Düzelmek İçin İllaki Korkutulmayı ya da Terk Edilmeyi mi Bekliyorsun?

298

Düzelmek İçin İllaki Korkutulmayı ya da Terk Edilmeyi mi Bekliyorsun?

Bazıları o kadar kendine dönük ve her şeyi görmek istediği gibi yorumlar ki; söylediğin şeyleri, verdiğin tepkileri önemsemez. Adeta gördükleri veya görmek istedikleri gibi devam ederler ilişkiye.
Ta ki, sen net ve sert bir davranış gösterene dek…
Bazen kapıyı çarptığında, bazen evi terk ettiğinde, bazen de “Bitti,” dediğinde fark ettiğini iddia edip, harekete geçerler.
Peki gerçekten fark ediyor mu?
Gerçekten bu fark edişler samimi mi?
O ana kadar hiçbir şeyi önemsemeyen biri, kaybetme veya bedel ödeme motivasyonuyla aniden değişebilir mi? Yıllardır onca dil dökmene rağmen bir adım değişimi kabullenmeyen kişinin, aniden 360 derece değişmesi müm- kün mü?
Maalesef buna inanmak çok zor… İnanmamız için uzun bir süreye ihtiyacımız var. İlişkimizi de bazı filtrelerden geçirmek zorundayız.
Zihnimiz bu ani duruma uyum için savunma geliştirir ve aşağıdaki durumları test etmek ister:
1. Fark ettiği için mi çabalıyor, gitmemem için mi?
2. İçten gelen bir değişim isteğiyle mi, yoksa benim bas- kımla mı?
3. Eğer becerebiliyorsa, bugüne kadar neden yapmadı?
4. Beni sevdiği için mi, kendini sevdiği için mi?
5. Köprüyü geçene kadar mı, yoksa kalıcı farkındalık mı?
Bu soruların cevapları ve elde ettiğimiz gözlemlerle onun bu değişimini anlamlandırmaya çalışırız.
Sonradan oluşan bu ani değişim, “acaba”ları da beraberinde getirir. Düşünsenize; yıllardır istediğiniz bir şeyi, tam vazgeçmeye karar verdiğinizde elde ediyorsunuz. Bu sizi kısmen sevindirse de, uzun vadede kırabilir. Tam vazgeçme cesareti ve kararlılığını kazanmışken, yine güvenip o kadar yoldan geri dönmek ve sonrasında tekrar kandırılmak koca- man bir hayal kırıklığı yaratabilir. Hatta öncekilerden daha fazla…
Siz ona şans vermekten değil; tekrar kandırılmaktan, tekrar hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyorsunuz.

Ali son zamanlarda bir tuhaf olmuştu. Tahammülsüz, en küçük strese katlanamayan, mümkün olduğunca baş başa kalmak istemeyen ve sürekli elinde telefonla oynayan bir adam haline gelmişti. Bir şeylerin ters gittiğinden emindim. Ama beni aldattığını değil, işlerinin yoğunluğundan dolayı kabuğuna çekildiğini düşünüyordum.
Mesela, son zamanlarda, gün içinde beni aramıyordu. Son altı aydır beni daha fazla eleştiriyor, kilo aldığımı, ken- disiyle ilgilenmediğimi söylüyordu. Oysa ben elimden geldiğince onunla ilgileniyordum. Lakin sanki bana sataşmak için bahane arıyor gibiydi…
Benden bu kadar şikâyetçiydi, ama kendisi bu ilişki için neredeyse hiçbir şey yapmıyordu. İlk iki yıl hariç benimle sohbet etmemiştir. On yıldır, çocukların olmadığı baş başa bir organizasyon yapmadı. Belki on yıl içinde bana “Seni seviyorum,” bile demedi. En azından ben hatırlamıyorum. Yani adeta işkolik, ama bir o kadar da ilgisiz bir adamdı.
Bir ay önce o duştayken, bu tuhaf durumun yarattığı belirsizlik stresiyle telefonunu kurcaladım. Mesajları okurken gözlerimden dökülen yaşlar farkında olmadan telefonuna akmış. Başımı kaldırdığımda, Ali karşımda şaşkın ve kork- muş bir şekilde bana bakıyordu. Diğer kadınla yazışmalarını yakaladığımı anlamıştı. “Bunlar ne?” diye bir çığlık attım. Sonrasında kontrolsüz bir şekilde ağlamaya başladım. Önce telefonunu izinsiz karıştırdığım için beni suçladı. Üste çıkmaya çalıştı. Sonra, “Düşündüğün gibi değil, açıklayabilirim,” demeler başladı. Ama açıklanacak bir şey yoktu. Ben göreceğimi görmüştüm. Her şey çok netti. Gelen “seni özledim”, “seni seviyorum” mesajları, Ali’den giden “ben de” cevapları ve daha neler neler.
Ali ayaklarıma kapandı. Ağladı, özür diledi. “Sadece gönül eğlendirmeydi,” dedi. “Senden başka kimseyi sevmi- yorum,” dedi. Evet, evet, bana “Seni seviyorum,” bile dedi. Belki on yıldır yan yana kullanmadığı iki sözcüğü, ilk defa bir cümlede beraber kullandı. Tabii ki inanmadım. İnanır mıyım? Hele ki yazışmaları gördükten sonra… Zaten yazış- maları görmemiş olsaydım ve Ali pat diye gelip “Seni seviyorum,” deseydi de inanmazdım ki. Bu adam pat diye bunu söylüyorsa, ya bir şey isteyecek ya da bir halt yemiştir diye düşünecektim. Ali, birden bire sevgi pıtırcığı olmuş, daha önce yapmadığı her şeyi yapma sözü vermiş ve bana delice âşıkmış gibi davranan bir adama dönüşmüştü.
Sevgili Ali, neden bu olay patlamadan önce böyle değildin?
• Neden aldatma ortaya çıkmadan önce, bu kadar çok sevdiğini söyleyemiyordun?
• Neden senin için bu kadar çok değerli olduğunu, ona daha önce hissettirmiyordun?
İllaki terk mi edilmen mi lazım?
• Bir hata mı yapman lazım?
• İllaki haksız mı olman mı gerek?
• Çaresizliğinle yüzleşmen şart mı?

Neden insan, bir dış uyarı olmadan doğru davranmaz ki? Hem son anda verdiğin sözler, ettiğin yeminler, yaptığın eylemler ne kadar inandırıcı olabilir ki? Sanıyor musun ki yoğun ilgi ve sevgi bombardımanınla yıktığın güveni, kırdığın kalbi hemen tamir edeceksin

Kandırıyorsun!
Kanıyorsun!
Tam ayrılmaya karar verirsin, tam netleşirsin, tam kendi kararlarını uygulamaya koyarsın ki karşıdaki birden U dönüşü yapar ve o güne kadar yapmadıklarını yapmayı vaat eder.
Bir insanın ilişkisel sorumluluklarını alması için, illaki terk edilme tehdidi yaşaması mı gerekiyor?
Bir insanın olumsuz davranışlardan uzak durması için, illaki cezalandırılması mı gerekir?
Oysa ilişki bir eğitim şekli değil ki…
Oysa ilişkiler, ergenliğimizi yaşama alanımız değil ki…
“Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur,” atasözümüz ne güzel özetliyor bu durumu… Kaybettiğimiz- de ya da kaybedeceğimizi hissettiğimizde “değer” verip, ciddiye alıyoruz. Çoğu insan sahip çıkma ve sahiplenme korkusuyla motive olmakta… Yani kaybetme korkusu sev- giyi aktive etmekte, bu nedenle de sık sık patlamalar ve terk etmeler yaşanmakta… İnsanın sevgisini ve pozitif duygu- larını göstermesi için, kaygılanması veya korkması gerekir mi? Eğer böyle motive oluyorsanız, farkında olmadan patla- maları da siz yaratırsınız. Olması gereken bir iletişimi bile kavga ve gürültüyle yapmaya çalışırsınız.
Bazıları hayatındaki insanın gidişini bir sevginin yitirilişi değil, makinenin bir parçasının kaybedilişi olarak algılar. Bu nedenle “Sistemin yürümesi için parçanın yerine konulması gerekir,” düşüncesiyle çabalarlar. Bu bencillik, bazen de bağımlılıktır aslında.
Sonuçta onu kaybetmek istememek, kişinin kendisi için yaptığı bir eylemdir. Bu eylemin altında “işe yararlılık” olduğu gibi, “sevgi-sevgilinin yitimi kaygısı” da olabilir. Bu tip artçı depremler, hem terk etmeyi düşünenin hem de terk edilenin kendisiyle yüzleşmesini sağlayabilir.
Terk edilmeyi son anda fark edenin değişimi samimi mi?
Bu sorunun çok net bir cevabı yok. Lakin süreç bunu test edecektir. Durumu kurtarana kadar uyumlu ve bekle- neni veren birinin, kriz geçtikten sonra fabrika ayarlarına dönmesiyle samimiyetsiz olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu durumda şayet şans verilecekse, sınırların çizilmesi ve bek- lentilerin netleştirilip iki tarafın da oy birliğiyle deneme sürecine girilmesi gerekir.
Şayet krizler durumu kurtarma yöntemleriyle aşılırsa, her kriz kendini yeniler. Yinelenen krizler, öğrenilmiş çare- sizlik sendromunu doğurur. Kişi zamanla bu krizlere çözüm bulamayacağını düşünür ve boyun eğici şemalarına yenik düşer. Krizi yaratansa, tepki görmeme ve bedel ödememe rahatlığıyla döngüyü devam ettirir.
Önemli olan, kalıcı iyilik hali sağlamaktır.
Çoğu çift, kriz dönemlerinde çözüme değil barışmaya odaklanır. Oysa barışmak sorunu çözmek değil, gerginliği azaltmaktır. Çözmek için barışmak gerekse de; barışmayı sa- dece iletişime geçme ve gerginliği azaltma amaçlı kullanan, sorunları da ertelemiş olur. Barışmanın getirdiği rahatlama ve sakinlemeyle, çözüm aşaması bir sonraki krize ertelenir.
Ne olursa olsun, barışma sonrası sorun ele alınmalıdır. Sorunun çıkış nedenleri, beklentiler, öneriler konuşulmalı- dır. Geçici gerginlik için kalıcı çözümü konuşmaktan kaçınılmamalıdır.

 

Bütün Aşklar Tatlı Başlar kitabımdan, satın almak için tıklayınız.

 

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here