Hayatına biri girdiğinde sen hayatından çıkma.
Arkadaşlarınla görüşmeye devam et.
Aileni aksatma.
İşlerini erteleme.
Bunları yaparken de bir ilişkiyi yürütebilirsin
Sen bunları yaparken kendini daha güçlü hissedeceksin.
Senin yaşamının ondan önce de bir sistemi olduğunu ona göstereceksin. “Ben olmadığımda da o mutluydu” dedirteceksin.
Sana saygısı artacak.
Ayrıca bu sayede partnerin de sistemini sürdürecek.
Yaşamınız ilişkiden ibaret olmayacak.
Birlikte geçirdiğiniz zaman daha kaliteli ve yoğun hissler ile yaşanacak.
Birbirinizin arkadaşlarına, ailesine çevresine saygı duyacaksınız. “Beni olduğum gibi kabul et” kavramını zorlanmadan gerçekleştireceksiniz.
Ilişkinde güven ve mutluluğu arttırmak istiyorsan;
* • Önce onu kontrol etmeyi (neredesin, her yaptığını bildir, herşey bilgim dahilinde olsun)bırakacaksın.
* • Onu olduğu gibi kabullenmelisin. Sürekli yontarak, eleştirerek onu hayal ettiğin hale getirmek yerine, genel yaşama aykırı olmayan yanlarını kabulleneceksin.
* • Yaptığın her şeyi ona göstermeye, onay almaya onu borçlu hissettirme davranışlarını bırakacaksın. Gören görür zaten, görmek istemiyorsa da göstermen zaten işe yaramaz.
* • Nerede ne hissetmesi gerektiğine sen karar vermeyeceksin.
* • Bugüne kadar onu kontrol etmeye ve yönetmeye harcadığın enerjini; “beraber daha güzel neler yapabiliriz?”, “bu ilişkiyi daha güzel nasıl yaşarız?”, “daha sağlıklı olarak nasıl iletişim kurabiliriz?” i bulmaya ve uygulamaya çevireceksin.
* • Hayatı da ilişkiyi de kendi duygularını da partnerinin duygularını da akışına bırakmaya başlayacaksın. Kendi yarattığın “en kötü senaryoyu” yok etmenin yolu onunla yüzleşmektir. Akışına bırak…
* • Koşulsuz da sevilebileceğini, sevilmek için illaki işe yaraman gerekmediğini düşünmelisin. Sen “kendin” olara kda iyi bir insansın. Mutlu olabilir, mutlu edebilirsin. Tek engelin zihnindeki kaygıların…
* • Kaygılarını aşmak için onun tam tersini yap. Mesela terk edeceğini düşünüyorsan, onunla konuş. Ortada somut bir gerçekçe yoksa bu ilişkiye emek değil, güzel zaman geçirmee kendini de beslemeye odaklan…
Sosyal medyayı çok kullanmak, boyun eğici yapıyor??
Türkiye 50 milyon kişinin sosyal medya mecralarından her hangi birinde en az bir hesabı var veaktif olarak kullanıyor.( sadece bakmak dahil)
Rakam böyle yüksek olunca demek ki bir keramet var diye düşünmemek elde değil.
80 milyonun 50 milyonu ne arıyor sanalda acaba?
Aslında sosyal medya yeni bir yaşam alanı. Çoğu insan, yediğini,içtiğini,olanı olması gerekeni, işini ,aşkını,acısını tatlısını sosyal medyada gözler önüne seriyor. Hatta fenomen olup direkt bu alanı iş ve kazanç kapısına dönüştürenler de git gide artıyor.
Son zamanlarda da yayınevleri takipçisi çok olan kişilere kitap çıkarma yarışına bile girdi.
Bu kısa bilgiden sonra yazımızın başlığına dönelim. Sosyal medya bizi nasıl boyun eğici yapıyor. Her şeyden onaylanma ihtiyacı, kişinin boyun eğici davranışlar göstermesine,beklentilere göre şekil almasına neden olmaktadır. Onay bağımlısı veya eleştiriye karşı hassasiyeti olan kişiler, spontane duyguları yerine, onaylanacak ya da vitrinine yakışacak paylaşımlar yapmayı tercih ediyorlar. Diğer uçta ise bazıları böyle bir riski göze alamadıkları için hiç bir paylaşımda bulunmamaktadırlar.
Her Cuma standart olarak Cuma mesajı paylaşmak; kişinin çevresinin bunu beklendiğini, bunu yapması gerektiğini düşünmesi bir boyun eğici düşünce yapısının ürünüdür.
Bir sosyal sorunu paylaşmak: çoğu zaman o konuda hiç bir eylem yapmayan veya reel hayatta bunu dilimnealmayan birinin sadece beklentiler için paylşaımda bulunması ( son zamanlarda “halep” katliamı gibi.
Yapılan yorumlara veya eleştirilere göre yaşam şekli geliştirmek: Kişi, onaylanmak veya ilgiyi kazanmak için çoğu zaman istediğini değil, istenileni yapmak zorunda hisseder. Burada en büyük hüç, takipçilerin “LİKE” silahıdır. Elde edilen “like” a göre kişi tarzını ve zevklerini değiştirmektedir.
Gündeme göre şekil almak : Bazı insanlara gerek takipçi kaybetmemek, gerekse daha çok takipçi kazanmak adına gündeme göre hareket ederler. O gün gündem ne ise onun ateşli savunucusu olur.
Hergün bir şey paylaşmak zorunda hissetmek : bu düşünce bile kontrolün sizde değil, size takip edenlerde olduğunun gösterir. “Paylaşmasam ne olur ?” sorusuna verdiğiniz cevap da sosyal medyada var olma nedenini ortaya çıkarır.
Burası bana yeter düşüncesi: Sanal alemde yarattığı profl üzerinden beslenmek ve buna bağlı olarak reel hayatta neredeyse yok olmak. Sanal alem, kişiyi istediği şekilde besliyorsa, sanala bğaımlılık olduğu için, doğal olarak boyun eğici olacaktır.
Eleştirilen yazı veya paylaşımı kaldırmak : Eğer kişi onay veya like hassasiyetine sahipse istediği veya doğru bildiği düşüncesini sırf tepki aldığı için veya beklediği beğeniyi alamadığı için kaldırabilmektedir. Bu durum, onaylanmama ve beğenilmeme ile baş etme gücünü tamamen zayıflatmakta diğer yandan takipçiler için ise “dik duramayan “ olarak da tanımlanmaktadır.
Koşullu sevilme algısı: kişi ancak, beklentilere uygun davranırsa koşullu sevgi algısını yaratır. Ve bu düşünceye boyun eğer. “Onlarda oluşturduğum “BEN”e uygun paylaşımlar yaprsam sevilirim” koşullu sistemi ile kendinden vazgeçer.
Eleştiri ve olumsuz yorumları hemen silme veya ikna etme : Kişi eleştirildiğinde bu durumu normalize etme ve “olabilir” olarak tanımlamak yerine heme slime veya ikna etme çabasına girmektedir.
Peki sosyal medya mı boyun eğici bir bakış açısı yaratıyor yoksa boyun eğici şeması olan mı sosyal medyaya bağımlı oluyor?
Açıkcası tümünün altında “ sevgi eksikliği ve koşullu sevgi ” çekirdeği olduğunun düşünüyorum.. Bağımlılıkta da boyun eğicilikte de ilgi ve sevgiyi alma esası vardır.
Kişi başkası tarafından sevildiğinde, beğenildiğinde sadece kendini değerli hissetmektedir. Alamadığında kusurlu, değersiz hissetmektedir. Bu nedenle de ilişkilerinde de karşıdakine göre şekil almakta, kendini mutlu etmek yerine de başkasına yatırım yapıp onun dolaylı yansıtması ile mutlu olmayı tercih etmektedir.
Sosyal medyada çok zaman geçirmek,duygusal yoksunluğu gidermeye yöneliktir. ( Bu arada iş-reklam-satış için girenler hariç) insan bir yoksunluğu başka bir kanaldan ne kadarç ok gidermeye çalışırsa o kadar o kanala bağımlı hale gelir. Bu nedenle tek beslenme kanalı, hem kanala muçtaç olmamıza hem de kendimizi mutlu edebilme seçeneklerini fark etmememize neden olur.
Özetle: sosyal medyayı sık kullanmak, zamanla boyun eğici bir yapıya doğru sürüklemektedir. Onay, beğenilme, ciddiye alınma isteği gibi beklentiler, bu beklentilerin kaşılanması için bizi sürekkli kişiliğimize göre değil, beklentiye göre davranmaya zorlar.
Oluşturduğumuz sanal tribün ve ona uygun vitrin, bizim adeta müfettişimiz olmakta, onlardan kopmamak için ise bizi itaate zorlamaktadır.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.” Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi çünkü sevgim yüceydi ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Günümüz ilişkilerinde en büyük problemlerinden biri ‘aldatmak’. Her ne kadar kusursuz bir ilişkiniz olduğunu düşünseniz bile aldatmaların birçoğunun mutlu evliliklerde yaşandığını biliyor muydunuz? İşte size yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan 35 ilginç aldatma gerçeği:
1. Yasak ilişkilerin %60’ında fazlası iş ortamında başlıyor.
2. Kadınlar duygusal tatmin için aldatmaya daha çok meyillilerken, erkeklerde bu durum cinsel motivasyondan kaynaklanıyor.
3. Aldatma, boşanmalardaki başta gelen sebep değil. Her ne kadar yasak ilişkiler evliliklere darbe vursa da, boşanmalarda başı çeken problem para oluyor.
4 .Aldatma olayı demogrofik olarak değişkenlik gösterse de, lise terk kişiler ve ilişkide karşı tarafa maddi olarak daha çok bağımlı kişiler aldatmaya meyilli oluyorlar.
5. Binghampton Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre aldatmanın genetik varyasyonla bir ilişkisi var. Aynı genetik varyasyonun alkol bağımlılığı, kumar ve korku filmlerinden hoşlanma gibi konularla da ilişkisi olduğu gözlendi.
6 .Her ne kadar çift terapisi çok yardımcı olsa da, aldatma nedeniyle darbe alan ilişkilerin düzelmesi yönünde bir zaman çizelgesi ya da iyileştirici bir etki mevcut değil. Bazı uzmanlar ihanete uğramış kişinin ilişkiyi her gün 15 dakika boyunca ve bu konuyu tamamen kapatana kadar tartışmasının faydalı olduğunu öneriyor.
7. Aldatma evliliğin bitmesi anlamına gelmiyor. Gelecekte altında yatan başka problemlerden dolayı ayrılsalar bile, aldatmanın meydana geldiği ilişkilerin %50’si kurtulmayı başarıyor.
8. Bir araştırmaya göre aldatan erkeklerin %56’sının mutlu bir evliliği olduğunu söyledi.Kadınlarda bu oran ise %34.
9. Yasak ilişki sonrasında ilişkinin yeniden inşa döneminde bile, koca yasak ilişkisini özleyebilir. Erkek karısına aşık olsa ve ve evliliğini kurtarmak istese dahi, yasak ilişkisini tam olarak unutamayabilir. Erkek; diğer kadına ait eğlence, sorumluluğun olmaması, seks gibi şeyleri özleyebilir.
10. Erkek karısını üzeceğini, hayatına etki edeceğini bile bile aldatmaya devam edebilir. Özellikle evde değer görmüyor, beğenilmediğini düşünüyor ve takdir görmüyorsa; bu kişisel değerleri yasak ilişkide bulduğu için aldatma galip gelecektir
11. İnsanlar ne söylerlerse söylesinler, eğer bir kişi aldatmaya meyilliyse bu eşinin suçu değil. İlişkileri veya evlilikleri ne kadar kötü olursa olsun, eğer bir kişi aldatıyorsa bunu bilinçli olarak tercih ettiği için yapıyor.
12. 2012’deki bir araştırmaya göre Amerikalı insanların %66’sı insanların eşlerini iş toplantılarında veya ticaret sergilerinde aldattığını düşünüyor.
Aldatma daha çok iş ortamlarında başlıyor
13. Washington Universitesi’nin araştırmasına göre eşlerini aldatan kadınların %46’sı ve erkeklerinde %62’si işte tanıştığı kişilerle aldatıyor.
14. İş seyahatleri aldatma için en uygun organizasyonlar olarak görülüyor. Erkeklerin üçte biri yani yaklaşık %36’sı ve kadınların %13’ü iş seyahatlerinde şeytana uyduğunu dile getiriyorlar. Aldatma genelde evliliğin en kırılgan olduğu 6. ile 9. yıllar arasında gerçekleşiyor.
15. Bir araştırmaya göre aldatan erkeklerin boşanmak isteyip istemedikleri sorulduğunda çoğunluk ‘hayır’ yanıtını verdi
16. Araştırmacılara göre boşanma olayı kabul edilir, açık bir şekilde ortaya çıktığında aldatma oranı yükseliyor
17. Ortalama erkeklerin %9’u ve kadınlarınsa %14’ü aldatıldıklarında intikam almak için aldatıyorlar.
18. InfelityAdvice.com sitesinin kurucusu Ruth Houston, Amerika’da 35-38 milyon arası insanın eşini aldattığını ve her 3 çiftten birinin ilişkisinin aldatma yüzünden zarar gördüğünü söyledi.
19. Aldatan kocaların %69’u önceden eşlerini aldatabileceklerine ihtimal vermediklerini söylediler
20. Aldatan erkekler çok nadir olarak itiraf ediyorlar. Sorulmadığı takdirde erkeklerin sadece %7’si aldattığını itiraf ediyor. Ortalama erkeklerin %68’i itiraf etmezken, aldatma olayı kadınların bulduğu somut kanıtlarla ortaya çıkmaktadır.
21. Amerika’da 23 eyalette aldatmak yasak olduğu halde yaptırımı çok sık görülmüyor. Cezası 10 dolardan hayat boyu hapis cezası arasında değişiyor.
22. Amerika’da insanların %81’i aldatmanın yanlış olduğunu düşünürken sevgilisini veya karısını aldatıp bunun yanlış olduğunu düşünenlerin sayısı %62.7
23. Yapılan bir araştırmada erkeklerin yalnızca %12’sinin metreslerini daha çekici bulduğu görüldü. Yani ankete katılan erkeklerin %88’i eşlerini metreslerine göre fiziksel olarak daha çekici buluyor.
24. Erkekler, yasak ilişki yaşadığı kadının karılarından farkı metreslerin kendilerini sevilen, arzulanan ve takdir edilen olarak görülmesi olduğunu söylüyor.
25. Uluslararası araştırmalar gösteriyor ki, arkadaşlık sitelerine kayıtlı kişilerin %30’unun sevgilisi veya eşi var.
26. Perfect Albi isimli Alman şirket 350 müşterisine eşlerini veya sevgililerini aldatmaları için sahte iş seyahati daveti yollamaktadır. Şirket, müşterilerine sahte hikayeler üreterek yardımcı olmaktadır.
27. Bekar erkeklerin evli kadınlarla ilişkileri olması durumuna ‘Misteresses’ denmektedir
Kadınlar daha çok akıllı telefon üzerinden aldatıyorlar
28. Yapılan bir başka araştırmada kadınların birçoğu eşlerini cep telefonu üzerinden aldatıyor. Kadınların akıllı tercihi olarak genelde tercihi Iphone olup %64’ü eşleriyle aynı odadayken bir başkasıyla konuştuğunu ifade ediyor.
29. Las Vegas’ta en çok aldatma olayının gerçekleştiği oteller sırayla: 1) The Wynn, 2) Palms, 3) MGM Grand, 4) Caesar’s Palace, and 5) The Bellagio.
30. Aldatma olayı gerçekleştikten sonra ilişkinin kurtarılmasının yolu iki tarafında ilişkiyi kurtarmak için çabalamasından geçiyor
31. Sarışınlardan sonra kızıl saçlı kadınlar aldatmaya en yakınken, onları sırasıyla kahverengi saçlı kadınlar ve siyah saçlılar takip ediyor
32. Amerika Başkanı John Kennedy bir keresinde şöyle demiştir: ‘Eğer her gün seks yapmazsam başım ağrıyor’. Amerika başkanının Marilyn Monroe, Pinochet Mayer, Gunilla Von Post, Mimi Alfrod gibi ünlü isimlerle ilişki yaşamıştır.
33. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri, kişilerin eski sevgilileriyle yeniden bağlantıya geçip aldatmalarına ve ilişkilerin sonlanmasına neden oluyor.
34. Ortalama erkeklerin %68’i aldattıktan sonra suçluluk duygusu hissediyor; ancak açıkça görülüyor ki pişmanlık duygusu insanları aldatmaktan geri koymuyor.
35. Kız arkadaşlarından veya eşlerinden daha az para kazanan erkekler aldatmaya 5 kat daha meğilli oluyorlar.
Aldatma bağımlılığı: ‘Bir kez aldatan hep aldatır’ mı?
Aldatmak, günümüz ilişkilerinin en büyük sorunlarından biri. Bir çok ilişki, üçüncü bir şahsın devreye girmesiyle sonlanıyor ya da ilişkide iyileşmesi mümkün olmayan yaralar açıyor. İlişki sürdürülmeye çalışılsa bile, güven duygusunun kaybedilmesiyle birlikte aldatan tarafın tekrar aynı davranışı sergileyeceği şüphesiyle, paranoya boyutlarına ulaşan bir sorgulama süreci başlıyor: Neden geç kaldı? Acaba yine yalan mı söylüyor? Gerçekten arkadaşlarıyla mı birlikte? Telefonunu neden benden saklıyor?
İlişkide çiftlerin birbirlerini tehdit unsuru olarak görmesi, gerekli ya da gereksiz suçlamalarda bulunması, her davranışında şüpheli bir tavır araması aradaki iletişimi zedeleyerek ilişkinin daha da kötüye gitmesine neden oluyor.
Peki, aldatmak gerçekten bırakılması zor bir alışkanlık mı? Bir kez aldatan birinin tekrar aldatacağını düşünmek paranoyaklık mı yoksa böyle bir ihtimal gerçekten var mı?
Söz konusu ‘aldatmak ve aldatılmak’ olduğunda, herkesin kendi deneyimlerinden ya da çevresindeki ilişkilerden gözlemlediği kadarıyla belirteceği bir fikri mutlaka var. Bilim dünyasında da aldatmak ve aldatılmak üzerine yapılmış olan çalışmalar, oldukça ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Ancak araştırmalarda elde edilen verilerin genel sonucu, aldatmanın tekrar eden bir davranış olduğu konusunda hemfikir.
Wiederman ve Hurd’un 1999 yılında üniversite öğrencilerinin ilişki alışkanlıkları üzerine yapmış oldukları araştırmada, ilişkileri varken başka biriyle cinsel birliktelik yaşayan erkeklerin %86’sının, kadınlarınsa %62’sinin bunu birden fazla kez yaptıkları ortaya çıktı. Ancak yalnızca bu araştırmaya bağlı kalarak genelleme yapmak yanlış olabilir. Araştırma yalnızca üniversite öğrencilerinin, yani genç yetişkinlerin katılımıyla yapılmış. Aynı sorular orta yaşlardaki bireylerde ya da evli çiftlerde çok daha farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir. Aynı şekilde kişinin ‘aldatma’ algısı, yani aldatmayı nasıl tanımladığı da sonuçlarda ciddi bir farklılık yaratabilir. Ancak bu araştırma bize, aldatmanın geçmiş deneyimlerle ne kadar bağlantılı olduğunu açık şekilde gösteriyor.
Peki, aldatan tarafın tekrar aldatmasını tetikleyen şey ne?
Kişinin partnerini birden fazla kez aldatması, ilk aldatma girişiminin altında yatan sebeple ilgili bir durum. Bu nedenle de, aldatma girişiminin ilişkiyle ilgili bir problemden mi yoksa aldatan ya da aldatılan kişinin kişilik özellikleriyle mi alakalı olduğunu iyi analiz etmek gerekiyor.
Araştırma sonuçaları, aldatma eyleminin en genel ve sık görülen sebebinin, devam eden ilişkiden tatmin olunamaması olduğunu gösteriyor (mutsuzluk, duygusal ve cinsel ihtiyaçların karşılanmaması, partnerlerin sağlıklı iletişim kuramaması gibi). Eğer aldatan kişinin aldatma sebebi ilişkiden kaynaklanan bir problemse, aldatan kişi bu boşluğu doldurabilecek yeni bir ilişki arayışında oluyor ve aradığı ilişkiyi bulduktan sonra tekrar aldatma girişiminde bulunmuyor.
İlişkide var olan problemlerin dışında, aldatma davranışı aldatan tarafın kişilik özellikleriyle de bağlantılı olabiliyor. Örneğin, çevresindeki insanların hislerini anlayan ve önemseyen, öz-kontorlü ve öz-disiplini yüksek olan bireyler aldatmaya daha az eğilimli oluyorlar. Aynı şekilde, strese ve gerginliğe sebep olan durumlar karşısında kaçma eğilimi gösteren ve pişman olunacak bir davranış yaparak kendisini rahatlatmaya çalışan kişiler partnerlerini aldatmaya daha yatkın olabiliyorlar. Yani, ilişkiden tatmin olunması kadar kişinin psikolojik durumu, kişilik özellikleri ve karakteristiği de aldatma davranışı üzerinde oldukça belirleyici etkenler.
Kısacası, yapılan araştırmalar ve genel kanı ‘Bir kez aldatan hep aldatır.’ söyleminin doğru olduğunu işaret ediyor olsa da, aldatma ve aldatılma kişiye ve ilişkinin kalitesine göre önemli ölçüde değişikliler gösterebilen, bazıları için tek bir seferle sınırlı kalsa da, bazıları için alışkanlık haline gelebilen bir durum.
Ders Çalışmak İstemeyen Çocukla 5 Adımda Nasıl Başa Çıkılır?
Ders çalışma sorunu, hem öğretmenlerin hem de anne-babaların en fazla şikâyet ettikleri konulardan biri. Yetişkinlerin bakış açısına göre, çocuklara her türlü imkân ve fırsat sağlanmasına rağmen büyük bir sorumsuzluk göstererek ders çalışmıyorlar. Öğretmenler, anne babalar, ellerinden geleni yapmalarına rağmen istedikleri sonucu alamayınca da zaman zaman aşırı kaygılanıp öfkeleniyorlar. Duygularını yönetemedikçe de çocuklarının ders çalışma sorunu içinden çıkılamaz bir hal alıyor.
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın, binlerce velinin hislerine tercüman oluyor. İşte bu noktada veli ve öğretmenlerin bilmesi gereken bilimsel gerçeklere dikkat çekiyor:
Çocukların ders çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak yaptığı bir şey değil. Çünkü ders adı altında sunulan konuları bizler belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.
Ders çalışmanın gerçek ödülü çok uzun zaman sonra üniversite sınavı ya da iyi bir meslek sahibi olduğunda alınır. Bu ödüllerin en büyük tehditleri ise çocuğun burnunun ucunda duran bilgisayar, Tv, sinema veya arkadaşlarla sosyal bir ortamı paylaşma gibi etkinliklerdir.
Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Bu nedenle, çocukların ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.
Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın.
Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili olmaktadır.
1.Aşama çocuğunuzun psikolojik direncini kırın.
Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika çalışmanı istiyorum” deyin. “Çünkü şu an sende öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar.
2.Aşamada çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlayın.
Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız. Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama yapın.
3.Aşamada çocuğunuzun çalışma ortamını düzenleyin.
Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda tamamlıyoruz. Çünkü senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.
4.Aşama otokontrolü sağlayın.
Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.
5.Aşama motivasyonu artırın.
Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor.
Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.
Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor.
Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır.
Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.
Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor.
Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar
Hırslı çocuklar üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.
MOTİVASYON TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!
Ders çalışmayı engelleyen en önemli şey motivasyon tipidir. İnsanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki yapı bulunur ve bunlar doğuştan gelen kişiliğin bir parçasıdır. Çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekir. Mesela, dış motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. En kritik nokta da, çocukta, başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulmasıdır.
İç motivasyonu yüksek çocuklar
Genelde amaçlarını bilmek isterler
Planlı çalışmayı severler
İstekli ve sabırlıdırlar
Dış motivasyonu yüksek çocuklar
Sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar.
Sonuç odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler.
Kısa sürede tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer.
Başladıkları işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler.
En belirgin özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler.
Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık olarak 21 gün tekrar edilmesi gerekiyor. Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç değiştirilmeden aynen devam ettirilmeli. Böylece, çocuğun beyninde ders çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam ettirilmelidir.
Düşüncelerinden
Duygularından
davranışlarından
Kararlarından,
Sözlerinden,
Çabalarından,
Kısacası yaptıklarından ve yapamadıklarından sorumlu değilsin.
Kontrolün dışındaki hiç bir şeyden dolayı sorumluluk, pişmanlık veya suçluluk hissetmemelisin.
Şimdi bu sınırlar içinde tekrar üstündeki yükleri gözden geçir.
Bu hayatta en çok kendi hayatının sorumluluğunu aldığında,
ne kadar hafif bir hayatının olduğunu göreceksin.
O halde ;
Başkasını değiştirmekten,
Başkasının söylediklerini kontrol etmekten,
onları susturmaktan,
Onların adına karar almaktan,
Onların sorunlarını üstlenmekten VAZGEÇMELISIN.
Kendin için de:,
Kaderci olmaktan,
Hedeflerini ulaşmayı, şansa veya akışına bırakmaktan,
Kenidi kararlarını başkasına yüklemekten, Sorumluluk almamaktan VAZGEÇMELİSİN…….
Hayat bir senaryo ise, kalemi başkasına vermeden, kendi hayatını ve kaderini kendin çiz…
Evli olsan da olmasanda bunu okumalısın….
Bu akşam eve geldiğimde Eşim Akşam yemeğini servis ediyordu. Elini tuttum ve ona söyliyeceğim şeyler olduğunu söyledim. Masaya oturdu ve sessizce yemeği yemeye başladı. Ve yine Gözlerinde o korkuyu gördüm.
Bir an da kasıldım ağzımı acamıyordum ama düşüncelerimi söylemem lazımdı. Ben boşanmak istiyorum. Sinirlenmedi Sözlerime karşılık vermedi, sadece sebebini sordu.
Bir cevap veremedim ve buna çok sinirlendi elinde ki Çatal Bıcakları fırlattı. Bana bağırdı ve Adam olmadığımı söyledi. Bu akşam tek kelime konuşmadık. Eşim bütün Gece ağladı. Farkındaydım Evliliğimiz ne olacağını merak ediyordu, ama onu tatmin edecek birşey söyliyemiyecektim. Ben jane’e aşık oldum, eşimi sevmiyorum artık.
Bu vicdan azabıyla bir Evlilik sözleşmesi hazırladım, Evi, Arabayı ve Şirkettin 30% ona vercektim. Sözleşmeye kısa bir süre baktı ve yırttı. 10 yıl hayatımı paylaştığım bu Kadın bana yabancı olmuştu. Onun harcadığı zamana ve enerjiye üzülüyordum, ama geri dönemezdim, Jane’e çok aşık olmuştum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, bu benim beklediğim bir tepkiydi. onun ağlaması benim hafiflememe sebep olmuştu. Bir süredir aklımdan geçiriyordum boşanmayı, bu fikir bende saplantı haline gelmişti ve şimdi bu duyguyu daha da güclü hissediyordum ve doğru karardı.
Bir sonra ki akşam eve geç gelmiştim ve Eşimi Masada yazı yazarken gördüm. Çok uykum vardı ve Akşam yemeğini yemeden uyumaya gittim. Jane ile geçirdiğim o kadar saat beni yormuştu. Bir ara uyandım ve onu hala yazı yazarken gördüm Masa da. Ama bu benim Umrumda değildi ve başımı cevirip uyumaya devam ettim. .
Ertesi sabah bana Şartlarını yazı halinde sundu. Benden hiç birşey istemiyordu, sadece boşanmamızı ilan etmek için 1 ay müsade istedi ve bu zamanda normal bir Aile gibi davranmamızı istedi. Bunun sebebi Oğlumuzun 1 ay sonra Sınavların olması ve bu dönemde ona bu yükü bindirmemekti. Bu kabul edilebilinir. Birşey daha vardı, benden onu Evlilik Gecesinde onu kapıdan içeriye nasıl taşıdığımı hatırlamaktı, ve 1 ay boyunca her sabah onu Yatak odasında Kapıya kadar taşımamı istedi. Kafayı yediğini düşündüm, ama son günlerimizin iyi gecmesi acısından, kabul ettim.
Sonrabu şartlardan Jane bahsettim, yüksek ses ile gülüp bunun çok sacma olduğunu ve eninde sonunda Boşanmayı kabul etmek zorunda kalacağını söyledi.
Eşimle boşanma konusunu açtığımdan beri Fiziksel temasda bulunmadık. Bu sebepten ilk gün onu kucağıma alıp kapıya götürdüğümde tuaf bir duygu yaşadım. Oğlumuz arkamızda duruyordu ve alkış yapmaya başladı ‘Babam Annemi kucağında taşıyor’ bu onu çok sevindirmişti, Sözleri canımı acıtmıştı… Yatak odasından Evin Kapısına kadar 10 metre taşıdım. Eşim gözlerini kapatı ve kulağıma’Oğlumuza boşanmamızdan bahsettme’ diye fisildadı. Bende başımı öne eğerek tamam dedim, ve içime bir üzüntü çöktü. kapı önünde onu bıraktım Eşim Otobüs durağına gitti ve onu İşe götürecek olan Otobüsü bekledi. Bende tek başıma Ofise gittim.
2. gün bu oyunu oynamak bize daha kolay gelmişti. eşim başını Göğüsüme yasladı, ve onun kokusunu duydum. Birden Eşime uzun süredir bakmadığımı anladım. Ve onun Evlendiğim zama ki kadar Genc olmadığını farkettim. Yüzünde hafif cizgiler oluşmuş saclarına ak düşmüştü. Gecen yıllar öylesine yanından geçmemişt, O an kendime ona bununla neler yaptığımı sordum.
4. Gün onu kucağıma aldığımda bir güven duygusu yaşadım. Bu bana Hayatının 10 yılını Hediye eden Kadın.
5. gün bu güven duygusu daha da büyümüştü. bundan Jane bahsettmedim. Günler geçtikce onu taşımak daha da kolaylaşmıştı, belki de bu sayede yaptığım antreman dan dolayı dı bu.
Bir Sabahonu ne giyeceğini düşünürken izledim. İsyan ederk her gün kıyafetlerin biraz daha bol geliğini söyledi. Birden onun ne kadar süzüldüğünü ve kilo verdiğini farkettim. Demek ki onu her sabah daha kolay taşıyabilmemin sebebi buydu. Birden yüzüme yumruk gibi vurdu. Bu kadar Acıyı ve Üzüntüyü Kalbinde taşıyordu. farkında olmadan başını okşadım. O an Oğlumuz da geldi ve ‘ Baba Annemi taşıman lazım ‘ dedi. Bu hayatımzın bir parcası olmuştu, Babasının Annesini odadan Kapıya taşıması. Eşim Oğlumuzu yanına çağırdı ve ona sıkı sıkı sarıldı. Ben başımı cevirdim, son anda kararımdan vazgecmek istemiyordum. Onu kucağıma aldım ve Yatak odasından Kapıya kadar taşıdım. Elini enseme koymuştu ve ben onu sıkı sıkı tutmuştum. Tıpkı Evlendiğimiz gün gibi.
Artık Huzursuzlanmıştım bu kadar kilo vermesinden. Son Gün onu kuçağım da taşıdığımda hareket etmedim. Oğlumuz okuldaydı ve Eşime Hayatımızda ki yakınlığın ne kadar eksildiğini söyledim. Ofise gittim arabadan fırladım kapıyı kilitlemeden bunun için zaman yoktu. Her anın kararımı değiştirmesinden korkuyordum ve Merdiven den yukarı koştum, yukarı varınca Jane kapıyı actı. Ona Karımdan boşanmayacağimi söyledim.
Şaşkın bir ifadeyle elini anlıma koydu ve ‘ Senin ateşin mi var’ diye sordu. Üzgünüm Jane ama ben artık boşanmak istemiyorum dedim. Evliliğimizin renksiz kalması sevgi eksikliğinden değil, birbirimizin değerini unuttuğumuzdan dı. Şimdi aklıma geldi ki, ona Evlendiğimiz Gün kapıdan içeri taşıyınca ömrümün sonuna kadar Sadakat yemini verdiğimi…….. Jane olayı anlayınca yüzüme bir tokat attı ve kapıyı kapatarak ağlamaya başladı. Hemen aşağa koşup ilk Çicekciye gidip Eşime bir Buket çicek aldım, üzerinde ki Karta da’”Seni her Sabah hayatımın sonuna kadar taşıyacağim”” .
Eve vardığımda yüzümü bir gülümseme kapladı, elimde Çiceklerle yatak odasına gittim ve Eşimi yatağın üstünde Ölü buldum. Eşim aylardır Kanser ile savaşıyordu ve ben Jane ile ilgilenmekten bunu farketmemiştim. Fazla yaşamayacağını bildiği için, beni Oğlumun bana negativ tutumundan korumaya çalışmıştı . En azından Oğlumun gözünde iyi bir Eş olarak kalmamı istemişti.
İlişkide ki küçük şeylerdir önemli olan. Villalar, arabalar çok paralar değil . bunlar hayatı kolaylaştırır ama asla Mutluluğun temeli olamazlar.
İlişkine zaman ayır ve ilişkinin güven ve huzur anlamına gelecek şeylere meşgul ol.
Mutlu bir beraberlik yaşa.
Bunu Paylaşmazsan sana birşey olmaz…… Ama paylaırsan belki bir Evlilk kurtarırsın. Çoğu Hayatların yıkılmasının sebebi, İnsanların Hedefe ulaşmaya az kala Pes etmesindendir.(alıntı)