Ana Sayfa Blog Sayfa 22

Karı-koca sorun ne olursa olsun,yatağa küs girmemeli midir?

0

Karı-koca sorun ne olursa olsun,yatağa küs girmemeli midir?

Hayır.
İllaki yatağa girmek,doğru değildir. Bu tavır insanı ve duygularını yok saymaktır.
Elbette amacımız,küslüğün kısa sürmesi ve açık iletişimle sorunun çözülmesidir.
Lakin sırf böyle bir kural var diye,dayak yemiş kadını adamın yatağına koyamazsınız.
Ağır hakaretlere maruz kalmış bir adamı,kadının yatağına koyamazsınız.

Böyle bie dayatma, mevcut sorunu,o sıcaklıkla daha da körükler.
Tartışmalara ara vermek,bir süre mesafe koymak, öfkeyi dindirir acıyı azaltır.

İnsanların duygularını anlamak yerine,aynı yatağa koymak işe yaramaz.
Kaldı ki çoğu eş aynı yatağa girse bile birbirine değmeden,dokunmadan yatıyorlarsa,bu göstermelik bir durumdur.
Ayağı ayağına değdiğinde,ayağını refleksle çekmek de,öfke ve kızgınlığı körükler.

Sorunları çözemediyseniz, kimse kimseyi yatağa zorlamamalıdır.
Eğer yatağa girmeyi ,sorunu çözmeden zorlarsak,sadece göstermelik bir adım atmış oluruz..

Bu konuda yatağa girmek boyun eğmek olmamalı,yatağa girmemek(ayrı uyumak da) cezalandırma amaçlı olmamalıdır. Hazır olmayana alan ve süre tanınmalıdır..

O halde,insanlar tartışmaları uzatmamalı,küslüğü konuşarak,üstünü örtmeden çözmelidirler..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

İLK GÖRÜŞMEDE YAPILAN HATALAR;

0

İLK GÖRÜŞMEDE YAPILAN HATALAR;

1. Sürekli işinden bahsetmek
2. Sürekli maddi imkanlarından bahsetmek
3. Eski sevgili/sevgililerinden bahsetmek
4. Kendini övmek
5. Hemen adını koymaya çalışmak
6. “Ben zor ikna olurum”,zor bulunan cinstenim” egosu yapmak
7. İlk buluşmada sinemaya gitmek
8. İlk buluşmada arkadaşlarını çağırmak
9. fazlasıyla ailesinden,çevresinden bahsetmek
10. Susmak
11. Çok konuşmak
12. Hemen dokunmaya çalışmak
13. Eve davet etmek
14. Sevgi ifadeleri kullanmak
15. Herşeye evet/hayır demek
16. Süreç odaklı yerine,sonuç odaklı yaklaşmak
17. Aceleci olmak
18. Geçmişten gelen ön yargılar ile yaklaşmak
19. Görüşme sonrası hemen karar istemek
20. Israrcı olmak
21. Sürekli telefonla uğraşmak
22. Doğal akışına bırakamamak
23. Sürece yayamamak
24. Arada oluşacak sessizliği tahammül edememek
25. Sorulmayanı da cevaplamak
26. Derin/özel sorular sormak
27. Eve davet için ısrar etmek
28. Evden almayı/eve bırakmayı teklif etmemek, teklif ederken de ısrarcı olmak
29. Annemin/babamın gelin/damat profili konusuna girmek
30. Siyasi konulara girmek
31. Konularda aşırı detaya girmek
32. Bilinmeyen mekana gitmek
33. Daha önce denemediği yemekleri sipariş etmek
34. Fazla jöle,makyaj,parfüm kullanmak
35. Konuşurken yüzüne bakmamak..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

EVİN EN ÖKSÜZÜ BABA’LARDIR !

0

EVİN EN ÖKSÜZÜ BABA’LARDIR !

Babalar en kutsal varlıklar olan Annelerin gölgesinde kalan gizli kahramanlardır!

Evin en öksüzü babalardır, en yalnız, en kimsesizi, herkese kimse olurken. Evin direği olurken kendisi direksizdir, dayanacağı kimsesi pek yoktur. Çünkü o hep güçlü olmak zorundadır.

O zayıf olamaz Çünkü o kahramandır, o güçsüz olamaz Çünkü o kahramandır, o ağlayamaz Çünkü o kahramandır, hep kahraman olmak, öyle kalmak zorundadır. Yoksa silebilir herkes onu. Küçümser, erkekten bile saymaz.

Batan gemiyi en son terk eden baba iken, uçan bir balonda, fazla ağırlıkların atılması aksi halde balonun düşme ihtimalinin olduğu anlarda, aileden ilk atılacak kişi babadır.

Hayatını ailesine adasa da, ne eşine ne de çocuklarına yaranabilir tam anlamıyla. Kimsesi kalmaz zaten memleketi belli olduğunda. Hani sormuşlar ya adama nerelisin diye. O da demiş henüz evlenmedim diye. Ne ilk ailesine,ne de yeni ailesine yaranamaz, arada kalır.
Aile içi yetmez gibi, hep annelik yüceltilir onun yanına ayıp olmasın diye babalık da eklenir.
Anneler gününün bütün ihtişamına, şatafatına, her yerde vurgulanması ve insanları harekete geçirmesine rağmen, babalar günü unutulur, ya da babalar gününde hatırlanır ve öylesine geçiştirilir.

Evin dış kapı mandalı gibidir çoğu zaman. Evin en yalnızıdır.

Bu yüzden en son babalar duymaz mı? Ya saklanır, ya yalan söylenir ya da paylaşma gereği duyulmaz. Bunda elbet hoşgörüsü az babanın da suçu ve katkısı vardır ama yine de ne yapsa yaranamaz, yakınlaşamaz. Belki çocuklarıyla yakınlaşmak ister ama malum ataerkil kurallar, toplum baskısı, utanç duygusu buna engel olur, ne sevdiğini gösterebilir ne de sevilmek istediğini…

Babanın aile de en sevdiği birey kadındır, eşidir. Eşinin ise en sevdiği çocuklarıdır, kendisi değil. En büyük aşk evliliklerinde bile, sevgilisi doğum yaptığında bir anda artık sevgilisi değil, anne olur, kendine biçtiği en büyük rolü olur sevgilisi.

Baba en çok anneyi sever, anne en çok yavrusunu sever, yavrusu ise en çok eşini sever, eşi ise en çok yavrusunu sever. Bu böyle devam eder durur, hayatın kanunu gereği.

Bir yeri acıyan çocuğun hiç babam dediğini duydunuz mu? Babası yanındayken bile anam demez mi?

İyi bir işi olması gerekir, zengin olması gerekir. Çocuklar bile birbirlerini heyecanlandırmak için, iki kişinin omuzlarında daha fazla ileri gitmek için, bakalım kimin babası daha zengindir, derler.

Anne ya da çocuklar işsiz olabilir, kimse bunu çok görmez onlara. Ama baba işsiz olamaz. Düşünün erkek çalışır kadın ev hanımı ise sorun yok ama tersi durumda erkekten bile sayılmaz. Evin geçimini karşılamak zorundadır, hem de şartlar ne olursa olsun. Dışarıda onca karşılaştığı kötülük ve güçlüklerle uğraşırken, eve gelip sığınmak, salmak isterken kendini, evde eşinin kaprislerini çekmek, çocukların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır.

Belki ağlamak ister onların yanında, onlarla… Yapamaz!

Evin şerefini, evin namusunu korumak zorundadır. Kızının ilk aşkı kendisi olsa da, büyüyünce kızı artık aldatır babasını ve başka gençlere kayar gönlü. Babasına bin bir naz yapan o kız ise sevgilisinin, eşinin her dediğini yapar. Evde yıllarca babası ile çatışan, özgürlüklerini elde etmeye çalışan, oğlu ise eşinin yanında muma döner. En acısı ise yıllarca gözünden bile koruduğu o güzeller güzeli kızını, gözbebeğini gelir adamın biri alır elinden, gözünden sakladığını başka gözlere verir. Değil birinin ona dokunması yan gözle bile bakmasına dayanamayan baba, teslim eder bir başkasına elleriyle. Üstelik bir de düğün dernek yapmak zorundadır, oynamak zorunda kalır sanki eğlenirmiş gibi.

Yıllarca dışarıda deli gibi çalışırken, bebekken hiç büyümeyeceğini düşündüğü yavrularının değiştiğini bile fark edemez, birey olduklarını. Ona bağımlı iken onlar, bir anda bağımsızlıklarını ilan etmeye başlarlar, küçük bir hayal kırıklığıyla karşılar, yapacak bir şey yoktur.

Bizim gibi toplumlarda, erkek evladından çok kızına değer veren, her şeye rağmen onun için her şeyini feda eden babaların önünde sevgiyle eğiliyorum.
Sizler büyük insanlarsınız
Bunca zorluğuna rağmen Baba olabilmiş tüm özel insanlara ithaftır.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

İyi ebeveyn olmanın yolu;

0

İyi ebeveyn olmanın yolu;

Evliliği çocuğa indirgemeden sürdürmeliyiz.

Unutmayın, yola eşinizle çıktınız sonra yeni yolcular(çocuklar) bindi aracınıza. Bir süre size eşlik ettikten sonra inecek ve kendi araçlarına binecekler..
Ve siz eşinizle tekrar baş başa kalacaksınız..
Öyle bir süreç yürütün ki, çocuklar evden ayrıldıktan sonra birbirinizin yüzüne bakabilesiniz.
Birbirinizin elini tutup, “canım” diyebilesiniz..
Evliliği çocuklardan ibaret görmek, aslında çocukları da evliliği de mutsuzluğa sürüklemektir.
Mutlu bir evlilik, çocukların evliliğe dahil olduğu evliliktir.
Evliliğin çocuklara dahil olduğu değil.
Evliliği çocuğa odaklamak,çocuğun da doğal akışını bozar.
(Çocuk, ya bencil ya da bağımlı yetişir. Ya hem alıcı olup,talepkar ya da anne/babaya karşı sürekli borçlu ve suçlu hisseder.)

Kendinizi de, eşininizi de, aranızdaki ilişkiyi de ihmal etmeyin.
İyi anlaşan eş olmadan, iyi ebeveyn olunmuyor..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

BOŞ VERMEK….

0

BOŞ VERMEK….

Boş vermek; Yok saymaktır, söyleneni, söyleyeni,
bana ne senden, bana ne ne söylediğin demektir..

Boş vermekArtık etkilenmemektir,
acıdan ,kederden, dertten …

Boş vermekKendini önemsemeye başlamaktır.
Değmez deyip, kendine iyilik yapmaktır.

Boş vermek; Sağır olmaktır.
İstediğini duyan istemediğini duymamaktır.
İnsanları memnun etmekten,
memnuniyetsizi kafaya takmaktan vaz geçmektir.

Boş vermek; doğru yaptığından emin olmaktır.
İnsanlara göre değil, kendi doğrularına göre hareket etmektir.

Boş vermek; büyük mutluluklar için küçük sorunları teğet geçmektir.
Filmin tümünü görmektir.

Boş vermek; güçlü olmaya değil, mutlu olmaya çalışmaktır.
Kendi mutluluğu için savaşmaktır.

Boş vermek; yaşanılanı affetmektir. Onun kontrolüne girmemektir.
Huzurdur, affediştir, mutluluktur.

Boş vermek; Mutluluğunu ve başarını kıskananı görmemektir.
Onların ne düşündüğünü merak etmemektir.

Boş vermek; başa çıkamadığın durumlarda çaresiz olmak yerine
Allaha havale etmektir…

Boşver gitsin….

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Eğiteceksin kardeşim;

0

Eğiteceksin kardeşim;

Doğumdan itibaren eşit büyüteceksin.

Çocuğun pipisini millete göstertip, varlık nedenini ona indirgemeyeceksin.

Bebeklikten itibaren, erkek olmasının, kadın olandan üstün olmadığını, sadece farklı olduğunu kavratacaksın.

Müfredatı 35 saat teorik bilgiyle dolduracağına, 2-3 saat insan ilişkileri dersi koyacaksın.

Mesela oğlunla kızın beraber okuldan geldiklerinde “kalk abine yemek hazırla” demeyeceksin.

Erkeği, kızın namus bekçisi olarak yetiştirmeyeceksin.

 

Ey baba;

Eşini seveceksin.

Seveceksin ki senin boşluğunu oğlunu yücelterek doldurup, toplumun başına bela etmesin.

Para kazanıyorsun diye istediğin her şeyi yapma hakkına sahip olmayacaksın.

Paralı bir psikopatın babası olacaksın unutma.

 

Ey anne;

Erkek çocuk saplantından vazgeçeceksin.

Bakamayacağın çocuğu doğurmayacaksın.

Evliliğin düzelsin diye çocuk yapmayacaksın.

Kız-erkek ayrımı yapmayacaksın.

Kızını okutacaksın.

Oğluna sınır koyacaksın

Ev veli;

Çocuklarına hayvanlara zarar vermemeyi öğreteceksin.

Bitkilerin canlı olduğunu anlatacaksın.

Sana vurmasına asla izin vermeyeceksin.

Sana vuran, herkese vurur.

Can acısını, üzülmeyi anlatacaksın.

Empatisini geliştireceksin.

Bunun için de sen de onu anlayacaksın.

Konuşurken onunla aynı göz seviyesine ineceksin.

Çocuklarını koruyacaksın.

“Dokunanı öldürürüm “lerle koruyamazsın, zarar gelmesini önleyeceksin.

Çocuğuna mahremiyet eğitimi vereceksin.

Özel bölgelerini korumasını anlatacaksın.

Önüne gelen herkesin öpmesine izin vermeyeceksin.

Öpmek için rüşvet vermeyeceksin.

Babaannesinin öpmesine izin vermedi diye, babaanne küsmeyecek, sen de mahcup olmayacaksın.

Çocuğun tuvalet eğitimini herkese devretmeyeceksin.

Ödül-cezaya elinden geldiğince başvurmayacaksın.

Çocuğuna sahip çıkacaksın, sahip olmayacaksın.

Onu koşulsuz seveceksin.

Keyif için doğurdun. O halde büyütmek-bakmak ve sorumluluklarını üstlenmek, lütuf değil, görevindir.

 

Devlete;

En kısa zamanda yasaları getireceksin. Çocuklara zarar verenlerin çoğunun öncesinde hayvanlara zarar verenler olduğunu unutma.

Bu tip insanlara; ana okullarından, parklardan, çocukla ilgili her şeyden uzak tutacaksın adli siciline işleyeceksin.

“6 yaşında çocukla evlenebilir” diyenleri de aynı suç kapsamına alacaksın.

“Rızası vardı” fantezinden vazgeçeceksin.

Çocuğunu ihmal edenin velayetini geçici veya kalıcı olarak gerekirse elinden alacaksın.

 

Şimdi sevgili anne-baba ve anne-baba adayı;

Sen çocuğunu eğit, yetiştir, büyüt.

Yine de Allah göstermesin bir şey olursa o zaman idamı düşünelim.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

 

 

Boş Zaman Yoktur, Plansızlık Vardır

0

Boş Zaman Yoktur, Plansızlık Vardır

Hayatımızı, bizi mutlu edecek şeylerle doldurursak, işkoliklik, ilişki bağımlılığı, internet bağımlılığı, yeme bozukluğu, spor bağımlılığı vb. gibi sorunlarla karşılaşmayız.

Yalnız kalan birey, yapılabilecek pek çok faaliyet ve üretken davranış yerine genelde rutin bir yaşam ve tek aktivite odaklı yaşar.

O halde yalnızlık korkumuzu yenmek istiyorsak, tek düze yaşam tarzımızı değiştirmeliyiz. Farklı aktiviteler ile hem daha çok mutluluk kaynağı geliştirir hem de yalnız kalmanın aslında fırsata dönüşebileceğini görmüş oluruz.

Kitap okuyabilmek, çeşitli içerikte yazılar yazabilmek, resim müzik gibi sakinleştiren sanat dallarında kendimizi ifade edebilmek, el becerisi ile ürünler ortaya koyarak sevdiklerimize hediye etmek ve karşılıklı bir mutluluk yaşamak.

Dernek üyelikleri kanalıyla manevi huzur yaşamak ya da kendini geliştirmek gibi aktiviteler yalnız zamanların sosyalleştirilmesi ve etkili kullanılması anlamında faydalı olabilir.

Boş zamanlarımızı, iş dışına bırakıyorsak, iş saatlerini uzatmadan bitirmeli, öncesinde de plan yapmalıyız. Planı olmayan kişi “yapacak bir şey yok, aklıma bir şey gelmiyor” diyerek ya tekrar işlerine odaklanacak ya da bir şey yapmamanın verdiği sıkıntı ile internet, TV, uyuma vs. gibi ihtiyacı olmayan davranışlara sürüklenecektir.

Yalnızlık korkusunu, ancak kendimizi mutlu edebilme potansiyelimizi fark ederek ve ürüne çevirerek yenebiliriz.

page186image5773616Kendini mutlu etmek ile yalnızlık korkusu arasında ters orantı vardır. Kişi kendisini mutlu edebildikçe, yalnızlığı bir tehlike değil, fırsat olarak görmeye başlar. Kendinize zaman ayırmak, daha çok spor, sosyal faaliyet, istediği yaşam tarzını yaşama gibi seçimler için daha fazla fırsatı olabilmektedir. Yalnızlık korkusu azaldıkça kişinin motivasyonu azalır.

Pes etmek ve kabuğuna çekilmek yerine kendisini mutlu etmek için çözümler üretmeye başlar. O halde yalnızlığın olumsuzluk içerdiği düşüncesini değiştirmeliyiz. Yalnızlığımızı sevmeliyiz. Yalnızlıktan korkmadıkça daha cesur ve girişken olur, girişken oldukça da daha çok ilişkiler kurar ve daha az yalnız kalırız.

Sağlıklı bir yaşam için:

  • Üretin
  • Sevin
  • Sosyal olun
  • Spor yapın
  • Az yiyin ,

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Bugünümüzü (AN’I) nasıl yaşayabiliriz?

0

Bugünümüzü (AN’I) nasıl yaşayabiliriz?

Geçmiş ya da gelecekte yaşamak bugünü yaşamanın önünde en büyük engeldir. Çoğu insan, şu anını ya dünü ya da yarını düşünmekle doldurduğu için boş zamanı da boş zihni de olmaz.

Geçmişin keşkelerinden ve geleceğin kaygısından uzaklaştıkça şu anımızda kocaman boşluklar oluşmaya başlayacaktır. Zihnimize takılan, alışkanlık haline gelen düşüncelerden kurtuldukça, yıllar sonra dışarı çıkmış, güneşi görmüş bir mahkûm misali her şeyi yeniden keşfetmeye başlarız. Ve sonra şunu da fark ederiz ki, gerek geçmişle gerekse gelecekle alakalı tüm düşünceler aslında kocaman bir “HİÇ”miş.

Yıllarca düşündük de ne oldu sanki? Neyi çözdük, neyi aştık, neyi unuttuk, neyi de- ğiştirebildik?

Cevabınızı duyar gibiyim, evet yine koca bir “HİÇ”. İşte bu hiçleri anlayabilmek ve söyleyebilmek için önce o boşluğu hissetmek sonrasında da o boşluğu doldur- mak gerekir.

Yerine daha iyisini koyamadığımız sürece eskisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak zordur. Yerine bir şey koymak için de öncekini çıkarmak gerekir. Belki de insan en çok boşluk duygusundan korkar. Hiçbir şey düşünmemek/hissetmemek gibi. Oysa geçmiş ve gelecekten kurtulduğunda otomatik olarak yaşadığın ana odaklanırsın. Boşluktan korkmamak gerek.

Mesela çoğu insan, boşluk duygusundan ise, kötüyü tercih eder. Böyle olduğu için de kısır döngü kırılmaz ve yıllarca devam eder.

Peki, döngüyü kırmaya cesaretimiz yoksa nasıl değiştireceğiz hayatımızın akışını? Evet, mümkün değil. Tarih, cesur adamların adımlarını yazmıştır. Kimsenin kaygısı ve korkusu bir tarih yazmamıştır. Kendi tarihimizi yazmak istiyorsak biz de cesur olmalıyız. Cesaretimizi de hedeflerimizden almalıyız. Ya elimizdeki ile yetinip şikâyet etmeyeceğiz ya da biran evvel harekete geçeceğiz.

Cesaretin modası geçmez. Tıpkı siyah rengin modasının geçmediği gibi. Cesaretin kaynağı “haklılık” ve “hedefler”dir. Eğer haklı hedefleriniz var ise sizi hiç- bir şey tutamaz. Tebrizi’nin dediği gibi; Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? İşte hep daha kötüsü olur kaygısından dolayı adım atamayız. Ve böyle olduğu için de ya geleceği düşünür durur ya da geçmişte takılıp patinaj yaparız.

Anı yaşamak konusu yıllardır popülaritesini kaybetmeyen bir felsefe… Bazıları bunu gününü gün et olarak düşünüp savunurken bazıları ise anı yaşamayı içgüdüsel olarak değerlendirdikleri için eleştirmektedirler. Öncelikle “anı yaşamak” bakış açısını doğru tanımlamamız gerekiyor. Anı yaşamak, her şeye anlık bakmak, bir sonraki aşamayı düşünmemek değildir. Anı yaşamak, kontrolsüzlük, amaçsızlık değildir. Anı yaşamak, istediğini, istediği an yapmak da değildir. Anı yaşamak; bir şeyi yaparken keyif almaktır. Sonuca odaklanmamaktır. Mesela bir yandan bi- rikim yapmak, bir yandan da ihtiyaçlarını ertelememektir.

Mesela, bir yandan gezmek, eğlenmek diğer yandan da geleceği için elinden geldiğince birikim yapmaktır. Sadece geleceğe veya sonuca değil, sürece odaklanmaktır.

Anı yaşamak, hayatı ertelemeden yeri ve zamanında yaşamaktır. Tıpkı ibadeti de yeri ve zamanında yapmak gibi. Bizim toplumumuzda anı yaşamak pek olumlu karşılanmaz.

Çünkü bencillik, günü birlik bir bakış açısı gibi algılanır. Aynı zamanda toplum olarak hem yarına odaklı bir milletiz. Tüm yatırımlarımızı gelecek odaklı yaparız. Böyle olunca da anı yaşamak, kanımca toplumumuzun yaşam tarzına 2000’li yıllarda balyoz gibi inmiştir. İnsanlar şaşırdılar ve karar vermeleri gerekiyormuş gibi hissettiler. Ya şimdiye çalış ya da yarına gibi…

Dediğim gibi anı yaşamak, hem bugünü yaşa, hem de gelecek ile ilgili sorumlu- luğun olursa onu yapmaktır.

Hayatın tadını çıkarmak için kendimize devamlı 1 Ocak tarihleri geliştirmişiz. Hep yeni milatlar… “İşe girersem istediğim gibi giyinip gezeceğim. Okulu kazanırsam bir daha sigara içmeyeceğim, çocuğum büyürse kendime biraz zaman ayıracağım, bir emekli olayım bak nasıl gezeceğim” vb. gibi bu cümleler size tanıdık geldi mi?

Sizde de var mı bu cümleler? İsterseniz hemen düşünün ve kendi- nize şunu sorun. Neyi niçin ne zamana erteliyorum? Peki, o gün geldiğinde ondan şimdiki kadar keyif alacak mıyım? Net söyleyeyim. Alamayacaksınız.

O halde anı yaşamaktan korkmayalım. Anı yaşamak, bencillik, sorumsuzluk değildir. Yeri ve zamanında yaşanabilecekleri yaşamaktır. Bugünün gereğini yapmak, yarın için gereken bir şey olursa onu da yapmaktır.

Anı yaşamak için öneriler

  • Günlük planlar yapın.
  • Duygularınızı ertelemeyin, yaşayın ve ifade edin.
  • Düşüncelerinizi gerçekleştirmek için en iyi zamanı değil, kesin bir tarihi belirleyin.
  • Günlük gazete okuyun ve haber takibi yapın.
  • Ödeme planlarınızı gücünüzü zorlamayacak taksitlere göre yapın.
  • Aynı anda iki şey yapmayın.
  • Her zaman yavaş hareket edin.
  • Yaşadığınız anı bir sonraki an için feda etmeden, her davranışa tek bir zaman ayırın.
  • Yemek yerken başka bir şey düşünmeyin.
  • Mükemmele değil iyiye odaklanın.
  • Arkadaşlarınızla beraber iken ortamdan kopmayın.
  • Cep telefonunu ve sosyal medyayı minimum kullanın
  • Zamanı doldurmak için değil, tatmin olmak için uğraşla edinin.
  • Her şeyi yeri ve zamanında yaşayın. Mesela arkadaşlarla buluşurken işi düşünmeyin.
  • Yaşadığın saliselik anın bile farkında olun.
  • Hiçbir anın tekrar yaşanmayacağını devamlı düşünün.
  • Hiçbir şeyi ertelemeyin.“Ertelemek, yaşamın mayasını kaçırır… Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, özlediysen arkasından koş.”Elif Şafak

page176image5771328page176image5773824

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Yaşadığın An’a Odaklan

0

Yaşadığın An’a Odaklan

Mutsuzluğun altında geçmişe takılmak, geleceğe kay- gıyla bakmak yatar.

Önce geçmişten kurtulalım.

Geçmişinden kurtulamayanlar, patinaja girmiş araç misali oldukları yerde enerjilerini harcarlarken hiçbir ilerleme sağlayamazlar. İstesek de istemesek de geçmişi de- ğiştiremeyeceğimizi kabul etmeliyiz. Geçmiş konusunda pasifleşmek ve kabullenici olmak, çaba sarf etmekten daha çok fayda sağlar. Geçmiş olayları değiştiremeyiz ve unuta- mayız. Sadece duygusal etkilerini değiştirebiliriz. “O gün öyleydi”, “o günkü şartlarda potansiyelim o davranışları yapmamı sağlıyordu”, “ama bugün olsa bu şekilde yapmam”, “izin vermem” veya “yaparım” gibi düşünmeliyiz. Bu konuda bir önceki kitabım ‘Unutmak mı affetmek mi?’den faydalanabilirsiniz.

Geçmişten kurtulamıyorsak, pişmanlıklarımız ve suçluluklarımız vardır. Keşkelerimiz vardır. Kendimizi değersizleştirdiğimiz düşünceler vardır. Onlardan bir kurtulsak zaten önümüze bakacağız. Hatta şuan kendimizi değerli hissedeceğimiz birçok şey yaşanırken sırf geçmiş algılardan dolayı şu anki pozitif yaşantıları göremeyiz. Eğer, hayatınızda her şey ortalama yolunda gidiyorsa ve siz keyif alamıyorsanız bilin ki paçanız geçmişe takılmıştır. Çoğu zaman bu durum klinik bir tablo olan depresyonu işaret eder. İşte “AN”a odaklanmak için önce geçmişin düşüncelerinden kurtulmamız lazım. Üstte bahsettiğim gibi bunun yolu kabullenmek ve kendimizi suçlamamaktan geçer.

Geçmişi konuştuk. Şimdi biraz da geleceğe takılmmayı konuşalım. Geçmiş üzüntü yaratıyorsa, geleceği düşünmek de sürekli kaygı hali yaratır. “Ne olacak, nasıl olacak, her şey kötüye mi gidecek” vb. gibi düşünceler, bizi şuandan koparır, sürekli gelecekle ilgili kurgulara sürükler. Böyle olunca da ister istemez, kaygı bir süre sonra mutsuzluğun ve keyifsizliğin kaynağı olur.

Oysa gelecekle ilgili bir şeyleri önceden bilmeye çalışmak, ön kestirimde bulunmak, gerçekçi bir bilgi değil hipotezdir. Bunun altında ise, geleceği tahmin edip, önlem alma isteği vardır.

Peki neden? Çünkü şunu düşünürüz; ilerde istemediğim ya da başa çıkamayacağım bir durum olursa ne yapacağım? Ben en iyisi şimdiden riski azaltayım, o aşamaya gelmeden engel olayım” düşüncesi hâkimdir. Böyle düşünen kişinin başa çıkamama ve dayanıksızlık şeması vardır.

Peki, bunu nasıl yeneceğiz?

  • Şuan gelecekle ilgili bir konuda yarattığım tehlike ile savaşmama gerek yok. O gün gelsin, o gün gerekeni yaparım.
  • Şimdiden ilerde bir gün çıkabilecek bir tehlike için,bin günümü feda etmemeliyim.
  • Geleceği çok düşünmem, onun için bir şey yapmam anlamına gelmez. Sadece düşünmüş olurum. Oysa düşünmek, çözmek değildir.
  • Bugünümü iyi ve anında yaşarsam, yeri geldikçe ortaya çıkan sorunları da çözerim.
  • Geleceği bilmekle uğraşmak yerine bugünü yaşa- yıp geleceğe hazırlık yapabilirim.
  • Sürekli gelecek kaygısı taşımak, gelecekle ilgili düşünceler üretmek, zihnimizi meşgul eder. Bu durum bizi hali hazırda bulunduğumuz ortamdan koparır ve anı yaşamamıza engel olur.
  • Zihnimin boş olması için daha çok çevreye ve bulunduğum ortama odaklanmalıyım.
  • Gelecekte kötü bir şey olacak düşüncesi, bir gerçeklikten çok çevremden öğrendiğim bir düşünce tarzıdır. O halde bu sorunun göstergesi değil, yanlış öğrenmenin göstergesidir.
  • Geleceği garantiye almaya gerek yok. Çünkü gelecek tam olarak hangi tarihtir, belli değil.
  • Bugünü yaşayamayanların en büyük umudu yaşlılıktır. Çünkü tüm beklentilerini yaşlılığa yüklerler. Oysa yaşlılıkta hayattan istenilenlere ulaşmak, ertelenen yaşamı o gün yaşamak, daha zordur. Bugünü yaşamazsan geleceğine de gereğinden fazla anlam yükler ve beklersin.
  • Yaşamayı yaşlılığa aktaranların, geçmişi yaşamadıkları için pişmanlıkları ve keşkeleri mevcuttur.
  • Gelecekte mutlu olmak için illaki bugünü ertelemeye gerek yoktur. İllaki birini seçmek zorunda değiliz. Yani “ya bugünü yaşayacaksın ya da geleceği” düşüncesi doğru değildir. Hem bugünü yaşarız hem de yarın olduğunda o günü yaşarız.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Hayat benimse, seçimler de benim olmalıdır.

0

Hayat benim hayatım

Bu hayat benim.
Öleceğimi bilerek yaşayan tek canlı benim. Yaşasam da yaşamasam da zaten hayat bir gün bitecek. Herkesin benim gibi tek kullanımlık bir hayatı var. Ya bu dünyayı mutlu yaşayıp cennete çevireceğim ya damutsuzlaştırıp cehenneme.
O halde tüm sorumluluk bende.

Hayat, seçimlerimin ürünüdür. Her seçim, yeni bir hayattır.

İnanmam gereken tek şey; herkes kendi hayatının derdinde. Ben kimseden, hayatımı değiştirmesini beklememeliyim.

Ya bu hayatı istediğim hale getiririm ya da bu şekliyle yetinirim. Ama ömrümü yakınarak geçiremem.

Yapmam gereken, hayatımın sorumluluğunu elime almak ve mutluluğun benim elimde olduğun kabul etmektir.

Mutluluğum da mutsuzluğum da benim sorumluluğumda. Bunları biliyor ve yönünü kendim tayin ediyorum.

 

Seçimlerim;

Hayat benimse, seçimler de benim olmalıdır.

Hayat benim hayatımsa, hayatımla ilgili kararları ben almalıyım.

Her seçim bir vazgeçiştir. Mükemmeli için değil, iyisi için çabalamalıyım.

Sağlıklı bir yaşam için eşimi işimi ve arkadaşlarını bana uygun olarak seçmeliyim.

Yanlış seçimlerimde ise, ömür boyu katlanmak yerine ya düzeltmeye ya da bitirmeye çalışmalıyım.

Yanlış seçimlerim, bana tecrübedir. Bunlardan pişmanlık duymam.

Daha kötüsü olacak diye var olana katlanmamalıyım.

Eğer karar aşamasına gelmişsem, en kötüsünü yaşıyorumdur.

Bedel ödemeye başlamışsam, değiştirmek için en acil dönemdeyim.

Daha fazla bedel ödememek için riskleri göze almalıyım. Daha iyisini her zaman başarabilirim.
Yapmam gereken yol ve yöntemleri araştırmaktır.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR