Ana Sayfa Blog

Hep kendin ol

> Hep Kendin ol.

> Olmadığın karakteri, sahip olmadığın düzeyi, bilmediğin dili, yaşamadığın kültürü, inanmadığın doğruyu, ait olmadığın kimliği, uygulamadığın inancı yansıtmaktan vazgeç.
>
> Sen sana ait olmayanla var olamazsın.
>
> Kendin ol.
>
> Maskeyle, vitrin yapmakla kimsenin değerini kazanamazsın.
>
> Belki biraz ilgi çeker, sonra oraya ait olmadığın fark edildiğinde ise nefretlere ve terk edilmelere maruz kalırsın.
>
> Sen en iyisi kendin ol.
>
> Bırak seni seven böyle sevsin, olduğun gibi ve maskesizce. Şartsız şurtsuz…
>
> Belki az kişi sever, belki az kişi ilgi duyar; ama az ve öz olur.
>
> Seni de yormaz.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Kendini ne için bu kadar yoruyorsun?

Kendini ne için bu kadar yoruyorsun?

Neyin peşindesin?

Neye ulaşırsan tam olarak tatimn olacaksın?

Hangi durumda gelecek kaygın bitecek?

Bu kadar çabalaman ihtiyaç mı kaygı mı, doyumsuzluk mu?

Birşeyleri elde etmeye,
Bir şeyleri düzeltmeye çalışırken “hayatı kaçırdığının” farkında mısın?

….. Dur sakinleş…….
Kendini ihmal etme.
Kendine ” canım kendim ” demeyi unutma.
Kendine merhamet etmekte cimri olma.

Hedeflerinin,
İşinin,
Kazancının kölesi olma.

Bırak dağınık kalsın hayat.

Hiç bir şey mükemmel değil ki.
Sen de mükemmel olma. Bırak seni seven böyle sevsin.
Sen her halinle de değerlisin.

Alet değilsin.
Makine değilsin ki.
İnsansın.
İşe yaramamak insana değil, aletlere özgü bir durumdur.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Dikkat et onu seçme nedenin ondan ayrılma nedenin olabilir.

Sessizdi, her istediğime evet diyordu. Çevresi yoktu. Tek merkezinde ben vardım. İlgi ve sevginin merkezinde olmak,en büyük zaafım olduğu içindir ki bu durum çok hoşuma gitmişti.
Evlendik.
Şimdi; evden çıkmayan,her istediğime evet diyen,kendi iradesiyle bir şey yapmayan,asosyal,ailesine ve çevreye dil duramayan eşe artık tahammül edemiyorum.
Evet o gün o sessizlik,boyun eğicilik ve yönetilmeye müsaitliği beni çekti, belki de aşık etti. Ama bugün hiç bir şey paylaşamadığımız için bana ağır geliyor.
……
Merkezde olmak için seçtiğin kişi,senden bir şey beklemiyorsa,kendisi için de senin için de bir şey yapmayan kendi halinde biri olabilir.
Yine seni kontrol eden kişi,ilk başlarda sorumluluklarını azaltırken zamanla bunalabilirsin.
Ve daha bir çok örnek.
Esas olan ; seçim kriterindir. Anlaştığın için, eşit ilişki için, karşılıklı çaba için olsun. Çünkü gerisi sadece başlatma iştahıdır..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

İyi Düşün-Önce Vatan Gazetesi- Cengizhan Kaya-16.05.2018

Önce Vatan Gazetesi köşe yazarı sayın Cengizhan Kaya , son kitabım “ Evlenmeden boşanmadan Önce İYİ DÜŞÜN”ü yazmış.

İyi Düşün-Önce Vatan Gazetesi- Cengizhan Kaya-16.05.2018

İyi Düşün

2017 yılının en çok ilgi gören kişisel gelişim kitaplarından biri olan Bütün Aşklar Tatlı Başlar’ın yazarı Serhat Yabancı, yeni kitabında bu kez evlilik konusuna odaklanıyor. Yaşamlarımızın en önemli dönüm noktaları arasında yer alan evlenme-boşanma kararlarına nasıl yaklaşırsak hem kendimiz hem de ailemiz için doğru kararı vermiş oluruz?

Serhat Yabancı, kişisel gelişim kitaplarının çoğundan farklı olarak, ne evlililiği “sonu mutlu biten bir film” olarak tanımlıyor ne de boşanmayı “özgürlük fırsatı veya kaçınılmaz dramatik son” olarak görüyor. Ayrıca, günümüzde pek çok çiftin yanlış kararlar almasına sebep olan bir duruma dikkat çekiyor: “Eğer bekarlık, dulluk, ebevyn olmak, evde kalmak gibi tanımların üstüne yapışmış basmakalıp yargıları kaldırır ve yalın bir gözle bu tanımları yeniden yaparsanız, daha sağlıklı ve saygılı bir iletişim kurar, doğru kişiyle evlenirsiniz!” Serhat yabancı’dan sevgi dolu bir evliliğin formülü: Saygı+sorumluluk+seks+ sohbet+sabır+ilgi

Serhat Yabancı, Uzun Yıllardır Çiftlerle Çalışan Bir İlişki ve Evlilik Danışmanıdır Yazdığı kitaplar, katıldığı radyo, TV programları, söyleşiler ve verdiği bireysel danışmanlık hizmetiyle binlerce kadın ve erkeğe yardımcı oldu.

Yeni kitabında Evlenmeden-Boşanmadan Önce İyi Düşün derken, yaşanmış örnekler, bireysel alıştırmalar ve deneyimlerinden yola çıkarak sağlıklı, uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin haritasını çiziyor! En mükemmel adayı beklerken hayatı kaçıranlar, suçu kadere yükleyenler, aldatanlar ve aldatılanlar, “evlenecek insan yok” lafını sakız gibi diline dolayanlar, nasip/kısmet diyerek birisi ile tanışmak için hiç adım atmayanlar, sevdiği için değil yalnızlıktan korktuğu için evlenenler, sevgilisi olmadığı için kendisini güvende hissedenler… Peki tüm bunları değiştirip, dönüştürüp mutlu bir çift olmak mümkün mü?

Evlenmeden önce nelere bakmalıyım? Evlenmek için nasıl bir çözüm istiyorum? Eşimle aramızdaki sevgiyi nasıl güçlendiririm? Ne zaman ve kiminle evlenme! Seni insan olarak seviyorum, o halde senden ayrılmalıyım! Aldattım, aldatıldım. Ne yapmalıyım? Aldatan diğer tarafla hemen bitirebilir mi?

“Zıt karakterli birini seçmek, dominant birine âşık olmak, anne-babaya benzeyen kişilerle evlenmek… Bunlar tesadüf mü? Değil. Kimse hayatımıza tesadüfen giremez. Sadece biz nedenini bilmeyiz. Öğrendiğimizde de bazen değiştirecek gücümüz olmayabilir. Şimdi düşün… Tesadüf var mı? Senin için önemli olan ve hayatında yer kaplayan hiç bir şey ‘tesadüf’ olamaz.”

“Duygusal veya cinsel açlık içindeki kişi, ilişkilere çok hızlı başlar. Hemen güvenir. Hemen bedeninin ve ruhunun kapılarını açar. Kendini çok çabuk teslim eder. Başta düşünmesi gerekenleri ilişkinin içindeyken düşünür. Yani tanışıp evlenmek yerine adeta evlenip tanışırlar. Bu ise bazen katlanma, boyun eğme veya bitmek bilmeyen patinaj sorunlarına neden olur.”

Hayatında seni en çok eleştirenler.

Hayatında seni en çok eleştiren, aslında güçlü görünüp sana en çok ihtiyaç duyan ve beklenti içinde olandır.

Çünkü onlar senin üzerinizde bir hayat kurmuştur. İstedikleri olmadığında, kendi bencilliklerin sana yansıtıp seni bencillikle suçlar.

Sen güçlü olmaya birey olmaya çalıştığında bunu bir tehlike olarak algılar, saldırır. Sen zaafın olan onaylanma ve yalnız kalma noktanı bildiği için bu kaygıyı yaşaman için, sinirlenir, küser, uzaklaşır, sen de kaybediyorum endişesi yaşar boyun eğersin.

Her şey de bilgiçlik yaparak, seni korkutarak sürekli sana tek başına ve onsuz birşey yapamazsın duygusu verir ve seni sürekli onun onayına muhtaç bırakır.

Bu süreci düzeltmek için;

Öncelikle ne istediğini farketmelisin.

Sonra memnun etme ve onay arayıcılık yönünle yüzleşmelisin.

Sınır koydukça ilk başta daha fazla üstüne gelecekler.

Yok sayacak, iletişimi azaltacak hatta seni yalnızlıkla terbiye etmeye çalışacaklar.

Korkma.

Panik yapma.

Yılların getirdiği yapıyı birden düzeltmezsin..

Doğru yaptığından şüphe etme. Kendin olma yolunda gerekirse çatışmayı, en kötü senaryoda bir süre yalnız kalmayı göze almalısın.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

 

İçimizdeki Çocuk;

İçimizdeki Çocuk;

Yaşamsal tecrübesini kazanmış, bunu yaşamında kullanandır.

Nerede nasıl davranacağını bilendir.

Yaşına uygun davranandır..

Çocuksu heyecanını kaybetmeyendir.

Hayattan keyif almayı büyük hedeflere bağlamayandır.

Profosyonel becerili, acemi ruhludur.

İçimizdeki çocuk;

Yaşam enerjimizdir.

Amatör ruhumuzdur.

Mutlu olmak için yetinebilmektir.

Samimice gülebilmektir.

İçinden geldiğince hissedebilmektir.

Maskesiz olmaktır.

Kendi olmaktır.

İçimizdeki çocuk ne değildir?

Hiç büyümeyen,

Her zaman tatmin peşinde koşan,

Olgunlaşmamış,

Kendi hayatını sürdüremeyen,

Sürekli birine bağımlı olan demek değildir.

Siz büyüdükçe içinizdeki çocuğun samimiyetini ve içtenliğini koruyun, ama büyüyerek..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Zihin okuma

Eğer “zihin okuma” varsa bir iletişimde, kişiler birbirinin söylediklerini değil,altındaki niyete odaklanırlar.

Böyle olunca da ne kadar konuşulursa konuşulsun,“zihin okuma” yapılması nedeniyle söylemler bir anlam taşımaz.

Eğer karşınızdakine Bazı etiketler yapıştırmışsanız,o ne söylerse söylesin siz hep :
görmek istediğiniz gibi görür,
duymak istediğinz gibi duyar,
söylemlerini de istediğiniz yere de çekersiniz..

Şayet “konuşamıyoruz” diye yakınıyorsanız, en azından kendi açınızdan :
ön yargılarınızın ve inatçı yapınızın farkında olmalısınız.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Fedakar biri neden bencil birini seçer?

Fedakar biri neden bencil birini seçer?

Aşırı fedakarız  diğer yandan da çok güçlüymüşüz gibiyiz. Aslında biz boyun eğmemek için birr olden diğer role gidip geliyoruz.

Hayatınmızdaki kişi, kendi bencil ihityaçları için bizi sürekli boyun eğmeye ve ona hizmet etmeye zorlar. Öyle bir system kurmuştur ki, istediği olmadığında adeta 3 yaşındaki çocuk gibi küser, darılır, eleştirir, azarlar , yok sayar, surat asar..

Ne zaman ilişkide “ ben de varım, beinim de beklentilerim var, “hayır”  dersen bir şelyer bozulmaya başlar. Karşıdaki senin zayıf yönünü active edecek hareketler yapar.

  • Iletişimi azaltır
  • Ilgiyi azaltır-keser
  • Seni yok sayar
  • Olmadık şeyleri sorn eder,tartışma çıkarır.
  • Surat asar
  • Azarlar belki de şiddet..
  • Yalnızlaştırır.

Ve sen bu  tepkileri iyi bilirsin. Çünkü çocukken de bunlarla tehdit edildin ya da cezalandırıldın.

Bu soğuk savaş teknikleri ile seni eski bir şey istemeyen boyun eğen moda tekrar getirmeye çalışır.

Sanki onun bu ihtiyaçlarını sen gidermek zorndaymışsın  gibi. Ve galiba sen de zamanla buna inanıyor ve “ben gidermek zorundayım diyorsun”..

Işte taa çocukluktan başlayan bu süreç,ilerleyen dönemlerde bencil ve otoriter birini hayatına alarak mirası devralır.

Çekirdeğe indiğimizde, boyun eğici olarak büyütülüş bir kırılgan ve kararsız çocuk vardır. Sürekli beklentileri karşılamak zorunda olan,anne-babası mutsuz olduğunda Kendini suçlayan bir çocuk.. Diğeryandan otoriter ve her şeyi bildiğini zanneden bir anne-baba, ya da depresif anne- dikdatör baba profili.  Ailede anne veya babanın beklentileri ve istekleri esas olp, dediği olmadığında fiziksel ve sözel terör ya da psikiolojik terör eser. Çocuk ise bu duruma neden olmaka ve baş edemeyeceği için sürekli denileni yapmak zorundadır.

Anne ,istediği olmadığında  tansiyonu ve şekeri çıkar. Ayağını sehpaya vursa çocuğu suçlar. Baba, her dediği yapılsın ister. Anne-baba arasındaki sorunlarda çocuk, bazen Kendini suçlar. Araya girer. Anne- siz olmasaydınız bu  adama 1 dakika bile katlanmazdım diyerek, çocukların bu üzüntüsüne neden olduğunu, dolaylı olarak onlara aşılar.  Bunun verdiği suçluluk ile çocuk her şeyi yapmak zorunda hisseder…

Ilerleyen dönemlerde ise boyun eğici geçmiş olan bireyin otoriteler ile sorunu olur hep. Müdürle, amirle, iktidarla , yöneticiyle…

Kişi büyüdükçe ailesine sürekli kronik öfke yaşar. Onlarla sürekli geçmişi tartışır. Onlara söz hakkı nerdeyse hiç vermez. Adeta “ onlardan kaçar”. Beni artık kullanmayın” dercesine..

Sürekl ibir boyundurluk altına grime kaygısı ve buna bağlı olark genel bir  öfke ve gerginlik yapısı.

Ilişkilerinde ise ebeveynine benzeeyen kişiyi seçer. Bencil, otoriter,istediği olmadığında geri çekilen ve memnuniyetsiz tipleri bulur. Aslında kaçtığı bir insan modelini hayatına alır.  Yani boyun eğici olacağı kişiyi bulur. Neden? Çünkü bu rolü çok iyi yapar. Profesyonel bir  fedakar ve  boyun eğici ve memnun edicidir.  Başka birini seçemez. Ya da elektirk alamaz. Çünkü o rol dışında bilmedşiği için kaygıllanır korkar. Bildiği  rolü sürdürecek kişiyi seçer. O kişiyi seçerek hem  Kendini güvende hisseder hem de  bildiği işi yapar.

Ama bir süre sonra ailesine olan öfkeyi ona yüklemeye başlar. Sanki anne-babasına yansıtır gibi. Oysa o , hep öyledir. Alan tanıdığın için de daha rahat hareket ediyordur..

 

Peki ne yapılabilir ?

Boyun eğici kişi,kazarlı şekilde  haklarını ve taleplerini karşıdakine bildiğindiğinde  ve Kendini ortaya koyduğunda 3 olası durum ortaya çıkabilir.

  1. Ilişki yeniden kazan-kazan şeklinde dizayn edilir.
  2. Birsüre kısa kopuş veya mesafe olur. Sonra zamanla karşıdaki, boyun eğici/fedakar kişiyle uzlaşmaya çalışır.
  3. Diğer kişi, boyun eğicinin bu taleplerini Kabul etmez. Ilişkiyi dizan etmez ve ilişki biter.

İlişkiden memnu olmayan ,ilişkiyi dizayn etmeye çalışan bu sonuçları göze almalıdır.      Lakin,zaten bugüne kadar olumsuz sonucu göze alamadığı için durum değişmemiştir. Diğer kişi de bu taleplerin kararlı olmadığı içni ciddiye almamış olabilir.

İlişkinin yeniden dizaynı için  sabırlı ve kararlı olmalısınız. Öfke sizin en sık tuzağınızdır. Ayrıcasürekli az once bahsettiğim souk savaş saldırılarına maruz kalabilirsiniz.

 

Şunu inanmalısınız. Siz bir savaş vermiyorsunuz. Sadece “ değerli olmak, var olmak ve karşılıklı bir tatmin olsun istiyorsunuz.” Yani çok haklı ve insane bir talep bu. Bu dizayn; en çok bu ilişkiden srekli faydalananın işine gelmez. Direnç olabilir ama kaybetmek istemiyorsa size,  ortak noktada buluşmak zorundadır.

 

Yol haritası:

  1. Cezalardan korkmayın. Birinin memnun etmediğiniz için size terk etmekle tehdit ediyorsa, zaten memnun ettiğiniz için sizinledir.
  2. Kararlı ve sürekli bir tavırla haklarınızı ona söyleyin. Beklentilerinizde net ama sakin olun.
  3. Çocukluğunuzdan gelen bir yönünüzü kendinize sık sık hatılatın .
  4. Dışlanma ve duygusal yoksunluk tehditiyle yüzleşin.  Bununla baş etmeye çalışın.
  5. Emeğinizin daha fazlasına layık olduğunu düşünün.
  6. Girişimlerinize rağmen yok saymaya devam ediyorsa, kendinizi geri çekin.
  7. Saderce ilişkinizde değil, sosyal çevre ve ailenizde de size sürekli fedakarlık yapaya, sorun çözmeye zorlayanlara “hayır “deyin. Gerekirse açık ve net olarak “ kullanılma” kelimesini gündeme getirin.
  8. Kendinizi suçlamaktan ve onlara öfke duymaktan vazgeçin. Bugüne kadar yaptıklarını bilerek yapmadınız. Korkularınız ve kaygılarınız sizi yönetti.
  9. aşırı fedakar yapımızı, görev dağılımı ile azaltmalı kendimiz için birley yapmaya başlamalıyız.
  10. Kendimiz içni birşeyler yaparken suçlu hissetmemeli. Hissettiğimizde de nedeninin boyun eğici yapıdan olduğunu kendimize  telkin etmeliyiz.
  11. Bize çocukluğmuzda öğretiklen fedakarlığın, birilerinin istekleri üzerinbe kurulduğunu, bunun bir yaşam tarzı olmadığını sık sık düşünmeliyiz.

Konuyla ilgili son kitabımı tıklayın..

 

SERHAT YABANCI

Aile Evlilik Terapisti

 

SOSYAL MEDYADAN TAKİP İÇİN:

 www.facebook.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

www.instagram.com/serhatyabanci

Sonuca Değil Sürece Odaklan

 

Sonuca Değil Sürece Odaklan

Sonucunu düşündüğünüz bir ilişkide, keyif almak yerine o ilişkinin sonucu ile ilgili kaygılarla boğuşuruz. “Ya olursa? Ya olmazsa?” Belirsizliğin üzerine gidiyor, karamsarlıkla, hep olası olumsuz sonuçları seçerek çıkarımlarda bulunuyoruz. İlişkinizde de sonuca odaklanırsanız güzelliklerin, iyi şeylerin tadını alamazsınız. Bu durum ise hep plan yapan, hep kaygı yaratan bir sevgili haline dönüştürür sizi.

Sonuç odaklı düşünen kişilerin özellikleri ve düşünce yapıları :

 

  • Kaygılı kişiler
  • Partnerini gözünden aşırı büyütüp kaybetme kaygısı yaşayanlar
  • Dürtüseller
  • Kendini yetersiz ve sevilmeye uygun olmadığını düşünenler
  • Bir kusuru veya eksiğini gizleyenler
  • Bağımlı özellikler
  • Aile baskısına maruz kalanlar
  • Duygusal yoksunluk şemaları
  • Takıntılar

 

 

Kişi, doğru bir süreci yönetebilmek için önce özgürce düşünmeli ve baskı altında olmamalıdır. Kaybetme korkusu, sosyal baskı, duygularını yöneteme, yoğun duygusal açlık, kişiyi hemen davranış göstermesine ya da karar almasına neden olmaktadır.

 

Bu sorunu olanlar genelde ilişkiyi hızlandırırken tanıma ve anlama süreçlerini es geçtikleri için saman alevi gibi büyüyen ilişki, aniden bitme veya aniden mutsuzlaşmaya neden olmaktadır. Çok hızlı başlayan ilişkilerde ya taraflardan birinde ya da her ikisinde yukarıdaki özelliklerden olması muhtemeldir.

Toplumumuza uyarlarsak sonuç odaklı düşünenler:

 

  • Kız arkadaşının sürekli “her an beni kaybedebilirsin, bana karışamazsın ” yansıtması ile güvende hissetmek için hemen ( nişan veya evlilik) sonuca gitmek isteyenler,
  • Evlilik yaşının geçtiğini düşünüp ilişkide hemen sonuca odaklananlar,
  • Kendine güveni düşük olduğu için, flörtte terk edilmemek adına acele edenler,
  • Sürekli ilgi ve paylaşım isteyip ve sevgilisine yapışık yaşayanların,engelleri (mesafe, sosyal baskı, ahlaki öğretiler, vs) kaldırmak için acele edenler,
  • Flört yürütmeyi bilmeyenler,
  • Belirsizliğe tahammül edemeyen kontrolcü ve kaygılı kişiler
  • Menfaat elde etmek ( miras, evlilik etiketi,çocuk sahibi olma,kendini güvene alma) acele edenler,
  • Bir kusuru veya daha sonra ortaya çıktığında terk edilme ihtimali yaratacak bir duruma sahip olanların  kendini  ve ilişkiyi garantiye almak için acele edenler olarak tanımlayabiliriz.

 

Bu ve buna benzer nedenler, ilişkinin doğal akışını bozmakta, sırasına göre gidilmesi gereken adımları atlatılmasına,sağlıksız  ve sağlam olmayan bir ilişki üzerine karar alınmasına neden olmaktadır. İlişki, ne kadar “emin olma” ve “uyumlu olma” üzerine kurulursa  o kadar güven ve mutluluk verirken, acele edilen her aşamanın sorunu evliliğe yansımakta, çözülmeyen sorunlar da evliliğe dezavantajlı başlamaya neden olmaktadır.

 

İkili ilişkiler haricinde de süreç değil sonuç odaklı olmak bizde keyifsiz ve kaygılı bir ruh haline neden olur. Örneğin sınav kaygısının tek nedeni sonuca odaklanmaktır. “Ya kazanamazsam, ya sınav günü bir şey olursa” gibi. Yine “Ya kötü bir şey olursa?” derseniz evden çıkmamamız ya da kimseyle iletişim kurmamanız gerekir. Sonuca odaklanmak, sürecin kötü yaşanmasına neden olur. Partnerinizle yaşadığınız ilişkinizde onu tanımak ve hayatınızın geri kalanını geçirebileceğiniz kişi olup olmadığına karar vermek yerine “Sonumuz ne olacak” sorusunun cevabının peşine düşerseniz, muhtemelen ilişkinizin bitişini izlersiniz.

 

Sonuca odaklanmak bazen bir özgüven sorunun göstergesidir. Rahat olamamaktır. Kaybetme kaygısıdır. Sadece kendimizi değil etrafımızdakileri de kontrol altında tutmaya başlarız. Fiziksel ve zihinsel yorgunluğun yanı sıra yalnızlaşmaya başlarız. Bu nedenle sonuca odaklı biriyseniz “Neden böyle düşünüyorum?” diye kendinizi sorgulamalısınız.

 

Bir ilişkinin başında, sonucu düşünmek, bu ilişkinin sonu ne olacak diye garantici olmak, ilişkinin doğal akışını baştan bozacaktır. Öncelikle hiçbir ilişkinin sonunun ne olacağını bilemeyiz. Evlilik şayet bir sonuç ise, boşanma nedir peki? İlişkinin sonu yoktur. Sadece bir sonraki aşaması vardır. Sonuç odaklı olan tüm ilişkiler, çok hızlı başlar ve çok hızlı da biter. Çünkü o ilişkiler sonuca odaklanır, tüm çabalar sevgi için değil; sonuca odaklanmak için verilir. Kaygılı ve kontrollü ilişkilerde bu süreç böyle sürer. Süreci kontrol etmek isteyen, boşa emek harcamak istemeyen, bilinçaltındaki birilerinin telkini ile hareket eden kişiler ilişkiyi daha güvenli ve onaylı sürdürmek isterler. Böyle ilişkilerde, ilişki yaşanmaz, sadece planlanır şayet karşı taraf süreç odaklı ise çatışmalar ciddi boyuttan ayrılmaya taşınır.

Aslında çok fazla ilişki yaşayıp, evlenmek isteyen bireylerin en büyük hatası planlamadır. Evlenmek için çok çabalarken, acele etmek ve bir an önce flörtü evlilikle sürdürmek nedeniyle ilişkileri biter.

Oysa evlilik kararı plana göre değil, ilişkinin gidişatına göre verilir.

 

İnsanlar, ilişkiden aldıkları güç ile evliliğe karar verebilirler. Flört, insanlara güven vermelidir. İki taraf da yaşanan kopya dönemden cesaret almalıdır. Böyle olunca zaten süreç iki tarafın koruması altında olur. İlişki beraber büyütülür. O halde kaygılarımız, korkularımız, geçmiş olumsuz yaşantılarımızdan hareket etmeden, ilişkiyi yaşamaya odaklanmalı, bir yandan da tanımaya çalışmalıyız. Evlenecek kişi mi eğlenecek kişi mi diye keskin ayırım yapmaya da  gerek yok. Çünkü ikisi de aynı kişi olmalıdır. Kim bilir? Belki zamanla evlenmekten vazgeçen siz olacaksınız.

 

Iyi bir sonuca ; doğru yönetilmiş ve yaşanmış bir süreçten gidilir.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

“Bu saatten sonra onunla asla olmam ama yine de pişman olmasını istiyorum.”

“Bu saatten sonra onunla asla olmam ama yine de pişman olmasını istiyorum.”
Cümlesini çoğunuz duymuş olabilirsiniz.

Bir daha birlikte olmayacaksak neden pişman olmasını, bizden sonra başarısız olmasını istiyoruz ki?

Partnerimizin bizden ayrılmasını bizdeki bir kusur/yetersizlik olarak algıladığımız için çoğu zaman direnir, bitmesi konusunda ona hak versek de ayrılmak istemeyebiliriz.

Hem vitrin yüzümüzde ego kırılması hem de sınırda olan değersizlik algımız bu tip ilişkilerde bizi dağıtabilir.

Oysa birinin bizi sevmemesi,bizimle artık mutlu olmadığını söylemesi kadar doğal bir şey olabilir mi?

Biriyle anlaşamamak,bizimde onun da kötü veya yetersiz/değersiz biri olduğu anlamına gelmez. Sadece anlaşamadığımız anlamına gelir. Olaya bu gözle baktığımızda, gidenin “aylarca yolunu gözlemek,”pişman olup geri dönecek fantezisi” kurmak ortadan kalkar. Bitişleri ,terk edilme olarak algılayan her zaman beklenti içinde olur,her zaman kendini temize çıkarmaya çalışır hatta kısa süre içinde yeni ilişkiye atılır (inadına evlenenler dahil).

Bir insan kesin olarak gitmek istiyorsa,bize göre haklı bir gerekçe olması gerekmiyor. Kaldı ki ayrılmak istemeyen için zaten mantıklı ve çözümsüz bir gerekçe yoktur. Gitmek isteyen,bitirmiştir zaten sizi..

Canımız acır,üzülür,taziyeyi tutarız,sonra da geçer. Hangi acı kalıcı ki…

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

SOSYAL MEDYA HESAPLARIM

195,086BeğenenlerBeğen
83,027TakipçilerTakip Et
12,457TakipçilerTakip Et
1,683AboneAbone Ol

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR