yapmamamız gerektiğini biliyorsunuz. Çözüm olarak etiketleri tek tek ele alıp kanıtlarla, doğru düşünme şekilleriyle, yüzleşerek ve deneyerek yok edebiliriz.

Şimdi bu otomatik düşüncelerin düzeltilmesi için ne yapabiliriz? Onu konuşalım…

  • Tabloda, ara sıra yapılan davranışların nasıl genelleştirildiği gösterilmektedir. Oysa kanıt yöntemi ve matematiksel olarak baktığımızda parçanın bütünü temsil yeteneği yoktur. Arada hata yapmak, arada zor duruma düşmek, kesin ve genel bir yargının haklılığını kanıtla- yamaz. O halde kural 1: Parçadan bütüne gidilmez. (Birkaç hatamız, bizim aptal olduğumuzun göstergesi olamaz.)
  • Hepimiz insanız ve hepimiz hata yapma hakkına sahibiz. Mükemmeliyetçi olmak ve hataya karşı toleransımızın olmaması bu etiketleri güçlendirir. En profesyonel insanlar bile hata yapabilir. Mesela 30 yıldır taksicilik yapan birinin kaza yapmaması mümkün mü? Ya da 20 yıldır fırıncı olan birinin ekmeği yakmaması mümkün mü? O halde kural 2: Hepimiz hata yapacağız. Bu hatalardan ders çıkaracağız. Mükemmel olmak zorunda de- ğiliz.
  • Hissettiğimiz her şeyin gerçek olduğu, doğru değildir. Hisler yanıltabilir. Şuan kendimizi çok başarılı ve çok güzel hissederken, 1 saat sonra tam tersini hissedebiliriz. O halde hisler, bir gerçeklik için kanıt olamaz. Mesela, bir kişinin kendisini Süpermen hissetmesi, onun Süpermen olduğu anlamına gelmez. Özellikle toplumumuzda altıncı his olarak insanlara dayatılan bir yöntem var. Sanki hissediyorsanız mutlak doğru çıkacak diye… Bunun bilimsel bir boyutu olmadı gibi, binlerce şey hissedip bir tanesinin doğru çıkmasını da mantık ve bilimle açıklayamayız. O halde kural 3: Kendimizle ilgili düşüncelerimizde, hisleri kanıt sayamayız. Hislerimizin bizi yönetmesine izin vermemeliyiz.
  • Başkalarının bizim yaptıklarımızla ilgili yorumlar ve algıları, bizim puanımız değildir. Çünkü bizi sevmeyen ve tanımayan insanlar, kendi işlerine geldiği gibi, düşüncesine, inancına, menfaatine veya kendi kişiliğine göre bizi yorumlayıp puanlarlar. Böyle olunca da birileri överken birileri de yerebilir. O halde kural 4: Başka insanların görüşleri bizim değerimizin ve kişiliğimizin tek ölçütü olamaz.
  • Düşüncelerin kazanç ve kayıplarını kıyaslayarak otomatik düşünceden kurtulabiliriz. Mesela, “ben yeteneksizim” düşüncesine inanmak ve bunu sürekli kullanmak bana ne kazandırır, ne kaybettirir?

Örnek tablo:

Düşüncem: Başarısızın tekiyim

Bu düşünce bana ne kazandırır?

Bu düşünce bana ne kaybettiirir?

Kendime teşhis koyduğum için rahatlarım.

Kendimi kötü hissederim.

Sorumluluktan kaçarım.

İçimden bir şey yapmak gelmez. Boşluk duygusu yaşarım.

Deneme yapmam. Enerjim boşa gitmez.

Kendimi geliştirmek istemem. Zaten başaramam diye.

İnsanların da beni öyle gördüğünü sanıp ortamlardan kaçarım.

Hiçbir konuda başarılı olamayacağımı düşündüğüm için hep birine bağımlı olurum.

Bir şey yapmayacağım için zamanla körelirim.

Denemeler yapmayacağım için hiçbir yeteneğimin de farkında olamam.

Bu tabloda da görüldüğü gibi kendimize yapıştırdığımız düşüncenin bize katkısı mı zararı mı olduğunu ince- lediğimizde, ciddi oranda ve uzun vadede büyük kayıplar yaşattığını fark ediyoruz. Belki sorumluluktan kaçarak ge- çici rahatlama yaşarız, ama yaşamımız boyunca bu duygularla yüz yüze kalırız. O halde kural 5: Düşüncemizin ka- zanç ve kayıplarını kıyasladığımızda haklı düşüncenin işlevini ortaya çıkarabiliriz.

• Bir diğer yöntem ise farklı insanlardan bilgi alarak kendimize yüklediğimiz bir düşünceyi test etmektir… Mesela “başarısızın tekiyim” düşüncesi için çevremizdeki arkadaşlarımıza “başarılı& başarısız” olup olmadığımızı sorabiliriz. Onlardan aldığımız cevaplara göre düşüncemizi sorgularız, (Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bizi tanıyanlar, yeterince bizim hakkımızda bilgisi olanlardan cevap almaktır.) Aldığımız cevaplar ile gerçekten başarı- sız olup olmadığımızı test ederken bir yandan da başka insanların bizimle ilgili yorumlarını görmüş oluruz. Bu örneği çoğaltabiliriz. “Sevilen biri miyim, ilgi çekici miyim, uyumlu muyum?” vb. düşüncelerimizi bu yolla düzeltebiliriz. O halde kural 6: Güvendiğimiz kişilerin farklı fikirleri ile kendi fikrimizi test edebiliriz.

Bir diğer yöntem ise düşüncenin doğruluğunu ve yanlışlığını karşılıklı test etmektir. Mesela “kendimi güzel bul- muyorum” düşüncesini doğrulayan kanıtlar ile çürüten kanıtları karşılıklı yazalım.

Düşüncem: Kendimi güzel bulmuyorum

Bu düşünceyi destek- leyen kanıtlar

Bu düşünceyi çürüten kanıtlar

İstediğim kişiler bana bakmıyor.

• Bugüne kadar çok farklı insanlardan beğeniler aldım. Tek kişi be- nim güzelliğimin ölçütü olamaz.

Güzel olsaydım, şuan daha önemli görevde olurdum.

  • Güzelliğimden dolayı ayrıcalık belki alabilirim. Ama güzelliğimle o görevi yapamam.
  • Makyajımı yaptığımda ve şık gi- yindiğimde insanların beni fark e iğini görüyorum.

Çekici olsaydım, eşim benimle daha çok ilgilenirdi.

  • Eşim ile aramız iyiyken kendimi çirkin hissetmiyorum. O zaman benimle ilgileniyor. Sanırım onun ilgisini sorunlarla değil, kendi güzelliğimle ölçüyorum.
  • Ben kendimi güzel bulmadığımı söylesem de, uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarımdan “hala çok güzelsin” sözlerini duyuyorum.

Güzel olsaydım, iste- diğim kişiyle beraber olurdum.

  • İstediğim kişiyle olamam sadece güzellik değildir. Başka engel nedenler olduğu gibi, beni beğenmemesi de bir özgürlük, tıpkı benim de beğenmeme hakkımın olması gibi.
  • Kendimi güzel hissetmem bazen o günüme bağlı. İyi bir günüm ise kendimi güzel hissediyorum.

Güzel olsaydım daha çok sevilirdim.

• Eşim benimle ilgilendiğinde güzel hissediyorum. İlgilenmediğin de güzel hissetmiyorum. Sanırım burada hata yapıyorum.

Bu tabloda da kendimize yapıştırdığımız etiketin ne kadar gerçekçi olduğunu test ediyoruz. Bu tip çalışmalar- da, aksi kanıtlar düşündükçe sayı artmaya başlarken, destekleyen kanıtların ise hem az hem de kanıt olmaktan çok ön kestirim ve algıdan ibaret olduğunu fark ederiz. O halde kural 7: Kendimize yüklediğimiz olumsuz etiketleri kanıtlarla gözden geçirip çürütebiliriz.

  • Düşünce değiştirmede önemli yöntemlerden biri de geçmişin kanıt olarak algılanmasıdır. Mesela geçmişte bir şeyler yaşamamız, bizim hayatımız boyunca aynı şeyleri yaşayacağımız anlamına gelmez. Bu konuda şu telkinleri kullanabiliriz. Geçmişteki “ben”ile şuan ki “ben” çok farklı. Ne “ben” eski “ben”im. Ne de şartlar ve koşullar eskisi gibi. Ayrıca tecrübe ettiğim bir şeyde aynı hatayı yapmam daha az ihtimaldir. Öğrendiklerimle nerede ne yapmam ve ne yapmamam gerektiği konusunda daha fazla tecrübe sahibiyim. Aynı şeyler tekrar olur diye korkmama gerek yok. O halde kural 8: Geçmişte yaşadıklarımı, hep yaşayacağım düşüncesi gerçek ve doğru değildir. Yaşadığımız her şeyden ders çıkarırsak aynı şey başımıza gelmez. Her yaşadığımızdan bir sonraki adımda daha başarılı olacağımız kesindir. Bizler ve şartlar devamlı değişmek- tedir.
  • Etiket düşünceleri değiştirmenin bir diğer yolu da mükemmel olmak ve her şeyi kuralına göre yaşamak zorunda olmadığımızı kabul etmektir. “En iyisini yapmalıyım, başarılı olmalıyım, yapıyorsam en iyisini yapmalıyım, her şey kuralına göre olursa mutlu olurum… ” vb. gibi düşünceler, bizde büyük zorlantı yaratır. Zihnimizdeki, en iyisi, kesin, olmalı, yapmalıyım vb. gibi etiketleri kaldırmalıyız. Bizi zorlayacak, strese sokacak, sanki “gerçekleştiğinde her şey çözülecek” sandığımız barajları ortadan kaldırmalı ve bu inancımızı değiştirmeliyiz. Yıllardır bir şeyleri kontrol altına tutmaya çalıştık. Hep ilerde kötü bir şey olur diye düşünüp kendimizi mutsuz ettik. Peki, gelecek ne zaman gelecek? Gelecek dediğimiz tarih ne zaman acaba? 30 yaş mı 40 mı 50 mi yoksa 60 sonrası mı? Hep bir geleceği garantiye almaya çalışıyoruz, ama geleceğin ne zaman olduğunu bilmiyoruz. 20’li yaşlardayken 40’a kadar bir şeyler yapıp sonra rahatlarız diyoruz. Peki 40’ından sonra sizce birden kişilik değişip rahat bir insan olacak mıyız? Hayır. Fark etmediğimiz sürece hep öyle gergin kaygılı ve mutsuz devam edecektir. O halde kural 9: Mükemmel olmak zorunda değiliz. Her şeyin de bizim istediğimiz ve planladığımız gibi olması gerekmez. Hayatı ve kendimizi rahat bırakalım. Zihnimizdeki mükemmel olma ve mükemmeli yapma düşüncemizi, “elimden geleni yapmak” olarak değiştirmeliyiz.

Düşündüğün gibi değil kitabımdan, satın almak için tıklayınız..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here