Ana Sayfa Blog

Şiddet karşısında beyin ‘kal’ derken kadın nasıl gitsin?

Şiddet karşısında beyin ‘kal’ derken kadın nasıl gitsin?

araştırmalar gösteriyor ki kocasından dayak yiyen bir kadının ilişkiyi terk etmesi için ortalama 35 kez şiddete maruz kalması gerekiyor. Aynı konuya zaman ekseninde baktığımızda daha da çarpıcı sonuçlar görüyoruz: Bir kadının dayakçı kocasını terk edebilmesi için geçen süre ortalama 7 ila 12 yıl! İngiltere’de üç günde bir, Fransa’da iki günde bir, biz de ise tahminimce her gün birden fazla kadın, kocası tarafından öldürülürken bunlar çok ama çok çarpıcı rakamlar. Bıçak ya da tabancayla yaralanma/ölüm risklerinin anormal yüksek olduğu, aile içi şiddetin dozunun her gün arttığı bir ortamda kadın, ‘kalmayı’ seçiyor. Eğer öldürülmez de terk ederse bunun için ortalama 35 kez dayak yemeyi, yaralanmayı, yerlerde sürünüp, kemer, sopa vs. gibi objelerle dövülmeyi, yaklaşık 7 ila 12 yıl bekliyor. Benzer bir ‘dayanıklılığı’ iş dünyasında da görüyoruz bence.

Elimde bir istatistik yok ama hepimiz çevremizde şahit oluyoruz ki hakaret eden, psikolojik şiddet uygulayan, kötü davranan, küfreden, aşağılayan patron ve yöneticilerle çalışanların bu muamelelere itiraz etmesi, sesini çıkartması, savaş açması ya da böyle bir ortamı terk etmesi için geçen zaman hiç az değil. Ve bence evin taksiti, çocuğun okul parası, geçim gailesi vs. insanların şiddet karşısında gösterdiği tepkisizliğin açıklaması olamaz. Evet işini kaybetme korkusu, para sıkıntısı tehdidi insana gerçekten fren yaptırabilir ama hepimizin gözünün döndüğü, “artık yeter” değdiği, kendini kaybettiği anlar vardır. Üstelik trafikte haftada iki kez birilerini gırtlaklama aşamasına gelebilen bir adamın örneğin mobbing üstadı yöneticisi karşısında neden iki yıl sessizce acı çektiğini açıklamanın bir yolu olmalı. Hem aile içi şiddet kurbanı kadınlar hem de iş yerindeki mobbing kurbanlarının ‘dayanıklılığı’nın açıklamasını, geçen ay katıldığım bir eğitimde buldum. Travma konusunda çalışan bir klinik psikolog olan Joanna Beazley Richards‘ın,Transaksiyonel Analiz Derneği‘nin davetiyle İstanbul’da yaptığı bir günlük workshop benim için çok aydınlatıcı oldu. Fiziksel ya da psikolojik, her türlü şiddetin birincil hedefinin kadınlar olduğunu zaten biliyoruz. Richards’a göre defalarca aile içi şiddete en çok tekrar eden suç türü. Üstelik her kültürde, dünyanın her yerinde ve tüm sosyo-ekonomik sınıflarda rastlanıyor. Şiddetin yüzde 30′u ise kadın hamile kaldığında gerçekleşiyor. Tüm bunlara rağmen defalarca tekrarlanan şiddet dolu içeren bir ilişkiyi/işyerini uzun zaman terk edemeyişimizin nedeni, beyin yapımız…

Özetle beyin, temel olarak iki bölümden oluşuyor. Birincisi atalarımızdan gelen kodları içeren ‘ilkel beynimiz’, ikincisi ise evrimle gelişen ‘entelektüel beynimiz’… Hayvanat bahçesinden kaçmış bir kaplanın bize doğru koştuğunu gördüğümüzde örneğin, entelektüel beyin devreden çıkıyor ve ilkel beyin ‘kaç’, ‘savaş’ ‘arkadaşa sığın’ (bunlar aktif tepkiler), ‘donup kal’ veya ‘ölü taklidi’ (tilkilerin yaptığı gibi) yap tepkilerinden birini seçiyor. Çünkü medeni şehir yaşamına geçmeden önceki milyonlarca yılda gelişen ilkel beynimizin içinde, hayatta kalma kodları var. Zira bugün böyle bir tehdit karşısında entelektüel beynimizi kullandığımızda (yani durup düşündüğümüzde) ilkel beynimiz biliyor ki -birilerinin ‘yemeği olmamız’ an meselesi. Richards’a göre insan beyni -sanıldığı gibitehlikeden ‘kaçma’ komutu vermiyor. Verilen komut aslında ‘güvenli bir yere git!’ Yani beynimiz bize ‘tehlikenin ters yönüne amaçsızca koş’ demiyor, tersine‘güvende olacağın yere git’ diyor.

Ve şiddet ve ölüm tehdidi içeren ilişkileri/durumları/mekanları terk edemeyişimizin kökeni, tam da bu noktada yatıyor:Aile içi ya da işyeri şiddetinde insanlar, ‘bağlılık’larının en güçlü olduğu yerde tehdit altında kalıyorlar. Yani normalde büyük bir tehlike oldukları zaman sığındıkları, hayatlarının zor anlarını geçirmek için koştukları ilişkilerin ve sistemlerin içinde tehdit edildikleri için terk etmekte büyük zorluk yaşıyorlar.
İşin ilginç yanı, insan beyni (ve dolayısıyla psikolojisi), bağ kurmayı/ilişki içinde kalmayı her şeyin üzerinde tutuyor. Ve böylece ölüm riski karşısında bile (ki bu tehdit edenle bağ kurulan aynı kişi bile olsa) ‘ilişkiyi’ seçiyor.Beynimizin ‘hayatta kalmayı sağlamakla görevli’ amigdala bölgesi; ilişkiyi ve bağı korumaya, var olan tüm tehlikelerden daha büyük önem atfediyor. Zaten de bu yüzden beynin hayatta kalabilmek için ilk ve en çok başvurduğu ‘arkadaşa sığın’ tepkisi, bebeklerin birlikte doğduğu tek aktif savunma mekanizması…

Bu yüzden de insanlar yalnızlığa, izolasyona dayanamıyor; anlamlı ve yakın ilişkiler kurmadan yaşayamıyor. Yakın ilişki kurulanla (yani hayatta kalmak için sığınılanla) tehdit kaynağı (yani bizi öldürme riski taşıyan) aynı kişi olduğunda ise tam anlamıyla beyin kısa devre yapıyor. İnsan, ölüm ihtimali karşısında bile ‘ilişkiyi’ korumaya programlı bir yaratık olduğundan ne kadar hırpalanırsa hırpalansın beyni ona ‘kal’ komutu verdiği için terk etmek için olağanüstü bir çaba göstermesi gerekiyor.

Psikolojik ve fiziksel olarak da zaten hırpalanmış olduğu için de sağlıklı bir insan için bile çok ama çok zor olan bir kararı vermesi iyice zor hale geliyor. Sistemin bu işleyişi de bize pek çok evlilikte facianın “geliyorum” diye bağırdığı durumlar da bile kadınların neden terk edemediğini açıklıyor.

Zaten tüm cinayet/yaralama hikayelerinde, kadınların şiddete uzun süreli ve sistemli biçimde maruz kaldığını görüyoruz. Çoğunlukla karşımıza çıkanlar, ilk tokadı yedikten sonra ilişkiyi bitiren, pılını pırtını/çocuğunu toplayıp arkasına bakmadan kaçan kadınların hikayeleri değil maalesef.

İster psikolojik olsun ister fiziksel… Şiddete maruz kalan insanların irade gücüyle bulundukları ortamı terk etmelerinin beklemenin ne kadar anlamsız olduğunu anlıyoruz tüm bunlardan. Yani çözüm şiddet mağdurlarının entelektüel beynine değil, ilkel beynine hitap etmek. Yani ihtiyaçları olan anlamlı bağı kurmalarına, bozuk bağlılık ilişkilerini ve sağlıklı olanlarıyla değiştirmelerine yardım etmekten geçiyor.

Yazan : Burçak Güven / İşte İnsan

Kaynak : http://www.kendinigelistir.com/siddet-karsisinda-beyin-kal-derken-kadin-nasil-gitsin/#ixzz20RtH9NQf

 

Ne zaman vazgeçilen olursun bilir misin?

Ne zaman vazgeçilen olursun bilir misin?
Kendinden vazgeçtiğinde.
Kendinden vazgeçtiğinde;
Değersizleşirsin,kolay olan olur,
Cepte olan olur,kürkçü dükkanı olursun.
Nedensiz terk edilen,
Nedensiz de dönülen olursun.
O halde önce sen sana değer vereceksin.
Hem de sınırlarınla.
Tarzın olacak, tavrın olacak,
Her zaman affeden olmayacaksın.
Adamına göre değil, adamlığına göre davranacaksın.
Gönlünü almayanla, barışmayacaksın.
Sürekli kırana şans vermeyeceksin.
Seni hafife alanla, barışırken ağırdan alacaksın.
Hayatına biri girdiğinde, sen çıkmayacaksın
Hayatını ilişkiden veya ondan ibaret görmeyeceksin. Senin bir sistemin olacak.
O seni, sen de onu kabulleneceksin,
Kimse kimseyi sistemine hükmetmeyecek.
Kendine canım kendim demeyi bileceksin,
Bencil olduğun için değil, kendin olduğun için.
Olduğun gibi de sevilebileceğini bilecek,
Sevecek sevilecek olgunluğa da erişeceksin

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Tanıdık, tanımadık herkes sana özensiz davranıyorsa,

 

Tanıdık, tanımadık herkes sana özensiz davranıyorsa,
senin değer değil, sınır sorunun oluşmuş.
‘Neden bana böyle davranıyorlar’ diye kızma kimseye.
Dön kendine ve bir sor:
‘Neden onlara izin veriyorum?’ diye.

Temelde neler var?
“Hayır diyememek”
Peki neden diyemeyiz?.
Dayanıksızlık,
sevilmeme kaygısı,
yalnız kalma korkusu
onaylanmama ve kimse kırılmasın üzülmesin diye aşırı hassas yanımız.

İnsanların bizi anlamasını, bize saygı duymasını, bunun da kendiliğinden olmasını hepimiz isteriz.
Lakin sistem öyle işlemiyor.
İşte insanların bize olan tavırlarını;
insafa, keyfiliğe kendi beklentilerine göre davranmasını beklemek yerine sınırları çizmek bizim görevimiz.
Sınır;
Dışlamak, sert davranmak, agresyon değildir.
İstediklerimizi de istemediklerimizi de üsluplu şekilde ifade etmektir.
Kendinden emin ve haklı olduğundan şüphe etmeyecek şekilde.
Mesela;
Beni aşağılayamazsın, bana hakaret edemezsin, ben şunları istiyorum/istemiyorum, beni küçümseyemezsin, isteklerimi yok sayamazsın, değerlerimi veya düşüncelerimi eleştiremez, kınayamazsın.
Yani biz; insanlardan saygıyı koşulsuz hak ederiz. Sevmek zorunda değiller ama saygı zorunludur.
Eğer sürekli bir sınır ihlaline maruz kalıyorsak, sorun insanların değil, bizim sınırlarımızın belirsizliği veya çok fazla esnekliğidir.

Net olmak sert olmak demek değildir.

Sertçe netlik, netliğinden emin olamamaktır. Ne kadar sert olursan o kadar sınırımı ve kararımı zorlama mesajı verdiğini sanırsın.
Oysa bu kararlılık değil, sadece korkuyu hissettirir.

SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve  takip için:

Çekinme söyle

 

Çekinme söyle.
Sen onu kırmıyorsun ki.
Sen sürekli “hayır” demiyorsun ki.Her zaman müsait olamazsın ki,
Her zaman aynı modda olamazsın ki.
Söyle.
Söyleyelim.
Kimse kırılmıyor.
Çünkü bunlar kimseyi kırmaz.

SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve  takip için:

Farkında mısın, inat ve egona yenildiğin her anın,yaşamadan mutluluktan çaldığına.

Farkında mısın ,inat ve egona yenildiğin her anın,yaşamadan mutluluktan çaldığına.
Uzatmanın,alınganlığın,küslüğün; yaşamından götürdüklerine.
İnatla,egoyla kimseyi terbiye edemeyeceğine.

Bir elin,bir omzun,bir çift gözün ne kadar önemli olduğunun,farkında mısın?…

Barışabilmek gerek.
Barışmayı da bilmek gerek.
yok saymadan,
Üstünü de örtmeden.
Uzatmadan,üstelemeden.
Gönül almayı da uzatılan eli boş bırakmamayı da bilmek gerek.

Ego,inat,alınganlık ile kimseyi terbiye edemediğimiz gibi,ilişkinin enerjisini de emmiş olmaz mıyız?

Her sorunu sözle-iletişimle çözme dışında çaremizin olmaması gibi..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

 

Yırtılan onca sayfaya rağmen, yeni bir sayfa açmaya gerek var mı?

Her affedişimiz sırtımızdaki yükleri azaltırken ,kalbimizdeki duyguları da azaltır.
Sürekli kırılmak,
üzülmek,
haksızlığa uğramak, değersizleştirilmek,
sürekli affetmekle iyileşir mi?Kaybetmemek için ,
inandığımız için,
verilen sözlere kandığımız için,
her defasında yeni bir sayfa açarken, o sayfalar ömürden giden zamanları temsil etmiyor mu ?
Acı,üzüntü,anlamsızlık ve tatsız geçen günler boşa geçen günler değil mi?Yeni sayfa açalım derken, defterin sayfaları azalmıyor mu?
Çöp kovası dolmuyor mu?
Geriye dönüp baktığımızda geçmişin koca bir çöp kovası gibi buruşturulmuş kağıtlardan dolduğunu görmüyor muyuz?Sürekli şans vermenin, sürekli barışmanın, sürekli affetmenin bir karşılığı var mı?

Defter aynı olduktan sonra, yeni sayfa açmanın kime ne faydası olabilir ki ?

Karakter ve bakış açısı aynı olduktan sonra, sürekli denemenin bir faydası var mı?
Farkındalık olmadan,yüzleşme yapılmadan, kendini tanımadan yaşanılan her şey tekrardan ibaret değil midir?

Işte böyledir ilişkiler. Eğer çözmeden yürürsen, hayatı değil, geri dönüşüm kutusunu doldurursun.
Barışmayı anlaşmak, çözümü ise dokunmaktan ibaret sanırsın.

Oysa değişen tek şey, bir sayfa daha gitmiştir yaşamımızdan……

SERHAT YABANCI
Aile-Evlilik-Yetişkin Terapisti

instagram.com/serhatyabanci

”Sana Çok güveniyoruz”

Bence en hatalı yetiştirme modelidir, sana güveniyoruz, sen yaparsın cümlesi.
Anne-babalar,kadar çok söylediniz ki çocuklar zayıf olmaktan başarısız olmaktan size karşı mahçup olmaktan utanır hale geldiler..
Üzüntülerini paylaşamadılar,zorluklarında sizden yardım isteyemediler,hep her şey yolundaymış görüntüsü çizdiler.
Sizin bu kılıfınıza uymak için sizinle sıkıntılarını paylaşamadılar.
Siz olumsuzlukları hep en son duydunuz.
Şikayet etmedikleri,sıkıntılarını paylaşmadıkları için hep güçlü zannettiniz. Belki de kendi sorunlarınızı anlatmaktan onlara fırsat vermediniz, belki de duymak istemediniz.
Ama unutmayın;
Çocuklar başarı aleti değil, iş görme,işe yarama aleti değil.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Bu hayatta her zorluğu tek başına aşan birini, yokluğunla korkutamazsın.

 

Yoklukla,terk etmekle terbiye edeceğin kişileri karıştırma.

Bazıları sadece sevgi için seninledir.
Senin sadece sevgine ihtiyacı vardır.

Onlar ayakları üzerinde duran,
Kimseye minnet etmeyen,
El etek öpmeyen tiplerdir.

Böyle birini;
Ne yokluğunla,
Ne imkanlarını çekmekle,
Ne de terketmekle korkutabilirsin.

Sevip-sevildiğin için varsın.
Sevgin olmadığında da o yine başının çaresine bakar,yolunu çizer.

Sevgi iyi hissettiri,iyileştirir ama kimsenin sevgisi,kimseyi var etmez

 

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Bir sorunun büyümesi için de çözülmesi için de iki taraf gereklidir.

 

Bir sorunun büyümesi için de çözülmesi için de iki taraf gereklidir.
Karşındaki insanla yaşadığın sorunun,parçası olduğunu farketmen gerekir.

Sürdürücü tarafını, çözümsüz kalan patinajlarını ve tek taraflı beklentilerini farkettiğinde yeni bir yol izleyebilir, kendinden de başlama adımları atabilirsin.
Çoğu insan, sadece karşıdakinin değişmesini beklediği için sorunların kronikleşmesini besler.
Oysa insanın kendisini değiştirmesi bu kadar zor iken,başkasını değiştirmeye çalışması ne büyük çelişki.

Bazen senin değişimin,olumlu davranış geliştirmektir, bazen beklentini gerçekçi düzeye getirmek bazen de her şeye rağmen yürümeyen sistemde, yeni bir yol çizip yürümektir..

 

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Kontrol ve kıskançlık

Kontrol ve kıskançlık

Kontrol etmeye harcadığımız emeği,mutlu etmeye-mutlu olmaya harcarsak zaten güvensizliğe neden olan-ben yetersizim,- benden daha iyisini bulabilir, düşünceleri de ortadan kalkar.

Kendimizi, ona göre yetersiz görüp onu gözümüzde büyüttüğümüzde, onu ve ilgisini kaybetme kaygısı yaşarız. Hem kendimizi yetersiz hissetmemiz, hem de kendimizi mutlu etmeyip,ona bağımlı olmamız, kıskançlığın bileşenleriolup,kontrol davranışını ortaya çıkarır.

Ailesinden,arkadaşlarından,çevresinden kıskanmak da kendini mutlu edememe ve ona adeta bağımlı hale gelmeyi besler.

Kendimizi mutlu etmeye başladıkça taleplerimiz gerçekçi düzeye iner.
Biz mutlu olduğumuz için,o da bizimle mutlu olacağından başkasıyla mutlu olma,başkasını arama düşüncelerimizden kurtulmuş da oluruz..

Özet sevenler için;
Kontrol ile güven artmaz. Kıskançlık, kendine yetememe ve kendinin partnerine oranla yetersiz görmekten doğar.

Tabi bir de sürekli istediğimi yaparım, ilişki kurallarına uymayanların(karşı tarafın) tetiklediği kıskançlıklar var. Onlar için ise,kontrol yerine net sınırlar koymak daha sağlıklı olmaktadır

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

SOSYAL MEDYA HESAPLARIM

195,954BeğenenlerBeğen
83,027TakipçilerTakip Et
12,455TakipçilerTakip Et
2,177AboneAbone Ol

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR