Unutmak mı? Affetmek mi?

310

Unutmak mı? Affetmek mi?

Affedin ama unutmayın. Unuttuğunuz her şeyin size kazandırdığı tecrübeyi de unutmuş olursunuz. Tecrübeyi unutursanız, tekrar yaşamanız kaçınılmaz olabiliyor. Olayı hatırlamakta sorun yok, sorun onun duygusal etkilerini hala yaşamaktır.

 

Yaşadıklarım benim sınavımdı. Bana o anlarda nasıl davrandığınız da sizin sınavınızdı

 

“Unutayım.” demekle zaten unutulmaz. Unutmak, normal şartlarda olumsuz bir zihinsel harekettir. Anahtarı unutmak, randevuyu unutmak, sınavı unutmak gibi. Israrla unutmak isteyerek zihninize ters bir davranışı kabul ettirmeye çalışırsınız. O halde öncelikle, olumsuz kabul ettiğimiz bir değişimi sırf bu sefer bize fayda sağlar düşüncesiyle olumlu kabul etmemeliyiz. Yani kendimizi kandırmış gibi olsak da zihnimizi kandıramayız. Bunun sonucunda aksine zihnin direnişine neden oluruz.

Zihin unutmaz ama duygusal etkilerinden kurtulabilir.

 

Unutmak zihin için olumsuz bir hareket ise, unutma ısrarımızdan vazgeçip yeniden anlamlandırma çalışması yapmalıyız.

Unutmak yoktur, alışmak vardır.

 

Toplum olarak takıntılara sahibiz. biraz mükemmeliyetçi ve eleştirel yönümüz var. Sanırım sosyal baskının etkisi büyük. Ayrıca millet olarak geçmişimize çok değer veririz. Yani bir insanı yorumlarken ilk önce geçmişine bakarız. Bu nedenle yine millet olarak devamlı iyi imaj kaygısı taşırız. Evleneceğimiz kızın, alacağımız arabanın, oy vereceğimiz partinin, misafirliğe gideceğimiz komşunun, iş yapacağımız şirketin öncelikle geçmişine bakarız. Böyle olduğu için de abartılmış bir iyi izlenim kaygımız vardır. Yani geleceğe değil, geçmişe bakarız. Ama geçmişe bakıp, hep geleceğe yatırım yaparız. Bu nedenle de geçmiş ile gelecek arasında sıkışırız.

Toplum olarak geçmişi önemsediğimiz için de abartılmış bir iyi izlenim bırakma kaygımız vardır.

Geçmişteki pişmanlıklar ve suçluluklarımız ile gelecekteki kaygılarımız bizi bir türlü rahat bırakmaz. “Keşkeler” alır başını gider. “ Ya olursa?” gibi gelecek kaygılarımızı zihinsel olarak da kontrol edemediğimiz için bu sefer davranışsal olarak kontrol etmeye çalışır ve gereksiz bir garanticilik döngüsüne kapılırız. Tıpkı çocukluğunu fakirlik içinde geçirmiş birinin devamlı para biriktirmesi, günü yaşamayı ertelemesi ve çocukluğundaki fakirliğe dönüş kaygısından hep birikim yapması ve daha çok çalışması gibi. Ya da aldatılan birinin, tekrar aldatılmamak için yeni ilişkisinde gereğinden fazla tavizkar olması veya kontrolcü olması gibi. Şayet geçmişimizi ameliyat edememişsek, geleceğimiz de o hastalık üzerinden devam edecektir. Yani geleceğimizi geçmişin ilacı olsun diye heba ediyoruz.

 

İşte bu anlamda bakıldığında hem gereksiz takıntılar ve kaygılar, hem de içsel huzur için, geçmiş olayların otopsisini yapmamız gerekir.

 

Sizi üzen kişiye söyleyemediğiniz iki kelime için,

kendinizi  iki bin kere suçlarsınız.

 

Geçmiş olayları, kendimizi suçlayarak, pişmanlık duyarak, maruz kaldığımız fiziksel, duygusal şiddet ve istismarları tekrar zihnimizde canlandırarak analiz edemeyiz. Analiz etmek daha çok yorumlamak olarak gerçekleşmelidir. geçmişi sağlıklı yorumlayamadıktan sonra, unutmaya çalışmak, hatırlama oranını arttırır. Çünkü unutmak için devamlı “unutmalıyım” telkinini hatırlamak zorundayız. Bu telkini hatırlamak ile olayı hatırlamak aynı şeydir. Bu durumda ise, problem ile devamlı karşı karşıya geliriz.

 

Unutmak istersek devamlı “unutmalıyım”  telkinini hatırlamak zorundayız.

 

Bulunduğumuz zaman diliminde yaşadığımız olaylar, mutlaka geçmiş olaylar ve onların yarattığı duygular ile benzerlik gösterecektir. Eğer geçmiş olayları doğru analiz edememişsek, geri dönüşüm kutusundaki depo duygular ve yaşantılar yeni yaşantılar ile beraber etki aktive olacaktır. Mesela, eğer daha önce bir haksızlığa uğramış ve bunu çözememişsek, haksızlığa maruz kalmamız halinde öfkemiz veya mutsuzluğumuza orantılı olmayıp abartılı yaşanacaktır. Eğer daha önce haksızlığa uğrama ve istismar içerikli yaşantılarımız ve şemalarımız fazla ise, trafikte birinin önümüze geçmesi bile o insanı zarar vermek istememize neden olacak kadar öfkelendirecektir. Yani geri dönüşüm kutumuzdaki her şey benzer bir çağrışım ile dengesiz bir ölçüde patlamaya hazır bombaya çevrilecektir.

 

Olumsuz içerikli geçmiş olaylarla yaşamak, çoğu zaman bizde değersizlik, pişmanlık, suçluluk, kandırılmışlık, öfke, kin gibi duygu ve düşüncelere neden olur. Aslında sadece olayı hatırlamak ile bitmez. “Eşantiyon” olarak geçmişteki yaşantıyı hatırladığımızda az önce saydığım duygu ve düşünceleri de beraberinde çağırırız.

 

Peki, bu olaylar neden herkeste aynı etkiyi yaratmaz? Benzer olayları yaşayanlarda, neden “eşantiyon duygular” farklıdır? çünkü bazıları doğru yorumlama ve analiz ile çözer ve “an” a odaklanır bazıları ise  içinde tutar, sürekli pişirip pişirip kendi zihnine getirir.

 

O halde şunu tekrar söyleyebiliriz: “Bizi üzen ve mutsuz eden olaylar değil, bizim olaylarla ilgili bakış açımız, düşünce, duygu ve yorumlarımızdır.”

 

Konumuzla ilgili olduğu için ABC modelinden bahsetmek istiyorum:

Bu model Albert ELLİS tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra BECK tarafından geliştirip bilişsel-davranışçı terapi de kullanılmıştır.

Kısaca değinirsek, bir olayın etkisi olaydan çok bizim onu yorumlamamız ve anlamlandırmamız ile alakalıdır. Bir olay yaşarız. Sonra bu olayı yorumlarken çeşitli anlamlar çıkarırız. Bu yorum ve anlamlara göre duygular hissederiz. Sonrasında da yorum ve duygulara göre davranışlarımız ortaya çıkar.

 

ABC modelinde üzerinde çalışılması gereken B dir. Yani olayları doğru yorumlayıp analiz edersek, hem hislerimiz değişir hem de ilintili davranışlarımız değişir. Oysa insanlar genelde sonuçları değiştirmeye çalışır (C). Bir olayı yanlış yorumladığımız sürece sonuçları değiştirmeye çalışmak, bataklığın sineklerini yok etmeye çalışmaktır. Her gün sinekleri yok edersiniz, sabah uyandığınızda tekrar sinekleri görürsünüz.

 

 

 

ABC düşünce modeli nedir?

A: Olay (yaşantı)

B: Düşünce ( yorumlama-algılama)

C: Duygu ve davranışlar

Şimdi bir örneği iki farklı şekilde yorumlayıp farkı analiz edelim.

 

Örnek 1:

A: Geçmişte aldatıldım

B: Ben bunu hak ettim. Yeterli olsaydım aldatılmazdım. Ben, her şeyi mükemmel zannederken kendimi kandırmışım. Ne kadar aptalmışım.

C: Değersizlik, mutsuzluk, içe kapanma, kendini cezalandırma, ilişkilerden uzak durma, yetersizlik düşüncesini bastırmak için eşiyle yoğun seks yapma vs.

Örnek 2:

A: Geçmişte aldatıldım

B: Ben bunu hak etmedim. Aldatılma hak edilmez. Ayrıca hiçbir ilişki sorunu aldatmayı haklı kılmaz. Ben kötü bir eş değilim. Olsaydım da eşimin bunu yapması, onu haklı kılmazdı.

C: Haklılık, üzüntülü ama değerlilik, herkes aynı değildir düşüncesi, soruna odaklanma. Kendini suçlamak yerine soruna ve nedenlerine odaklanma.

Görüldüğü gibi, bir geçmiş yaşantının ABC modeli ile yorumlanması kısaca bu şekilde sağlanabilir. Bu örnekte B’nin değişiminin bizim üzerimizdeki fiziksel, duygusal ve zihinsel etkilerini görebiliyoruz. Ayrıca B’nin (yorumlama-algılama) doğru şekli sayesinde, geleceğimizde farklı bir bakış açısı ediniyor geçmiş olayların etkisini (C )’yi değiştiriyoruz.

Oysa genelde A (olay) ile uğraştığımız için, kabul etsek de etmesek de yaşanılan bir şeyi yok saymaya çalışıyoruz. Böyle bir reset sistemi mümkün değildir.

 

Size karşı değişmeyen olumsuz bir davranışa, değişmeyen bir tavırla karşılık veriyorsanız, yaptığınız şey sabır değil tavizdir.

Sistemsel olarak da bir şey hissediyorsak altındaki düşünceye odaklanmak gerekir diyebiliriz. Yani her duygunun altında o duyguya neden olan B (düşünce)’yi yakalamalıyız.

Nasıl Düşünürsen ,Öyle Hissedersin

Hayatımızdaki bütün olayları B’nin üzerinde çalışarak değiştirebiliriz. Ne yaşadıysak yaşadık ama esas olan olaylar değil, bizim o olaylara nasıl baktığımızdır. Bu açıdan baktığımızda aslında insanın aşamayacağı acı ve keder yoktur.Fakat bu, hiç üzüntü hissetmemek değildir. Her olaya zihinsel olarak doğru bir anlam ve cevap vermemiz halinde denk duygu ve düşünceleri yaşarız.

Sonuçta insan her türlü acıyla ve sorunla baş edecek bir yapıya sahip olduğunu bilirse daha çok çabalar ve kendine daha çok güvenir.

Her türlü acıyla baş etmek illaki onu çekmek değil, aynı zamanda acıya son vermek de olabilir. Tıpkı kronikleşen bir ilişki, her türlü yönteminize rağmen size değer vermeyen biri, ya da sonuç alamadığınız bir işin değişimi gibi.

Şimdi bu bahsettiğimiz B’nin içeriğinin doldurulmasına ve nasıl anlamlandıracağımıza bakmalıyız.

 

Geçmiş Unut Demekle Unutulmuyor

Olaylar ile yıllarca beraber yaşamak yerine onları analiz etmeye ve çözmeye ne dersiniz? Peki, bunu nasıl yapacağız?

Öncelikle çözüm için bir sorunun varlığını kabul etmeliyiz. Eğer yaşantıyı geriye dönüp değiştiremiyorsak, ancak onunla ilgili düşünce, duygu ve davranışlarımızı değiştirebiliriz.

 

Hayata bakış açımızı irdelediğimizde kendimizi kısır döngüye girmekten koruruz. Geçmişe takılmak, hem bugünü, hem anı, hem de yaşama arzusunu alır götürür. Önemli olan ayrıntıları yakalamak, acıları yeni bakış açılarıyla, dar kalıplardan uzaklaşarak geçmişe takılmadan, “şimdi” ve “burada” kavramlarını dikkate alarak irdelemektir. Acıları yaşarken kalıcı olmasına izin vermemek için doğru yorumlamak gerekir.

 

Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiştir

(M.Mungan)

 

Psikolojik deneyimler aslında bireyin psikolojik açıdan güçlenmesini de sağlar. Dezavantaj gibi görünen durumları birey kendi içinde geliştirdiği savunma mekanizmalarıyla avantaja çevirebilir. Böylece bireyin kendi içsel dünyasına yaptığı bu özel yolculuk da acılarına yüklediği anlamlarla derinleşir. Ve yaşam böylece deneyimlerimiz ve yaşadıklarımızla hayatın içindeki acı, tatlı, iyi, kötü gibi anlamlara atfettiğimiz değerlerle anlam bulur.

Kişisel gelişim kitapları genelde “Unutun,takmayın, takılmayın, anı yaşayın.” gibi cümleler sarf eder. Ama bilmeliyiz ki, bunu yapmak bu kadar kolay değildir. Unutmak ve kafaya takmamak kolay olsa herkes zaten başarabilirdi.

 

Unutamadığın olaylarda ; öfke ,suçluluk,pişmanlık,mağlubiyet,intikam gibi duygu-düşünceler vardır.

Unutmak gibi yok saymak, küçümsemek veya abartmak da çözüm değil. Yaşanan olayla ilgili olumlu ya da olumsuz deneyim her ne ise ileride benzeri bir yaşantı tekrarladığında nasıl davranmalı, ne tür tepki nasıl sonuçlar doğuruyor gibi konular açısından geçmiş irdelenmeli ve tecrübe olarak bir kenara kaldırılmalıdır.

 

 

 

Geçmişteki Bir Olayı Nasıl Ele Alırsak Bundan Sonra Daha İyi Hissederiz?

Yaşadığım olay :………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………………………….

 

1.Yaşadığım olayı, arkadaşım yaşamış olsa ve bana şu an anlatıyor olsa, ona ne söylerdim? Nasıl bir öneride bulunurdum?

 

  1. Böyle bir yaşantıyı tekrar yaşamamak için nasıl bir tecrübeye sahibim?

 

  1. Şu an geçmişteki olay ile ilgili ne yapılsa kendimi mutlu hissederdim?

 

  1. Geçmişte yaşadığım olayı bugün analiz ettiğinde, kendini sorumlu tuttuğum neleri değiştirebilirdim? (Çevreyi, şartları, yaşını, olgunluğunu, kararları vs.…)

 

  1. Yaşanan olayda o günkü şartlarda olduğu gibi düşünmem mümkün müydü? Eksik neydi?

 

  1. Farkındalığım var ama değiştirebilecek gücüm yoksa yine de sorumlu olur muydum?

 

  1. Bu olayı hep bildiğim ve yorumladığım gibi bakmaya devam edersem ne olur?

 

  1. Farklı bakış açısı ne olabilir?

 

  1. Şu an ne olsa o olaydaki karakterleri affederdim?

 

  1. Affetmemek bana ne kazandırıyor?

 

Soruları tek tek cevapladıysak, derin bir analiz yaparak olayı tekrar sorgulamış oluruz. En azından fark etmediğimiz bakış açılarını ve hatalı bakış açılarımızı da görmüş oluruz.

Devamı Unutmak mı affetmek mi kitabımda... Tıklayın..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here