* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
* İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
* Kimseye yalvarma.
* Asla dönüp arkana bakma. * Sır tutmasını bil.
* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
* Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
* Kendini öven insanlardan kaç.
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütlerini gözardı etme.
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
* Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
* Kendini sev.
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme
.* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma
.* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
Üstün Dökmen’den tavsiyeler
İyi Bir Ruh Sağlığı İçin Psikologların Danışanlarına Verdikleri En Önemli 8 Tavsiye
İyi Bir Ruh Sağlığı İçin Psikologların Danışanlarına Verdikleri En Önemli 8 Tavsiye

Terapinin hedefi, kişiye kendi hayatında yaşadıkları ile baş edebilmesi ve pes etmemesi için yol göstermektir. Bunlar ailevi problemler, iş hayatı ile ilgili problemler, stresle mücadele vb. Hangi Psikoloğa giderseniz gidin size hayatınızı değiştirecek formüller veremez. Çözüm terapi odasında değil terapi odasından çıktıktan sonra başlayan bir süreçtir. Psikolojik terapi kişinin terapi sırasında aldığı önerileri hayatına uygulamasıyla başarılabilecek bir süreçtir.
Günümüzde herkes psikoloğa başvurma ya da kendisine uygun bir psikolog bulma imkanına sahip olamıyor. Bu sebeple faydalı olacağını umarak sizler için psikologların danışanlarına verdiği en önemli tavsiyeleri sizler için derledik:
1. Düşüncelerinizi Yazın
İnsanın kendisini ifade etmesi, içini dökmesi, insanı en rahatlaran şeylerin başında geliyor. Kendinizi yazılı olarak ifade edebilmek sakinleşmenizi, öfkenizin yatışmasını ve daha sağlıklı düşünmenizi sağlar. Bunu yapmak çok zor değil, elinize kağıt kalemi alın, yaşadıklarınızı ve yaşadıklarınız hakkındaki düşüncelerinizi 5-10 dakika ayırarak yazın.
2. Çok Stresli Olduğunuz Zamanlarda Pozitif Bir Taraf Bulmaya Çalışın
Stres, herkesin hayatında olan bir gerçek. Stres seviyenizin yüksek olduğu anlarda, pozitif bir unsur bulmak çok iyi gelebilir. Örneğin o an yaptığınız işi bitirmenin size ne kadar fayda sağlayacağını düşünün, kendinizi motive edin.

3. Yürüyüşe Çıkın
Bazı zamanlarda uğraştığınız şey ne olursa olsun fiziksel olarak biraz uzaklaşmak ve hava almak size iyi gelebilir. Düzenli aralıklarla yapılan yürüyüşler zihninizin sakinleşmesini sağlar ve stresle mücadele etmenizi kolaylaştırır.
4. Negatif Düşünceleri Yok Saymayın
Herkesin az veya çok sahip olduğu negatif düşünceler de hayatın birer parçası ve hayatımızı olumsuz etkileyen bir faktör. Bu düşüncelerin sizi tüketmesini engellemek için, kendinizi onları yok saymak zorunda hissetmeyin. Negatif düşünceleri kabul edin fakat hayatınızı olumsuz etkilemesine izin vermeyin.
5. Yakınlarınızın Bir Listesini Yapın
Hepimizin hayatında bazı kişiler vardır, çok iyi anlaştığımız, kendimizi onlara açtığımız, bizi en iyi onlar anlar, ne zaman başımız sıkışsa onları ararız. Bu kişilerin bir listesini oluşturun. Böylece aslında hayatta yalnız olmadığınızı hissetmenizi sağlar, sizin için önemli olan birilerinin olması ve sizin de birileri için önemli olduğunuzu bilmek her zaman iyi gelir.

6. Negatif Bir Düşünceye Takılıp Kaldığınızda, Hayatınızdaki İki İyi Şeyi Hatırlayın
İnsan negatif düşünceleri ile baş başa kaldığında, negatif düşüncelere saplanıp kaldığında, şükredecek şeyleri de olduğunu hatırlamak zor olabiliyor. Oysa herkesin hayatında olumsuzluklar vardır ve hiç kimsenin hayatında sadece olumsuz şeyler olmuyor, hepimizin hayatında iyi şeyler de oluyor. Olumsuz düşüncelere saplandığınızda yine elinize kağıt kaleminizi alın ve 5 dakikanızı ayırarak hayatınızdaki en önemli iki şeyi yazın, emin olun iyi gelecektir ve şükredecek şeylerimizin de varlığını hatırlamamıza yardımcı olacaktır.
San Antonio’da yaşayan terapist Kasi Howard ‘Eğer kendimi depresif ya da anksiyete halinde bulursam hemen elime bir kalem kağıt alırım ve sahip olduğum güzel şeylerin bir listesini çıkarırım. ‘ diyor. Howard, bunu yapmanın stresi azalttığını ve negatif duygulardan insanı uzaklaştırdığını söylüyor.
7. Kendinizi Gergin Hissettiğinizde “En kötüsü Ne Olabilir” Sorusunu Sorun
Bazı zamanlarda endişelerimize saplanıp kalırız ve kendimizi strese sokarız. Böyle anlarda “En kötüsü ne olabilir” diye sorun kendinize. Göreceksiniz, en kötü ihtimalin bile sizi korkutmadığı bir rahatlığa kavuşabilirsiniz.
8. Uyku Rutininizi Bozmayın
İyi bir uyku, ruh sağlığımız için en önemli faktörlerden biridir. Bu sebeple hayatta zorlandığınız durumlarda uyku düzeninizi asla bozmayın ve iyi bir uyku uyumaya özen gösterin.
Kendini temize çıkarmak için…
Kendini temize çıkarmak için, başkasını kir atmana,
Kendini haklı çıkarmak için, başkasını haksız çıkarmana,
Kendini savunmak için başkasını suçlamaya,
Kendini iyi hissetmek için başkasını kötü hissettirmeye,
Kendini değerli hissetmek için başkasını değersizleştirmeye,
Kendini başarılı hissetmen için başkasının başarısız göstermeye gerek yok.
Kimseyle yarışmadan,kimseye sataşmadan,
Kimseye yaslanmadan da bunları yaparsan güçlü ve bağımsız bir birey olursun.
Aksi taktirde hep birileriyle var olmak için zayıf birilerini arayacaksın.
Ama onlar seni güçlendirmeyecek,sadece avutacak.
İnsanları neden gözümüzde büyütürüz?

İnsanları neden gözümüzde büyütürüz?
Insanları gözümüzde büyütmeyi onlara yapılmış bir jest ya da lütuf gibi görsek de aslında bu bizim kendimizle ilgili bir algıdan doğar.
Aşıkken onu yüceltmek, görüntüye aldanmak, statüsüne kapılmak gibi yaklaşımlar, büyü bozulunca nefret ve aşğılamaya dönüşür.
Kendimize olan güvensizliğimiz, kurtarıcı arayışımız, sığınacak bir liman ihtiyacımız, zor zamanlarda güvenilir bir kapı gibi ihtiyaçlarımız bazı insanları yüceltmemize neden olur.
Mesela, “o bu dünyanın en güvenilir insanı” yüceltmesi , bizim güven ihtiyacımızdan kaynaklanan bir yücletmedir.
Mesela, “o bu dünyanın en ilgili sevgilisi” yüceltmesi , bizim duygusal yoksunluk şemamız veya bağımlılık ihtiyacımız ile ilgili bir yüceltmedir.
Gözümüzde büyüttüğümüz her şey, kendimizde küçük gördüğümüz bir yönü tamamlar. Yani az önceki güvende hissetmenin küçük olması, başkasına çok fazla güvenme ihtiyacı doğurur.
Güzellilk, para, kariyer, güven vb gibi bir çok alanda gözümüzde büyüttüğümüz biri ile bizim bir eksiklik algımız vardır.
Birini gözümüzde büyütmek, kendimiz için yaptığımız bir eylemdir. Bu bizi iyi hissettirir. Lakin ona yüklediğimiz anlam nedeniyle ondan sürekli bizim istediğimiz gibi davranmasını beklediğimiz için de onu izole eder, spontan davranmasının önüne geçeriz.
“Benden habersiz kimse beni istediği yere koyamaz. “
“Ve kimse beni istediği yere koyup, beklentilerini dayatamaz.”
İnsan kendine güvendiğinde ve kendini yeterli gördüğünde başkasını neden gözünde büyütsün ki?
Mesela bizimle aynı ekonomik düzeyde olan birini gözümüzde büyütmeyiz. Mesela bizimle aynı statüde olan birini de gözümüzde büyütmeyiz. Mesela kendimizi değerli hissediyosak bize değer veren birini de gözümüzde büyütmez, sıradışı görmeyiz.
Risk:
Her gözünde bütüymenin bir de yerin dibine sokuşu vardır. Kendi yarattığımız bir karakter ; beklentimizi
karşılamadığında, ona yüklediğimiz rolün tersini yaptığında yaşattığı hayat kırıklığı nedeniyle kaldırdığımız yükseklikten onu paraşütsüz aşağı bırakırız.
Adeta büyü bozulmuş gibi hisseder, bunu da onun yaptığını düşünürüz. Oysa bunu o yapmamıştır. Biz ona hata şansı tanımadığınız için bu düşmeler olmuştur. Beklentimizi karşılamadığında beyazdan siyaha geçirdik onu.
Sonrasında da “gözümde büyüttüm. Hak etmeyen biriymiş. Değmezmiş.” “kimseyi gözünde büyütmeyeceksin” gibi duvar yazılarını sosyal medyada gururla paylaşırız. Zannederiz ki hep kandırılan ve hayal kırıklığına uğratılan biziz.. Hayır, biz kendimiz bunu kendimize yapıyoruz.
Şimdi düşünelim:
Kimi gözümüzde büyütüyor, sıradışı görüyor kurtarıcı gibi görüyorsak onunla ilgili kendi zaaf ve zayıflıklarımızı görmeye çalışalım.
Altında yatan kaygılarımızı, kendimizi yetersiz hissedişimizi ve na ihtiyaç duyduğumuz noktaları fark etmeliyiz.
Onu hatalarıyla ve bize uymayan yönleriyle de görmeye çalışalım.
Ona yüklediğimiz anlamlardan dolayı onu izole ettiğimizi görmeliyiz.
Ona kendi menfaatimiz için yüklediğimiz anlamlardan kaynaklanan beklentilerinizi gözden geçirmeliyiz.
Algı değişimi:
Insanları olduğu gibi görürsek, dengeli ilişkiler yürütürüz.
Değiştirmeye veya kendi istediğimiz hale getirmek yerine olduğu haliyle mutlu olmaya çalışırız.
Gözünde büyütmek de küçültmek de aynı şeydir. Bu nedenle büyütmenin daha çok bizim ihtiyaçlarımız ve kendilik algımızla alakalı olduğunun fark etmeliyiz.
Makam, mevki, statü, para güzellik gibi niteliklerden kaynaklanan gözümüzde büyütmenin kişiye değil onun sahip olduğu etiketlere yaptığımızı fark etmeliyiz.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve takip için:
KENDİSİ İÇİN BİRŞEY YAPARKEN SUÇLU HİSSEDENLER

KENDİSİ İÇİN BİRŞEY YAPARKEN SUÇLU HİSSEDENLER
Bir Ebeveyn, kendi duygu ve yaşantısının sorumluluğunu çocuklarına yüklemişse o çocuk kendisi için bir şey yaparken,yalnızken veya eşiyle mutlu olduğunda bile hüzün ve suçluluk hissedebilir.
Ebeveyn hasta ise, depresif ise, karamsar ise, pasif bir yaşam sürüyorsa, sorumluluk almak yerine sürekli kurtarıcı arıyorsa, çocuklarına büyük yük yükler. Ebeveynler, çocukların küçük yaştan itibaren kendilerini mutlu etmesini, destek olmasını,hatta anne-baba arasındaki sorunlarda bile görev almalarını isterler. Bu yüksek sorumluluk, çocukları sürekli baskı altında tutarken, çocuklar da erken büyür. Sürekli bir çaba içinde olurlar. Sürekli para kazanması,anne-babasına bakması,onların yanında olması gereken biri gibi düşünür. Hatta bu misyonla dünyaya geldiğine inanır. Bu çocuklar evlendiklerinde ise aile travma yaşayabilir. Beslenme kaynakları,güvenceleri artık görevini başkasına yapacaktır.
Ebeveynler, terk edilmişlik duygusu içinde hem çocuklarına hem de onların eşlerine tepkisel davranırlar. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlıklı bir ayrılış olmadığı için evlenen çocuk, Kendini sürekli suçlu ve borçlu hisseder.
Ailesine karşı sürekli birşey yapmak zorundaymış gibi hisseder. Hatta evlendiği için sanki onları ihanet etmiş gibi düşünür.
Enteresandır ki bu çocuk, kendisi için bir şey yapmayı öğrenmemiştir. Yani bireysel mutluluğu bilmez. O ancak, birilerini mutlu ederek mutlu olmayı öğrenmiştir. Yani dolaylı yolla mutlu olmak.
Peki nasıl bir eş seçmesini bekleriz ?
Tabiki Dolaylı mutlu olma yöntemini kullanabileceği bir eş seçecektir.
Yetişkin olduğunda ,gider ebeveynlerine benzeyen bağımlı ve sürekli ilgi ve destek bekleyen belki de bağımlı bir eş bulur. Çünkü üzerine yüklenen kurtarıcı misyonu, kurtarılmaya ihtiyacı olan birini her zaman çekici bulur. Kurtarıcı arayan ise, böyle bir birini elinden kaçırmak istemez.
Bu çocuk ( yetişkin), bağımlı-beklentili bir Ebeveyn ile aynı özelliklere sahip bir eş arasında zamanla boğulma yaşar. Iki taraf ta mutluluklarını onun üzerine fixlemişlerdir. Mesela bağımlı anne-bağımlı eş gibi.
Bu şekilde büyüyen bir bireyin temel sorunları:
1. Suçluluk Duygusu
2. Sınır koymayı bilmemek
3. Ne istediğini bilmemek
4. Kendi başına mutlu olmayı bilmemek
5. Yalnızlık korkusu
Bu döngüden nasıl çıkılabilir ?
Başkalarının beklentilerini gidermek zorunda hissetmek, bağımlı ilişkileri sürdürmek zorunda kalmak, birinin istediğine hayır dediğinde “suçlu” hissetmek, bu yaşamsal döngünün benzinidir.Eğer insanların beklentisini karşılamak, insanları sırtlamak zorunda hissetmezsek, suçluluk da hissetmeyiz. İçimizdeki suçluluk duygusuyla baş edemezsek,haksız beklentilere karşı koyamayız. Enteresan ki, siz onların hayatından çekildiğinizde de sistemleri bir şekilde yürütürler. Yani herkes, iş başa düştüğünde kendi işini kendisi yapabilecek güce sahiptir.
Böyle bir döngü içine giren biri öncelikle artık kimseyi sırtında taşımaması gerektiğiyle yüzleşmelidir. ( Eşi,annesi, babası, kardeşleri hatta çocuğu) eğer sınır çizmek istiyorsa, insanların beklentilerine “hayır diyebilme “ becerisini geliştirmelidir. Çevresindeki insanların tercih ettiklerini ( mutsuzluk, çalışmama, borç, yalnızlık..) kendi sorumluluğu gibi görmemelidir. Sınır koydukça gelecek olan eleştirileri, suçlamaları hatta terk etme girişimlerini iyileşme olarak bilmeli, istediği olmadığı için küsen ve gidenlerin peşinden de gitmemelidir.
( Belki de eşiniz annesinizle size kullanmak,sizden faydalanmak nedeniyle çatışacaktır. Eşiniz haklılık şeması olan bir bağımlı olabilir. Anne veya bananız da öyle .”Yapmalısın, yapmak zorundasın”lı cümlelere karşı koydukça herkesin kendi sınırına çekilmesini sağlayabilirsiniz.) Siz iki tarafa net sınır çizdiğinizde bu çatışmalar da kendiliğinden bitirebilir.)
Kendi zevklerini, mutlu olduğu şeyleri bulmak için kendine biraz daha odaklanmalıdır. ( bunlar normal şartlarda 18 yaşına kadar keşfedilebilir). Spor, gezi, sosyal yaşam, bireysel aktiviteler gibi…
Son olarak çekirdek korkusu olan “yalnızlıkla” yüzleşmelidir. Yalnızlığın güçsüzlük veya boşluk değil, kişinin kendisini mutlu etmesi içni iyi bir durum olduğunun, hayat boyu sürmeyeceğini, tercih edilen bir şey olduğunu bilmesi ve bununla barışık olması gerekir.
Özetle:
Kimse sizden habersiz, sizin üzerinize hayat kuramaz.
Siz kimseyeböyle bir söz vermediniz. Vermeyiniz de.
Birinin çocuğu olmak, birinin eşi olmak, onu sırtlamayı gerektirmez.
Her şeyinden sorumlu olmayı da gerektirmez.
Artık 2 yşaındaki çocuğun yemek yemesini bile kendi sorumluluğuna bırakırken,yetişkin insanların yaşam kalitesini, yaşam düzeyini, seratonini üstlenmek, fedakarlık değil, boyuneğmek ve hamallık olur.
Kendinizi mutlu etmek, sizin görevinizdir. Çekinmeyin, korkmayın,suçlu hissetmeyin, başkasıyla kıyaslamayın. Başarı,para, mutlu olmak,..
Bunlar kader değil tercihtir.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve takip için:
En çok kime kendini Kabul ettirmeye çalıştıysan en çok o seni reddetti.
En çok kime kendini Kabul ettirmeye çalıştıysan en çok o seni reddetti.
En çok kimin onayının peşinde koştuysan en çok o kusurlarını aradı.
Kime kırılmasın üzülmesin diye hassas davrandıysan, en çok o seni kırdı.
En çok kimi gözünde büyüttüysen, en çok o seni küçük gördü.
En çok kimi mutsuz etmeye çalıştıysan, en çok ondan mutsuzluk geldi.
Öyle mi gerçekten ?
Aslında hayır.
İnsan en çok kime yatırım yaparsa,
En çok kime anlam yüklerse,
En çok kime değer yüklerse,
En çok kime göre yaşarsa
En çok da onun hareketinden etkilenir.
En çok da ondan hassasiyet bekler.
Başkaları da belki aynı davranışı yapmıştır sana ama senin özen gösterdiğin kişi aynısını yaptığında daha çok canını acıtmıştır.
Yani değer verip anlam yüklediğin daha çok olumsuz davranmamıştır,
sen onu yücelttiğin için daha çok etkilenmişsindir. Belki de tek mutluluk kaynağın o olduğu için daha çok etkilenmişsindir.
Bu nedenle birini hayatının merkezine aldığın için, ona her şeyi sunduğun için, ondan da aynısını bekleme hakkın yok.
Onu yaşamının merkezine alman senin seçimin.
Onu merkeze alıp kendini izole edersen, herşeyi ondan beklersin. Alamadığında ise, verdiklerin aklına gelir ve üzülür-öfkelenirsin.
Tıpkı dostun attığı gülün, düşmanın attığı taştan daha çok canını acıtması gibi.
Peki neden bu kadar yüceltiyorsun kişileri ?
Kendini küçük görüyorsun,
Kendini onlara muhtaç görüyorsun,
Kendine güvenmiyorsun..
O insanlar, senin beklentilerini karşılamadığı için kötü insanlara değil.
Onları suçlamak yerine kendine dön.
Ben neden böyle yapıyorum ve Kendimdeki hangi eksikler beni bu tip seçimlere sürüklüyor ? diye sor.
Unutma :
İnsanları kendi istediğin hale getiremezsin, ama beklentilerini ve düşüncelerini değiştirebilirsin.
Nedenlerin değişmediği sürece sonuçların da tercihlerin de değişmeyecek.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve takip için:
Dünyanın Önde Gelen Psikiyatristlerinden Hayatınızı 180 Derece Değiştirebilecek 15 Taktik
Dünyanın Önde Gelen Psikiyatristlerinden Hayatınızı 180 Derece Değiştirebilecek 15 Taktik
1. Başkaları için yaşamak yerine kendiniz için yaşayın. Aksi takdirde kendi istediklerinizi değil, başkalarının istediklerini yapmış olursunuz.
2. Yapacaklarınızı iyi planlayın. Mutluluk için endişelenmeyin. Eğer eylemleriniz doğru planlanmışsa, mutluluk peşinizden gelecektir.
3. İnsanlar hayatlarından birbirlerini atmazlar. Sadece bir kısmı daha hızı ilerlerken bazıları onlara yetişemezler.
4. Olgunlaşmış veya olgunlaşmamış insanlar bilgisiz değildir. Tüm insanlar bilgiye sahiptir. Fark, bu bilginin uygulanmasında yatmaktadır. Olgunlaşmış insanlar bilgiyi nasıl uygulayacaklarını bilirler, ancak olgunlaşmamış olanlar bunu bilmezler.
5. Mantık cinsiyete bağlı değildir. Erkek mantığı ile kadın mantığı arasında bir fark olduğunu düşünmek mantıksızdır.
6. Herkesi memnun etmek mümkün değildir. Eğer bunun için çok çabalıyorsanız, hemen durdurun kendinizi ya da büyük bir başarısızlığı kucaklamaya hazır olun.
7. Kitaplar sığ bir insandan çok daha iyi arkadaşlardır. Kitaplar ile vakit geçirmek daha çok ödüllendirici ve eğlencelidir.
8. Kendinize en büyük düşman sizsiniz. Çevrenizdeki herkesten daha çok zarar verebilirsiniz. Yani, önce kendinizle yüzleşin.
9. Eğer kendinizle barışık olursanız, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü düşünmezsiniz.
10. Arkadaşlarınla konuşmak iyidir. Ancak düşmanlarınızla konuşmak, sizin dezavantajlarınızdan haberdar olmanızı sağlar. Arkadaşlarınızdan öğrenemediğiniz birçok şeyi onlardan öğrenebilirsiniz.
11. Maruz kaldığınız hakaret ve eleştiriler size geri adım attırabilir. Yapmanız gereken şey ise onlara kesinlikle kulak asmayın. Yapmak istediğinizi başardığınızda, otomatik olarak yok olacaklar.
12. Meraklı olmak sorun değil. Asıl olan burnunuza sahip çıkmak. Yani başkalarının hayatlarından uzak durması daha iyi olacaktır. Bunun yerine bilim, felsefe ve hayatı anlamaya zaman ve enerjinize yatırım yapmak sizin için çok iyi olacaktır.
13. Yalnızlık büyümemize yardımcı olur. Eğer aşkı deneyimledikten sonra karşılaşırsanız, umutsuzluğa kapılmayın, sakin olun ve bunu olumlu bir şekilde yaşayın. Bu duygusal ve ruhsal olarak evrim geçireceğiniz anlamına gelir.
14. Mutluluk paylaştıkça çoğalır. Daha mutlu olmak için bilginizi ve sevginizi arkadaşlarınızla paylaşın.
15. Hayat nefret etmek ve kin besleme için çok kısa. Zamanınızı bunlarla öldürmeyin.
Sevgilisini izole eden, kendini izole eder
Sevgilisini izole eden, kendini izole eder
Sırf kendini güvende hissetmek,
Sırf kendi duygusal ihtiyacını gidermek için eşine/sevgiline koyduğun sınırlama kendi özgürlüğünden ödün vermene neden olur..
Bir yerden sonra ya kuralından ya da eşitlik adına kendini izole edersin.
Mesela ;
– Onun ailesine koyduğun sınırı ,eşit olsun diye kendi ailesine de koymak zorunda kalırsın.
-Eşinin arkadaşlarıyla görüşmesini engellersen kendi arkadaşlarınla görüşme özgürlüğünü kaybedersin.
-Eşinin/sevgilinin sosyal faaliyetlerini sınırlarsan bunu kendine de uygulamak zorundasın.
Örnekler çoğaltılabilir. Kendini güvende hissetmek, kaybetme korkunu azaltmak veya sadece onun merkezinde olmak için yaptığın her kısıtlama mutlaka sana dönecektir..
Kendini güvende hissettiğinde;
güvenli ve beslenmeli bir ilişki alanı kurduğunda, kişisel ihtiyaçlarını fark etmeye başlarsın.
Güvenlik ihtiyacı giderildikten sonra, diğer ihtiyaçlarımızla yüzleşiriz. Sevilmek, sevmek, ait olmak, sosyal ilişkiler kurmak gibi. Maslow da ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde bundan bahseder.
Maslow, ihtiyaçlar basamaklarında güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevme sevilme ihtiyacı aşamasına geçildiğini belirtir. Böyle İşte böyle bir ilişki tarzınız varsa, kendinizi güvende hissettikten sonra duygusal-sosyal ihtiyaçlarınızı fark etmeye başlarız. Bunları gidermeye çalışırken başkasına koyduğunuz kurallar nedeniyle kendi ihtiyaçlarınızı da gideremeyen bir sistemde sıkışırsınız.
Zamanla ;
Asosyal,
İşi ve eşi dışında hayatı olmayan,
Kendisinin ve eşinin kök ailesiyle görüşemeyen,
Kıstasa kıstas ilişki nedeniyle ilişki bir kurallar ağına dönüşür ve duygusal boyut git gide azalır. İlişkinin tek doğrusu “kurallara uyum” olur.
Özetle;
Kıskançlığımız, izole tavrımız,bağımlılığımız eleştirel yönümüz gibi ilişkinin doğal akışını bozan davranışlarımızın altında yatan temel ihtiyacı fark etmemiz gerekir. Eğer bir güvende olma sorunumuz var ise bunu partnerimizi izole ederek değil, onunla bunu konuşarak, taleplerimizi onun sınırlarına zarar vermeyecek şekilde düzenleyerek ifade etmeliyiz. Gerekirse uzman desteğine başvurmalıyız.
Diğer yandan duygusal yoksunluğumuzu gidermek için ona daha fazla yapışmak veya onu daha fazla izole etmek yerine kaliteli zaman geçirmek ve tatmin edici ilişki tarzı geliştirmek gerekir.
Çünkü partnerinizin sizinle çok zaman geçirmesi, size çok ilgi göstereceği anlamına gelmez. Aynı evin içinde birbirine iki yabancıya dönüşmek yerine, birbirinize alıp-vermeniz gerekenleri birbinizle paylaşmanız daha faydalı olacaktır. Birbirinizin annesi, babası, kardeşi, sırdaşı, oyun arkadaşı, tek varlığı olmanıza gerek yok. Zaten hiçbirinin tam anlamıyla yerini dolduramazsınız. Bunları, ilişkinin yapısına ve güvenliğine zarar vermeden başka insanlar ile yapmanızın hiçbir zararı yoktur.
Güçlü ve sağlıklı ilişki, birey kalıp biz olabilmektir.birey olmak, bencil olmak veya ilişkiden kopuk olmak değildir. İki insan, kendisi olabilirse daha ilişkiye daha çok şey katabilir. Diğer şekilde birbirini bloke eder.Tıpkı iki güvercinin kanatlarını birbirine bağlarsanız hiç biri uçamaz. Lakin her biri kendi başına birer güç ve değerdir.
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve takip için:
Dunning Kruger Sendromu Nedir?
Dunning Kruger Sendromu Nedir?
Dunning Kruger Sendromu Nedir? Sendromun tanımı, belirtileri ve etkileri nelerdir? Çeşitli kaynaklardan Aktüel Psikoloji takipçileri için Dunning Kruger Sendromunu araştırdık. İşte ayrıntılar…
Dunning–Kruger etkisi ya da Dunning–Kruger sendromu, Cornell Üniversitesinin iki psikologu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir algılamada yanlılık eğilimidir.
Cornell University’de görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine ve 2000’de Nobel almalarına neden olan tanı, “Cahil cesareti” olarak tanımlanıyor. Teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor.
Araştırmalar sonucunda şu bulgulara ulaşılmış:
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi…
Soruların yüzde 10’una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların “testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmalarıhalinde
yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıtverdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin
hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler…Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”
Psikolog Pınar Özgüren Dunning-Kruger Sendromu hakkında yazdığı köşe yazısında şunları söylüyor:
İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, kronik kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine bağlıyorlar. Mutlaka çevrenizde vardır böyle kişiler. İçinizden düşünürsünüz bu adam ya da kadın bu mevkilere nasıl geldi diye. Bu kafayla nasıl bu pozisyonda olabilir diye hayıflanmışsınızdır. Sanat ve televizyon dünyasına bir bakın.
Devletimizi yönetenlerin davranış ve yaklaşımlarına bir göz atın. Kendi iş ortamınızı bir gözden geçirin. Muhakkak çevrenizde böyle kişileri fark edeceksiniz. Bu kişilerin kendi yetersizliklerinin farkında olmamaları onlara bir avantaj olarak geri dönmüştür aslında. Çünkü bu kişiler gerçekten iyi olduklarına inanmışlardır. Bu yüzden de öne çıkmaktan, yaptıklarıyla gurur duymaktan sakınmazlar. Bunu bir hak olarak görürler.
Uyanıklık yaptıklarını düşünürler. Tabi diğer uçta da nitelikli ama kendini ortaya koymayan, kendi başarılarıyla övünmeyen insanlar var.
Bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde geri planda kalacaklar, yüksek görevlere kendi kendilerine talip olmayacaklar, yeteneklerinin başkaları tarafında görülmesini isteyeceklerdir. Sonuçta da yapabileceklerinin gerisinde kalacaklardır
(aktüel Psikoloji )
Onaylanma ihtiyacımız, orta sehpa ve gösteriş düğünlerimiz.

Yaşam tarzınıza, kültürünüze, evlilik yapınıza ve bütçenize uymayan bir düğün, sizin düğününüz değildir, tribünün düğünüdür.
3 saatlik bir düğün için 3 yıl borç ödeyip, evliliğin en taze yıllarını elinde hesap makinesiyle geçirmenin var mı bir mantığı?
İnsanlara güzel menüler, şık bardaklar, gelenlerin bile anlamadığı sırf elit görünmek için kültürüyle alakalı olmayan müzikler.
On binlerce liralık düğün yapıp,iki gün sonra eşinin altınlarını bozmak zorunda kalmalar.
Kendin ol kardeşim;
3 saatlik bir düğünle kimsenin gözünde level atlamazsın. Statün değişmez. 3 gün sonra aynı ortamda,insanların tanıdığı aynı insan olarak yaşama devam edeceksin.
Kendini hırpalamaya, birilerine kanıtlamak için olmadığın düzeyi yansıtmaya, kendini yetersiz görmeye ne gerek var?
Varsa,istiyorsan yaparsın.
Yoksa asla olmadığın karakteri,sahip olmadığın düzeyi,kaldıramayacağın yansıtma.
Seni seven,her halinle sever. Bir nikah da yeter,sade bir davul zurna da. Olmadı kasetten bir oyun havası.
Sadece düğün mü?
Elbette değil.
Showroomda gördüğün koltuk takımlarını da alma hemen. Sonra evde kıpırdamak için yer bulamazsın.
Mesela varsın orta sehpan olmasın. Gıcığım ben orta sehpalara. Günde 1-2 kere kullanacağım diye niye 24 saat evin merkezini işgal eder ki?
Eskisi gibi kalabalık evlilikler yaşamıyoruz unutma. Evini çok sade döşe. Döşe ki, eşyalar değil, insanlar yaşasın.
Her odayı doldurmak zorunda da değilsin. Zaten 2 yılda dolacak. Erken doldurursan esas ihtiyaçların için aldıklarını atman gerekecek.
Geleneksel zevklere boyun eğme. İllaki perde halıyla,halı koltukla,elti gelinle uyumlu olmak zorunda değil ![]()
Bana kalırsa insanlar eşyayı evlendikten sonraki 2 yıl içine yaymalı. Bilmediğin bir sistemde neye ihtiyacın olduğunu nerden bileceksin ki?
Bilemediğin için de tahmini alış-veriş yapacaksın( ya tutarsa).
Misafir için özel takımların olmasın mesela. Senin kullanmadığın hiç bir şeyi misafir kullanamaz.
Misafir odası,misafir yemek takımı, misafir masası. Misafir değersiz olduğu için değil, sen değersiz olmadığın için.
Evlenirken de evi döşerken de kendin olmaktan,vazgeçme. İnsanlar senin her haline alışıyor zaten.
Kasmaya,zorlamaya gerek yok.
Düğün ne gelinin ne de damatın değerini arttırır. Düğün kök ailelerin itibarı,davetlilerin eğlencesi, mekan sahiplerinin de gelir kaynağıdır sadece.
Düğünden sonra adeta kimsenin keşfedemediği yatırım atağı olarak altınları bozup araba da alma.
Evliliğin ilk 2 yılı, kök ailene her şeyi de anlatma. Sonuçta sen eşinle barışırsın onlar hep yapılanla hatırlar eşini. Nefret ettirdiğin eşini, tekrar sevdirmek yine senin başına kalır.
Söylediklerini sonra kendin toparlamakla uğraşırsın.
(Son kitabım: Bütün aşklar tatlı başlarda detaylı okuyabilirsiniz)
Yaptığın az harcama ile evliliğine daha sakin kafa, daha enerjik, daha çok gezen daha çok tatil imkanı olan bir çift olabilirsin..
SERHAT YABANCI
İlişki ve Evlilik Terapisti
Diğer yazılarım ve takip için:




























