Kendini Mutlu Eden Biri Olabilmek

490

Kendini Mutlu Eden Biri Olabilmek

Kendini mutlu etmek için, cesaretini bileğine değil, yüreğine aktar. Doğru bildiklerin için, mutluluğun için, prensiplerin için sonunu düşünmeden “buradayım”, “ben buyum”, “bu benim düşüncem” demekten çekinme. Bun- ları söyledikçe bak göreceksin zamanla o ilk anlardaki tedirginliğinden eser kalmayacak.

Kendini mutlu etmek için, insanları değiştirmek yerine, onların sana davranışlarının değişmesini sağla. Hangi karakter olursa olsun, sıra sana geldiğinde nasıl davran- maları gerektiğini ancak sen öğretebilirsin. Sınırlarınla ve net duruşunla. İşine gelmeyeni kaybetmekten korkma. Çünkü ya seni üzerim ya seni terk ederim diyorsa, seni ancak terk ederek mutlu edecektir. Niteliksiz olduktan sonra niceliğe takılma. Unutma ki on tane bir lira da on lira eder, iki tane beş lira da…

Kendini mutlu etmek için, adamına göre değil, kişiliğine göre davran. Kim bana nasıl davranırsa ben de ona öyle davranırım yönteminden vazgeç. Senin bir duruşun olsun. Sen insanlara göre şekil alırsan bir şeklin olmaz. Sen net ol. Tam ol, tutarlı ol, düz ol. Onlar ya sana uyar ya da başkasına gider. Seni kabullenen seni değiştirmeye çalışmaz. Seni olduğu gibi kabullenir bu da hem seni hem de onu geliştirir.

Kendini mutlu etmek için, cennetin de cehennemin de zihninde olduğunu bilmelisin. Yaşama ve yaşadığın olaylara verdiğin anlam, senin mutluluğun olacaktır. Mutlu olmak için sürekli zihinsel egzersizler ve “bu olaya farklı nasıl bakabilirim” denemeleri yaparak, sağlıklı düşünmeyi otomatikleştirebilirsin.

Hepimizin şartları aynı değil, ama şartlarımıza göre mutlu olmamız mümkün. Paranın gücünü yok saymak mümkün değil. Ama olmayan bir şey için mutluluğumuzu ertelememeliyiz. İllaki belli bir ekonomik güç veya belli bir düzey sahibi olmamız gerekmez. Her düzeyde bile mutlu olmak için yöntemler mevcuttur. Çünkü bizi mutlu eden her şey paraya bağlı değildir. Paylaşmak, spor yapmak, hobilerle uğraşmak şükretmek çalışmak gibi…

 

Düşün en mutuz olduğun anı,

Değdi mi sence o kadar üzülmene?

Ne kadar işe yaradı üzülmen?

Ne kazandın bu trajedide?

Bugün aynı olayı yaşasan aynı şekilde üzülür müsün?

Aynı şekilde dibe batar mısın?

Batmamalısın, üzülmemeli, tecrübe etmelisin.

Neden mi bu kadar çok üzüldün?

Seni çok üzeni ya hayatının merkezine koydun?

Ya da hayatını onun üzerine kurdun?

Ya sessiz kaldın ya sürekli alttan aldın…

Şimdi düşün,

Nedenler değişmeden sonuçlar değişir mi?

Kimsenin üzerine hayat kurmamayı,

Sürekli alttan almakla sorun çözülemeyeceğini Fark ettin mi?

Unutma;

Hayat senin hayatın,

Hayatının kalitesinin ve yönünün

Sorumlusu da sensin.

Kendi küreğini çekmedikçe,

Hiçbir rüzgârın sana faydası yok.

Kendini mutlu etmek için, seni üzen insanlara direnme. Onları değiştirmeye de kalkışma. Seni defalarca üzen birisine beni neden üzüyorsun diye sorma. Dön ve kendine sor, neden hala izin veriyorum diye.

 

Mutluyum,

Çünkü kimsenin eline bakmıyorum, isyan etmiyor devamlı şükrediyorum.

Çünkü her şeyin peşine düşmüyor, her hatayı büyütmüyorum.

Çünkü dostlarımı aksatmıyor, ailemi seviyorum.

Çünkü kul hakkı yemiyor, beddua almıyorum.

Çünkü insanları kınamıyorum,

Çünkü beni sevmeyene kendimi sevdirmeye çalışmıyor, olduğum gibi sevilebileceğimi biliyorum,

Çünkü kendimle barıştığım, kimseyle kıyaslamıyorum,

Çünkü yaşamak istediklerimi ertelemiyor, yeri ve zamanında yaşıyorum.

Çünkü önyargısı olana laf anlatmıyor, beni anlamak isteyene nefes tüketiyorum.

Çünkü gidenin peşinden koşmuyor, kalmak isteyene emek veriyorum.

Çünkü beni seveni kaybetmekten korkuyorum…

Kendini mutlu etmek için, kendine ne kadar çok güvenirsen başkasından o kadar az şey beklersin. Az şey beklediğin için kırılmışlıkların az olur. Hayal kırıklıkların az olur. Sen en iyisi en çok mutluluğu kendinden iste. N’olur n’olmaz, beklenti hep yaralar.

Kendini mutlu etmek için, sürekli hata yapanları ve seni sürekli üzenleri affetme. Çünkü birincisi hata, sonrakiler tercihtir. Sürekli affetmek, onu cesur seni değersiz kılar. Unutma ki, sürekli affettiğin kişi sana karşı profesyonel bir saygısız olur.

Kendini mutlu etmek için, yaşadıklarını olumlu da olumsuz da olsa unutma. Sadece affet. Çünkü unutursan, onun sana kazandırdığı tecrübeyi de unutursun. Ve aynı şeyi tekrar yaşarsın…

Kendini mutlu etmek için, biten ilişkilerine saplanmamalısın. Eğer ikiniz de doğru bulsaydınız bitmezdi. Bitmişse, bu senin için hayırlara vesiledir. Niye olmadığını belki sonra bileceksin, belki hiç bilemeyeceksin. Ama nedenleri asla unutma. Unutma ki hiçbir ilişki basit bir nedenden dolayı bitmez.

 

Şükürler olsun diyebilmeli insan.

Ben hiç bir zaman karşılık için sevmedim…

Verdiği kadar vermediği de benim için bir değerdi.

Çünkü verdiği nimetti bu dünyamı güzelleştirdi,

Vermediği ile de sınava çalıştırdı, ahirete hazırlattı.

Şükürler olsun diyebilmeli insan.

Karşılık beklemeden iyilik yapabilmek,

Pazarlıksız ve hesapsız dost olmak,

Nedensiz sevmek ve bağlı olmak…

Şükürler olsun diyebilmeli insan.

Verdikleri için de vermedikleri için de

Sevebilmeli insan yaratanı,

Çünkü yaratanı sevmek, insanı sevmek,

İnsanı sevmek, yaratanı sevmektir.

Kendini mutlu etmek için, vazgeçilmez olduğunu düşünme. Sen de vazgeçilmezsin, başkasından da vazgeçebilirsin. Hiç kimsenin kendisini sana vazgeçilmez veya son şans olarak dayatmasına izin verme. Çünkü bu hayatta hiç kimse vazgeçilmez ve son şans değildir.

Kendini mutlu etmek için, kendini tanı. Senin kendi gerçeğin, kendinle ilgili gerçek fikrin olsun. Eğer senin, kendinle ilgili gerçekçi algın yoksa, başkasının senin hakkındaki düşüncesi, senin gerçeğin olur.

Bu hayat benim.
Ben önemli ve tekim,
Doğuştan bazı güçlerle dünyaya geldim, Kendini mutlu etmek için,
Bu güçlerimi fakm etmeliyim,
Bunları fark etmek için ise,
Sürekli denemeliyim ve yöntem öğrenmeliyim, Kimsenin gücüne muhtaç değilim,
Diğer insanlar benden daha güçlü değil, Sadece kendi potansiyellerine inanıyorlar, Yapmam gereken kendime ve gücüme inanmam.

Mutlu olmak, kendine olan borcundur. Bu borç, başkası tarafından ödenmez. Kendini ne kadar mutlu edersen, başkasından o kadar az beklentin olur. Bu borcu ödemek için taşıma su yerine sabit kaynaklar edinmelisin. Taşıma su ile mutlu olunmaz. Ancak anlık rahatlık verir.

Eğer sağlam kaynaklar istiyorsan, öncelikle sosyal bir insan olmalısın. Arkadaşların olacak, onlarla zaman geçirmelisin. Küçük anlaşmazlıklardan dolayı onlardan ayrıl- mamalısın. Kendini onlardan üstün görmemeli, onlarla derin ilişkiler kurabilmelisin.

Arkadaşlarınla ilişkin, iyi hissetmek-iyi hissettirmek ve karşılıksızlık odaklı olmalı. Sadece iş görmek, menfaat odaklı olursa, kullandığın kadar kullanılırsın. Sen zaten iyi bir arkadaşsan, onlar zaten sana her zaman yardımcı olacaktır. Bu doğal süreçtir.

Sana faydası olduğu için dostlarını sevmemelisin. Sen onları her durumda sev. İnsanlar sevdiklerine zaten her zaman destek olurlar. Sadece mutlu olduğun ve iyi zaman geçirdiğin insanlarla kalıcı dostluklar kurabilirsin. Bunları paylaşamadığın insanlarla arkadaşlığı derinleştirmeye gerek yok. Herkesle anlaştığın kadar samimi olursun. Ne kadar güveniyorsan o kadar güven yüklemelisin. Güvenmediğin bir ilişkiye, güven gereken paylaşımlar yüklememelisin.

İlişkilerin samimiyet içermesi için pazarlıksız ve yatay olmalıdır. Arkadaşlık ve dostluk, duygu işidir. Farklı düşünen ise ticaridir. Herkesin seni sevmesini istememelisin. Senin de sevmediklerin var.

Hobilerin olacak. Hayatı tek odaklı yaşamayacaksın. Hayatın, iş, çocuk, ev veya eşten ibaret olmayacak. Sevdiğin aktiviteleri keşfedeceksin. Bunlar senin hobin olacak. Seni, günlük sorunlara ve sıkıntılara karşı şarj edecek. Hobilerinle kafanı dağıtacaksın. Zihninde büyüttüğün sorun- ları olması gerektiği düzeye indireceksin. Hobilerinle gev- şeyeceksin. Saplantılardan uzaklaşacaksın. Aynı zamanda, hayatın tek bir amaç olmadığını göreceksin.

Şükretmelisin. Hem sahip oldukların için hem de var olduğun, sağlıklı olduğun için. En başta el âlemin eline bakmadığın için. Sağlıklı oluşun için her zaman şükret. Nefes aldığın için, aile ve akrabaların olduğu için, seni se- ven dostların olduğu için, prensiplerine uygun yaşadığın için, içindeki başarma gücüne sahip olduğun için, işin için, eşin için, çocukların için şükretmelisin.

Kendini sürekli tanımaya çalışmalısın. Zayıf yönlerinin farkında olmalısın. Bunlarla barışık olacaksın. Yüz- leşeceksin. Reddetmeyeceksin. “Evet, şu konuda zayıfım” diyebileceksin. Ret edersen kendini geliştiremezsin. Yok saydığın bir sorununu çözemezsin Değer verdiğin ve güvendiğin insanların önerilerine kulak vermelisin.

Her attığımadımda, her yaptığım aktivitede mekanik bir fayda hesabı yapmak yerine, kendimi iyi hissetmek ve mutlu etmek odaklı yapıp spontane yaşamalıyım.

Kendimi mutlu etmek için yaşam amacım olmalı.

Yaşamanın amacıdır bizim mutluluk durumumuz. Ne için, neler için yaşıyorsak ona göre de bu dünyada keyif alıyoruz. Para kazanmak için mi, sosyal itibar için mi, yemek için mi, birikim için mi ibadet için mi? Daha yüzlerce neden sayabilirim. Hepimizin yaşam amacı olmalı. Ama tek bir amaçla sınırlandırmadan. Mesela tek amacımız iş hayatında başarılı olmak olmamalı, ama iş hayatında başarılı olmak da amaçlarımızdan biri olmalı. Mesela anlık hazlar peşinde olmamalı, ama anı da yaşamak olmalı amacımız.

Yaşam amacı belirlerken tek bir amaç yerine, yaşam alanlarımıza göre amaçlar edinmeliyiz. Birden çok ama- cımız olduğu için birçok alanda hem aktif olur hem de birden çok mutluluk kaynağına sahip oluruz. O halde kendimizi mutlu etmek adına bir tek amaç yerine, yeri ve zamanına göre değişen, kısa veya uzun süreli hedefler ile amaçlarımıza ulaşmaya çalışırız. Birden çok amacımızın olması, birden çok alternatifin de olması anlamına geleceği için çaresiz/seçeneksiz kalma sorunu da yaşamayız.

Birden çok amacımızı, üst çatıda “mutlu olmak” amacına bağlarız. Yaşamımızda bütün çabamız mutlu olmak için olduğuna göre seçeceğimiz küçük amaçlar, bizi farklı yollardan ve farklı tatlardan mutluluğa götürecektir. Herkesin mutlu olma şekli ve yöntemi farklı olacağına göre ortak bir amaç ve hedef seçmek istenmeyen sonuçlara neden olabilir.

Hayatımızdaki kişi/kişiler, bizi mutlu eder, ama daha çok görev olarak değil, paylaşım olarak bunu yaşatır. Beraber bir şeyler yaparız ve mutlu oluruz-ederiz. Ama bu bir görev olarak değil, içten gelen gönüllü bir durumdur.

Birine yapışıp kalırsak, zihnimiz zamanla körelmeye, çözüm ve alternatif üretme yeteneği kaybolmaya, karar verme gücümüz ise zayıflamaya başlar. Her şeyi ona sorar, kararları ona aldırırız. Bu ise zayıf olan durumumuzu daha da zayıflatır ve gün geçtikçe daha fazla ona bağımlı, hatta saplantılı hale geliriz.

Oysa her insan doğuştan itibaren kendini mutlu edebilecek kadar güce ve potansiyele sahip bir şekilde dünyaya gelir. Her ne kadar sonradan bu gücünü kullanamaz veya köreltmiş olsa da bu güç onun içinde her zaman da vardır. Sadece fark etmesi ve inanması gerekir.

Potansiyelimin farkında olmalıyım.

Fatma, 25 yaşında özel şirkette mühendis olarak çalışmaktaydı. Beş yıldır evliydi. Öncesinde 2 yıl eşiyle flört etmişlerdi. Evliliği çok kötü gidiyordu. Evlilik sadece Fatma’nın aidiyet duygusunu tatmin eden tek bir niteliğe dönüşmüştü. Duygusallık, cinsellik, iletişim ve sosyal paylaşımlar hemen hemen hiç yoktu. Aslında kendisi de eşi gibi yürütülemeyeceğini biliyordu. Ama kopamıyordu. Birine ait olmadan yaşama düşüncesi bile Fatma için acı vericiydi. Oysa diğer yandan sürekli kavgalar, tartışmalar, bazen aylarca süren küslükler devam ediyordu. Aslında Fatma boşanmayı istiyordu, lakin sonrasını sürdürememe kaygısı nedeniyle sürekli vazgeçiyordu.

Zil çaldı. Gelen eşi Ahmet idi. Üzgün ama kararlı bir ifadesi vardı. Ahmet içeri geçti, elini yüzünü yıkadı, sofraya oturdu. Fatma tam neyin var diye soracaktı ki,

Ahmet: Ben artık yürütemeyeceğim. Ben boşanmak istiyorum.

Fatma: Ne diyorsun Ahmet sen, ne boşanması? Biz bugün barıştık ya. Nerden çıktı şimdi?

Ahmet: Fatma, bu, bugünlük bir durum değil. Biliyorsun ki biz 5 yıl boyunca sürekli kavga ettik. Bu 5 yılın en az yarısı küs geçti. Aslında düşündüm de zaten kâğıt üzerinde evlilik yürütmüşüz. Öyle değil mi?

Fatma: (ağlarken) Haklısın.

Ahmet: Bu konuda benim gibi düşündüğünü biliyorum. Lakin sen sonra yalnız kalma korkusuyla baş edemeyeceğin için sürekli vazgeçtin. Ama artık ben bu konuda geri adım atmayacağım. Senin korkularından dolayı kendi hayatımı mutsuzluğa bırakamam.

Fatma: Ben hep bu korkuyla yaşadım. Kendimi buna hiç hazırlamadım. Ama gel gör ki beni istemeyen birini nasıl zoraki evlilikte tutabilirim ki. Zaten benim sorunum boşanmamak değil, boşandıktan sonra yapamama korkusu.

Konuşma uzayıp gitti. O gece masadan ayrılık kararı çık- mıştı. Bu karar en çok Fatma için ağırdı. Çünkü yıllardır hep birinin desteğiyle hayatını sürdürdü. Artık desteksiz kalmıştı. En çok “bundan sonra nasıl mutlu olacağım, yalnızlığımı nasıl gidereceğim” kaygılarıyla boğuşuyordu. Altı ay içinde boşandılar. Fatma, kendine bir ev kiraladı. İçini kendi isteğine göre az eşyayla döşedi. İlk zamanlar çok ağlıyordu. Sonra bu böyle gitmez dedi ve arkadaşlarıyla zaman geçirmeye karar verdi.

Sık sık arkadaşlarıyla buluşmaya başladı. Zaman geçtikçe, “aslında insanlar benimle sohbet etmekten ve zaman geçirmekten keyif alıyorlar” demeye başladı. Sonra spor salonuna yazıldı.

Kiloları azaldığı gibi kendini daha dinç ve dinamik hissediyordu. Bu arada yıllardır özlemini kurduğu resim kursuna yazılmaya karar verdi. Resim kursuna yazıldıktan sonra yeteneğinin farkına vardı. Yılsonunda kurs sergisinde resimleri görücüye çıktı.

Bu arada sürekli birilerini arayan ve boşlukları doldurmaya çalışan biri olmaktan çıkıp, aksine, evde tek başına zaman geçirmekten keyif alan, boş zamanlarını resim yapmaya, kendini geliştirmeye ve hobilerini sürdürmeye çalışan biri haline dönüştü.

İşyerindeki arkadaşları da onun enerjisi ve mutluluğundaki farkı sürekli kendisine ifade ediyorlardı. Fatma, geri dönüp baktığında, başaramama kaygısı ve kendine yetememe kaygısının onu ne kadar rehin aldığını fark etti. Artık Fatma’nın kendilik algısı “istersen yapabilirsin yeter ki dene” idi.

Bu hikâyede Fatma, kendisini sürekli eşine bağımlı hissetmiş, onun varlığına sığınarak da yıllarca kendini güçlendirmemiştir. Hikâyedeki temel amaç, boşanmanın iyi veya kötü bir şey olduğu değil, kişilerin mecbur kaldıklarında kendi başlarının çaresine bakabildikleri gerçeğidir.

Yıllarca cesaret edemediğimiz adımları, iş başa düştüğünde mecbur kalıp attığımızda biz bile performansımıza inanamayız. Ama performansımızın ve gücümüzün ortaya çıkması için illaki zor durumların bizi motive etmesini beklememeliyiz. Çalışmak konusunda kendimize güvenmek için illaki iflas etmek, biri olmadan yapabileceğimize inanmamız için de illaki terk edilmemiz gerekmemelidir.

Düşündüğün gibi değil kitabımdan alıntıdır. satın almak için tıklayın..

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here