Halktan ve halkın sorunlarından kopuk bir çalışma, karşılık görmez

184

Serhat Yabancı çok okunan kitapları olan, anlatım dili ve farklı bakış açısıyla gündemde yer edinen yazarlarımızdan. Terapist Serhat Yabancı ile uzmanlık alanı olan psikoloji ve edebiyat konularında farklı perspektifleri barındıran bir söyleşi gerçekleştirdik.

Tülin Zengin (TZ): Benjamin Franklin ‘Eğer unutulmak istemiyorsan ya okunacak şeyler yaz ya da yazılmaya değer şeyler yap’ der. Siz okunacak şeyler yazıyor ve yazılmaya değer insan hikâyelerinden ilham alıyorsunuz.  Anlatım diliniz ve bakış açınız insanların hayatlarında karşılığını buluyor. Bu kadar değer üreten bir yazarın okuma ve yazma serüvenini öğrenebilir miyiz?

Serhat Yabancı (SY): Okumayı da yazmayı da her zaman çok sevdim. Adeta bir terapi gibiydi benimkisi. Zamanla aldığım eğitimler, çalıştığım alandaki kazanımlar ve toplumsal gözlemlerim ile yazma hazzımı paylaşmaya karar verdim.

Solak olduğumdan olacak her halde, yazım oldukça çirkindir. Bu durum, yazılarımı uzun süre küçük kağıtlara özet olarak yazmama neden oldu. Defter tutmadım. Zaten tutsam da muhtemelen zor okuyacaktım. Küçük kağıtlara başlıklar yazarak biriktirdim. Bilgisayar aktif olarak hayatıma girdikten sonra bunları toparlamaya başladım.

Hala arka cebimde günlük notlarımı aldığım kağıtlar var. Akşam eve gittiğimde çıkarır, bakar zihnimdekini yazıya anlamlı hale getirerek geçiririm.

(TZ): Sizce yazmak mı okumak mı değerli? Kıyas yapabilir misiniz?

(SY): İnsan okumadan yazamaz. Bir yerden sonra patinaja düşer. Yazarlar bu durumu “tekrara düşmek” diye ifade eder. İşte öyle. İnsan da yazmak istiyorsa iyi data toplamalıdır. Gözlem ve okumak bunun en önemli iki kaynağı.  Her iki kaynağın iyi bir sentez ile bütünleşmesi ise müthiş bir ürün çıkarır ortaya. Mesela kıskançlık konusunu yabancı kaynaklardan okusanız da ülkemizde uygulamanız zor olur. Yadsınamayacak kadar din, töre, gelenek etmenlerimiz var. Ülkenin gerçeklerini de gözlemleyerek araştırarak ancak elde edebilirsiniz. Yani halktan ve halkın sorunlarından kopuk bir çalışma, karşılık görmez. Hele ki sorunlar veya çözümler yani farkındalıkla ilgili yazıyorsanız çok daha zor..

(TZ): Her hafta bir kitap bitirdiğinizi biliyoruz. Nasıl okursunuz?

(SY): Bana günlük yaşamda arkadaşlık eden, yanımda ya da aracımda taşıdığım arkadaş kitaplar ediniyorum. Gün boyu, yol arkadaşı gibi, gittiğim her yerde arkadaşlık ediyor bana. Bankada sıra beklerken, parkta dinlenirken, bir bardak çay içmek için oturduğum kafede, okuyorum.Bir oturuşta bitirmek yerine hazmederek ve analiz ederek okuyorum. Benim için bir kitap, okunup bitmemeli. Arada tekrar göz atılmalı, arada o dünyaya girilmelidir. Sayfalarda gezintiye çıkılmalı. Bir cümlenin ahenginde duygusal ritimler tutulmalı.

Özellikle alanımla ilgili kitapları çok detaylı seçerim. Altını çizerim. Üzerinde analiz yaparım.  Özet çıkardığım kitaplar bile vardır. Hatta yazarına mail atıp sataştığım.

(TZ): Kitap (edebi roman, hikâye, şiir, deneme) okuma ile insan psikolojisi arasında bir ilişkiden bahsedebilir miyiz?

(SY): Bahsettiğiniz kitaplar duygu odaklı terapi için oldukça geliştiricidir. Duyguyu fark etmek, hissetmek, yüzleşmek..  Salt akademik yayın, bilişsel farkındalık yaratırken, duygusal körlüğü es geçebilir. Bu nedenle roman, hikâye, şiir deneme niteliğindeki eserleri de kişisel gelişim için faydalı olarak görür danışanlarıma da öneririm.

(TZ): Okumak, bireyin kişisel ilişkilerindeki beklenti düzeyini olumlu yönde değiştirir mi?

(SY): Ne okuduğunuza bağlı.  Son zamanlarda kişisel gelişim furyasında narsistik özellikleri ön plana çıkaran yayınlarla karşılaşıyoruz. “Boş ver, takma, salla gitsin, kafama takmam, sen en iyisin” vs. içerikli eserlerin kişiyi olumlu geliştirdiğini sanmıyorum. Kaba tabirle gaz verip, sorunun kökenini hatta sorunun kendisini yok saymaya neden olmaktadır. Bazıları da sadece tamamen kaderci ve spritüel kavramlarda bunu yapmaktadır.

İşte bu noktada ne okuduğunuza da bakmak gerekli.  Doğru kişisel gelişimin ilk şartı, akılcı ve bilimsel alt yapısı olmasıdır. Aksi taktirde okurken keyif alır, kitap bittikten sonra fabrika ayarlarına geri dönersiniz.

Her kitabı değil, ihtiyacınız olan kitabı,

Her yazarı değil, size uyan yazarı okuyun derim.

(TZ): Ben edebiyatın duygu durumumuzu iyileştirdiğini düşünüyorum. Duygularımızı ve algımızı sağaltmak için psikoloji bilimi ne zaman devreye girer? Bireyin algıları neye göre ve nasıl değişir?

(SY): Algılarımız, öğrenme çevre ve mizacın bileşimiyle oluşur ve zamanla inanca dönüşür.  Hayata bakış açımızı, acımızı da mutluluğumuzu da şekillendirir. Kısacası düşündüğümüz (algıladığımız) gibi hissediyoruz. Hislerle çalışmak da işe yarar ama esas olan algı şeklimizi otopsiye tabi tutmaktır. “Algını değiştir, hayatın değişsin.” derim genelde. Bu noktada da duygu durumunun dinginliği için edebiyat, duyguların kaynağı olan düşünceleri için de bilişsel yöne hitap eden eserler faydalı olur. Duygular, olaylarla tutarlı değilse, psikoloji devreye girer. Uzayan acı, yaşanmayan acı gibi durumlar da psikolojinin alanına dalınır.

(TZ): Tahsilimiz arttıkça evliliklerde sorun mu yaşıyoruz?

(SY): Tahsil veya iş gücüne katılım evliliği yıkmaz. Eğitimin kötü bir duruma neden olduğunu iddia etmek, eğitimsiz insanların iddiasıdır. Eğitim de üretim de evliliğe zarar vermez. Sadece insanlar yanlış algıladıkları veya yanlış güç kaynağı gördükleri için işe girerse, eğitimi artarsa ayrılma ve boşanmaya başvuruyor. Burada kararı aldıran eğitim değil, kişinin kişisel algısıdır.  Doğru eğitim, problem çözme becerisi kazandırır. Bizde ise eğitim, sadece para kazanma veya meslek edinmeye yaradığı için mühendislik eğitimi ile evlilik sürdürmeye veya coğrafya eğitimi ile boşanma kararı almaya çalışıyoruz.

Oysa evlilik ve ilişki sürdürme ders olarak okutulmaz. Aileden çevreden ve kişisel çabayla öğrenilir. Tabi bu çabanın da karşılıklı olması gerekir.

(TZ): Aşk edebiyatı ve romantizm bir evliliği devam ettirmede etkili midir? Sorunlu evlilikleri “aşk edebiyatı” kurtarır mı?

(SY): Evliliği ne çocuk ne roman ne de edebiyat kurtarır. Evliliği, iki tarafın çabası ve farkındalığı kurtarır. Aşk edebiyatı, duyguyu uyandırır, hisleri aktive eder ama bu bir tedavi veya çözüm değil sadece destekleyici bir motivasyon kaynağı olabilir.

Aşk edebiyatı bir keyiftir. Okurken ve yazarken.. İlişkilerde de duyguyu okşar.

(TZ): Duygusal ilişkiler edebi yönü kuvvetli aşk sözleri ile şiirler, öyküler ve aşk şarkılarından beslenerek başlıyor. Fakat evliliklerde edebi aşk yerini psikolojik danışmanlığa bırakıyor. Size göre evlenirken edebiyat psikolojiye el mi veriyor?

(SY): Evlilik özü itibariyle flörte göre daha az heyecanlı ama daha fazla güvenli ilişki şeklidir. Böyle olunca da duygu ve romantizm düzeyi orta ama güvenli düzeydedir.  Şiir, ilan-ı aşk, öyküler vs. evlilikte daha az kullanılır. Flört dönemindeki kaybetme kaygısı, kavuşamama ve hayaller edebiyata ihtiyacı arttırıyor.  Flört döneminde daha çok paylaşım esas alınıyor. Duygusal, sosyal, tensel.. Paylaşım odaklı olduğu için diğer tarafta uyuyan farklılıklar ve çatışmalar, duyguların tatmin olması veya olmaması ile kendini göstermeye başlıyor. Aşkın bir ömrü olduğunu varsayarsak, vefatı genelde evlilik süresine denk geliyor. Allah rahmet eylesin, diyoruz ve sorun nedir?  Demeye başlıyoruz..

(TZ): 4 kitabınız var ve kitaplarınız okuyucular tarafından altı çizilerek okunuyor. Eserlerinizde güncel ilişkilerdeki sorunlara değiniyorsunuz. Kitaplarınızda net çözüm önerileri de var. Bize kitapları kaleme alma serüveninizden bahseder misiniz? Hangi psikoloji ile yazıyorsunuz?

(SY): Üniversitelerde söyleşilerimde, yazarlık eğitimlerinde hatta kitaplarımda da bu konuda hep aynı şeyi söylerim: “ Deneyim+ eğitim+ gözlem.” İlişkiler konusunda yazmak, cesaret ister. Çözüm odaklı yazmak ise donanım. Düşünsenize özel ilişkiler için genel analizler yapıyorsunuz ve çok geniş bir okur kitleniz oluyor. Ve sadık bir kitle.  Bırakıp giden değil. Bilginizin ve çözümünüzün de toplumun gerçeklerine uygun olması, halkın gerçeklerinden kopuk olmaması gerekir. Ayrıca, anlaşılır bir dil ve akıcı bir üslup olması gerekir.

İnsanımız artık, salt akademik dili de salt ütopik dili de sevmiyor.  Gerçekçi bir dil ve içerik istiyor. Ben de böyle yazdım hep. Kitap yazmaya da okuduğum altı boş kitaplar sayesinde başladım. Kötü komşu ev sahibi, kötü kitap yazar yapıyormuş demek ki.

İyi bir gözlemci olduğumu, psikoloji ile sosyoloji sentezlediğimi düşünüyorum. Bu durum, sosyolojik gerçekler ile psikolojik alt yapı ilişkisini daha iyi ortaya koymamı sağlıyor.

(TZ): Yeni bir eser var mı ufukta; mesela psikolojik bir roman?

(SY): Roman konusunda denemem olmadı.  İtiraf etmem gerekirse, zor buluyorum. Oldukça da geniş bir zaman lazım. Şu an için buna uygun bir yaşam tarzım yok. Ama ilerde düşünmüyor değilim.

Yeni eser olarak, beşinci kitabımı bireysel ve ilişkisel noktaları birleştiren bir eser olarak planlıyorum.

(TZ): Okuyucularımız için alanınızla ilgili kitap tavsiyeniz olabilir mi?

(SY): Kitap isimleri: Sınırlar, iyi hissetmek, hayatı yeniden keşfedin.

 

Yaka Dergi:  Tülin Zengin in roportajı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here