Ana Sayfa Blog Sayfa 21

“Fransa halkının cumhurbaşkanı #Emmanuel#Macron şaşkınlık verici bir adam.

0

“Fransa halkının cumhurbaşkanı #Emmanuel#Macron şaşkınlık verici bir adam.

-Peki bu şaşılacak şey; onun isminin dünya tarihindeki en ünlü kadın porno yıldızının film ismi olması mı?
-Hayır
-Peki onun 39 yaşında gencecik bir adam olarak cumhurbaşkanı olması mı?
-Hayır
-Eşinin 64 yaşında yani kendisinden 25 yaş büyük bir kadın olması mı?
-Hayır
-14 yaşında bir çocukken sınıf öğretmenine aşık olan birisi olması mı?
-Hayır
-Eşinin 24 yıl önce kendisinin sınıf öğretmeni olması mı?
-Hayır
-24 yıl eşinin öğrencisiyken, evli olan eşinin kendi kızının da aynı sınıfta olması mı?
-Hayır
-Yani şu anki üvey kızıyla 24 yıl önce sınıf arkadaşı olup şu anki eşini her gün sınıfta dinliyor, azar işitiyor olması mı?
-Hayır
-Hatta şu anki üvey kızıyla 24 yıl önce sınıf arkadaşlığından da öte çok yakın arkadaş olması ve hatta tüm arkadaşlarının, kendi ailesinin bile o kızı onun sevgilisi sanması mı? (Oysa yanılıyorlardı bizimki 14-15 yaşlarında kıza değil annesine yani kendi sınıf öğretmenine aşık olmuştu, kıza yakınlığı ve hep çevresinde hep evlerine gidiyor olması o zamanlar mutlu! ve 3 çocuklu bir evliliği olan öğretmene olan aşkındandı.)
-Hayır
-Emmanuel 1995’de 17 yaşındayken, öğretmeni 42 yaşındayken, öğretmenine aşkını ilan etti ve evlenme teklif etti. Mutlu! ve 3 çocklu öğretmen kabul etmedi ama 12 yıl sonra 2007’de kabul etti ve bizimki 30, öğretmen ise 55 yaşındayken evlendiler. Sınıf öğretmeniyle evlenmesi mi şaşkınlık verici olay?
-Hayır
-Şu an eşinin kendisi yaşında (sınıf arkadaşı kız) ve kendisinden 1 ve 2 yaş büyük olmak üzere 3 tane büyük çocuğu ve 7 torunu olması mı?
-Hayır

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (39) ve eşi Brigitte Macron (64)’ün kısa hikayesini okudunuz.

Belki tüm bunların hepsi şaşırtıcı, belki de hiçbiri şaşırtıcı şey değil. Ama yine de okuması bile zevkliydi değil mi? Emmanuel’in yaşamı kim bilir nasıl?

Saz bende şimdi..
Yorumlanacak çok şey var.
Aşkı peşinde giden adam,
siyasinin özel hayatını değil başarılısını esas alan fransız halkı,
aradaki uçurumsal yaşa rağmen ilişkiyi bizler kadar umursamayan halk,
halkın ne diyeceğine göre yaşamayan bir çift,
Eşinin kapı gibi arkasında duran bir kadın,
belki bir aldatma belki de aldatma yaşanmadan bitirilen bir evlilik,
Belki de yakalanan mutluluk ve huzurun yarattığı azim ve daha neler neler.
Bir gerçek var ki, kimsenin umrunda olmadan,sosyal sosyal rollerin adeta görev olarak dayattığı evliliklerin yerine, kendi huzur ve mutluluklarının peşinde gidenlerin daha çok mutlu oldukları gerçeği.

Onay için yapılan evliliklerin öZgüvensiz evlilikler yaratıp sürekli onaylanma peşinde koştukları.
Sevgiyle.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

İşte yüzeysel ilişkilerden kaçmanın ve ilişkilerde “mış gibi” yapmadan gerçek ve derin bağlar kurmanın 20 altın sırrı:

0

İşte yüzeysel ilişkilerden kaçmanın ve ilişkilerde “mış gibi” yapmadan gerçek ve derin bağlar kurmanın 20 altın sırrı:

İki insan karşılaştığında, bu ilişkinin en güzel taraflarını kesinlikle kendini en iyi tanıyan taraf yaşar. Çünkü kendi içine bakabilen insan, daha sakin, daha kendine güvenli ve doğal olur.
Asla başka insanların sizin hisleriniz hakkında konuşmasına izin vermeyin. İnsanların duyguları tamamen şahsidir.
Hayatınızdaki insanların sözlerine ve eylemlerine karşı duyarlı olun. Böylece onların iç dünyalarına girmeniz çok daha kolay olacaktır.
Tüm arkadaşlık ilişkileri, karşınızdaki insanın tabiatı ve doğruları sizin için yanlış olsa bile bunları yargılamadan tolere etmeyi gerektirir.
İlişkilerde aslında karşındaki insan sizin bir yansımanızdır. Yani birinin canını acıtırken kendi canınızı acıtmamanız ya da birini mutlu ederken kendinizin de bu mutluluktan nasibini almamanız imkansızdır.
İlişki kurduğunuz insanlardan gerçekçi olmayan / gereksiz şeyler beklemezseniz asla canınız yanmaz.
Psikolojik olgunluğa erişmenin en büyük koşulu, size atılan bir iftiraya karşı kendinizi öfkeyle savunmamayı başarmaktır.
Karşınızdakinden sizi ancak “sizin kendinizi anladığınız ölçüde” anlamasını bekleyin. Fazla beklentiye girmek yerine kendinizi daha iyi tanımaya çalışın.
Biriyle olan ilişkinizde her şeyi tecrübelerinize dayanarak yapmaya çalışmayın. Her ilişki özeldir ve kendi karakterine sahiptir.
Sevgisi karşılıksız kalsa ya da görülmese bile bundan endişe duymayan kişi, sevginin gerçek anlamını bilen kişidir.
Eğer sizin için değerli bir dostu kaybederseniz, yerini hemen doldurmaya çalışmayın. Bırakın yaşadığınız kalp kırıklığı ve üzüntü sizi özgürleştirsin.
Sosyal hayatta çok ön planda olmamaktan endişe duymayın. Çünkü günümüzde ne kadar popüler olursanız, ilişkilerinizin içi de o kadar boşalıyor.
İlişkilerde yaşadığınız her kötü deneyimin, o insanların aslında kim olduklarını görmek için bir fırsat olduğunu unutmayın.
Bir insanın barındırdığı gerçek erdemleri, o kişiyi içselleştirmeden ve sabırla sevmeden göremezsiniz.
Aşkı ve sevgiyi aramak için yanlışlar yapmayın. Çünkü aşk ve sevgi sizin içinizde taşıdığınız bir sihirden farksızdır. Sadece ortaya çıkacağı doğru zamanı bekler.
Hayatı seven ya da sevmeyen yanlarınız olabilir. Daima pozitif enerji saçan tarafınıza tutunun ve mümkün olduğunca “karanlık taraf”a geçmeyin.
Diğer insanların sizinle ilgili düşünceleri hakkında endişelenmek yerine onları tanımaya çalışın.
Popüler ve sevilen bir insan olmak yerine “sahici” bir insan olmaya gayret edin. Çünkü sahici insanlar daima sevilirler.
Bir insana sunabileceğiniz en değerli şey onu iç dünyanıza almak ve birlikte “daha iyi ve daha erdemli” bireyler olmaya çalışmaktır. (Uplifers)

Düşündüğün Gibi Değil

0

Serhat Yabancı’nın 2. kitabı Düşündüğün Gibi Değil!i satın almak için tıklayın..

Kendine biçtiğin değer ne?

0

Kendine biçtiğin değer ne?

Kendini sevdirmeye mi çalışıyorsun*

Onaylanmak ve ilgi görmek mi istiyorsun?

Aşırı fedakar mısın? izleyin…

Bütün Aşklar Tatlı başlıyor da sonra ne oluyor?

0

Bütün Aşklar Tatlı başlıyor da sonra ne oluyor?

Ne oluyor da ilk heyecanı kaybediyoruz?

Seçimleriniz kader mi? 

Hepsi ve daha fazlası videodan izleyebilirsiniz.

Bütün Aşklar Tatlı Başlar kitabını satın almak için tıklayınız..

YENİ MODA MANKEN TİPİ EVLİLİK: ÇOCUĞU YAP, NAFAKAYI KAP, HAYATINA DÖN

0

YENİ MODA MANKEN TİPİ EVLİLİK:

ÇOCUĞU YAP, NAFAKAYI KAP, HAYATINA DÖN

Son zamanların biraz da modası bu. Çocuk için evlilik, gelecek garantisi için evlilik, ya da yarabandı evlilik.

 

Son zamanlarda çok fazla karşılaştığımız evlilik tipi bu. Anne olma odaklı evlenip, iki çocuk yaptıktan sonra, sanki evlilik hedefine ulaştı diye düşünüp hayatına dönmek için boşanmak.

Elbette genel yorum yapmak sağlıklı değil. Çünkü her ilişki parmak izi gibi, kimseninkine benzemez ve kıyaslanmamalıdır.

Lakin bazı alanlarda sık yaşanan evlilik veya boşanma şekli, zihnimize lokal bazı algıları adeta kondurmaktadır.

 

Bu trendi aslında mankenler başlattı.

Özellikle manken camiasının, belli bir varlık gücüne sahip birileyile evlenmesi, sonrasında iki çocuk yapması ve ikinci çocuktan belli bir süre sonra boşanması, çok da tesadüf olarak yorumlamamamız gerektiğini söylemektedir.

Mankenlerin,sanatçıların,oyuncuların  yani genel olarak medyatik olan herkesin evliliği konuşulmaya mahkumdur. Sanatçı, her adımının gündem olacağını bilerek yaşar ve bununla barışıktır.  Bu nedenle evlilikleri kadar boşanmalarının da konuşulması normaldir.

 

Ebru Şallı,

Ebru Destan,

Gülben Ergen,

Çağla Şıkel,

Demet Şener ( dava açıldı).

 Yaptığım kısa bir araştırmada şu boşanmalarda ilginç bilgilere ulaştım.

1.      Manken kökenli olmaları

2.      Ortalama 2 çocuk sahibi olmaları

3.      Eşlerinin zengin olmaları

4.      İkinci çocuk doğduktan1-3 yıl sonra çatırdamalar ve boşanmalar

5.      Boşanma sonrası mesleğine veya ekrana ( daha çok sunuculuk veya oyunculuk) dönmeleri.

Şimdi bu açıdan bakıldığında, mankenlerin çoğunlukla yaş ilerledikçe durağanlaşan iş hayatları ve popülaritelerini geleceğe güven veren bir eş ile anne olma hayaliyle doldurmaya başlıyor denilebilir.

Oysa egosu yüksek zengin bir erkeğin doğal olarak tercihi de güzel bir kadın olacaktır. Böyle olunca da iki tarafın birbirini bulması kaçınılmaz olmakta, kısa sürede tanışıp sürpriz şekilde evlenmeleri de kaçınılmaz olmaktadır.

Zaten çoğu haber sitesi bu tip evlilikleri “sürpriz bir kararla evlendiler” olarak vermiştir.

Peki, evlilikte ne oluyor?

Evlenen mankenlerin çoğu hızla anne olmaya çalışıyor. Ortalama 3-7 yıl arasında 2 çocuk yapıldığı gözlemlenmektedir. Yani bir an önce aradan çıkarma düşüncesi gibi.

Sonrasında ise hedefe ulaşan yarışmacı misali bir dirilme ve bıraktığı noktaya dönme hayali ortaya çıktığında ise eşiyle çatışmalar başlıyor.

Evlenirken, tekrar çalışmayı pek düşünmeyen çoğu mankenin sonrasında ekranlardan ve onaylanma-beğenilme ihtiyaçlarından kopamadıklarını görsek de eş rolleri ve anne rolleri ile bu beklentilerinin çatışması nedeniyle evliliklerin çatırdadığını görmekteyiz.

Burada çoğu manken ve benzer özelliklere sahip bayanlar, iş hayatlarının yoruculuğu, yoğun tempo, annelik dürtüleri, daha sakin hayat yaşama istekleri ve gelecek kaygıları ile bu tip evlilikler yaparken sürecin tahmin ettikleri gibi gitmediğini ancak evlilik içerisinde fark etmektedirler.

Aslında çoğu insan için de böyledir. Çoğu insan, evlilikle kendisiyle yüzleşmektedir. Evlenmeden önce kıskanç, bencil, yüksek standartlar veya başka özelliklerini olduğunu onlar da bilmemektedir.

Yeni dönemdeki gördüğüm kadarıyla kariyerli bayanların, ekran yüzlerinin çoğu annelik baskısı ile evliliği kendine zorlamaktadır. Kriter olarak da daha çok ekonomik güç parametresini birinci sıraya koymaktadırlar. Belki sevgiye olan güvensizlikleri belki karşı cinsin sürekli iyi niyetsiz yaklaşımları  nedeniyle de ilişkilere olan güvenleri sarsılmıştır.

Mankenlerin bu denli farklı süreç yönetmelerinin belki de esas nedeni meslekleri. Çünkü onlar meslekleri ile evlilikleri arasında tercih yapmak zorunda kalan ender meslekleri yapıyorlar.

Hem eş hem anne olup, hem de şehir şehir gezip defilelere katılmak, hem  podyumda hem de evde çalışmak zor olduğu için  bu süreç sonunda seçenek zorunda kalmak da onları evliliklerinde kendilerini ihmal etmelerine, hatta bazen kendilerine bakmayı bile ertelemelerine neden olmaktadır.

Tekrar iş hayatına dönme istekleri de bu sistemin bazen sonunu hazırlamaktadır. Erkeklerin ise bunları bilmelerine rağmen bu seçimleri yapmaları da ayrı bir  farkındalık konusu.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

Koçişler ve pembe gelinler furyası

0

Koçişler ve pembe gelinler furyası

Dışardaki normal bir kadın;
bir yandan para kazanmaya,
Bir yandan akşam ne pişireceğine,
Bir yandan yetişip okuldan çocuğunu bir yandan bim ya da migrostan alışveriş yapmaya,
Bir yandan yemek yaparken diğer ortalığı toparlamaya,
Yemekten sonra çocuğu uyutup,bulaşıkları yıkamaya,
Yarın ne giyeceğiyle uğraşmaya,
Arada kocanın önüne çay,
Eline kumanda verip gazını almaya,
Günün sonunda Z raporunu annesine sunmaya çalışırken sen tosta kurdele yapmaya, bisküviyi sandalyede sunmaya çalışıp kendini var etmeye ve işe yaramaya çalışıyorsun.
Üstelik, kocişim, kocacığım, aşkitomları instagramda paylaştığın fotografın altına yazmayı unutmuyorsun.
Sahi sen hangi dünyada yaşıyorsun?
Aldığın layklar ile kendini sıradışı ve diğer eşlerden ve kadınlardan üstün mü görüyorsun?
Ekmeğe kurdele bağlamayı yaratıcılık mı sanıyorsun?
Peki?
-Gerçekten kaç orijinal yemek biliyorsun?
– aynı anda kaç kişiyi yemeğe davet edebilirsin?
– Kaç çocuğa bakabilirsin?
– Mesela turşu yapabilir misin?
– Ya da akşam saat 7 de eve geldiğinde aç bir kociş ve çocuğa kaç dakikada bir menü hazırlayabilirsin?
Düşün bakayım….
Olmuyor öyle işte yenge hanım.
Ekmeğe kurdele bağlamakla,
Domatesi kraliyet ailesi tarzı sunmakla olmuyor.
Tüm gün evde oturup can sıkıntısıyla simitin üstüne dantel koymakla mutfakta yaratıcı olunmuyor.
Hayatın gerçekleri var. Belki yüzleşmedin, belki kaçındın.
Ama gerçek hayat senin tahmin ettiğinden çok daha yorucu.
İlgi çekmek veya farklı olmak, kocişinin bir tanesi olmak için bence farklı yollar bul. Mesela onu anla, kaliteli zaman geçir.
Mutluluğu keşfet. Mutluluğun daha çok onaylanma ve ilgi çekmek olmadığını,bu durumun aslında sosyal onay bağımlılığı yarattığını fark et.
Şimdi sana dantelinle,kurdaleli domatesinle ve bu duruma anlam veremeyen sessiz çığlık eşinle mutluluklar..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Çekingenlik

0

Çekingenlik

Aslında her yaşta insanın rahatsız olduğu bir durumdur çekingenlik. Düşüncesini tam zamanında söyleyememek,tam zamanında istediğini yapamamak gibi durumlardır bunlar. Fakat öyle bir hal alır ki durum sadece bazen değil sıklaşmaya ve genelleşmeye başlar.İşte çekingenliğin tanımlanması için ilk şartımız genel ve süreklilik arz etmesidir. Yani çoğu zaman ve çoğu yerde bir ,kaçınma, ifade edememe,kendini geri çekme, toplumsal tepkiden korkma, herkesin kendisini izlediğini süzdüğünü sanma ve eleştirileceğini aşağılanacağını düşünme ve buna bağlı olarak sosyal kopmanın yaşanması bir çekingenlik göstergesidir.

           Çekingenliğin analizinde temel olan ,eleştirilmeme ve yanlış yapmama, izlenimini veya karizmasını çizdirmeden devam ettirmektir.
          Çekingenliğin genetik nedenleri de bulunmuş olsa da değişmeyecek demek değildir. Durgun, içe kapanık  olmak, sessiz olmak,kendini ifade edememek ,sosyalleşme ve çeşitli uygulamalar ile aşılıp düzelebilir.
·        ya söylediğimi beğenmezlerse,ya küçük düşersem, ya dalga geçilirsem, ya başarısız olursam, ya tartışma çıkarsa,ya bağırırsa
·         en iyisi susayım
·        Söylerken –yaparken rezil olabilirim en iyisi bir köşede durayım.
·        Davet etmeden-ısrar etmeden konuşmamalıyım-katılmamalıyım.
KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ :
  • Pasif ve iletişim açısından kapalıdırlar.
  • Özgüveni düşük olup kendinin gerçek değeri ve potansiyeli hakkında bilgi sahibi değillerdir.
  •  yetersizlik ve eksiklik duygu ve düşünceleri taşırlar. Gerçek olanı değil, kendini inandırdıkları bir kendilik değerleri vardır.
  • İlişkisel bağımlılığa yatkındırlar.
  • Eleştirilmeye ve red edilmeye karşı aşırı hassas olup “hakkımda ne düşünürler” sorusunu hep ceplerinde taşırlar.
  • Sosyal anlamda parmak sayısı kadar Samimi arkadaşları vardır. Kendisini koşulsuz kabul eden eleştirmeden akıl vermeden kabul eden insanlara yakınlıkları fazladır.
  • Davetlere veya partilere yalnız gitmek istemezler. Mutlaka önderlik yapacak biri ile sosyal gruplara girerler.
  • Kendileri hakkında( bedensel, statüsel, şekilsel,ve diğer açılardan ) olumsuz ve beğenilmeyeceğini düşündüğü özellikleri taşıdıklarını sanırlar.
  • Kendisinden üstün sandığı kişilere karşı pasif ve eziklik duygusu hissederler.
  • Yeni ortamlarda:
    – sıcak basması,sesin çatallaşması, titreme, konuşmaktan kaçma,mide ağısı/bulantısı,baş ağrısı,bayılacak gibi olma gibi semptomlar ve konversif tepkiler gösterirler
  • Sosyal açıdan, rahat olmadıkları ortamlarda,: kollar kapalı, bardağı sıkıca tutmak, sigara içmek,rahatlamak için içki içmek, sabit ve gergin bir pozisyonda durmak gibi göstergeleri vardır.
    -çekingen kişi , kendini yetersiz ve eleştirilmeye açık olarak görür. Tanımadıkları tüm insanların kendisi hakkında kötü düşüneceği fikri vardır. Aslında çekingen insanların temel sorunu bedensel veya statüsel/sosyal değil tamamen düşünseldir. Bu nedenle üzerinde çalışılması gereken temel nokta düşüncelerin test edilmesi ve tedavi edilmesidir. Her ne kadar ilaç tedavisi önerilse de ilaçların etkisinin geçmesi ile düşüncelerin tekrar ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu nedenle düşüncelerin bilişsel-davranışsal terapistler ile beraber tedavi edilmesi gerekir.
Çekingen bireyler, hem mükemmeliyetçi olmak hem de eleştirilmekten korkmak gibi özellikleri barındırırlar.
SOSYAL HAYAT VE ÇEKİNGENLİK
Çekingen bireylerin sosyal hayatları sosyalfobik tepkiler ile benzerdir. Akıllı çocuk, uslu çocuk, efendi,etliye-sütlüye karışmaz gibi yorumların muhatapları çekingenlerdir. Aslında çekingenlerin yetiştirilmesi esnasında da aile uslu çocuk= iyi çocuk ilişkisini yaşatmışsa ,çocuk kabul görmek ve onay almak için hep uslu çocuk modelini oynar.  Sonradan çekingenliğin temelini attığını bilemez. Eskiden uslu çocuklar hit iken şimdi kendini ifade eden, düşünce ve duygularını anlatabilen çocuklar ve bireyler gözdedir.
      Ailelerin çocukları , “benim oğlum pırlanta gibi, çok terbiyeli, gereksiz konuşmaz, büyüklerinin yanında konuşmaz,efendidir” gibi söylemleri çocukların belli kalıbın dışına çıkmasına engel olup kendini ifade etmelerini engellemektedir.
   Toplumumuzda ağırlıklı olarak tek çocuklu aileler, en büyük çocuk, evin tek erkek veya tek kızı gibi durumlarda bu tip çocuklardan mükemmel çocuk olma beklentileri çocukların istedikleri gibi yaşamalarını engellemekte,özgüven ve kişilik gelişiminin dışarıya bağlı olarak şekillenmesine neden olmaktadır.
    Özellikle Anadolu da “desinlerci” aile tipleri için önemli olan başkasının ne dediğidir. Yani “desinler Ahmet in oğlu çok efendi,Mehmet in kızı çok uslu vs gibi” sosyal beklentilere uygun yetiştirmeler çocukların yaşadıkları topluma uyumunu zorlaştırırken aynı zamanda gizliden gizliye de öfke beslemesine neden olurlar.
 Çekingen bireyin sosyallik düzeyi düşüktür. Çok fazla sosyal çevresi ve sosyal ortamları yoktur.hep birilerinin ısrarı ve zorlaması ile bir şeylere dahil olurlar. Plan yapmak istemezler. Hazırcı olup sorumluluktan kaçarlar. Yerine getiremem düşüncesi nedeniyle “sorumluluk getirecek olan: evlilik, ciddi ilişki, borç, söz vermek, davet düzenlemek, organize etmek,plan yapmak gibi görevlerden kaçarlar.
       Evli olan çekingenlerde : yıllarca olaylara ve evliliğindeki olumsuzluklara ses çıkaramamanın verdiği suçluluk ve pişmanlığın yarattığı depresyonları çok sık görmekteyiz. Kendini ifade etmesi ve derdini-duygularını anlatması ancak evliliğin 10. yılını geçmesi ile mümkün. Genelde evli bayanlarda bu fazla görülmektedir. Depresyonun temel iki nedeni olan suçluluk ve pişmanlık duygusunu çekingen evliler çok fazla yaşamaktadır. Ya ve evlilik yılı ilerledikçe ,eşi ve evliği değişime uğramadığı halde eşini suçlamalar, haksızlığa uğradığı düşüncesi,ezildiği ,kullanıldığı düşüncesi neticesiyle evlilik sarsıntılar geçirir. Aslında bu bir sorgulama sürecidir. Kişi ,biraz özgüven kazanıp bilinç altına atıp bastırdığı bir şeyleri tekrar ele alıp sorgular. Fakat yeri ve zamanında verilmeyen tepkilerin sonrasında ancak pişmanlık/suçluluk yaşarız. “ o zaman gözüm kördü, korkuyordum, değişir diye bekledim” gibi sözler çok rastladığımız sözlerdir.
DUYGUSAL HAYAT VE ÇEKİNGENLİK
Duygularını ifade etmek istiyor ve anlaşılmak istiyorsan önce kendini nasıl ifade edeceğini bilmelisin
Çekingenlerin en büyük sorunu “İLETİŞİM VE KENDİNİ İFADE EDEMEMEKTİR”  nasıl ifade edeceklerini belki defalarca çevreden, arkadaşlardan,uzmanlardan öğrenmişlerdir. Ama temel sorun bunu yapabilecek gücü bulabilmektir. Bilmek çözmek değildir. Kişinin nasıl iletişim kuracağını bilmesinin yanında içindeki o düşünceleri ( eleştirilmemeliyim, kabul edilmeliyim,red edilmemeliyim) de anlamlandırması ve tedavi etmesi gerekir.
   Çekingenliğin duygusal boyutunda, kişi hissettiklerini net veya doğru ifade edemez.Neden? Red edilme ve rezil olma-küçük düşme kaygısı. Aslında belki başında hiç rededilme geçmemiş de olabilir.fakat “ya olursa” düşüncesi ile içe kapanıp duyguları içinde yaşayabilir,ifade etmesi de yılar alır. Duygular derken sadece ,aşk sevgi,ilgi değil, öfke,kızgınlık,kabul etme, etmeme, itiraz etme gibi tüm duyguları sayabiliriz.
İLİŞKİLERDE ÇEKİNGENLER
Eğer çekingen bir sevgiliniz varsa yandınız. Ona çok güven vermeniz,normal birine göre daha çok destek olmanız gerekir. Çekingen sevgililerin en büyük sorunu güvenmek ve inanmaktır. Çekingen kişiyi, çıkmaya veya evliliğe ikna etmek diğer kişilere göre on kat daha zordur.emin olamamak,doğru insan mı , evliliğe hazır mıyım?, yaşım küçük mü, biraz daha mı flört süresini uzatsam gibi sorulara çok sık karşılaşırız. Aslında çekingen sevgilinin sevgilisi mükemmel olsa da hep bir emin olamama durumu söz konusudur. Temel sorun çekingen sevgilinin kendine olan güvensizliğidir. Özgüveni düşük olanların bildiğiniz gibi kararsızlıkları fazladır. Çünkü sorumluluğu kaldırabileceğine dair kendine yeterince güvenememektedir.
   Çekinen bireyler, ilişkilerde en çok terk edilme, sözel-fiziksel şiddete uğrama, ummadığı anda yalnız kalma gibi sorunları yaşayabilirler.
    Çekingen bireyler, ilişki sağlam yapıya (söz ,nişan,düğün vs) ilişkileri oturduktan sonra partnerine bağımlı olurlar. Çekingen kişiler, partnerlerinden çok şey beklerler. Yani onlar sevgililerinin, hem annesi, hem babası,arkadaşı,dostu vs. her şeyi olmasını ister. Zaten sosyal anlamda yetersiz ilişki yaşayan çekingenler, bu açıdan partnerlerini seçerken bu beklentilerini gözden geçirmelidirler.
ÖNERİLER
  • Çekingen birey ,her şeyden önce çekingen olduğunu, nerede nasıl bir tutum sergilediğini,nasıl bir düşünsel yapıya sahip olduğunu bilmelidir. Yani kişi kendisini tanımalıdır.
  • Genetik temelleri olsa da değişimin mümkün olduğunu kabul etmeliyiz.
  • “ben çekingenim” diyerek pes etmemek ve kabuğumuza çekilmemeliyiz.çekingenlik,kişinin kaderi değildir.
  • Sosyalfobinin de tüm semptomlarını gösteren çekingenlikte, önemli olan insanların sizi hakkınızda ne düşündüğünüzü değil, sizin böyle bir durumda neler yaptığınızı tespit etmeniz daha faydalıdır.
  • Siz insanlar ile iletişimdeyken neler yaptığınızı fark ederseniz, onları çözmekten yola çıkabilirsiniz. Mesela öncelikle bedensel tepkileri düzenlemekten başlayabiliriz. Gerginlik,gerilme,nefes alamama,titreme,mide bulantısı gibi tepkileri yok ederek başlayabiliriz.
  • Doğru nefes almak : 3 parça halinde burundan nefes alıp, içimizde 3 saniye tutup sonra 3 parça halinde ağızdan veriyoruz. Bedensel tepkilerin azalması ve gevşeme için güzel bir yöntemdir
  • Topluluk karşısına çıkarken: buradaki herkes benim gibi… kimse benden üstün değil. Üstün olmak, insanın kendini geliştirmesi ile mümkündür.
  • Benim sorunum , kendimi yanlış yorumlamam ile alakalıdır. Kendimi,potansiyelimi,gücümü doğru yorumlamayıp, kendime haksızlık yapmamalıyım.
  • İnsanlar ile iletişim kurarken ısrarla gözlerine bakmalıyım. Gözlerimi kaçırırsam cesaretimi kazanmam zorlaşır.
  • İnsanların onayı olmadan yaşamayı kendimize kabul ettirmeliyiz.
  • Önemli olan bizim beğenmemiz ve bizim mutlu olmamızdır. Başkası onaylamıyor ise o bununla mutlu olmayabilir. Ama bu sizin de mutlu olmayacağınız anlamına gelmez
  • Mağazaya girerken, almasam bile satış elemanından kazağı, gömleği isteyip denemeliyim. Almayacaksam denememeliyim.zahmet olmasın. Düşüncesi benim çekingenliği yenmemi engeller. Mağazaya girip,egzersiz yapmalıyım. 1 hafta boyunca mağazalarda kıyafet deneyip almadan çıkmalıyım.
  • Aynanın karşısında sesli olarak denemeler yapmalıyım. Kalabalığa karşı veya önemli bir konuşma öncesi ayna karşısında denemeler yapıp aynadan kendimi izlemeliyim.
  •  Duygularımı ifade ederken, “neden çekiniyorum” konuşursam başıma gelecek en kötü şey nedir” sorularını kendime sorarak konuşabilirim.
  • İnsanlar ile ilgili yorum yaparken ve analiz ederken, duygularımdan yola çıkmamalıyım. Duygular ve hisler teşhis için  kanıt değildir.
  • İnsanlar ile ilişkilerimde, kendimi tanıtma şeklini oluşturmalıyım. “kendimi nasıl tanıtmalıyım,nelerden bahsetmeliyim.”
  • Bedenim ve şeklim ile ilgili kaygılarımı gözden geçirmeliyim. Kendim hakkımdaki yorumlarımda kanıtım var mı? “benimle aynı özelliklere sahip olan herkes benim gibi mi düşünüyor ? düşünmüyor ise o halde ben yanlış düşünüyorum
  • İnsanlardan değer görmem için ,öncelikle benim kendime değer atfetmem ve kendimi değerli görmem lazım
  • Kendi değerimi ,başkalarının yorumlarıyla ölçersem , onlara hep yaranmak ve onları hep mutlu etmek zorunda kalırım.
  • Aslında çekingenlerin en büyük sorunu, “hayır diyebilme” sorunudur. O halde istemediğim şeylere karşı ne kadar çok karşı koyarsam çekingen havuzumdan 1 litre su daha azalmış olur.
  • Çekingen olanlar değersiz olanlar değildir. İnsanların beklentileri için kendilerinden ödün verdikleri için kendilerini değersizleştirdiklerini düşünürler.
  • Kimse kimseyi kullanmaz . sizin izniniz olmadan biri sizi kullanırsa , bu kullanmak değil, kandırılmaktır. Bu durumlarda genelde en zeki kişi bile bunu yaşar.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

İlişkiler Açısından Partnerini Tanımak

0

İlişkiler Açısından Partnerini Tanımak

Hayatımızda en önemli iki tercih olan eş ve iş seçimi, tüm yaşamımızın büyük bir alanını teşkil eder. Özellikle hayata bakış açımız, hayattan beklentilerimiz,idealize ettiğimiz ilişki şeklinden yola çıkarak eş adayını veya partneri seçmek isteriz. Tüm seçimler, yaşanmamışları yaşamak hayaline göre yapıldığını düşünürsek, partnerimizi de ideallerimize, ve geleceğimize göre planlamalıyız. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, geçmiş ilişki tecrübelerinin bizi ne kadar yönlendireceği ve etkileyeceğidir.Eğer tüm ilişkilerinizde hep aynı sonuçları yaşadıysanız;

1. Seçim kriterlerinizde sıkıntı var. Size uymayan bir tercihi kovalamaktasınız.Bunu biraz açalım. Eş veya partner seçimi kriterleri doğumumuzdan itibaren sosyal öğrenme ve eğitim ile şekillenir. Gerek büyüdüğünüz çevre, gerek se aldğınız eğitim ile kafanızda eş modeliniz oluşmaya başlar. Kariyerli olsun, zengin olsun, boyu,kilosu,ailesi, vs… tüm nitelikler yaşamınızın kazanımları sonucu oluşur. Burada esas sorun, önce ne aradığınızı bilmeden önce kendinizi bilmenizdir. Kendini bilen kişi, her bulduğunun aradığı olmadığını bilir. Eğer, siz kendilik değeriniz hakkında gerçek veya gerçeğe yakın bir içgörüye sahip iseniz kendinize uygun bir partneri bulmanız kolay ve kısa sürecektir.

Partner bulmakta yaşanan düşünsel sorunlar:

1.eşi üzerinden prim yapmak

2.varoluşunu kanıtlamak üzere, kendinden üstün veya çevresinin özendirildiği birini aramak

3.evliliği veya ilişkiyi bir iyileşme olarak görmek ve eşinin kendisini tedavi edeceğini düşünmek.

4.ailesinin övgüsü ve onaylanma ihtiyacı ve reddedilme kaygısı ile anne veya babasının sesiyle hareket etmek.

5.aşırı şişmiş ego ile kendisini uygun olmayan aday için uygunmuş sanmak

6.yoğun narsist algı ile kendisinden farklı, zıt üstün veya düşük dikey ilişkilerde başarıyla çıkacağını sanmak Aslında bu seçenekleri arttırmak mümkün.zira, esas olan şudur ki, tercihler düşünceden başlayıp kalbe doğru yol alır.

Yani evlenmeden veya ilişkimiz olmadan önce şekli ve sınırları kafamızda çizilmiştir. O nedenle aşık olacağımız kişiyi önceden biliriz. Bu durum ise yıldırım aşklarının,çarpılmaların da yanlış bilinmesini gösterecektir. Aslında kimseye çarpılmıyoruz. Biz zaten çarpıldığımız (etkilendiğimiz) kişiyi düşüncelerimizde yaşatıyorduk.

O ideaya en yakın olanı gördük ve “işte bu” dedik. Yani kime aşık oluyoruz? Evet yani yıllarca üzerine kafa yorduğumuz,hayal ettiğimiz kafamızda tasarladığımız birine aşık oluyoruz ve o bilinen biri. Sadece kim olduğu belli değildi. Bazen “ben herkese aşık olabilirim simitçi, memur, şöfor, başbakan gibi söylemler duyarız. Bunu söyleyen bir arkadaşımın 10 yıldır simitçiye aşık olmasını beklediğimi de söylemek isterim. O halde önümüze gelen herkesten elektrik almayız.

Sadece zihnimizdeki protipe uygun olana benzeyenden benzerlik oranına kadar etkileniriz. Tercihlerimizin doğruluğu konusunda ise, yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı üzere, eğer eşinizi seçerken çevresel etmenler ve çevreye mesaj verme amaçlı bir düşünse sizi hareket ediyor ise bu evliliğinizin sıkıcı gitmesinin nedenlerinden biri olabilir. Çünkü; diyelim ki, evlendiniz. Herkes sizi onayladı tebrik etti. Ee sonra??? O sosyal destek evliliğinizin yürümesine de destek olacak mı? Sadece süreyi uzatır ama bitme sonucunu değiştirmez. Yani toplumun beğenisi için yapılacak bir evlilik,birazcık bencillik içerir. Diğer yanlış tercih düşüncelerine baktığımızda, varoluşunu tamamlamak ve kendini gerçekleştirmek amaçlıdır.tamamlayıcı tercih bir seçim nedenidir ve onaylarım fakat esas olan sadece tamamladığı için tercih edilmemesidir. Sizi sırf tamamlar diye, zengin, iyi mesleği olan, yaşam-düşünce tarzı farklı biriyle evlenmeniz sizi mutlu etmez.

Sadece kendinizi bir süreliğine güçlü hissetmenize neden olur. Fakat sadece eşinizin zengin, boylu, kariyerli olması belki de yarım asrı geçecek bir evlilik için yeterli olmaz. 2.aynı yöntemleri kullandıkça,aynı sonuçlardan kaçamazsınız. İlişkilerde başarısızlık söylenecek en güzel söz; aynı yöntemlerle farklı sonuç alacağını ummanın delilik olduğunu söyleyen Einstein in sözüdür. Defalarca evlenmek, partner değiştirmek,suçu başkasında bulmak bu sözün yansımasıdır. Kişi devamlı aynı sonuçları yaşıyor ise, ya aradığı kriter yanlış ya yöntemi yanlış, ya psikolojik yapısının farkında değil ya da bu durum ile varoluşunu tamamlar. Yukarıda belirttiğimiz gibi esas olan kendimizi tanıdıktan sonra “ben”in ne istediğini keşfetmektir. “ben” tanıyan biri, onun isteğini de bilir.. geriye sadece nasıl yapacağını öğrenmek kalır. Ne istediğinizi bilmediğiniz sürece, nasıl yapacağınızı bilmenizin bir anlamı yoktur. Eğer bulduğunuz (ya da sanıyorsunuz) kişi size uymuyor ise ilk yaşayacağınız yoğun bir şekilde onu değiştirmeye ve eleştirmeye çalışmaktır. Yoğun değiştirme eleştirme çabasının altında 3 şey yatar. Ya uygunsuzluk, ya mükemmelliyetçilik ya da hafif narsizmin verdiği bencilliktir. Size uymaması eleştirmekle uyumlu hale gelmez. Velev ki yılardır eleştirdiğiniz partnerinizin A özelliği ne kadar değişmiştir? Eleştirmek veya onu suçlamak hem ilişkiyi yıpratır, hem size karşı nefret ve inat yaratır hem de, onun sanki bilerek değişmediğini düşünmenize buna bağlı olarak da öfkelenmenize saldırgan olmanıza neden olur. O halde ilişkilerde eleştirmekten çok karşılıklı uzlaşma ile çözüm aranmalıdır. Aynen şöyle: Bir araç aldığınızda satıcı 1000 lira ister siz ise 800 lira verirseniz her iki tarafın 100 liralık vazgeçişi ile 900 lirada uzlaşma sağlanır..

İlişkilerde de olaya bu örnek ile bakılması çözümü kolaylaştırır. Ama siz satıcıya, senin aracın, kötü, kirli, bakımsız, sigara içilmiş vss… derseniz o ise size, tepki gösterecek ve bu fırsatı tümden kaçırmış olacaksınız. Çünkü araç sahibine yapacağınız eleştiriler aracın fiyatını düşürmeyecek aksine, satıcının size rest çekmesine neden olacaktır.

İlişki bir uzlaşma ise size en yakın en benzer, en uyumlu olan ile daha az pazarlı yapacağınız için ilişkinizin en güzel yıllarını pazarlık e uzlaşma yapmak yerine mutlu paylaşımlar ile geçireceksiniz. Ve ilişkinizin kimyası azalsa da antropolojisi sağlam olduğu için kolay yıkılmayacaktır. Yine ilişkide aşırı eleştiri bir mükemmeliyetçilik dedik. Mükemmeliyetçilik bazen takıntı sıkıntısının da bir yansıması olabilmektedir. O zaman bir uzmana gidene kadar sorunun eşinizde olduğunu sanarsınız. Taa ki uzman size “efendim siz takıntı veya mükemmeliyetçi bir kişilik özelliğine sahipsiniz” diyene kadar. İşte o zaman da BEN in yeni bir özelliğini daha keşfedersiniz.

Eleştirideki narsizme ise sonraki yazımda değineceğim. Bazen partner adayımızı (ya da aşık olduğumuz sandığımız) kişiyi çok ama çok isteriz. O olsun ne olursa olsun deriz. Aslında birini çok fazla istemek ego tatmini veya estetik bir beğeninin ötesine geçemez. Zaten kişisel görüşüm: insan bilmediği tanımadığı birine aşık olamaz ve sevemez. Bu kendi hayaliyle flört ve fantezisidir. Daha yalnızlık, yoğun duygusallık, çaresizlik,ergenlik girişi veya mutsuz dönemde insanlar aşırı bir istek veya tanımadığına ( platonik)aşk veya arzulama yaşar. O halde bilmediğiniz tanımadığınız birine aşık olmak mümkün değildir. Bunun adı aşk da değildir. Bu sağlıksız bir sürecin olduğunun göstergesidir.

Çözüm sevgili bulmak yerine probleminin çözümüne yönelmek ya da uzmana gitmektir. İlişkinin gidişatını da doğru analiz etmeliyiz. Mesela ilişkinin başında gösterilen yoğun ilgi bazen bir sevginin göstergesi değil, bir tanıma isteğinin motivasyonudur. Sonradan ilginin azalması mantıklıdır. Uyum ve benzerliğin azlığını gördükçe ilgi azalması olabilmektedir Ayrıca ilişkide her yaptığını doğru ve mantıklı görmek bir üstünlük psikozudur. Yani üstün olmasından çok sanmasıdır. Böyle düşünen kişinin kendilik algısı bozulmuştur.üstün değil, üstün olduğunu sanar. Bu tip bireylerde yapılacak en büyük hata onun eksikleri ile veya psikozu ile yüzleştirmektir. O nedenle aşamalı bir sistem kurulmalıdır. Son olarak kişi ilişkide hangi özelliğini ön plana çıkarır ise o özelliği daha çok sömürülür. Kişi ise bu özelliğini ilişkide daha çok kullanmak zorunda kalır. Mesela paranızı ön planda tutuyor iseniz ,paranız daha çok sömürülür ve daha çok para kullanmak, güzelliğinizi veya fiziğinizi ön planda tutarsanız onu en çok kullanmak zorunda kalırsınız. Yani ön planda tuttuğunuz vasfınız, aslında riske attığınız vasfınızdır. İlişkinin benzinidir. Vasfınızın devamlı güçlü kalabilmesi gerekir ki ilişki yürüsün.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

İlişkide Pişmanlıklarımız

0

İlişkide Pişmanlıklarımız

Pişmanlıklarımız her zaman analiz edilmeli ve yeni yaşantılara aktarılmadan ve bulaşmadan çözülmelidir. İnsan yaşamının her döneminde değişimlere göre kararlar alır. Geçmişimiz zaten kararlarımızdan ibaret ise, aldığımız veya alamadığımız kararlar pişmanlıklarımızın kaynağıdır. Oysa en temel kararlarımızdan doğru eşi ve doğru işi seçmek pişmanlıkların da temelini oluşturur.

İlişki ve eş konusunda seçimlerimizdeki pişmanlıklarımızı konuşacağız bugün.

Pişmanlıklar, beklenmeyen sonuçlar, mutsuzluk süreçleri, hedefe ulaşamama, sonradan istenmeyen sonuçlarla karşılaşmasının yansımasıdır. Fakat öncelikle şu kuralı belirmek zorundayım. Her olay, zamanına ,şartlarına ve o anki potansiyelinize göre yorumlanırsa sağlıklı ve gerçek sonuçlara ulaşılır. Geriye dönük pişmanlıklardan kurtulamamak ve bunu depresyona dayanak geliştirmek genelde az önce bahsettiğim gibi yorumlama hatasından kaynaklanmaktadır. Yani bugünkü potansiyelimizle, bilinç düzeyimizle ,varlığımızla geçmişi yorumlar isek hatalı bakış açısı ile hatalı sonuçlar çıkarırız. Şimdiki aklım olsa, bugün olsa, gibi yorumlar yerine “ ogünkü şartlarda o kadarı elimden geliyordu, farkındalığım ve yeterliliğim o kadarına yetiyordu” demeli ve kendimizi affetmeliyiz. Fakat affetmek , şuan ki durumu kabul etmek veya pes etmek değil, geçmişte yaşananı kabul etmek ve geri dönüşüm kutusundaki “BİZ”i affetmektir.

İlişkilerde kendimizi nasıl algılamamızı affetmemize değindikten sonra bir de bu pişmanlıkları yaşamadan veya daha aza indirmek için ne yapmalıyız konusunda konuşalım.

Seçimler her zaman en kritik konulardır. Aslında her seçim o gün için değil, sonrası için yapılır . yani her seçim yaşanacaklar üzerine kurulur. Peki pişman olmamak için ne yapmalıyız?

Aslında öyle kolay bir cevabı yok bunun. İlk aşama yine kendimizden başlamak.

Yani karşıdakini suçlamak yerine önce kendimizi tanımalıyız.biz ne istiyoruz? Nasıl biriyle mutlu oluruz, toplumsal beğeniye uygun mu seçiyoruz yoksa derinlerden gelen öz seçimlerimizle mi seçiyoruz?. Bu gün eş ve sevgili seçimlerinde dışsal telkinler ve etmenler o kadar etkilidir.

Şöyle örnek vereyim. Eskiden bir kızı veya erkeği annesi veya babası şununla evlenmelisin diye baskı altına alırken şimdi çaktırmadan basın-medya, arkadaş çevreniz kariyer kanalınız, insanların yakıştırmaları durumları da gizli baskı olarak seçimlerimizi yönlendirmektedir. Anne-babanın baskısı ile sosyal-medya baskısını karşılaştırdığımızda aslında ebeveyn baskısı daha masum ve pragmatik görünmekte.

Bu durumda temel sorun seçim kriterlerimiz. Nasıl biriyim ki nasıl biriyle mutlu olabilirim?, nasıl bir ailede büyüdüm ki, hangi aile yapısının bireyi ile evliliğim daha sağlıklı olur. Hangi konularda ilişkilerde sorun yaşıyorum? Seçeceğim kişi hangi yönümle mutlu olur hangisiyle mutsuz olur ? birbirimizin hangi olumsuz yönlerini provake edip bileriz.

Bunları açıklayalım:

Ebeveynlerinizle sorun yaşamış ve bu sorun onların kötü evliliğine tanık olmak veya direkt sizin kişiliğinize zarar vermek şeklinde ise şu risklerden bahsetmeliyim.

Ebeveyn intikamı: çocukluğunuz ve ergenliğinizde ebeveyniniz ile yaşadığınız sorunlar onun gibi biriyle evlenmekten kaçmayı bir seçim hedefi haline getirebilir.onu andıran davranış,tutum söz mimik vs herşey sizi o kişiye hemen bir teşhis koymaya neden olabilir. Bu önyargı nedeniyle o kişiyi detaylı tanımaktan alıkoyar sizi. Oysa yaşadığımız ülkede erkeklerin ve kadınların kendi cinslerini hiç benzememesi veya çağrıştırmaması mümkün değildir. O halde çağrıştırmaları değil, tümüyle tanımaları ele almalıyız.

 

Ebeveyninize benzeyen birinden her zaman kaçmaya bilirsiniz de.onun gibi biriyle beraber olup hem (anne veya babadan) intikamınızı almak, hem de onu düzelteceğinizi zannedip kendi annenize olan öfkenizi ve gizli yarışınızı tamamlamayı amaç edinebilirsiniz.

Mesela devamlı anne-babasının kavgalarına şahit olanlar, annelerinin bu duruma sessiz kalmalarına isyan edememelerine veya kendini savunamamalarına hem çözüm üretemedikleri için çok üzülür hem de annelerinin tepkisizliğine karşı çok öfkelenirler. Bu şekildeki bireyler, kendi sevgili veya eş seçimlerinde bilinçdışında babalarına benzer insanları seçerler. Çünkü hem annesinin yapamadığını yapacak ve yarım kalan savaşı kazanacak hem de çocukluğundaki yaraları saracağını düşünecektir. Peki başarılı olabilecek midir? HAYIR. Çünkü düzelmek veya iyileşmek ilişki ile olmaz.

Mesela anneler ile kızlar arasında özel bir dertleşme bağı vardır. Fakat toplum yıllarca bu bağı görmezden gelip “kızlar babalarına düşkündür ”gibi yanlış bir yoruma kaçmıştır. Düşkün değil hayrandır. Anne ile kızı arasındaki bu bağ ile anne tüm sorunlarını kızına anlatırken kötülediği kişi babasıdır. Kız çocuğu bu durumda “ asla annem gibi olmayacağım,kendimi ezdirmeyeceğim” düşüncesiyle sahaya inmeyi bekler. İlişkilerinde ise kemikleşmiş bu düşüncenin yarattığı aşırı savunma ve gereksiz güçlü olma-itiraz etme davranışları dışa vurur. Buradaki kız gereksiz bir feminist- isyankar role bürünür. O tüm erkekleri babası gibi zannederek başlar. Bilinçaltında erkeklere büyük bir öfke-güvensizlik vardır.hep ezileceği ve değersizleştireceği düşüncesi hakimdir.

Gördüğümüz gibi yaşantılarımız, beğeni ve seçimlerimizi direkt etkileyebilmektedir.

bunun yanında ilişkide en çok rahatsız olduğunuz şey, her zaman ve herkes için rahatsızlık yaratmayabilir. Bu durumda ise daha çok eski sahneler( anne –babanın davranışına benzemesi-tahammülsüzlüğün sınır vs.) etkilidir. Mesela yıllarca anne-babası hep küs olan bir çocuk, eşinin küsmesine aşırı tepki verebilir. Yine mutsuz evliliklere tanık olan bireyler, ilişkilerindeki küçük mutsuzluklara bile tahammül edemezler. Onların toleransları bitmiş gibidir. Ama hayatlarındaki kişi değil, ebeveynleri bunun %95 ini doldurmuş, eşinin küçük bir hatası bile bardağı taşıran ağır duygusal etkilere neden olur.

Tamir seçimi. : seçtiğiniz kişi,en hassas noktanızı en çok zedeleyen biri ise siz aslında bu kişiyi seçerek zayıf noktanızla başetmeye çalışıyorsunuz.taze taze yaşanan duygular ile çalışmak sahaya inmektir. O nedenle zayıf noktanızı aktive eden kişiyi seçmeniz bir tesadüf değil bir tamamlanamama durumudur. Çocukluğunuzda duygusal istismar veya sevgi sorunu yaşamışsanız soğuk birini seçmek gibi. Yada sert babanızdan sonra bağıran bir sevgili gibi.

Bunun yanında eş/sevigili seçiminde hiçbir zaman “ aşarım,anlaşırım, zamanla uyum sağlarız “ gibi bakış açıları ile karar alınmamalıdır. Böyle bir seçim ihtimaldir-risktir. Sonuçta savaşarak ilişki olmaz. Savaşarak kimseyi düzeltemezsiniz. Savaşıyorsanız sevişemezsiniz.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR