Ana Sayfa Blog Sayfa 29

“Erkekleşen kadın” sendromu

0

“Erkekleşen kadın” sendromu

Aradıkları kriterlerden vazgeçen kadınlar evlenmeye hiç niyeti olmayan ya da boşanmış ve tekrar evlenmeye tövbe etmiş erkeklerle çevrili olduğunu fark ediyor. Peki bunun sebebi nedir?

Amerikalı yazar Suzanne Venker, hafta başında Fox News’ta yayınlanan ‘Erkeklere Karşı Savaş’ başlıklı yazısıyla bu sorunun cevabını verdiğini iddia ediyor. Gündemi meşgul eden makalesiyle birlikte Washington Post gibi önemli gazetelerin yazarları şimdiden bu konuya dalmış durumda. Günümüz kadınının 40 yıl önceki kadınlardan çok daha mutsuz, tatminsiz ve yalnız olduğunu belirten Suzanne Venker “Kendi ayakları üstünde duran, güçlü ve sonunda hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış kadınlar neden hala mutsuz?” diye soruyor.

Anti-feminist Suzanne Venker öncelikle Pew Araştırma Merkezi’nin 18-34 yaş arası kadın ve erkeklerle yaptığı araştırma sonuçlarını sunuyor. Başarılı bir evlilik yapmanın hayatlarındaki en önemli şey olduğunu belirten eğitimli ve çalışan kadınların oranı 1997 yılına göre, yüzde 28’den 37’ye çıkmasına rağmen aynı yaş grubundan erkeklerle yapılan anketlere göre bunu belirten erkeklerin oranı ise yüzde 35’ten 29’a gerilemiş durumda.

Yazara göre bunun sebebi kadınların artık kadın olmaması.

Erkekler suçlanmaktan bıktı

Kadınların erkeklerden çok daha iyi eğitim görmesi ve toplumdaki iş gücünün büyük bir kısmını elde etmiş olmasının, ‘kadınla erkeğin arasındaki dansı’ bozduğunu söyleyen Venker kadın devriminden bu yana, erkeklerin hiçbir değişim göstermediğini kadınların ise dramatik bir şekilde farklılaştığını söylüyor: “Kadınlar öfkeliler ve sebebini hiç bilmeden sürekli savunma halindeler. Çünkü iş hayatındaki rekabet erkekleri bir düşman olarak sundu. Erkekleri kendi alanlarından kovdular ve oraya yerleştiler. Şimdi erkeklerin gidecek hiçbir yeri yok.”

Kadınlara 40 yıllık feminist hareketin empoze ettiği ‘Kadın iyidir, erkek kötü’ mesajının cinsiyetler arası doğal ilişkiyi yıktığını belirten yazar, kadınların konu aşk ve ilişkiler olunca tüm sorunların sorumluluğunu yine erkeklere yüklemesini iki yüzlü bulduğunu söylüyor. Erkeklerin artık yorulduğunu ve sürekli kendilerinde sorun olduğunu söylenmesinden bıktığını da ekliyor.

Kadın güçlendi seks kolaylaştı

“Feminizm aslında kadına değil erkeğe yaradı. Bağımsız ve güçlü kadın ortaya çıktı çıkalı ilk merhabadan sonra sekse rahatlıkla ulaşabiliyorlar. Kaybeden aslında kadın oldu.” diyen Suzanne Venker erkeklerin birkaç cinsel ilişki sonrası ortadan kaybolan birer serseriye dönüşmesinin sebebi aranıyorsa kadınların aynaya bakmalarını tavsiye ediyor. Yeniden mutlu olmanın tek yolunun kadının kendi tabiatına erkeğin de kendi tabiatına dönmesi olduğunu şiddetle öneren Amerikalı yazar, her şeyden önce erkeğe karşı açılmış savaşın derhal durdurulmasını salık veriyor.

Türk uzmanlar ne diyor?

Psikolog Dr. Seliyha Alten modern çağın Türk kadınlarını daha erkeksi hale getirdiğini kabul ediyor. Psikiyatr Dr. Özlem Gökmoğol da bunu kabul ediyor fakat erkeklerin bir yandan eşlerinin çalışmasını talep edip bir yandan da kadının kadın gibi olması beklentisini de vurguluyor. Kadının kendi kendine yetmesine rağmen evlilik isteğinin yükselmesini ise, cinsiyet rollerindeki değişimin kadında doğurduğu kaygı ve korkuya bağlıyorlar. ‘Kadın iyi, erkek kötü’ yanlış algısının, kadının erkeklerden fiziksel olarak daha güçsüz ve duygusal olmasının, korumasız olan taraf olarak görülmesinden kaynaklandığını belirtiliyorlar. Alten, 30 yaş üstü kadınların mutsuzluğunu ve yalnızlığını iki sebebe bağlıyor: İyi bir ilişkiden önce kariyer ve maddi güç istemeleri ve hedonizm tuzaklarına düşüp ilişkileri çabuk tüketmeleri.

(Vatan Gazetesi)

Misafirperverlik

0

Misafirperverlik

Misafirperverlik evde başlayan bir süreç değildir. Misafiri arayıp davet etmek,müsait olduğunuzu bildirmek hatta gerekirse biraz ısrarcı olmakla başlar.

“Kimseye gitmem davet de etmem ama gelene en iyi hizmeti gösteririm “demek, iyi bir ev sahipliği anlamına gelmez.

Sonuçta çağrılmayan insan, istenmediğini de düşünebilir.

Misafiri memnun etmeyi lüks sofralardan ibaret saymak da anlamı saptırır.

Bunun yanında misafiri ağırlarken sürekli mutfakta olmak ya da hazırlık yaptığı için yorulup  yorgun ve iletişimden uzak durmak da havayı bozar.

Aslında misafirlik kavramının iletişim olduğunu, misafire kendini kanıtlamak olmadığını kabul ettiğimiz anda ruhen de bedenen de daha çok rahatlamış olacağız..

Vitrine dayalı ev sahipliği sonuçta maskeler barındırır samimiyeti azaltır.

Sonuçta evinize gelen hiç bir misafirin bir tas yemeğinize ihtiyacı yoktur. Sadece olumlu hava ve güzel sohbete ihtiyaç vardır.

O halde büyük ve geniş sofralardan çok, samimiyet ve sıcak bir ortam sağlamak her şeyden önemlidir..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Değersizlik Duygusu Nedir Nasıl Baş edilir?

0

 

İnsan, doğa güçlerine ve bazı hayvan türlerine oranla zayıf bir varlıktır. Bu nedenle, her insanın varoluşunda eksiklik duygusu vardır. Çünkü insan, çocukluk döneminden ötürü, yaşamına normal bir çaresizlik içinde başlar. Çocukken, güçlü yetişkinler arasında yaşayan güçsüz bir varlıktır. Sonraki yaşamı boyunca, daha önce kendisine egemen olan insanlar ve doğal güçler üzerinde üstünlük kurmak ve gücünü kanıtlamak için çaba gösterir. Çoğu kez bununla da yetinmez, kusursuz bir varlık olmaya çalışır.

İnsanın dünyaya gelişi ile yaşanmaya başlanan ve ömür boyu süren bu duygu evrenseldir. Çünkü doğadaki tüm varlıklar eksi bir durumdan artı bir duruma geçmek için sürekli çaba içindedirler. İnsandaki eksiklik duygusu da, bireyin gelişimi ve insanlığın evrimi için gerekli bir dürtüdür. Ama çoğumuz, bu duygunun varlığını yadsıma eğilimindeyizdir. Çünkü eksiklik, toplumsal değer yargılarına göre arzu edilmeyen bir durumdur.

Bu nedenle, eksik yönlerimizi ancak bazı durumlarla yüz yüze geldiğimizde kabul ederiz. Eksiklik duygusu, yarattığı hoşnutsuzluğa karşın yaşanması kaçınılmaz bir olgudur. Üstelik insanın yaşamını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için zorunludur. Çünkü, eksikliğin farkedilmesi insanı güdüler ve eyleme geçirir.

Değersizlik duygusu ise yukarıda tanımlanan normal eksiklik duygusundan çok farklıdır. İnsanı daha fazla şeyler yapmaya ve yaratmaya güdülemediği gibi, bir kısır döngünün yaşanmasına da neden olur. Değersizlik duygusu, bir insanın kendisini diğer insanlardan daha değersiz bir varlık olarak algılamasını tanımlar ve kökenini çocukluk yaşantılarından alır. Bir çocuğa değer verilmemesi, onu kendine özgü hakları olan özerk bir varlık olarak tanımama anlamına gelir. Çünkü, bir insana değer vermek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmak ve onu olduğu gibi benimseyebilmektir. Ama birçok kişi diğer insanlara değer verdiği sanısıyla aslında kendi özsever ihtiyaçlarına doyum sağlar.

Kendisine değer verilmemiş bir insan bir başkasına değer veremez. Bunu sonradan öğrenebilmesi de ancak kendisine değer verebilmeye başladıktan sonra işleyebilen iki yönlü bir süreçtir. Bir başka deyişle, insan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur. Yoksa bir diğer insanı yücelterek kendimizi küçültmek, ne ona ne de kendimize değer vermektir. Üstelik böyle bir durum, değersizlik duygularının gerisinde yatan düşmanca eğilimlerin ve suçluluk duygularının daha da pekiştirilmesine neden olur.

Değersizlik duyguları yaşayan biri için diğer insanlar ya kendinden üstündür ya da aşağı; eşiti yoktur. Bazı insanları küçümser, çünkü onlarda kendisine benzeyen bazı özellikler görür ve bu insanları, hoşlanmadığı benliğini kendisine yansıtan bir ayna gibi algılar. Ama bunun bilincinde olmadığı için onları kendisinden daha değersiz bulur. Aslında, başkalarını küçümseyen insan, kendisini de küçümseyen, dolayısıyla küçümsenmekten korkan biridir. Bir başkasının onu küçümsemesi, aslında kendinin de kendisini küçümsemekte olduğu gerçeği ile yüzleşmesine neden olur.

Değersizlik duyguları yaşayan bir kişinin bazı insanları yüceltmesi, geliştirmiş olduğu gerçekdışı senaryoların bir sonucudur; bu insanların kendisinin ulaşmak istediği görkeme sahip olduğu yanılgısından kaynaklanır. Öte yandan bu insanlara karşı bilinçdışı bir düşmanlık da yaşar; çünkü varlıkları ona kendi yetersizliğini hatırlatır. Tersine işleyen bir süreçle bilinçdışındaki düşmanlık duyguları yoğunlaştıkça, bu insanlara karşı duyulan hayranlık da artar. Bu, biriken düşmanlık duygularını bilinçdışında tutmak güçleştiğinde kullanılan bir denetim mekânizmasıdır. Ancak bazen yüceltilen kişinin yadsınamayacak bir açığı farkedildiğinde, biriken düşmanca eğilimler birden bilince ulaşabilir. Ve kişi kendi yarattığı tanrıyı yine kendisi yok eder. Bir insanı önce yüceltip daha sonra onu devirmeye çalışmak toplumumuz bireylerinde oldukça sık gözlemlenen bir olgudur.

Arabasını sorumsuzca süren bir insan ne kendisinin ne de diğer insanların değeri olabileceğinin, daha doğrusu yaşamın değerli olduğunun farkında değildir. Sağlıklı bir yaşam için gerekli önlemleri bildiği halde almayan bir insan da öyle!

Değersizlik duyguları yaşayan bir insan, kendi değersiz varlığına tanımadığı hakları başka insanlara tanıma eğilimindedir. Ancak genellikle kendi yakınları, daha doğrusu kendine bağımı olan eş, çocuk vb. kimseler bunun dışında kalır. Çünkü kendisi gibi onları da küçümser ve değersizliğinin bir uzantısı gibi algılar. Kendisini reddetme olasılığı olan kişilere önem vermesine karşılık, kendisini kabul edici tutumlar içinde olan kişileri küçümseyebilir. Ona göre, değersiz birini kabul eden bir insanın kendisi de değersizdir.

Çoğu insanın gerçek benliğiyle, toplumun onayını sağlamak için dış dünyaya karşı takındığı kimlik birbirinden farklıdır. İnsanlar özellikle çalışma yaşamlarında böyle bir maskeyi sürekli kullanırlar; genellikle akşam eve gidince çıkarır, ama çoğu kez bir başka maske takarlar. Kimi insan arkadaşlarıyla birlikteyken bir üçüncü maskeyi de kullanabilir. Böylece değişik durumlara kendini uyarlamaya çalışır.

Belirli bir oranda, bu maskeler insanın çağdaş dünya koşulları içindeki yaşamını sürdürebilmesi için zorunludur. Gereğinde, hoşlanmadığımız kişilere karşı dostça tutumlar takınmamızı sağlar ve insanın çıkarlarını korumasına yardımcı olur.

Ne var ki, eğer bir insan oynadığı bu rollere kendisini fazlaca kaptırırsa, oynamakta olduğu rol ile kendi gerçek benliğini birbirinden ayırdedemez bir duruma gelir. Ve kendisine yabancılaşmaya başlar. Sonunda benliği şişer ve kendisine aşırı önem vermeye başlar. Bununla da yetinmez, bu rolü diğer insanlara da yansıtır ve onlardan da aynı rolü oynamalarını bekler. Otorite durumuna geldiğinde kendisi ile birlikte çalışanları bunaltır, ana ya da baba olduğunda çocuklarından yeteneklerinin üzerinde başarılar bekler.

Bir insanın ne olduğu ile ne olması gerektiği konusundaki tutarsızlığı değersizlik duygularının doğal bir sonucudur. Bu nedenle kendisine yabancılaşma pahasına önemli başarılar kazanmış bazı insanlar, zaman zaman boşluk ve anlamsızlık duyguları yaşarlar. Kimi, o güne değin kendisini aldattığını ve gerçekten ilgilenmediği şeylerle ilgilenir görünmüş olduğunu farkedebilir. Bunu göremeyenler ise kazandıkları başarılara karşın yine de kendilerini yetersiz görürler. Böyle bir durum değersizlik duygularının daha da pekiştirilmesine neden olur.

Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken, aslında, tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir.

Değersizlik duyguları yaşayan insan, kendi gerçek benliğini kabul etmediğinden, gerçekdışı bir üstünlük düzeyine ulaşabilmek için çaba harcar ve enerjisinin çoğunu bu amaç için tüketir. Ne var ki, bu amaca ulaşmak için geliştirdiği yöntemler esneklikten yoksundur ve kendisini tanrılaştırmak umuduyla oluşturduğu amaçlar ulaşılamaz niteliktedir.

Üstelik seçtiği amaçlar, topluma değil kişisel çıkarlarına yöneliktir; tasarıları bencil niteliktedir ve kişisel üstünlüğünü sağlayabilme yolunda diğer insanlara zarar verebilecek girişimlerde bile bulunabilir. Üstünlüğünü güç ve para kazanarak gerçekleştirmek isteyen kişi amacına ulaşmak için diğer insanları kolayca harcayabilir. Entelektüel üstünlüğünü kanıtlamak için çevresindekileri sürekli eleştiren ve yanlışlarını arayan bir diğeri, onların düşünce ve isteklerine saygı gösteremez. Ancak, diğer insanlara değer veremediği için tüm bu çabalarına karşın kendisini yine de değersiz bulur ve toplumun dışında kalmış hisseder. Saygınlık uğruna bu denli çaba harcadığı halde çevresindekilerin saygısını kazanamamış olmasının nedenini bir türlü anlayamaz.

Değersizlik duyguları yaşayan bir insan, ilişkilerinde tutarsızdır. Bazen üstünlüğünü kanıtlamak amacıyla insanlarla yoğun bir ilişkiye geçer, kendisini eksik ve yetersiz bulduğu zamanlarda da onlarla karşılaşmamaya çalışır. Böyle bir insan ancak kendi üstünlüğünü yaşayabileceği ortamlara girme yürekliliğini gösterir, ikinci planda kalacağını hissettiği ya da üstünlük maskesinin düşerek, değersizlik duygularıyla yüzleşme tehlikesinin bulunabileceği durumlardan uzak durur.

Örneğin, para gücüyle kendisine saygınlık sağlayan biri, entelektüel değerlere önem verilen bir ortamda bulunmaktan kaçınabilir; her yerde birinci planda olmak isteyen bir başkası, girdiği bir toplulukta diğer insanların görüşlerini paylaşmamak ve onlardan farklı biri olduğunu vurgulamak için konuşmalara katılmayabilir. Çünkü değersizlik duygulan yaşayan bir insan üstün olmak zorundadır.

Değersizlik duygularını giderme amacıyla üstün olma ya da görkeme ulaşma çabasında olan kişi, bunu gerçekleştirmek için düş gücü ürünü bir amaç geliştirir ve tüm davranışlarını bu tasarım çerçevesinde düzenler. Arada bir diğer isteklerinden ve amaçlarından söz etse de, geliştirmiş olduğu tasarımın gerektirdiği yönelimin dışına çıkamaz. Örneğin, herkesin saygınlığını kazanmayı amaçlamış olan kişi, diğer insanlarla beraberliklerinin her anında davranışlarını bu amacına göre ayarlar. Belirli bir senaryoyu izlemek zorunda olan bir oyuncu gibidir, ama oynadığı oyunun bilincinde değildir. Ancak saygı gördüğünde varolduğunu hissedebildiğinden, diğer seçenekleri göremez.

Görkeme ulaşma çabası içinde olan kişi, birbiriyle çelişkili durumları birlikte yaşar. Bir yandan benliğine egemen olan amaca ulaşmaya çalışırken, öte yandan bu amacı gerçekleştirmiş olduğuna inanır. Örneğin, insanların hayranlığını kazanmayı amaç edinmiş biri, bir yandan diğer insanların kendisine hayran olmaları için çaba gösterirken, öte yandan kendisini herkesin hayranlığını kazanmış biri olarak görür. Bir yandan herkesin kendisine hayran olduğuna inanırken, öte yandan bunun çevresindeki insanlar tarafından da sürekli doğrulanmasını ister. Beklediği övgüyü bulamadığı zamanlarda çevresini buna zorlayıcı davranışlara girişir. Kendisine göre bu onun hakkıdır.

Değersizlik duygularına karşı böylesine mantıkdışı bir gurur sistemi geliştirmiş olan kişi, kusursuz saydığı benliğine uygun düşmeyen davranışlarda bulunduğunu fark ettiğinde, kusurunu kesinlikle hoş görmez. Neden öyle davrandığını anlamaya çalışacağı yerde kendisini yargılar ve eleştirir. Kendisine karşı hoşgörüsüzlüğü, gerçek dünyasını anlayabilmesini ve yaşadığı olaylardan ders alabilmesini engeller. Gerçek kişiliğinin olmak istediği kişinin özelliklerine sahip olmaması, bocalamasına neden olur. Kendisini her an başkalarıyla kıyaslamak ve onlardan daha üstün olduğunu hissetmek zorundadır. Bundan ötürü gerçek benliğiyle yüzleşme olasılığının tehdidi altında yaşar.

Kendisini üstün bir varlık olarak algılayan kişi, çevresinden gelen en küçük bir eleştiriye bile katlanamaz. Gerçek benliğiyle yüzleşmesine neden olan durumları dünyanın sonu gelmişçesine yaşar. Bu nedenle gururunu incitebilecek bir durumla karşılaştığında ya da karşılaşmak üzere olduğunu hissettiğinde o durumdan kaçmaya çalışır. Kaçamadığı durumlarda ise değersizlik duygularının gerisindeki düşmanca eğilimler denetiminden çıkar ve gururuna darbe indirenlerden öç almaya çalışır.

Böylesi bir gurur insanı kendisine yabancılaştırır ve kişilik bütünlüğünün bozulmasına neden olur. Gerçek benliğine karşı geliştirdiği nefret sonucu görkemli bir kişiliği benimsemeye çalışan insan bu uğurda sürekli ödün verir. Kendisi için daha önemli olan pek çok konuyu bir yana bırakarak tüm çabasını ve enerjisini ülküleştirdiği görüntüsünü sürdürebilmek için yaptığı gereksiz yatırımlarda kullanır. Verilen ödünlerse, kendine yönelik nefret duygularını pekiştirir ve bir kısırdöngünün yerleşmesine yol açar. Kişiliğini bütünleştirebilme çabası içinde, bazen olmak istediği kişiyle, bazen de hoşlanmadığı benliğiyle özdeşleşir. Ancak, hangi yöne giderse gitsin, ikisi arasındaki çatışmadan kurtulamaz ve bu durum ona acı verir.

Değersizlik duyguları bir insanın cinsel kimliğine ilişkin olarak da yaşanabilir. Bu olgu kadınlarda erkeklerinkine oranla daha açık bir biçimde yaşanır. İçinde yaşadığımız kültür, erkeğe ve erkeklik rolüne öncelik tanır. Buna karşılık, kadın ve kadının yaptığı işler üstü kapalı bir biçimde küçümsenir. Toplumumuzun bazı kesimlerinde olduğu gibi, kız çocuğa erkek çocuktan daha az değer verilen bir ortamda yetişmiş olan bir kadın, hemcinslerini küçümseyebilir ve gerçek kadınlık kimliğinden saparak toplumun yeğlediği erkeksi davranışları benimseyebilir. Böyle yapmakla üstün bir varlık olabileceğini ve değersizlik duygularına çözüm getirebileceğini sanır.

Oysa bu davranışlar yalnızca erkeklerde görüldüğünde toplumun onayını kazandığından, kendi gerçek kimliğinden vazgeçmekle kendisini, herkesten önce kendi gözünde küçük düşürmekte olduğunu farketmez. Böylesi davranışlar bazen kadının kadınlığıyla çevresine meydan okuması, örneğin, erkekleri önce baştan çıkarıp sonra onları incitmeye ya da sömürmeye çalışması biçiminde de görülebilir. Bu davranışların gerisinde kadınlık kimliğine ilişkin değersizlik duyguları bulunur.

Benzer davranışlara erkeklerde de rastlanır. Toplumun erkek kimliğine ilişkin beklentilerini karşılayamadığı için kendisini değersiz bulan insanlar, erkekliklerini abartılmış bir biçimde yaşayarak üstün bir varlık olabilecekleri sanısına kapılırlar. Böyle erkekler çok sayıda kadını baştan çıkarmakla ya da saldırgan davranışlarda bulunmakla güçlü erkek imajına ulaşabileceklerine inanmışlardır. Kimi ise, erkekliklerine ilişkin değersizlik duygularını tam karşıtı bir yönde ödünlemeye çalışır. Kadınsı bir kimliği benimseyerek kendisinden beklenen erkeklik rolüne aldırmadığını, topluma meydan okurcasına ve insanları şoke edercesine ortaya koyar.

Böylece cinsel kimliklerine ilişkin değersizlik duyguları yaşayan kadın da, erkek de erkeklik olarak yorumladıkları davranışları benimsemeye çalışır ve bu abartılmış davranışların gerçek anlamdaki erkek kimliğiyle ilişkisi olmadığını göremezler. Bu kişiler, toplumda erkeklik ve güçlülük kavramlarının eşanlam taşıması sonucu, kendilerine göre geliştirdikleri bir erkeklik imajının beklentilerine kendilerini uydurmaya çalışırlar. Bir başka deyişle, kadın ‘erkek’, erkek de ‘daha erkek’ olmakla güçlü olabileceğine inanır.

İnsanın üstün sandığı gerçekdışı bir kimliği benimsemeye çalışarak değersizlik duygularından kurtulmaya çalışması, daha ciddî sorunlar yaşamasına neden olduğu gibi, asıl soruna da çözüm getirmez. Üstelik kendisini değersiz bulmasına neden olan ilkel tepki eğilimlerinin denetimi daha da güçlenir. Örneğin, kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyin irade ve mantık gücüyle çözümlenebileceğine kendisini inandırmaya çalışır, ama duygusal yaşamında ya yalnızdır ya da başarısız. Görkeme ulaşma çabası insanın yaşam alanını da daraltır. Yaşamı kendisini üstün hissedebileceği durumlarla sınırlandırdığından yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapalıdır. Kaldı ki sürekli görkem ya da kusursuzluk bir ütopyadır. Kusursuzluğun tanımı yapılabilmiş olsaydı, bu tanımdaki ölçütlere uyabilen bir kişi herhalde çok sıkıcı olurdu. Kusursuz olmaya çalışanlar bile öyle olduktan sonra!

Üstün olmak zorunda olan kişi bir varoluş savaşı vermektedir. Bu nedenle yalnız kendisiyle ilgilidir ve asıl sorun da buradan kaynaklanır. Dostluk ve yardımseverlik toplumsal insan türünün kalıtsal bir parçasıdır. Bu eğilimler insanın çocukluk döneminde çevresiyle olan sıcak etkileşimi sonucu gelişir ve zenginleşir. Benmerkezcilik, çocukluk dönemlerinde sıcak tepki vermeyi öğrenememiş olma sonucu oluşan kusurlu bir davranıştır. Diğer insanların gerçeklerini anlayabilmek için dürüst bir çaba göstermeyen ve yalnızca almak için veren ya da verir görünen bir insan, suçluluk ve değersizlik duygularından kurtulamaz.

Bir insan varoluşunun getirdiği sorunlara güvenli ve gerçekçi bir biçimde yaklaşabiliyorsa, değersizlik duyguları yaşamaz. Yenilgiyi de başarı gibi yaşamın doğal bir parçası olarak kabul ettiğinden, karşılaştığı durumlardan ve kendisi ile ilgili gerçeklerden kaçmaz. İç dünyasındaki çaresizlik duyguları ve dıştan gelen zorlanmalar onu yapıcı çabalara yöneltir. Kendisinin ve diğer insanların ortak özelliklerine, amaçlarına uygun düşünce ve değer yargıları geliştirebilmiş olduğundan suçluluk duyguları yaşamaz. Sağduyusu sayesinde bulduğu çözümler başkalarının çıkarlarına karşıt düşmez. Sağduyudan yoksun bir kişi, kendisini ve dünyayı salt kendi açısından görür, kişisel çıkarlarına yönelik amaçlardan başkasını düşünemez.

Acı da verse hoşlanmadığımız kendimizle yüzleşebilmeli ve bu yüzden asla kendimizi lânetlememeliyiz. Kendini lânetlemek ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görebilmesini engeller.

Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir. İnsanın kendine yabancılaşması pahasına kazanılan güç, gerçek güç değildir. Güçsüzlüğümüzü yaşayabilecek yürekliliği gösterdiğimiz bir anda biri bizi küçümserse, bu onun sorunudur. Aslında için için aynı yürekliliği gösterebilmiş olmayı o da ister, ama abartılmış gururunun tutsağı olduğu için bunu göze alamaz.

Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu ‘açık’tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. Oysa bir insan ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.

Kusurlu bir yanımızla yüzleşip bunu kabul edebilirsek, bu yanımızın bir süre sonra ortadan kalkma olasılığı da artar. Bu çoğu kez bilinçli bir çabayı gerektirebilirse de, bazen çözüm hiç farketmeden gerçekleşir. Böyle bir süreci başlatmış olmak, insanlarla ilişkilerimizde daha da etkin olmamızı sağlar.

Çünkü kendimize hoşgörülü oldukça, diğer insanların kusurlu yanlarını da daha kolay kabul edebiliriz. Dolayısıyla onlara gerçek anlamda bir şeyler verebilmemizin gururunu yaşamaya başlarız. Bu, benliğin şişmesiyle sonuçlanan gururdan çok farklı bir duygudur. İnsanın kendisine değer verebilmesini içerir!

Engin Gençtan

Sana yapılan haksızlıkları unutamıyor musun?

0

Sana yapılan haksızlıkları unutamıyorsun,

 

Sana yapılan haksızlıkları unutamıyorsun,

Kaçırdığın fırsatlardan dolayı kendine kızıyorsun,

Bazılarına gösterdiğin tahammülden  dolayı hem onlara hem de kendine kızıyorsun.

Yaşadığın olumsuzlukların bugününü de etkilemesinden dolayı kendini “an” da bulamıyorsun.

Geçmişten gelen kronik öfkelerin, pişmanlıkların, suçlulukların ve keşkelerin sürekli önünde. En küçük bir kıvılcım onları tekrar hatrına getiriyor ve tekrar dibe batıyorsun.

Zihnin depoları o kadar çok olumsuz geçmiş yaşantılar ile dolu ki. Gün içinde yaşadığın her şey, geçmişten bir olumsuzu da beraberinde getirip daha yoğun yaşatıyor.

Küçük bir haksızlığa maruz kalsan hemen abartılı tepki veriyorsun. Geçmişte maruz kaldığın haksızlıkların da bedelini ödetircesine.

 

Bunlardan nasıl mı kurtulacaksın?

 

  1. “Ben artık değiştim. Bir daha böyle bir duruma izin vermem”
  2. O gün tecrübem ve farkındalığım o kadardı. Bugünkü aklımla o günkü olayları yorumlamam, gerçekçi ve sağlıklı olmaz. Kendimi suçlamaktan vazgeçiyorum.
  3. Kendimi,kendim için .
  4. Onları yaşamasaydım, bugün böyle düşünmeyecek bu tecrübeyi de kazanmayacaktım.
  5. Sürekli “bir daha eskisi yaşanır mı?” diye tetikte olmama gerek yok. Insan bir kez farkına var mı bir daha istese de eskisi gibi olamaz. O halde sürekli savunma yerine normal hayata dönmeliyim.
  6. Artık farkına vardığım için kaygılanmama, önlem almama gerek yok. Eğer ilerde öyle bir şey olursa, onu o zaman düşünürüm. Şu anımı, ilerde bir şey olacak diye heba etmemeliyim.
  7. Her insan, olgunlaşana- pişene kadar zorluklar yaşar. Bunları tecrübe olarak görmeliyim.
  8. Artık sınır çizmem gerektiğini biliyorum. Beni eskisi gibi görmek isteyenlere net davranırım. Israr edenleri de hayatımdan çıkartırım.
  9. Ben değiştim. Bu halimi kabullenmek istemeyenler benimle görüşmek, benimle devam etmek zorunda değil.
  10. Geçmişi unutmadım. Tecrübesini de. Ama üzerimdeki olumsuz etkisinin de sürmesine izin vermiyorum.
  11. Şimdi geçmişi bir kenara bırakıp, bugünümü daha güzel ve istediğim gibi nasıl yaşayabilirim ona odaklanmalıyım.
  12. Bugünümü güzelleştirdikçe geçmiş olumsuz düşünceler de kendiliğinden kaybolacak.
  13. Geçmişi düşünmenin, sorunun çözümüne bir katkısı yok. Bugüne dönmeliyim..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Sınav kaygısı ile baş etmenin kısa yolu

0

SINAV KAYGISININ BİLİŞSEL VE

ZİHİNSEL SONUÇLARI

  • Düşünceleri toparlayamama, ifade edememe,
  • Unutkanlık
  • Görsel ve işitsel olarak gelen bilgileri anlamada
  • güçlük çekme,
  • Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü.

 

SINAV KAYGISININ FİZİKSEL SONUÇLARI

  • Kalp atışı hızlanır, solunum artar.Adrenalin
  • Bulantı ve kusma görülür.
  • Kan şekeri yükselir.
  • Kaslar kasılır ve titreme olur.
  • Damarlarda daralma olur ve kan çekilir.
  • Baş dönmesi ve bulanık görme oluşur.
  • Mide ve bağırsak rahatsızlıkları,
  • Mide asit oranı artar ve karın ağrısı oluşur.
  • Ellerde titreme,Terleme,
  • Nefes alıp vermede güçlük yaşama,
  • Yorgunluk ve bitkinlik belirtileri,
  • Uyku bozuklukları.

SINAV KAYGISI NEDENİYLE GÖZLENEN OLUMSUZ DUYGU DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLAR

  • Sınavı bilgi değerlendirmesi değil de kişilik değerlendirmesi olarak görmek.
  • Derslere çalışmasına rağmen öğrencinin yetersizlik duygusu içinde olması.
  • Aşırı huzursuzluk, gerginlik, endişe ve sıkıntı hali.
  • Önemli sayılan, kendine değer verilen insanların sevgi ve ilgilerini kaybetme.
  • Başarısızlığı bir facia, mahvoluş, her şeyin sonu olarak görmek.
  • Sınav kazanmayı tek amacıymış gibi görmek.
  • Sınavı kazanamama durumunda nasıl üzüleceğini düşünerek, bu nedenlerin neticesinde de yaşanan panik duygusu.

 

SINAV KAYGISI İLE BAŞETME YÖNTEMLERİ

 

1) Sıkıntılarınızı paylaşacak insanlarla beraber olun.

2) Sizi stresten uzaklaştıracak sosyal aktivitelere zaman ayırın. (gezin, kitap okuyun , resim yapın vs.)

3) sınava hazırlık bir süreçtir.  Sonuca odaklanmak, süreci bozar. Siz süreci doğru yürütün. Sonuç zaten istediğiniz gibi olacaktır.

4) Kaygıyı ortadan kaldırmak için kaygıya neden olan düşünce tarzını değiştirin. Kendinize olumlu telkinlerde bulunun. Kendinize alternatif düşünceler üretin; şimdi böyle düşünmem için herhangi bir sebep var mı ? Bu düşünce bana ne kazandırıyor. Daha olumlu nasıl düşünebilirim. Sizde kaygıya neden olan düşünceler aklınıza geldiğinde “AMA” bağlacını kullanın.

(Bu sınavım kötü geçti ama, bir sonraki sınavda aynı hataları tekrarlamayacağım.)

5) Kendinizi gevşetecek telkin cümleleri geliştirin.

6) Geçmişteki başarılarınızı düşünün. Bu başarılarınızı düşünerek; “demek ki yapabiliyormuşum “diyeceksiniz. Geçmişteki sevinçli ve mutlu anınızı hatırlayarak o duyguların aynısını kaygılı anınıza aktarın.

7) Çalışan herkesin kazanabileceğini unutmayın.  Sınav zekayı değil, çalışmayı ölçer.

 

8) Kesin kazanmak şartıyla çalışmaya karar vermeyin.  Gelecekteki olaylarda garanticilik  olmaz. Siz elinizden geleni yapın.

9) Denemelerden düşük aldığınızda, bunun eksikleri gösteren bir araç olarak görün.

10) Fiziksel egzersizler yapın. Düzenli fiziksel egzersiz, beyinde öğrenmeyi kolaylaştırır. Yaptığınız ders tekrarları zihninize daha kolay yerleşir ve unutmanız zorlaşır.

 

11) Yenilen, içilen besinlere, uyku düzenine ve fiziksel koşullara dikkat edin , son haftalar da uyku düzeninizi bozmayın, kendinize sürpriz yaşatmayın.

12) Sınavı yaşamın ve öğrenmenin bir parçası olarak görün. Sınavı ölüm kalım meselesi olarak algılamayın. Sınav başarısızlığı bir felâket değildir. Sınavdan sonra dünya yine dönecek, güneş yine doğacak.

13) Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmayın. Aile ve yakın çevrenizin de karşılaştırmasına izin vermeyin.

14) Sınava çevrenizin beklentilerini yerine getirmek için girmiyorsunuz. Sınavı hedeflerinizi gerçekleştirmek için bir araç olarak görmelisiniz. Sınav sizin için asla bir amaç olmamalıdır.

  1. Çözümün uzaması ve puanlarınızın artmaması çözümsüzlük değildir.

 

 

 TELKİNLER

 

“Kaç puan alacağımı düşünmek yerine, hazırlanmaya devam etmeliyim.”

“Sınav benim kişiliğimi ve zekamı değil, hazırlanma   düzeyimi ölçer.”

“Benim tek gorevim elimden geleni,yapmaktır.”

“Başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Fırsatım var, bunu kullanabilirim.”

“Başarısız olsam bile bu benim yetersiz olduğumu değil, yetersiz çalıştığımı gösterir.”

“Sürekli sınav ile ilgili falcılık yapmaktan vazgeçmeliyim.”

“Yaşadığım stres ve heyecanı sınava hazırlanan herkes yaşamaktadır.”

“Sürekli sınavın sonucunu düşünmek, sınava hazırlanmak değildir.”

“Ben elimden geleni yapacağım. Sonucu şuan bilmem mümkün değil.”

“Çalıştıkça kendimi daha iyi hissediyorum.”

“Her gün aynı tempoda çalışamayabilirim.”

“Beni mutsuz eden sınav değil, onunla ilgili iç konuşmamdır.”

“Sınavla ilgili olumsuz düşüncelerimi durdurmalıyım.”

“Sınavın sonucu ile ilgili aklıma gelen

Olumsuz düşünceler, sadece istemsiz düşüncelerdir, hiç bir kanıtı yoktur.”

“Başarılı olamayacağımı hissediyorum” diyorsan unutma: hisler kanıt olamaz.”

“Hiç kimse bir şeyi elde edebileceğine inanmadığı sürece onu elde etmeye hazır değildir.”

“Zamanımı sonucu düşünmeye değil çalışmaya ayırmalıyım.”

“Çalıştıkça bilgim artar,

Bilgim arttıkça netim artar.

“YGS ve LYS, süreç odaklı sınavdır, sonuç odaklı değil. Çalışmalarının sonucunu zamanla alacağım,hemen artış olmayabilir.

“Eğer kaygılanıyorsam, bu, işi ciddiye alıyorum demektir.”

“Bazen kendimi iyi hissetmeyip çalışmayı aksatabilirim. Bu, bıraktığım anlamına gelmez.”

Daha önceki sınavlarda veya denemelerde hata yapmış olmam, yine hata yapacağım anlamına gelmez.

Hata yapmak, her seferinde hata oranını azaltır.

“Sınavın sonucu hakkında olumsuz düşünmem bana bir şey kazandırmaz.

“Kaybedeceksem bile çalışarak kaybedeyim, en azından pişmanlık hissetmez, elimden geleni yaptım” derim.      

 

Serhat Yabancı   

    

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

                                                                                     

Serhat Yabancı’nın Vatan gazetesi- Canan Öner Erol ile Röportajı

0

“BİRİNİ SEÇME NEDENİNİZ GÜN GELİR ONDAN VAZGEÇME NEDENİNİZ OLABİLİR”… EVLİLİK VE İLİŞKİ TERAPİSTİ YAZAR SERHAT YABANCI…

Günümüz modern Türkiye’sinde evlilikler hızlı başlıyor, hızlı bitiyor. Son yıllarda yapılan araştırma verilerine göre ülkemizde evli çiftlerin boşanma oranında artış gözlemleniyor. Önce Vatan Gazetesinde   Bu haftaki röportaj konuğum; Düşündüğün gibi değil ve Unutmak mı? Affetmek mi? Kitaplarının yazarı TBMM  Araştırma komisyonunda çalıştaya  uzman olarak davet edilmiş; evlilik programları, medyanın ve tv dizilerinin Türk aile yapısına etkileri konularında görüşleri alınmış ,kariyer yolunda hızla ilerleyerek  adından  sıkça söz ettirecek,  ezber bozan TERAPİST , bakış açısı ve anlatım diliyle  ile fark yaratan, dikkat çeken  bir yazar ve bir profesyonel…SERHAT YABANCI..

B. Franklin’e ait sevdiğim bir söz vardır; ’’ Eğer unutulmak   istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz,    yada yazılmaya değer şeyler yap’’… Serhat Yabancı mesleğine olan sevgisi, donanımı ve bilgisiyle bana öyle geliyor ki;’’ uzun yıllar okunacak şeyler yazıp, yazılmaya değer işler  yapacak… ‘’ Serhat Bey,   Ülkemizde  TÜİK verilerine göre verilen ve resmi rakamlar aracılığı ile de açıklanan sonuçlarda  gördüğümüz üzere boşanma oranı geçmiş yıllara göre hızla artıyor. Geçtiğimiz haftalarda ‘’Boşanıyoruz Türkiye ‘’adlı bir yazı dizisi hazırlamış, araştırma sonuçlarını incelerken    gördüğüm rakamlar karşısında hakikatten çok şaşırmıştım.

Size şu soruyu sorarak başlamak istiyorum;  sizce son yıllarda boşanmalar neden  bu derece  arttı? Evlilikte seçimlerimizi ne belirliyor? Başlangıçta yanlış seçimler mi  yapıyoruz ? Bir uzman olarak değerlendirir ve bizleri aydınlatır mısınız?

Balık baştan kokuyor aslında insan kendisini nasıl algılıyorsa, onu sürdüreni seçiyor. Mesela kendini değersiz hisseden onu değersizleştireni çekici buluyor. Yine kendini üstün gören ise boyun egen fedakâr birini seçiyor ve bu durumunu koruyor. Sorun medyatik olan  “elektrik alma” dan başlıyor. İnsan, kendi şemasını fark etmediği sürece, anne veya babasına benzeyenle evlenmekten kaçamıyor.   Boşanmaların nedeni “evlilik” diye espritüel bir duvar yazısı var. Aslında çok doğru. Birini seçme nedeniniz gün gelir ondan vazgeçme nedeniniz olabilir.  Unutmak mı affetmek mi kitabın arka kapak sözü ; “Eğer çocuk sahibi olmak için evleniyorsanız, ilerde o çocuğun psikolojisini korumak için boşanırsınız. Eğer para için evlendiyseniz, doyum sağladığınız ya da doyum alamadığınız için boşanırsınız. Kısaca, hangi amaç sizi ilişkide evlenmeye sürüklüyorsa, o amaç sizin ilişkinizin geleceğini belirler. O halde amaç yanlış ise, ileri ki süreçte kısmi de olsa evliliğin ya da ilişkinin geleceği hakkında bilgi sahibi olabiliriz… Mesela ? Onun sessiz sakin ve uyumlu olması gün gelir size sıkıcı ve  yük algılamanıza neden olabilir.  Ayakları yere basan güçlü birini istersiniz. Ya da:  Onun zor memnun olması sizi sürekli motive ederken ondan onay aldığınızda ise iyi hissediyor olabilirsiniz. Lakin zamanla yorulup geri çekildiğinizde ilişkiniz bitebilir. Aslında kimse öylesine hayatımıza girmiyor. Ya yaramıza hitap ediyor ya da içimizdeki olumlu veya olumsuz alanı aktive ediyor.

İlişkilerimiz de  tahammülsüz müyüz? Sadakatsiz  mi? Bencil mi?  Bencil  birey yapılarının  git gide artışını söyleyebilirim. İnsanlar artık kimse için fedakârlık yapmak istemiyor. Ayrıca insanlar artık kimseye güvenmek istemiyor.   Kendine odaklı kadın ve erkek, istedikleri olmadığında agresifleşen, terk etmeye tehdit eden davranışlar gösteriyor. Bunun altında ise, bir önceki neslin hastalıklı ilişkileri yatıyor. Sürekli boyun eğen anne kızını asla boyun eğme diye büyütüyor. O da uyum sağlamakla boyun eğmeyi karıştırıyor. Baba sadece eve para getirmekle görevini yaptığını düşündüğü için, oğlu da bu bayrağı devralıyor.  Durum böyle olunca eğitimli, kariyerli yeni nesil bireyler, ilişki özürlüsü haline dönüşüyor. Başarısızlıklarını örtmek için ise işkolik oluyorlar.  Duygusal sorunları çözme yetenekleri, uzlaşma yönleri minimum.  Eş seçerken de tüm aradıklarını taşıyan birini istiyorlar yorulduklarında ise sıra dışı bir seçim ile hatalar yapıyorlar.

Türkiye’de Aile ve Evlilik kavramına dair bir erezyon  yaşıyoruz da farkında mı değiliz? Toplum olarak evrim geçiriyoruz. Bu nedenle bazı kavramaların yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Birey olmayı bencille karıştırmak  Kendini ezdirmemeyi  tahammülsüz olmakla karıştırmak Uyum sağlamayı, boyun eğmek sanmak Arada hoş görmeyi, taviz vermek sanmak. Hatasını kabul etmeyi, zayıflık sanmak gibi. Geçtiğimiz günlerde röportaj yaptığım meslektaşlarınızdan biri olan Psikolog ve psikoterapistin  ‘’Seni mutsuz edenle mutlu olmaya çalışmak kadar mutsuzluk verici bir şey yoktur’’. Sözünü hatırlıyorum. Bir evliliğin onarılamayacak derecede bittiği an duyguların bittiği son anı hissettiğimiz son  sürece nasıl gelebiliyoruz?  Yargıtay, eşini sevmemeyi  boşanma nedeni olarak kabul ediyor. Ve sevmeyen birini hukuki olarak evliliğe zorlanmamalı diyor. Çok doğru.  Sevgi bitiyorsa, mecburiyet ve ihtiyaçlar devre giriyor. Yani “rağmen evlilik” süreci başlıyor.  “Yaşamımızı memnuniyetsiz birini memnun etmeye, mutsuz birini sırtlamaya ve  bizi değersiz ve mutsuz kılan birine emek vermeyle harcayamayız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR EVLİLİĞİN FORMÜLÜ 5 S + 1 İ  FORMÜLÜ  Sevgi aslında öylesine oluşmaz öylesine de bitmez. Bu nedenle sevginin sürdürülmesi için  bazı kaynakların olması lazım. Bu anlamda 5S +1 İ yöntemini öneriyorum.

Saygı +sorumluluk+sex+sohbet+sosyallik+İlgi.  Bu 6 unsurun yürüdüğü bir sistemde sevgi asla bitmez. Bu 6 unsur da zaten insanı zorlayan ve potansiyelinde olmayan şeyler değil. BEN NE YAPARSAM YAPAYIM O BENİ YİNE SEVSİN 0-3 YAŞ ÇOCUK-ANNE İÇİN GEÇERLİ SİSTEMDİR…

Oysa eş; ben ne yaparsam yapayım o beni yine de sevsin. Beni bırakmasın diye ister. Bu sistem 0-3 yaş çocuk –anne için geçerli bir sistemdir. Toplumda bunu oturtmalıyız. Her şeye rağmen sevginin olmadığını ve olmaması gerektiğini. Sevgi bittiğinde, eşinizin öksürüğü bile batar. Artık her şeyi sizi rahatsız eder. O halde iki taraf birbirinin sınırlarına saygı duymalı ve sevgiyi ortak bir fidan gibi korumalıdır. Evlilik aşkı da sevgiyi de öldürmüyor aslında. Öldüren eşlerdir. Duygunun arkadaşlığın paylaşımın bittiği aseksüel  nice evlilik var. Kağıt üstünde kalmış bir evlilikte başrol olmuş  aynı evde yaşayan iki yabancı kadınlık kocalıkve  eş ilişkisi sürdüren çiftler..  Bu kadar vahim bir tabloyu bir evlilik terapisti kurtarabilir mi?  Eşler istedikten sonra her evlilik kazanılabilir. Sevgi bitmiş midir yoksa yaşanmıyor ve yaşatılmıyor mudur? Önce bunu görmek lazım. Bazen o kadar çok kırılmışsınızdır ki, sevgiyi yansıtmanız için önündeki kırgınlık, değersizlik, öfke, özür gibi duvarları aşmanız gerekir. Bunu da ancak partnerinizle beraber yıkabilirsiniz.

Bitmiş bir evlilik, ancak ekonomik, sosyal ya da dini nedenlerden dolayı sürdürülür. Bu ise evlilik değil, mecburi ev arkadaşlığıdır. Zaten tünelin sonunda parayı bulan ya da yeni bir destek bulan yolunu çizmek isteyecektir. Serhat bey zaman zaman her insanın hayatı, sıkıntıları, sorunları ve ilişkisi ile ilgili açmazları sorunları oluyor. Kitap ve gazete Okuma alışkanlığımız son derece düşük  dolayısıyla siz ve diğer uzmanların yazılarını makalelerini okumayan böyle bir kültürü bilgisi olmadığından terapiste evlilik  danışmanına gidemeyen nice kadınlarımız var. Bazen de eş ikna olmuyor ve  terapiste gitmiyor. Evlilik danışmanına gitmek sorunları konuşmak , çözmek kültürüne  eşlerini  nasıl ikna edecek Türk kadınları? Bu konuda algıyı nasıl açmak lazım? Hakikatten bazı erkeklerin bu konuda çok keskin kırmızı  çizgileri var. Ayakkabısını bile lostrada boyatan bakım yaptıran adam evliliğinde bu özeni neden göstermez? Terapiye sıcak bakmayan erkek, evlilik terapistine gitmeyi güçsüz ve acizlik olarak algılıyor. “ben çözemiyorsam o ne yapabilir ki?” diye düşünüyor. Terapiye sıcak bakmayan erkek, evlilik terapistine gitmeyi güçsüz ve acizlik olarak algılıyor. “ben çözemiyorsam o ne yapabilir ki?” diye düşünüyor. Ya da sorun olmadığını, eşinin büyüttüğünü düşünüp yanaşmıyor. Ta ki kadın terk etme veya boşanma adımı atana kadar. İşte o zaman da iş işten geçmiş oluyor. Çünkü kadın bitirene kadar taziyesini tutuyor. Acısını yaşıyor. Erkek ise bittikten sonra … EVLİLİĞİNE ÖZEN GÖSTERMEYEN ERKEK ,EŞİNİ ANNELEŞTİRMEYE ÇALIŞIR…   Evliliğine özen göstermeyen erkek, eşini anneleştirmeye çalışır. Kendine geniş bir alan yaratıp, kendi odaklı yaşamak ister. Biraz narsistçe. Eşi “beni de gör” dediğinde ise bunu sorun çıkarmak olarak algılar.  Terapiye bir erkeği ikna etmek, eskisi kadar zor değil. Çünkü erkek de biliyor ki evlilikte sorun varsa bu onu da etkiliyor. Şimdi biraz daha yumuşamalar var. Yine de ısrar etmek yerine “ bir kez gidelim memnun kalmazsan ısrar etmeyeceğim” denilebilir. Beni son derece rahatsız eden bir şey var  bazen tematik,  bazense alternatif kanallarda yayınlanan bir gurup genç adam ve genç hanımefendilerin bir program stüdyosuna yada ev mi desem? Bilemediğim mekanlara toplandığı işim gereği kenarından kıyısından takip ettiğim kısmet arama formatlı programlar, bazen de ulusal kanallarda yayınlanan stüdyoda talibini arayan bir gurup insanın ekrana çıkarıldığı  evlilik  programları.  Siz, Meclis Araştırma Komisyonu tarafından ‘’Medyanın dili, evlilik programları ve dizilerin ailelere etkileri konularında ‘’uzman’ ‘olarak çalıştaya davet edilmiş ve yine bir uzman olarak konuyla ilgili çalışmalar yapmış bir isimsiniz .  Nedir bu evlilik programı gerçeği? Hakikatten samimi bir evlilik yolculuğu çıkar mı buralardan sizce? İnsanların bu programlara katılma ve izleme dinamiği nedir?

NEREDE TANIŞTIĞIN DEĞİL ,KİMİNLE TANIŞTIĞIN ÖNEMLİ… İlk kitabım “unutmak mı affetmek mi” de evlilik programlarını bir bölüm olarak ele aldım. Hatta anket çalıştım. Ben evlilik programları konusunda iki yüzlülük olduğunu düşünüyorum. İzlemeyenlerin zaten umurunda değil. Bari izleyenler ise bu kadar ateşli eleştirmesin. Zaten izlenmezse doğal olarak kalkar.  sonuçlarımı da ekledim. Sonuç: zararlı ve kaldırılmalı diyenlerin %99 u günde en az bir kez izliyor. Esasen, nerede tanıştığından çok, kiminle tanıştığın önemlidir. Evlilik programında tanışmak, çok absürt değil. Sorun kişiyi yeterince tanımadan ve yapımcının zorlaması ile bir an evvel evlenmeye sürüklenmesidir.  Çoğu yapımcı sırf skor ( biz daha çok evlendiriyoruz) için adaylara baskı yapıyor. Oysa 1 çay içmeyle 3 dakikalık sohbetle koca bulunmaz. Evlilik programları ve  kısmetini tanıma programları aslında belli normlara göre sürdürülse “fırsat ve imkanı  olmayanlar “ için faydalı olacaktır.

EVLİLİK PROGRAMLARI BU ÜLKENİN BOŞANMASINIDA AHLAKINIDA ÇOK DEĞİŞTİRMEDİ. PROGRAMLAR BİZİM GENETİĞİMİZE KÜLTÜRÜMÜZE  ŞEKLEN UYMADIĞI İÇİN ELEŞTİRİYORUZ… Lakin  programlar, katılanların egolarını yarıştırdığı, birbirini küçümsediği, aynı anda bir kişinin bir çok kişiyle flörtleştiği bir karmaşık yapıya dönüştü. TBMM araştırma komisyonunda bu konuda  daha çok denetim yerine formal bir yapı önerdim. Adayların ekranda kalma süresi, aday tanıtım şekli, paravanın hiç olmaması gibi. Evlilik programları, bu ülkenin boşanmasını da ahlakını da çok değiştirmedi. Sanki bu programlardan önce çok mu değişikti her şey. Sanki “kurban “ gibi.. lakin programlar bizim kültürel genetiğimize şeklen uymadığı için çok eleştiriyoruz. Yoksa izleyenlerin büyük çoğunluğu  sadece  dedikodu yönünü ve mahrem merakını gideriyor. Yazmış olduğunuz iki kitabınız var ‘’Düşündüğün gibi değil’’ ve 2. Kitabınız  Unutmak mı Affetmek mi? Kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz bize? Okuyucu bu kitaplarda neler bulur? gözlemler? İçerikten söz eder misiniz?     •    Kitabım unutmak mı affetmek mi ,ilişkiler üzerine. Bir ilişki veya evlilikte yaşanan veya yaşanması muhtemel her sorun için, kültürümüze ve sosyal yapımıza uygun, uygulanabilir çözümler ve analizler ile dolu bir kitap. Aldatma, kıskançlık, güç savaşı, ayrılma vb.. tüm konularda kendi terapistiniz olacaksınız. Yeni baskısı sürekli devam ediyor. Dünyanın her yerinden ciddi derece dönüşler alıyorum. Sanırım ilk defa bu kadar net çözümlü bir kitap piyasaya çıktı.

‘’OKURLARIMIZ ARTIK UMUT SATAN,TEORİK  VE KENDİSİNE UYMAYAN KİTAPLARDAN SIKILMIŞ …DAHA ÖZGÜN KISA –NET ARAYIŞLAR İÇİNDELER’’… 2.kitabım “düşündüğün gibi değil” de ise bireysel sorunlarımıza  çözüm için yol haritası sunan bir kitap. Değersizlik, mükemmeliyetçilik, aşırı fedakarlık, hayır diyememe “ vb gibi bir çok sorunun nedenleri ve çözümleri için uygulanabilir çözümler içeriyor. Okurlarımız artık umut satan, teorik ve kendisine uymayan kitaplardan ve çözümlerden sıkılmış.. daha özgün ve kısa-net arayışlar içindeler ben de iki kitabımı bu yönde yazdım. Ezber bozan ve hakikatten samimi bir üslubunuz var. Bu açıdan farkınız çok net gözlemlenebiliyor. Bu sebeple okurlarınızla aranızda çok sağlam bir köprü var bence … Kitaplarınız dışında okurlarla, kitlelerle  buluştuğunuz noktalar var. Yazdığınız makaleleri takip ediyorum ve çok kişide takip ediyor benim gibi . Serhat  Yabancı’ nın faydalı ve  uzman gözünden değerlendirilmiş  ustalıklı yazılarına kitapları dışında okurları nereden ulaşabilir? Sosyal medya hesaplarımdan mümkün olduğunca geniş takipçi kitleme ulaştırmak istiyorum. İnanın her sabah, “hocam 4 gözle bekliyoruz paylaşımlarınızı” diye mesajlar alıyorum. Hatta şehir dışında olduğumda  merak edip mail atan ve arayanlar oluyor. Neden bugün yazmadınız diye.  Facebook.com/serhatyabanci, www.serhatyabanci.com ve instagram.com/serhatyabanci hesaplarımı takip edenler, tüm ve günlük yazılarımı okuyabilirler. Sadakatsizlik evlilik tarihi kadar eski bir şey hatta belki de evlilikten bile eski. İnsanlık tarihi boyunca karşılaşılmış çetrefil konu erkek yada kadın bilinen vakalar genellikle erkekler üzerinden konuşulur özellikle toplumumuzda;  bu sebeple sormak isterim: evli bir erkek kendisini seven ailesini bir arada tutmaya çalışan  eşini neden aldatır?  Aldatmanın haklı veya makul nedeni olmaz. Ya iyileştirirsin ya da bitirirsin. Aldatma bir seçenek değildir. B u nedenle aldatma aldatanın kişisel bir eylemidir.  Lakin bu böyleyken herkes  iyileştirme veya bitirme cesaretini gösteremiyor. Bazı nedenler, ya bencil ya bağımlı insanlar için aldatma nedeni olabiliyor. Erkeğin aldatması, çoğunlukla cinsel olarak gerçekleşiyor. Eğer cinsellik aynı kişiyle sık sık yaşanıyorsa zamanla duygusallık da oluşuyor ve kopuş başlıyor. Diğer yandan erkek, hükmettiği egosunu okşayan kadın ile ulaşamadığı kadına ulaşmak için aldatmaya yöneliyor.  Bu tamamen erkeğin bir seçimi. Evliliği sorunsuz giden bu tip  erkekler, hormonlarıyla aldatmaya sapabilir. Burada belki bir eleştiri olacak ama , Türk kadını evlendiğinde ev anne rolünü çok fazla ön plana çıkarıyor. Bu rolü ise en çok cinselliği vuruyor. Diğer yandan erkek, kendisiyle güç savaşına giren kadını, aşırı boyun eğen kadını ve kendini üstün gören kadını aldatıyor. Peki kadın aldatmaları da var. Bir kadının ancak duygusal ihtiyaçlarından dolayı sadakatsiz olabileceğini düşünüyorum. Büyük bir yalnızlık yada ihmal edilmişlik olabilir. Magazin camiasında çok sık rastlanan bir öyküdür. Zengin varlıklı eğitimli ünlü  biridir hatta çok saygın bir isimde olabilir. İnsanları bu noktaya getirecek içlerinde oluşan fırtına ve büyük bir gitme isteği mi ? Evli kadın neden aldatır?

‘’KADIN ALDATMALARINDAKİ ESAS PARAMETRE DUYGUSAL VE İLETİŞİMSELDİR’’… Kadının ihmal edilmesi, değersiz hissetmesi asla aldatmayı haklı kılmaz.. Aldatmaya sürüklemiş diyebiliriz. Lakin kadın aldatmalarındaki esas parametre duygusal ve iletişimseldir. İyi anlaştığı, değer gördüğü, sohbet edebildiği, beğenildiği kişiye doğru ilgisi kayabilir.  Diğer yandan kocasını yetersiz, güçsüz gördüğü  için de güçlü, koruyucu veya patronsu özellikleri olana yönelir. Kadının ihmal edilmesi, değersiz hissetmesi asla aldatmayı haklı kılmaz. Her iki cinsiyetin de aldatma nedeni farklı olsa da sonuç aynıdır. Nedenlerin farklı olması, aldatmayı haklı veya geçerli kılmaz.  Serhat Bey, sizin de bildiğiniz gibi biz kozmopolit bir toplumuz kentlerimizde  bir  bölgede oturan evli bir kadınla atıyorum bir Sultan beyli yada ne bileyim Bağcılar ile Nişantaşı Cihangir kültürü bakış açısı farklıdır. Homojen bir yapımız yok kent kültüründe . Örneği kendimden vereyim Balkan göçmeni bir baba ile ( dedem ,babam İstanbul doğumlu). Annem ise Elazığlı bir Ailenin ataerkil ve geleneksel çizgideki boşanmaların çok rastlanmadığı bir eşrafının  kızı. Eşim ise Yurt dışında doğup büyümüş ve o ülkenin vatandaşlığını tercih etmiş Avrupai bir insan hiç birimiz diğerimize uymuyoruz. Doğal olarak birimiz için tercih olan bir ayrılık durumu diğerimiz için töre ölüm  ve ceza olabiliyor. Değerler katılaştıkça danışanınızın sorunlarının  çözümü daha da zorlaşıyor mu sizler için?     Türkiye de evlilik çekirdek değil geniş aile. Böyle olunca da bireysel bir seçmiş gibi görünen boşanma da ciddi sorunlar yaratmakta. İki tarafın evlilik veya boşanmaya karşı  farklı bakış açısı, sorunların çözümünü tıkayabilir. Bir taraf boşanmayı özgürleşme olarak görürken , diğer taraf terk edilme veya kusurluluk olarak algılayıp direnç gösterir Ülkemizde evlilikler üzerinde anne-babaların ciddi beklentileri var. Kendi yaşlılıklarını çocuklarının evlilikleri veya torunları üzerine kurmak gibi amaçları var. Böyle olunca da “ her şeye rağmen” evlilikler artıyor.. Benzerlik ilkesi, evliliğin kalitesini de ömrünü de uzatır. lakin Farklılıkların olması çözümü her zaman engellemez. Çözümün kilidi, doğru iletişim ve uzlaşmaya açık olmaktır. İki taraf birbirini olduğu gibi kabullendiğinde ve o güce sahip ise farklılık renk ve zenginliktir. Muhafazakar bir çerçevede yetişmiş ve üstelik  ataerkil eşini bir psikoloğa, evlilik danışanına gelebilmeyi ikna edebilmiş görece varlıklı bir kadınımız meselesini daha mı ciddiye alır? Evliliği kurtarır? Muhafazakarlık aslında terapi ile çelişen bir durum değildir. İnsanın her şeyi çözmesi, her şeyi tek bir yöntem veya  bakış açısı ile çözmesi de mümkün değildir.  Muhafazakar kadın terapi desteğinde ısrar ediyorsa evliliğini kurtarmak için olabileceği gibi  canı çok yanıyor olduğu için de gelmek istiyordur. uzman desteği almak , evlilik, eş ve çocuklar için yapılan bir fedakarlık ve verilmiş bir çabadır. Ben her zaman boşanmadan önce bir uzman desteği alınmasını öneririm. Kesin karar verilmiş olunsa bile. Lakin artık muhafazakar kadınlar da evliliklerini kaliteli yaşamak, eşiyle güzel zaman geçirmek ve daha fazla paylaşımda bulunmak istiyor. Eski dönemlerdeki gibi sadece evde aktif olan bir kadın profili çok az. Siz bir uzman gözüyle daha iyi değerlendireceksinizdir eminim  evliliklerdeki’’ kültürel mozaik ‘’diyelim, çeşitlendikçe sorunlar ve yaşananlarda aynı çeşitlilikte fazlalaşıyor mu? Farklılaşıyor mu?  Kültürel ve ekonomik düzey arttıkça çiftin problemlerini çözmek kolaylaşır mı uzman açısından ? Eğer çiftlerin sorun çözme becerileri düşükse, her farklılık bir soruna dönüşür. Ne kadar farklılık ve sorumluluk varsa o kadar çatışma olur.  Lakin iki taraf  sorun çözme becerilerini iletişim yoluyla oturturlarsa farklılıklar asla soruna dönüşmez. Sorunun kaynağı ,tarafların kendi doğrularını dayatmaları, birbirinin sınırlarına ve özgünlüğüne saygı göstermemeleridir. Bu bakış açısı olduğu sürece, benzerlik de işe yaramaz. sürece, benzerlik de işe yaramaz.

KADININ GÜÇLÜ OLMASI BOŞANMAYI HIZLANDIRIYORSA KADININ EVLİLİĞİNİN YAPISINA BAKMAK LAZIM…  Kaldı ki aynı kültürden hatta akraba eşlerde  bile boşanma yüksek iken, benzerliğin sorunu kesin çözeceğine inanmak güç olur. Eğitim, ekonomik güç, sosyalleşme ile evlilikte sorunlar daha çabuk çözülür. Oysa toplum, okuyan para kazanan kadının daha çabuk boşandığını düşünüyor. Meslek veya eğitim iyi bir şeydir. İyi bir şey ise kötü bir şey yaratmaz.  Kadının güçlü olması boşanmayı hızlandırıyorsa, kadının evliliğinin yapısına da bakmak lazım.  Olayı sadece paraya veya eğitime bağlamak, gerçekçi bir analiz değildir…

Bu gün sizinle yaptığımız röportajı okuyacak olan  çiftler açısından çok faydalı olacağına inandığım bir çalışma gerçekleştireceğimizi düşünüyorum.  Zaman ayırdığınız için teşekkürler…

Önce Vatan Gazetesi

15 Yaşındaki Kız Okulda Taciz Edildi, Suçlu Konuma Düşürülmeye Çalışıldı

0

(Acil serviste hemşirelik yapıyorum. Telefonlarımızı açık tutmamız yasak. Girişte dolaba koyup kilitliyoruz. Bize sadece hastaneden ulaşabiliyor yakınlarımız.)

Öğretmen: Merhaba. Kızınızın öğretmeniyim. Bir konuda sizinle görüşmek istiyorum. Acilen gelmenizi rica ediyorum.

Ben: Bir şey mi oldu? Kızıma bir şey mi oldu? Vardiyam iki saate bitiyor. O zaman gelsem olmaz mı?

Öğretmen: Kızınız bir arkadaşına yumruk attı. 45 dakikadır size ulaşmaya çalışıyoruz. Durum çok acil.

(Derhal okula gittim ve müdürün odasına girdim. Müdür, müdür yardımcısı, erkek bir öğretmen, kızım ve kızımın yumruk attığı öğrenci oradaydı.)

Müdür: Merhaba. Sonunda gelebilmeniz ne güzel.

Ben: Acile birkaç hasta geldi. 7 yaşındaki bir kız annesi tarafından demir sopayla dövülmüş. Kıza 40 dikiş atıldı. Onunla ilgilendim. Daha sonra polislere rapor tutmalarında yardımcı oldum. Kusura bakmayın.

(Bir anlığına utandı ve olayı anlatmaya başladı. Çocuk, kızımın sütyen askısını çekip duruyormuş. Kızım da dayanamayıp yumruk atmış. Odadaki herkesin çocuğa değil de kızıma sinirlendiklerini görünce çok şaşırdım.)

Ben: Beni buraya çocuktan şikayetçi olup olmayacağım ve okulun buna göz yumması hakkında ne düşüneceğim hakkında mı çağırdınız?

(Ben ‘cinsel taciz’ deyince herkes buz kesildi.)

Öğretmen: Bence o kadar ciddi bir durum değildi.

Müdür yardımcısı: Cinsel taciz biraz aşırı bir kelime oldu.

Müdür: Bence asıl olayı gözden kaçırıyorsunuz.

(O sırada odaya giren çocuğun annesi ağlamaya başladı. Kızıma neler olup bittiğini o karmaşada sordum.)

Kızım: Sütyen askımı sürekli çekip durdu. Durmasını söyledim ama durmadı. Öğretmenine söyledim. O da pek önemsemedi ve görmezden geldi. Yine sütyen askımı çekince ben de ona yumruk attım.

(Öğretmene döndüm)

Ben: Buna izin mi verdiniz? Neden çocuğu durdurmadınız? Ben de sizin cinsel organınıza dokunabilir miyim herkesin önünde?

Öğretmen: Ne saçmalıyorsunuz siz?

Ben: Söylediğim şey size normal geliyor mu? Siz de müdür yardımcısının sütyenini çekin. Bakın ne kadar eğlenceli olacak. Olmadı çocuğun annesinin veya benim sütyenimi çekin. Sizce normal mi bu? Çocuklar yapınca normal gibi düşünüyorsunuz ama.

Müdür: Öfkenizi anlıyorum. Ancak kızınızın bir başka öğrenciye yumruk attığı gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Ben: Hazır kızım cinsel tacize karşı kendini savunmuş. Bir kızımın boyuna bakın bir de çocuğun boyuna. Kızım çocuğun yarısı kadar. Sütyenine daha kaç kere asılmasına izin verecekti? Siz öğretmeni olarak kızıma yardım etmeyince, kızım yumruk atmaktan başka ne yapabilirdi? Çocuk kızımın sütyenini çekerse kızım da çocuğa elbette yumruk atar.

(Çocuğu annesi hala ağlıyordu ve babası hem utanmıştı hem de oğluna sinirlenmişti. Öğretmen benimle göz teması kuramıyordu artık. Ben de müdürle konuşmaya devam ettim.)

Ben: Kızımı şimdi eve götürüyorum. Sanırım çocuk dersini almıştır. Umarım bir daha asla böyle bir olay yaşanmaz. Eğer siz bunu bir başka kadına yapamayacağınızı düşünüyorsanız, çocuğun 15 yaşındaki kızıma bunu yapmasına nasıl izin verdiniz? Hepinizi şikâyet edeceğim. (Sonra çocuğa döndüm). Bir daha kızıma dokunursan cinsel tacizden hapse atılırsın. Beni anlıyor musun?

(O kadar sinirliydim ki kızımı kolundan tutup odadan çıkardım ve eve gittik. Buna göz yumanlar hakkında şikayetçi oldum. Bana gerekenin yapılacağı söylendi. Milli eğitime de şikâyette bulundum. Durumu öğrenince şok oldular ve derhal okulla iletişime geçeceklerini söylediler. Kızımı da başka sınıfa aldılar. Artık ne o öğretmen ne de o çocuk kızımın yanına yaklaşabiliyor.)

Anne, kızının arkasında durarak harika bir işe imza atmış.

Anne yapılması gerekeni yapmış ve bütün annelerin aynı şekilde davranması gerekir.

Cinsel tacizin kabul edilemez olduğunu insanlara anlatmak için paylaşın.

Çocuklarınızın Sizinle İlgili Hatırlayacakları 5 Şey

0

Çocuklarınızın Sizinle İlgili Hatırlayacakları 5 Şey

Çocuklarınızla birlikte küçük şeyleri yapmak için zaman ayırın. Çünkü bunlar en önemli anlar olacaklar.

1. Onlara kendilerini güvende hissettirdiğiniz zamanlar (ya da kendilerini güvende olmadıklarını hissettirdiğiniz zamanlar)

Her çocuğun kalbinde bir savunmasızlık ve bir korunma ihtiyacı vardır. Çocuklarınız yataklarının altındaki hayaletleri kovaladığınız ya da bir kabusun ardından onlara sarıldığınız anları hatırlayacaklar. Ama aynı zamanda öfkenizin korktukları canavara dönüştüğü zamanları da hatırlayacaklar. Çocuklarımız muhtemelen bizi bazen kızgın görecekler, çünkü bu hayatın bir parçası. Ama çocuklarınızın sizinle birlikte oldukları tüm zamanlarda kendilerini güvende ve emin hissetmelerini sağlamayı göreviniz haline getirin.

2. İlginizi kesintisiz olarak onlara verdiğiniz zamanlar

Çocuklar sevgiyi öncelikle onlara gösterdiğimiz ilgi ve dikkatle ölçerler. Bir çay partisi yapmak ya da top oynamak amacıyla dışarı çıkmak ya da birlikte bir trambolinde zıplamak için, yaptığınız şeyi yapmayı bıraktığınız zamanlar zihinlerine ve kalplerine sonsuza dek kazınacaktır. Çocuklarınızla birlikte küçük şeyleri yapmak için zaman ayırın. Çünkü bunlar en önemli anlar olacaklar.

3. Eşinizle ilişki kurma biçiminiz

Çocuklarımız sevgi anlayışlarını büyük oranda eşlerimize nasıl davrandığımızı izleyerek oluştururlar. Bir gün birini sevmek ve evlenmek konusunda heyecan duymalarını sağlayacak türde bir evliliğiniz olması için çabalayın. Onlara, annelerini ve babalarını adanmışlık ve sevgi dolu bir ilişki içinde görmelerinden gelen güvenlik hissini yaşatın.

4. Olumlama içeren sözcükleriniz ve eleştiri içeren sözcükleriniz

Bir çocuğun kalbi ıslak çimento gibidir ve yaşamın erken döneminde edinilen izlenimler zaman içinde katılaşır. Çocuklar kimlik, yapabilirlik ve hatta öz-değer duygularını, genellikle bu gelişim yıllarında onlarla konuşurken kullanacağınız kelimeler üzerine kurarlar. Ebeveynler olarak işimizin bir parçası da onları düzeltmek ve onlara disiplin vermek, ancak onları düzeltirken bile kelimelerinizin sevgi, teşvik ve pozitif destekle dolu olmasını sağlayın.

5. Aile gelenekleriniz

Çocuklar spontanlığı çok severler, ama aynı zamanda öngörülebilirliğe de derin bir ihtiyaç duyarlar. İster haftada bir sinema (ya da oyun) gecesi ya da doğum günlerini kutlama şekliniz olsun, ister aile kaçamaklarınız için düzenli olarak seyahat ettiğiniz bir yer ya da başka bir özel gelenek olsun, oluşturduğunuz “gelenekleri” büyük bir sevgiyle hatırlarlar. Bir gün kendi çocuklarıyla da sürdürmek isteyecekleri bazı gelenekler yaratmayı amaçlayın.

 

Kaynak: http://time.com/4097995/parenting-kids-remember/

 

Kadının son cümlesi..

0

Öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.

Gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. Gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür.

O an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar.

Batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur.

Öğretmen bir an durur ve öğrencilerine, “Sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.

Öğrencilerinin çoğu: “Senden nefret ediyorum. Nankör herif!” demiştir diye cevap verir.

Öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. Çocuk, “Öğretmenim bence ‘Çocuğumuza iyi bak demiştir’” diye cevap verir.

Öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “Daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”

Çocuk kafasını sallar ve “Hayır ama annem babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.

Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “Cevabın doğru” der.

Gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir.

Yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur.

Meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. O kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış.

Baba günlüğünde, “Denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… Ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.

Hikaye biter ve sınıf sus pus olur.

Öğretmen, çocukların hikayeden gereken dersi çıkardıklarını düşünür. İyiyle kötüyü ayırmanın, aralarındaki ince çizginin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anladıklarını düşünür.

Bu nedenle, olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve ön yargılarda bulunmamalıyız.

Hesap geldiğinde hesabı ödeyen bir arkadaş, zorunlu hissettiği için değil arkadaşlığa paradan daha çok önem verdiği için bunu yapar.

İş hayatında sürekli insiyatif alanlar bunu aptal oldukları için değil sorumluluğun ne demek olduğunu bildiklerinden yaparlar.

Tartışma sonrasında ilk özür dileyen kişi bunu suçlu olduğu için değil etrafındakilere değer verdiği için yapar.

Size sürekli mesaj atan birisi, yapacak başka bir şeyi olmadığından değil, size önem verdiğinden bunu yapar.

Bir gün hepimiz sevdiklerimizden bir şekilde ayrılacağız. Sohbetlerimizi ve beraber kurduğumuz hayalleri özleyeceğiz.

Bir gün çocuklarımız eskilerden bir fotoğraf görecek ve “Bunlar kim?” diye soracaklar. İçimiz kan ağlayarak “Bunlar, hayatımın en güzel günlerini geçirdiğim insanlar.” diye cevap vereceğiz.

İlham verici ve duygu yüklü hikayeyi arkadaşlarınız ve aileniz ile paylaşmayı ihmal etmeyin. (Alıntı)

Daha fazla paylaşım için beni instagram.com/serhatyabanci “dan takip edebilirsiniz..

Evlenmeden- Boşanmadan Önce İyi Düşün

0

Evlenmeden- Boşanmadan Önce İyi Düşün

 

  • Evlenmeden önce nelere bakmalıyım?
  • Evlenmek için nasıl bir çözüm istiyorum?
  • Eşimle aramızdaki sevgiyi nasıl güçlendiririm?
  • Son bir şans vermek mümkün mü?
  • En baştan neden yüz puan veriyorum?
  • Neden istediğim kişiyi bulamıyorum?
  • Neden hep aynı tipler karşıma çıkıyor?
  • Bitirmek istiyorum, acı çek(tir)meden mümkün mü?
  • Kök ailemize nasıl sınır çizebiliriz?
  • Evliliğimde romantizmi nasıl çıkabilirim?

       Ve daha fazlası dördüncü kitabımızda..

__________________________________________

En mükemmel adayı beklerken hayatı kaçıranlar,

Suçu kadere yükleyenler, 

Aldatanlar ve aldatılanlar, “evlenecek insan yok” lafını sakız gibi diline dolayanlar, 

Nasip/kısmet diyerek birisi ile tanışmak için hiç adım atmayanlar, 

Sevdiği için değil yalnızlıktan korktuğu için evlenenler, sevgilisi olmadığı için kendisini güvende hissedenler… 

Peki, tüm bunları değiştirip, dönüştürüp mutlu bir çift olmak mümkün mü? 

_____________________________________

 

Serhat Yabancı, uzun yıllardır çiftlerle çalışan bir ilişki ve evlilik danışmanıdır. Yazdığı kitaplar, katıldığı radyo, TV programları, söyleşiler ve verdiği bireysel danışmanlık hizmetiyle binlerce kadın ve erkeğe yardımcı oldu. Yeni kitabında Evlenmeden-Boşanmadan Önce İyi Düşün derken, yaşanmış örnekler, bireysel alıştırmalar ve deneyimlerinden yola çıkarak sağlıklı, uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin haritasını çiziyor!

______________________________________

Linki tıklayarak sipariş verebilirsiniz..

http://www.dr.com.tr/Kitap/Iyi-Dusun/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0001752490001

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR