Bir çocuğun kaderi dedesinden başlar
Ergenlerin kendi dünyalarında olmasını, ülke gündemine, aile kavramına,ilişkiler ve değerlere yabancılaşmasını çoğu kişi onların konforuyla açıklamaya çalışıyor.
Ne zaman konu günümüz çocukları veya ergenlerine geliyorsa “bizim zamanımızdacılar” çıkıyor ortaya.
“Bizim zamanımızda” diye başlayan sözleri açıkcası artık ciddiye almıyor, “bizim zamanımızda” diyen hi çbir yazıyı da okumaya değer bulmuyorum.
Neymiş, zamane çocuklarının herşeyi var, herşeye kolay ulaşıyorlar, yokluk yaşamadılar,zorluk görmediler, tek ayakkabı ile bir yılı geçirmediler de ondan böyle oldular.
“bizim zamanımızda herşeyin bir değeri vardı.”
Evet sizin zamanınızda eşya çok değerliydi. Ayakkabının ikincisi lükstü. Plasitk top sermaye, futbol topu servetti.
Evet sizin zamanınızda, yokluk enflasyonu yaşanıyordu. Insanlar, yokluklarını yarıştıyordu.
Ekmek güçtü. Fırın ekmeği lükstü.
Ama ;
Sizin zamanınızda çocuk yoktu.
Çocuğun kıymeti yoktu.
Çocuk, kendiniz için yaptığınız,
ilerde size baksın,
tarlada iç gücü olsun,
kavgada eli sopa tutsun, yaşlandığınızda sizer baksın diye yapılırdı.
Çocuk düşerdi, bir tokatta sizin zamandaki annelerden yerdi, niye düştün diye.
Evet sizin zamanınızda sadece maddi yokluk değil, duygusal yokluk da boldu.
Çocuklar sevilmezdi,ayıptı. Çocuklar öpülmezdi görgüsüzlüktü.
Çocuğa sevdiği söylenmezdi, şımarırdı.
Çocuğa oyuncak alınmazdı,çünkü sizin de olmamıştı..
Sizin zamanınızda boşanma da yoktu. Öldürse de nefret etse de beyaz gelinlikli beyaz kefen denklemi vardı.
Sizin zamanınızda eş seçimi de yoktu. Siz seçici değil, sürdücü olabiliyorsunuz.
İşte o sizin zamanınızdaki mutsuz yetişen, ilgi ve sevgiden mahrum bırakılan, ikinci sınıf görülen çocukların çocukları oldu bugün..
“Asla anne-babam gibi olmayacağım” felsefesi ile çocuk büyütenlerin çocukları onlar.
Sizin zamanında ihmal edip, önemsemediğiniz çocukların, “ben yaşamadım bari çocuğum yaşasın” diyen çocukların, çocuklarının dönemi bugün.
Kendi tatminsizliğini, mahrum kalmışlığını çocuğuna herşeyi koşulsuz sunarak gidermeye çalışan , sizin zamanınızın çocukları olan bugünün anne-babaları.
Sizin zamanınızda ezilen kadınların , “kendimi asla annem gibi ezdirmeyeceğim” refleksiyle daha evlenmeden savunmaya geçen kızlarıının çocukları onlar.
Sürekli güçlü olmaya çalışan o neslin çocukları. Kendini gerçekleştirmek için değil, sırf kocasının eline bakmamak, eşne boyun eğmemek için okutulan/çalışan kızların çocukları bunlar.
Bugün sokakta gördüğünüz o çocuklar sizin torunlarınız.
Sizin eseriniz.
Ihmal ettiğiniz, kötü davrandığınız, değersizleştirdiğiniz çocuklarınızın çocukları onlar.
Sizden alamadıklarını, çocuklarına kontrolsüzce sunan anne-babaların çocukları onlar.
Siz mi?
Evet siz de belki daha zor şeylere maruz kaldınız.
Sevgisiz kaldınız. Niye o zaman bu suçlu arayışı?
Ortada bir sorun varsa,en az 3 kuşağın katkısı var.
Kimse kendisini dışarı çekerek,
sorunu görmezden gelerek,
sadece sonuç kısmını eleştirerek temize çıkaramaz.
“Bizim zamanımızda” derken bir daha düşünün. Bir de sizin zamanınızda yaşayanlardan dinleyin.
Bu çocuklar uzaydan gelmedi. Sizin zamanınızda aldı bu temelleri.
Farkın damısın?
Torunun kaderini bile, eşinle olan ilişkinle çocuğunla olan bağınla sen şekillendiriyorsun. Kız çocuğun sana benzeyen biriyle evleniyor. Oğlun da ..
Ve o evlilikteki huzur ve mutlulukda senin yetiştirmenle şekilleniyor..
Şimdi günümüz çocuklarını ve anne babalarını eleştirirken bir daha düşün….
Kimse tamamen masum değil.
Serhat Yabancı
Aile-Evlilik Danışmanı
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.instagram.com/serhatyabanci
Mutlu evliliğin yolu
Mutlu bir evlilik doğru bir iletişimle sağlanır –
Evlilik, hayatımızın çok önemli bir dönüm noktası. Evliliği önemli ve anlamlı kılan özellikler nedir?
Evliliğin; dini, kültürel, ruhsal, biyolojik sosyal ve ekonomik bileşenlerden oluşan bir sistem olması, onu önemli ve yaşamın önemli bir bölümü haline getirir. İnsanın hayatında iki önemli tercihi vardır. Eş seçimi ve iş seçimi. Böyle olunca da doğru insanla evlenmek, adeta doğru bir hayatı seçmek gibi olmaktadır. Yol arkadaşını iyi seçmek, yaşam yolunda olumlu da olumsuz da her şeyi etkiler. Nasıl ki bir şirket kurarken bile ortağınız o şirketin geleceğini etkileyen bir güce sahipse, eşiniz de hayatınız üzerinde ciddi derece etkiye sahiptir. İşte yaşam seçmek gibi olan evlilik, önemini korumaya devam etmektedir.
Eskilere baktığımızda boşanmaların daha az olduğunu biliyoruz. Günümüzde boşanmaları arttıran sebepler neler? Günümüz insanı daha mı sabırsız, daha mı tahammülsüz?
İnsanların “ben” odaklı olmaya başlaması sadece evlilikte değil, trafikte bile kendini gösteriyor artık. Ben odaklı bir yapıya doğru ilerlerken beklentilerin ve sorumlulukların çakışması, boşanmaları arttırdı. İşin kötü tarafı problem çözme yönümüzü geliştirmeden ben odaklı olmaya hızlı geçtiğimiz için en küçük tartışma ve anlaşmazlık, tıkanıklıkla sonuçlanıp ayrılıklara neden olmaktadır. Oysa bir evlilikte sınırlar korunarak da evlilik sürdürülebilir. İllaki insanın kendinden vazgeçmesi veya sürekli alttan alması gerekmez.
Boşanmaların artışında; kadının kendilik değerini fark etmesi, toplumsal baskının önemsenmemeye başlanması, eski kurallar ile yeni evlilikleri sürdürme ısrarı, kök ailelerin yeni dönem evliliklere uyum sağlayamayıp beklentilerini dayatması, boşanmaları arttırmaktadır. Bazı boşanmalar aslında tedavi niteliğinde. O ilişkinin tek tedavisi boşanmak gibi. Lakin bazıları ise sadece çözüm yollarını bilmemek ya da yanlış başlamak nedeniyle sonuçlanmaktadır.
Diğer yandan eşine bağımlı olan bireylerin artışına karşın, evliyken bekâr gibi yaşamak gibi sorumluluk alanı ile ilgili sorunlar da boşanmaları tetikliyor.
İki tarafın da güçlü olması (kendini mutlu edebilme, iletişim becerileri, sınır koyma) evliliklerin ömrünü uzatır.
Kadının çalışma hayatına girmesi evlilikleri nasıl etkiliyor?
Kadın çalışma hayatına girerek, hayatı üzerindeki yetkisini arttırdı. Güç dengeleri yakınlaştı. Lakin diğer yandan içi boş olan bazı egolar oluştu. “Benim de param var, neden boyun eğeyim?” düşüncesi ile her tıkanmada aklına boşanmayı getirenler de var. Oysa güçlü olmak sadece para kazanmak değildir. 3 bin TL maaş, sizi güçlü kılmaz, sadece muhtaç kılmaz. Bu anlamda sorunun çözümüne daha yatırım yapılması halinde kadının para kazanmasının yan etkisi yoktur.
Kadın ve erkeğin evlilikten beklentileri neler olmalı? Hangi yanlış beklentiler evliliğin yürümesine engel oluyor?
Bu soru için şu yöntemi öneriyorum: Saygı, sadakat, cinsellik, sohbet, sosyallik + ilgi = sevgi sürekliliği. Bu 6 bileşen ile evlilikte sorunlar kronikleşmeden çözülür. Ayrıca, toplumsal ve dini unsurlar da göz ardı edilmemeli. Kadın ve erkeğin eşit değil, eş olduğu esası unutulmamalıdır. Tıpkı bir çift ayakkabının birer teki gibi. Sağ ayakkabının soldan üstün olmaması ve tek başına bir işe yaramaması gibi.
Yanlış beklentiler: Yapışık yaşamak, sadece benim kontrolümde olsun düşüncesi, aileme hizmet etsin, çocuğa o baksın, hep alttan alsın, daha çok para kazansın, yetkim olsun ama sorumluluğum olmasın, hiçbir şeyime karışmasın gibi algılar evliliğin ruhuna aykırıdır.
Evliliği sağlıklı bir şekilde sürdürebilmenin temel unsurları nelerdir?
Mutlu bir evlilik, iletişimle sağlanır. Sorunsuz bekârlık olmadığı gibi sorunsuz evlilik de yoktur. Evlilikte her zaman sorun çıkacaktır. Sorun çıkmasını engelleyemeyiz ama sorunların çözüm yollarını geliştirebiliriz. Tıpkı balık tutmayı öğrenmek gibi. İki taraf da iletişim kanalıyla her sorunu çözebilir. Evliliğin virüsü: bencillik, bağımlılık, kontrolcülük ve sorumsuzluktur. Bunların olmaması için ise saygı ve kabul gerekir.
İletişim, evlilikte problemleri çözmede anahtar niteliğinde. Eşler arası iletişimde başarılı olabilmek için taraflar nasıl davranmalı, neleri göz önünde bulundurmalı?
– Sorunlar konuşulurken tek bir sorun konuşulmalı. Geçmiş olaylar dökülmemeli.
– Sorunlar konuşulurken haklı olmaya değil, çözüm bulmaya odaklanılmalı.
– Eleştiri dili minimize edilmeli. Eleştirerek adam etme hatasına düşülmemeli.
– Başka kişiler sorunlara dâhil edilmemeli- anlatılmamalı.
– Sadece sorunlar için değil, normal zamanda da iletişim sürdürülmeli.
– Suçlama yerine, yaşanılan duyu+ beklenti ifade edilmelidir.
Evlilikte çiftler birbirlerine olan sevgi, muhabbet, aşk duygularını canlı tutabilmek için ne yapmalılar?
Sevgi kendiliğinden doğmadığı gibi kendiliğinden de bitmez. Sevgiyi de aşkı da bitiren evlilik değil, eşlerdir. Sevginin sürdürülebilir olması için; saygı, sorumluluk, cinsellik, sohbet, sosyal yaşam ve ilgi gerekir. Bunlar sevgiyi besler ve ömür boyu sürmesini sağlar.
Eşler birbirini değiştirmek isteyebiliyorlar. Karşı tarafa sürekli form vermeye çalışmak gerçekçi bir beklenti mi, bunun sınırları nelerdir?
Form vermek, formal ilişkilerde olur. Form verir doldurursunuz. Mesela işe eleman almak gibi. Eşini değiştirme iddiası bir ütopyadır. Ancak farkındalık yaratılabilir ve var olan potansiyeline göre uyum sağlanabilir. Değiştiririm umuduyla eş alınmaz. Korku veya kaygı ile değişmiş gibi görünen eş, cesaret geldiğinde fabrika ayarına döner.
Evliliğin ilk iki yılı diş geçirme süreci olduğu için, eşler birbirine zaman tanımalı ve ortak noktalar yaratmalıdır. Dayatma olmadan olmalıdır.
Çağın ilişki sorunu eşi değiştirmek. Lakin insanın kendisini değiştirmesi bu kadar zor iken bu beklentide olması hayal kırıklığı yaratır.
Evlilikteki güç savaşlarını durdurmak ve çıkmak için çözüm önerileriniz nelerdir?
Haklı olmaya değil, mutlu olmaya odaklanmalıyız. Haklı olmak egomuzu, mutlu olmak ruhumuzu doyurur. Haklılık şeması, narsistlik/bencillik ile alakalıdır. Geri planda ise zayıf benlik algısını gösterir. Görünüşte çok güçlü gibi görünen ama en küçük sarsıntıda yıkılan kişilerdir. Yapılması gereken, paylaşmayı öğrenmek, sınırlara saygı duymaktır.
Hatayı kabullenmemek, güç savaşının bir diğer nedenidir. Her durumda haklı olan, zamanla yaptıklarının aynısına maruz kalır. İnsan hatasını kabul etmeden onu düzeltemez.
İnsanın eşinden beklentisi ne kadar fazla ise eleştirisi de o kadar fazla olur. Güç savaşı da yüksek beklenti ve kontrol altına alma savaşıdır.
Evlilik iki kişiliktir ve iki tarafında mutluluğu esas alınmalıdır.
Serhat Yabancı
Aile-Evlilik Danışmanı
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.instagram.com/serhatyabanci
Ne çok üzmüşüm kendimi
Neden geçmişten gelen bu kadar çok pişmanlıklarımız var ?
Neden Geçmişten dolayı bu kadar çok suçluyoruz kendimizi?
Evet çoğu yaptıklarımız değil, yapamadıklarımızla ilgili.

İnsan yaptığı şeyleri kolay affediyor da yapamadıklarını çok zor aşıyor,içinde kalıyor adeta.
Bazen öfkesi patinaja düşüyor, bazen gözümüzün önünde gitmiyor.
Toplum olarak “ben” olma özgürlüğü tanımadığı için ilişkilerimiz bu kadar zor ve hüzünlü. Başkalarının onayı,beğenisi merkezimizden çıkmıyor.
Neden mi?
Çünkü toplumumuzun genetik bozukluğu : KOŞULLU SEVGİ.
Koşulsuz sevilmedik, şimdi de koşulsuz sevemiyoruz. Eğer zamanında koşulsuz sevilseydik, bugün bu kadar gösteriş peşinde olur muyduk?,
Bu kadar çok beğenilme saplantımız olur muydu?
Estetik kaygılarımız, işkolikliğimiz,
aşırı fedakarlıklarımız,
sınır çizemeyeşimiz bu kadar ön plana çıkar mıydı ?
Herkes sevgi peşinde. Herkes sevilme peşinde.
Herkes duygusal yoksunluğunu giderme peşinde.
SERHAT YABANCI
instagram.com/serhatyabanci
Aşk mı, tutku mu yoksa psikolojik manipülasyon yollu baskı mı?

Nicole yıllarca çok çekici, cazibeli bir erkekle yaşadı, ilişkilerinde yaşanan sorunlarla ilgili hataları da sürekli kendinde arıyordu.
Eski kız arkadaşlarından Elizabeth’le tanıştıktan sonra zamanla sorunun kendisinde değil, aslında erkek arkadaşında olduğunu anladı. Nicole ve Elizabeth deneyimlerini paylaştı.
Nicole anlatıyor:
Başkaları hayatı birileriyle paylaşmayı başarıyor gibi, beraber mutlu huzurlular. Ama biriyle ciddi bir ilişkide olma düşüncesi beni delirtiyor. Yıllar geçmesine rağmen hala, o korktuğum ama aynı şekilde çılgınca taptığım çekici eski erkek arkadaşımın adı geçtiğinde panik yaşıyorum.
O çekici, yakışıklı, başarılı erkek beni kendisine bağladı. Hayatta hayalini kurabileceğim her şey onda toplanmıştı. İşinde çok başarılıydı, karizması mıknatıs gibiydi, mest olmuştum. Bu çekici erkekle dışarı çıktığımda tüm kapılar bize açılıyordu ve restoranlardaki en iyi masalar bize ayrılıyordu.
İşi gereği tüm dünyayı dolaştık, en iyi otellerde kaldık, en şık restoranlarda yedik. Hangi dilde olursa olsun, cazibesini kullanmayı iyi biliyordu.
Ama ben onu yüzüstü bıraktım.

Her şeyi mahvettim: akşam yemeklerini, muhabbetleri, gece gezmelerini, tatilleri. Eski kız arkadaşlarından birinden bahsediyordum, arkadaşlarının önünde cüzdanımı çıkarıyor veya ülke dışına seyahat ettiğimizde kendi pasaportumla kendi paramı ben taşımak istiyordum.
Günlerce sinirlendiği oluyordu. Uygunsuz davranışlarım onu utandırıyordu. Benim gibi biriyle birlikte olmaya devam edip edemeyeceğini bilmiyordu, çok daha iyi biriyle olabilirdi.
Doğum günü partilerini Noel partilerini de mahvediyordum. Sebebi de ‘onun için en iyi şeyin ne olduğunu anlayamayacak kadar aptal ve acımasız’ olduğum için.
Ona pahalı hediyeler almamı istiyordu. “Yalnızca 20 bin lira, bir şey değil, birikimlerinden kullan” derdi.
“Ama tüm birikimim bu, onlara dokunamam, imkânsız. Seni mutlu etmek istiyorum ama buna param yetmez” dediğimde de ağladı.
Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve telafi etmek için yapabileceğim bir şey yoktu.
Çok uyumazdı, ben de uyumazdım. Ondan önce yatağa giderek ‘gecesini mahvetmeme’ izin vermezdi. Ondan önce uyursam beni erkenden kaldırır ilişkimiz hakkında konuşmak, nerelerde hata yaptığımı söylemek isterdi. Tükenmiştim. Hayatım bulanıklaşıyor gibiydi, fırsat buldukça uyuyordum. İş yerindeki engelli tuvaletine sığınıyor, öğle aramda gidip orada kestiriyordum.
Neden daha önce ayrılmadım? Çünkü çok çekiciydi ve ailem onu çok seviyordu. O yaşımda herkes evleniyor, nişanlanıyordu. Akrabalarım artık benim de sıramın geldiğini söylüyordu. Vücut saatimin tik takları daha çok duyuluyor, evlenenlerin sayısı artıyordu.

Diğer yandan ona bayılıyordum, bu muhteşem adam beni seçmişti. O da zor bir dönemden geçiyordu, benim de ona yardım etmem gerekiyordu. Onu kırdığımı biliyordum ve işleri yoluna koymak istiyordum.
Arkadaşlarımla dışarı çıktığımda kendisini çalışma odasına kilitlerdi. Kocaman deri kaplı masasına kıvrılır ağlar, hıçkırıkları yankılanırdı, ben de bu yüzden çok az onsuz dışarı çıkardım.
Yerimin kolayca doldurulabileceğini söylerdi ve onunla olmak isteyen diğer kadınların fotoğraflarını mektuplarını gösterirdi. Ben de sürekli ağlar daha iyi bir kız arkadaş olmaya çalışırdım.
Bir defa çok üstüme geldi, ayrılmaya çalıştım. Kapının önüne bir fetüs gibi kıvrılıp ağladı, onu terk etmemem için çığlık çığlığa bağırdı. Ben de ayrılamadım. Yanına oturup ona sarıldım ve işleri yoluna sokacağım sözünü verdim.
Çok yorucuydu, ama ilişkiler zordur ve kimse de mükemmel değildir.
Herkes “Ondan daha iyi olamazsın, o mükemmel, çocuk istemiyor musun” diyordu.
Bir süre sonra, artık beraber olamayacağımızı anladığım bir noktaya geldi ilişki.

Bu adamla hayatımı sürdürmenin yorgunluğuyla vücudum ve beynim dağılmıştı. Kilo aldım, ondan ayrı vakit geçirmemi istemediği için spora gidemiyordum. Yemek yemek hayatımın en rahatlatıcı eylemine dönüştü.
Ayrılık fikrinden çok korkuyordum, ama hayatımın geri kalanını onunla geçirme düşüncesi de endişelendiriyordu.
Sonunda bir kaçış fırsatı çıktı. Gerçek kaçış nedenime dair şüpheleri oluşmadan eşyalarımı toplayıp çıkıp gittim. Kız kardeşimin desteğiyle kaçıp evine gittim, mutfağında yere yığıldığımı hatırlıyorum.
Erkek arkadaşının tuvalete ya da banyoya giderek ‘onu terk ettiğini’ düşünüp tuvalet kapısının menteşelerini sökmesinin normal olmadığını anlamak için terapiye gitmem gerekti.
Elimde bir kitapla tuvalette yalnız başıma oturarak geçirdiğim dakikaların değerini iyi bilirim. Saatleri sayar, o kapının ardında huzurlu birkaç dakika geçirmek için zaman kovalardım.
Bir süre o da bunun farkına vardı. Menteşelerde tornavida sesi duydukça kalbim çarpardı, o da kapımın dibinde benimle olmak istediğini söyleyerek ağlardı.
Bunları ilk anlatışımda delilik olduğunu farkına vardım ama o zamanlar benim hayatımın gerçeğiydi bu.
‘Gasligthing’ nedir?
- Türkçe’de tam karşılığı olmayan gaslighting bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi. İnsanların kendi hafızalarını, algılarını ve akıl sağlıklarını sorgulamaya iten bir manipülasyon.
- Adını, 1938 yapımı tiyatro oyunu Gas Light’tan (Gaz Lambası’ndan) alıyor. Oyunda bir erkek karısını deli olduğuna ikna etmeye çalışıyor, erkek gaz lambasını söndürdüğünde, karısını bunun aslında gerçek olmadığına, aklından uydurduğuna ikna etmeye çalışıyor.
- Gaslighing yaşanan ilişkilerin üç aşaması var: İdealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma.
- İdealleştirme safhasında, mağdurun ayakları yerden kesilir ve manipülasyon yapan kişi beraberliklerinin mükemmel olduğu imajını yaratır.
- Değersizleştirme safhası en zor olandır, mağdur hayran olunan bir kişiden, hiçbir şeyi beceremeyen birine dönüştürülür. İdeal olan birinden beceriksiz birine dönüştüğünü hisseden mağdur işleri yoluna koymak için çaresizce uğraşır.
- Sonuncusu gözden çıkarma, bu süreçte manipülasyon yapan kişi mağduru bırakılır ve yeni birine yönelir, yeni mağdurunu idealleştirme ve baştan çıkarma da aynı süreçte gelişir.
Terapi, bu terminolojiyi anlamaya başladığım yepyeni bir dünya açtı bana. ‘Narsizm’ ve bir psikolojik manipülasyon yöntemi olarak ‘gaslighting’ terimleri benim için yeniydi. Tacizin bu şekli hakkında bir fikrim yoktu.
Terapi sayesinde psikolojik manipülasyona (gaslighting) maruz kaldığımı anladım. O yıllar hayata bakışım da değişti, bir narsisti tatmin etmeye, memnun etmeye çalışarak imkânsızı başarmaya çalışıyordum.
Sonunda sorunların kaynağının ben olmadığımı anladım. Onu yüzüstü bırakmaya ayarlanmıştım.
Ama daha öğrenecek çok şey vardı. Eski kız arkadaşıyla iletişime geçmemi tavsiye eden terapistim oldu.
“Gerçekten mi?” diye sordum, “Ama o biri deliydi, erkek arkadaşıma saldırdı” dedim.
Terapistim sakin bir şekilde başını onaylar gibi salladı ve bana gerçeği değiştirerek anlatmanın diğer yollarını hatırlattı. Onun yarattığı alternatif gerçeklikte, o her zaman mağdurdu ve hiçbir şey onun hatası değildi.
Eski sevgilisinin izini sürdüm. Ülke dışında yaşıyor. Benim attığım gergin mesaja “Evet, seninle konuşmak istiyorum, benimle iletişime geçmeni bekliyordum” diye yanıt verdi.
Bir rahatlama oldu, beni anlayan biri vardı sonunda. Dört saat konuştuk, cümlelerimizi tamamladık.
Benden önce onu arayan diğer kadınlarla da konuşmuş, bu cazibeli adam hiç uzun süre yalnız kalmamış. Depresyon hikâyelerini, intihar girişimlerini dinlemek kan dondurucuydu. Bu çekici adam sistematik olarak kadınların hayatlarını yok ediyordu.
Eski kız arkadaşıyla konuştuğum o yaz akşamı içimde bir umut hissettim: Telefondayken arkadan kocasının çimleri biçtiğini, çocukların bahçede oynadığını duyabiliyordum. Paylaşılan bir hayatın resmiydi, bir aile resmi. Bana önceden çok ürkütücü gelen hayat bir anda daha erişilebilir göründü.
Bu çekici adamın yeni bir kız arkadaşı olduğunu duydum. Ona söylemek istediğim bir şey var: “Kaç! Sorun sen değilsin, o. Yasalar değişti, sana yaptıkları yasa dışı. Onu durdurabilirsin.”
Ama şimdilik, yalnızca o deli eski kız arkadaşlardan biri olduğumu biliyorum. Kız arkadaşının bana kendi isteğiyle yaklaşması lazım. Hayatı doyasıya yaşıyorum ve bir gün beni bulduğunda ona umut olabilmeyi diliyorum.
Yıllar önce Elizabeth de aynı karizmatik erkeğe kapılmıştı. Elizabeth de bu sürece nasıl geldiğini anlatıyor:
Bir balo vardı. Tarihi, ajandama ‘kaçırılmayacak etkinlikler’ olarak not etmiştim. Yeni bir elbise sipariş ettim, kuaförden randevu aldım. Arkadaşlarım benim adıma heyecanlanıyordu, “bu Sindrella gerçekten bir baloya gidebilir”diye düşünüyorlardı. Ama bir anda balonun tarihi değişti. “Bu hafta sonu mu?!” Ailemi görmek için uzun zamandır planladığım bir seyahate denk geliyordu.
“Aa ne yazık” dedi. “Tarihleri karıştırmış olmalısın, başka bir kadın arkadaşımla gitsen rahatsız olmazsın değil mi? Eski bir iş arkadaşım, yalnızca bir kere aramızda bir şey olmuştu. Tek başıma gitmek utanç verici olur. Nihayetinde tarihleri karıştırmak senin hatan.”
Utanç, yalanlar… Kadın arkadaşlarım “Bu çok tuhaf. Kızmadın mı ona?” diye sordu.
Onu savunup kendimi suçladım. Sonuçta tarihleri karıştırarak aptallık yapan ben değil miyim?
Çiçekler, gösterişli hediyeler verip ‘profesyonel eşlere uygun kıyafetler bulmak için’ alışveriş turları ayarlıyordu. Nişanlanmamıştık, yalnızca beni elinde tutmak için ödüllendirme fikriydi.

Kızlarla gittiğim spor salonundaki derslerin olduğu akşamlara şık restoranlarda yemek ayarlıyordu. Her ikisine de yetişmeye çalışıyordum: “Akşam saat 8’e alabilir miyiz lütfen? Ben de dersten sonra duş alır hazırlanırım” diyordum.
“Ah çok pardon, başka zaman yaparız belki. Sanırım benimle vakit geçirmek o kadar önemli değil senin için” diye karşılık veriyordu.
Ben de “Bir dersi kaçırmaktan bir şey olmaz” diye spor salonuna gitmiyordum. Tam üç yıl böyle gitmedim. Bazı şeylerin nasıl kendini fark ettirmeden yaklaştığını görmek çok komik aslında.
İlişkimizin üçüncü yılında cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgilenen bir klinikteydim, yalnız ve sıkılgan. Bana da bulaşan bir hastalık olmuş. Hemşire “Son üç yılda cinsel ilişkiye girdiğin kaç partnerin oldu?” diye sordu. “Bir” dedim. Bu nasıl olur? Bir hata olmalı…
Annem “Sana vurdu mu?” diye sordu. “Hayır” dedim, gözlerimden yaşlar damlıyordu cevap verirken.
“Bak tatlım, iyi bir işi var, bunu çözmenin bir yolunu bulmalısın, daha iyisini bulamazsın biliyorsun” dedi annem.
Kirada oturduğum evime dönemiyordum çünkü ev arkadaşımı baştan çıkarmıştı. Arkadaşım bana neler yaşandığını anlattı ve ondan ayrılmamı söyledi, ama ona nasıl güvenebilirdim ki? Sahip olduğum şeyi istiyordu muhtemelen, sonuçta o mükemmel değil mi?
İşten ‘hasta izni’ alarak ayrıldım. Doktorum “Biraz ara alması lazım” teşhisiyle Prozac yazdı.

Ortak iş arkadaşlarımız “Geçmiş olsun” kartları atıp “Erkek arkadaşının sana iyi bakması bizi mutlu ediyor” yazıyorlardı.
O hayatına her şey normalmiş gibi devam etti. İşinde başarılı, kadın iş arkadaşlarıyla yemeklere çıkan… Bunu da ‘çalışanlarını daha yakından tanımak’ olarak adlandırıyordu.
Bir gece otoparkta onu bir başka kadınla gördüm. Çalılıklara kustum. Utanç vericiydi. “Bir daha insan içine nasıl çıkacağım, nasıl onunla yüz yüze geleceğim” diye düşünüyordum.
Çok masum bir şey olduğunu, paranoyak davrandığımı söyledi. Panik atak geçirdiğimde “İlaçlarını iç” diyordu.
Yıllar sonra, bunu yazarken bile “keşkeleri” düşünüp duruyorum. Daha düzgün davransaydım bir şansımız olabilir miydi?
“Hayatta gerçekten aşık olduğum tek kişi sendin. Ben işleri yoluna koyardım ama aramızı sen bozdun” diyordu.
Çocuklarımın oynadığı bahçemdeki çim biçme makinesinin sesi telefonun ziliyle kesildi. Arayan benim durumumu anlayan biriydi. Aynaya bakmak gibi bir histi, bizim başımıza gelenler bir anda açıklığa kavuştu. Ona verebileceğim umut, bende arınma, iyileşme hissi yaratıyor.
Yalnız değiliz.
Yaşadıklarını anlatan her iki kadının da isimleri, kimliklerini koruma amaçlı değiştirilmiştir.
İllüstrasyonlar: Katie Horwich
www.bbc.com
Kendimi sevdirmeye çalışırken kendimi mutsuz etmişim
Yeter ki Sev Beni Diye, Her Şeyi Yaptım.
Sen yeter ki beni sev diye, radyoyu bile tamir eder hale geldim.
Kendi hayatımdan ödünler verdim.
Bana hiç uymasa da senin zevklerine, arkadaşlarına hatta ailene katlandım.
Sırf sen rahat et diye, sana sorun getirmedim. Sırf sen surat asma diye, tavır koymadım.
Zor anlarımı yansıtmamak için kendimi o kadar kontrol ettim ki, yaşadıklarımın farkında olmadın.
Sürekli gözünün içine baktım.
Bundan dolayı, evi tertemiz, yemekleri çeşit çeşit olan domestik bir kadına dönüştüm.
Annem hep “eşine hizmet et,” diye telkin ederdi. Bana “Onunla güzel zaman geçir, eğlenmeyi bil,” demedi.
Ben de tüm enerjimi eve, yemeğe ve işlere verdim. Bunlardan dolayı da sürekli minnet ve övgü bekledim. Biz mutlu etmeyi işe yaramak sanmışız……………….
Anlıyorum ki;
Hepsi, “işe yararsam sevilirim”in ürünü.
Hepsi, sevgiyi elde etmeyi bilmemenin ürünü. Hepsi, kendimi mutlu edememenin ürünü.
Ve anlıyorum ki,
Boşuna o kadar yorulmuşum.
Boşuna o kadar koşturmuşum. Yorulmadan da, koşturmadan da insan sevilebilirmiş. Tıpkı en başındaki gibi.
Güler yüzlü olarak da,
Sakin olarak da,
İyi yürekli olarak da,
Sarılarak da,
Saygı duyarak da,
Saygın olarak da,
Duygularını göstererek de,
Pozitif olarak da,
Dokunarak da sevilebilir ve sevebilirmiş insan.
Hem de daha az yorulup, hayatı aksatmadan…
Şimdi bakıyorum da;
Kendimi mutlu ettiğimde, küçük şeyler daha az kafama takılıyor.
Mesela, bardağın yerinde olmaması dünya meselesi olmuyor.
Evin dağınık olması beni bunaltmıyor. Çocukların sesi beni yormuyor.
Eşimden beklentilerim daha dengeli artık. Haklılıkla ve zorunlulukla değil, içten ve samimiyetle
yaşıyorum.
Her şeyi ondan ilgi ve sevgi görmek için yapmıyorum.
O da baskı altında hissetmediği için daha samimi davranıyor.
Ben istediğim için değil, içinden geldiği için, istediği zaman gösteriyor ilgisini.
Zaten keyifli sohbetimiz ve esprilerimiz de iyileştiriyormuş, şimdi fark ettim.
İşte şimdi anladım ki;
Ben tencereye ne kadar çok samimiyet, sıcaklık, mutluluk ve huzur katıyorsam,
Payıma düşen de o kadar çok oluyormuş…
Ve anlıyorum ki;
Mutluluk mükemmel insan olmak değil, İyi insan olmak,
Mutlu olmak ise paylaşmakmış……
Serhat Yabancı
Satın almak için;
http://www.dr.com.tr/Kitap/Butun-Asklar-Tatli-Baslar/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0001700617001?gclid=CNPxmra3ktQCFUUW0wodqtsFtA
İnstagram👉🏽 Serhat Yabancı
Mutlu olmak istiyorsan…
Mutlu olmak istiyorsan:
• İyi kazanmaya çalış,
• İşinde başarılı ol,
• Konforunu arttır,
• İlişkine ait ol,
• Güzel giyin,
• Güzel yemek ye,
• Dostlarınla buluş,
• Paran oldukça biriktir,
• Oturduğun eve yatırım yap,
• Güvenli bir araban olsun,
• Gülebildiğin insanları ara,
• Zor durumdaki herkese yardım etmeye çalış,
• Her şeyi paraya bağlama
• Hiçbir şey yapmadan otur,
• Kitap oku, bir dernek /vâkıfa üye ol,
• Spor yap,
• İyi hissetmeyi şartlara bağlama,
• Sesli gül,
• Dik yürü,
• Tanıdığın herkese selam ver,
• Aldığın her hizmet için teşekkür et,
• Ailenle ilişkilerini sıcak tut,
• Sağlığına para ve zaman harcamaktan çekinme,
• Kendin için istemediğin bir şeyi başkasına önerme,
• Sevilmeyen noktalarını fark et ve düzelt, kendini sevdirmeye çalışma,
• Bir hatadan dolayı, emek verdiğin ilişkilere şans ver,
• Küskünlüğü kısa tut,
• Hayatındaki insanları özgür bırak,
• Bağlı ol, bağımlı olma,
• Terapi desteği al,
• Her kesimden insanla arkadaş edin,
• Önce arkadaş ol, güven oluştukça dostluğa dönüş- tür,
• Doğru nefes almayı öğren,
• Düzenli ve sağlıklı beslen.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Danışmanı
Diğer yazılarım ve takip için:
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.instagram.com/serhatyabanci
www.serhatyabanci.com
Gerçekçi bakış açısına sahip olmak için nasıl düşünmeliyiz?
Gerçekçi bakış açısına sahip olmak için nasıl düşün- meliyiz?
• Yaşadığımız olayları kişiliğimizde yontmadan yorumlamalıyız.
• Küçük olaylardan genelleme yapmamalıyız.
• Başka insanların bizim ile ilgili yorumlarını kendimizin eksiğine değil, onun bakış açısına yoracağız.
• Her olayın ya siyah ya beyaz diye bir adı yoktur. Hayatımızdaki GRİ tonunu arttırmalıyız. Denge, gride saklıdır.
• Her olayda, dibe vurmadan da çözümü vardır.
• Hiçbir olay bizde kalıcı ve uzun süreli etki bırakamaz.
• Hiçbir olay, bizim kendimizi değersiz hissetmemize neden olamaz.
• Hiçbir olay, çözümsüz değildir.
• Yoğun ve abartılı duygular yaşadığımız her olayda, algımızı değiştirirsek olayın etkisini de değiştiririz.
• Olumlu düşünmek bizi zorlarken gerçekçi düşünmek hem daha kolay hem de daha sağlıklı ve kalıcıdır.
• Her yaşantı acı bırakmaz. Sadece tecrübesi olarak hatırlanabilir. “Acı çektim” gözüyle değil “bana ne kazandırdı” gözüyle bakarsak daha gerçekçi olur.
• Hayatımızda iz bırakan olaylar değil, onlardan kalan duygular ve algılardır.
• Yaşadıklarımız ve başımıza gelenler, hak ettiğimiz için değil, çözüm bulamadığımız içindir.
• Kendimizi tanımalıyız. Kendimizi tanıyorsak, başkasının bizimle ilgili cümlelerinden yeni bir tanım aramayız. Kendini tanıyan, başkasının görüşüne göre devamlı kendini tanımlamaz.
• Seçimlerimizde, bize uyan kişileri tercih etmeliyiz. Aksi takdirde uymayanların eleştirisi bizi yıpratır. Bize uymayan kişi hep bizi suçlar.
• Anlık negatif durumlara karşı duygu kontrolü geliştirmeliyiz. Hemen duygunun akışına kapılmak yerine, o an soğukkanlı olarak durumu yorumlamalıyız.
• Yaşadığımız her olayda duygunun şekli, boyutu ve yoğunluğunun bizim elimizde olduğunu unutmamalıyız. Olayı nasıl yorumluyorsak öyle de duygu hissederiz.
• Her şeyi evet veya hayır olarak değil, farklı seçeneklere de yormalıyız. Bir şey ya olmalı ya olmamalı yerine “bazı şeyler eksik, ama olması için bir şeyler yapılabilir” denilebilir.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Danışmanı
Diğer yazılarım ve takip için:
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.instagram.com/serhatyabanci
www.serhatyabanci.com






























