Ana Sayfa Blog Sayfa 47

Eski sevgili neden takip edilir?

0

Ayrıldıktan sonra, eski sevgilinin tavrı senin değerini ölçemez….

Sizden ayrılan eşinizin/sevgilinizin ayrılma şekli sizi değil onu tanımlar. Ayrılan sevgililer, bazen biten ilişkilerinden sonra taziye tutarlar. Her bitiş acıdır çünkü. Taziye tutulmalıdır çünkü emek vardır, ortak geçmiş (tarih) vardır, ortak hissedilmiş duygular(kimya)vardır, ortak yaşam alanları(coğrafya) vardır, tenler (anatomi) vardır, ortak birikimler (ekonomi) vardır, ortak dil (edebiyat) vardır. Ortak şarkılar (müzik) vardır… Çok şey vardır. Tuttuğunuz taziye, ayrıldığınız kişiye sevginizi göstermekten çok, ilişkiye olan bağınızla alakalıdır.

Biten ilişkinin ardından tarafların sorumluluğu devam eder. Oysa bazen o anki acıdan dolayı bazen bilgisizlikten bazen de egodan dolayı bazı hatalar yapılır.

Yapılan hatalardan bazıları;

• Hemen yeni sevgili yapmak

• “Zaten hiç sevmemiştim” demek

• “Zaten denk değildik “ demek

. • Ayrıldığı partneri ile ilgili hakaret, gurur kırıcı yorumlar yapmak.

• İlişki sürecini 3.kişilere anlatmak.

  • Yalan yanlış bilgiler vermek

• Kendini haklı göstermek için diğer tarafı suçlamak

• Onu takip ve taciz etmek

 

• Özel hayatına müdahale etmek Oysa esas olan yaşanmış bir ilişkiye saygı duymaktır. Yaşadığın ilişki, senin geçmişindir. O ilişkiye saygı göstermemek, geçmişine saygı göstermemek; yani kendine saygı göstermemektir. Daha önce hayatına giren birini aşağılarken unutma ki insanlar da senin için şunu düşünüyordur.  “ demek ki sen kendine bunu layık gördün. O kadar berbat ise neden yürüttün? O halde eski aşklarını aşağılamak, kimseyi yüceltmez.

 

Unutma, eski ilişkin ne olursa olsun senin geçmişindir…

Bir diğer nokta ise biten ilişkiden sonra hemen sevgili yapmaktır. Çoğu zaman ayrılık acısı ve boşluk duygusuna karşı koyamayan kişilerin davranışıdır bu. Oysa bu duygu kısa sürelidir. Hemen birini hayatına almak yerine kendini dinlendirmek gerekir. Kaldı ki bu duyguyla baş edenlerin yalnızlık korkularının ve bağımlılıklarının ciddi derecede azaldığı da ayrı bir olumlu sonuçtur. Eski sevgiliniz, sizden sonra hemen sevgili yapıyorsa, bu sizinle değil, onunla alakalıdır. Oysa çoğu insan bu durumu, kendisine verilen değer ve sevilme oranıyla ölçer. Hatta “ bu kadar basit miydi?” diye düşünür.  Bu durumu kendimize yontmamız, bizim kendimizden emin olmama durumumuzdur. Senden sonra hemen sevgili yapması, senin değerin değil, onun kişiliğini gösterir. (Ayrıca hemen sevgili yapmak, ayrılma nedenlerinin de gizli şifresini içerir.) Yapılan araştırmalarda flörtlerde en az 4 ay kadar evliliklerde ise en az 12-18 ay gerekmektedir.

Ayrılık sonrası karşı tarafın yaşadıklarını kendinize mal ederseniz sürekli onu takip edersiniz. Adeta onun adımlarıyla kendinizi testten geçirirsiniz. Onun yaptıkları ile kendinize değer biçersiniz. Eğer üzülüyorsa, hayatına kimseyi almıyorsa mutlu olur, değerli hissedersiniz. Şayet çok mutluysa ve hemen sevgili yapmışsa hem kendinizi değersiz hisseder hem de üzülürsünüz. Tabi bunları yaşamanızın tek nedeni ise onu takip etmek ya da haber alacak kaynakları kullanmanızdır. Mesela, ayrılma sonrası eski sevgiliniz facebooktan keyifli parça paylaşsa size nispet gibi algılayabilir, özlem ve aşk parçası paylaştığında ise, sizi unutamadığını sanırsınız. Oysa hiç biri doğru olmayabilir. Kaldı ki herkes kendini sürecini kendi başına yaşamalıdır.

Ayrılıktan sonra karşı taraftan gelen olumlu/olumsuz  her şeye karşı dik ve kararlı durmak gerekir. Eleştiriler, dedikodular, iftiralar, suçlamalara karşı bazen dik durmak bazen de kör/sağır olmak gerekir.

Ayrılık sonrası iyileşme ve toparlanma için  öneri kitap:  UNUTMAK MI AFFETMEK Mİ

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

SİL GİTSİN

0

İstediği olmadığında karakter değiştireni

Aramadığın sürece aramayanı,

İşi düşmedikçe tanımayanı,

İşi bittiğinde yanında durmayanı,

Devamlı kendisini anlatanı

Kişiliğiyle değil, etiketiyle konuşanı

Anasını babasını tanımayanı,

Kendisini vazçgeçilmez sananı,

Değer görmek için yalakalık yapanı,

Menfaati için susanı,

Kul hakkı yiyip adalet diye bağıranı,

“Seni seviyorum” deyip, kaşı gözü oynayanı,

 

 Ruha değil, bedene önem verenleri,

Şahsiyete değil, cinsiyete değer verenleri,

Güçlülerin gölgesine girip, zayıfı  ezenleri,

İlgi toplamak için kendini de başkasını da değersizleştireni,

Yüzüne gülüp arkandan konuşanı,

İmaj yaratmak için kendini kaybedeni,

Zor zamanında yanında olmayanı,

Arada nazını, stresini, tribini çekmeyeni,

Devamlı kendisini mağdur ve aciz gösterip istediklerini yaptıranı,

Yalnız kalma pahasına da olsa,

Senin başarını takdir edemeyeni,

Senin mutluluğuna sevinemeyeni,

 

        SİL GİTSİN….

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

(Düşündüğün Gibi Değil kitabından – 2014)

Söyleşi-Mutlu evlilik Mutlu anne mutlu çocuk

0

Söyleşi-Mutlu evlilik Mutlu anne mutlu çocuk

Serhat Yabancı 8 Aralık cuma saat 16:30 da , Büyükçekmece Eser premium Hotelde söyleşi yapacaktır.

Katılım ücretsiz, söyleşi sonrası kitap imzası yapılacaktır.

Serhat Yabancı TEVE2 de “kıskançlığı ” konuşacak

0

Serhat Yabancı , 8 Aralık cuma saat 14:30 da TEVE2 de  Ezgi Sertel ‘in sunduğu “kadınlar Bilir” programına konuk olacaktır…

Bu hafta; “KISKANÇLIK” konusu ele alınacaktır…

İlgi ve onay için kendini el aleme adayanlar

0

İlgi ve onay için kendini el aleme adayanlar

EL ALEM İÇİN YAŞAYANLARDAN MISINIZ?

 

Benlik saygımızı korumak(değerlilik) ,çevremizdeki insanlarla ilişkimizi sürdürmek( yalnız kalmamak) için çoğu zaman belki farkında olarak/olmayarak başkalarına aşırım uyum sağlar, onları memnun etmeye çalışırız. Onları memnun etmeye, onların yaşam tarzı ve kurallarına uyum sağlamaya çalışırken de kendimizi ihmal eder, adeta kendimizden vazgeçeriz.

Bazen de yine insanların takdirini almak, onların ilgisine mazhar olmak için daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok güzel/ yakışıklı olmak için çabalarız.

Bunu yaparken de verilen onayı normal görmeye en küçük eleştiriyi ise abartılı hissetmeye başlarız. 99 kişinin beğendiği bir davranışımızı 1 kişinin beğenmemesi ile yıkılabilir, o 1 kişiye kendimizi kanıtlamak için yeni hedef olarak onu seçeriz.

Asık surat alerjisi olarak da bildiğimizonay arayıcılık şeması, işte tam da budur.  Kendimizi değerli, yeterli hissetmemiz, başarılı hissetmemiz, başkalarının ( seçtiğimiz veya otorite olarak gördüklerimizin) onayına bağlıdır. Bu onayı sürekli alarak sürekli değerlilik ve yeterlilik hissini sürdürürüz. Diğer yandan da hayatımızdaki insanların gitmemesi için onların beklediği/istediği eylemleri yaparız.

     Peki neden?

Onay arayıcılık ( el alem) şeması; sağlıksız yetiştirilme ile oluşan bir şema (algı)dır. Koşullu sevgi ile büyüyen bireyi temsil eder. Ebeveynlerin: “ istediğimiz gibi olursan, istediğimiz başarıyı sağlarsan seni sever ve takdir ederiz” büyütme tarzının sonucudur. Çoğu zaman memnuniyetsiz  ,mükemmeliyetçi ,yüksek standartlı veya bağımlı ebeveyn profilinin büyütme tarzını yansıtır. Çocuğun sevilmesinin mutlaka karşılığı olmalıdır. Doğal sevgiden çok, hak etmeli ortaya bir ürün koymalıdır. Bazen de çocuk ilgisiz/ihmalkar ebeveynin varlığı  ile onlardan alamadığını dışarıdaki insanlardan almaya çalışarak giderir. Bu durumda da yine dış onaylı sisteme dahil olur.

İlerleyen yıllarda ise yine zor beğenen, yaşam sorumluluklarını almayan, kişilerle arkadaş olabilir ya da onların eşi olabilir.  Yani onay arama süreci, yüzleşme olmadığı sürece yaşam boyu ,eylem şekli değişse de devam edebilir.

İlgi ve sevgiyi  emekle( koşullu ) alan kişi bunu almak için sürekli yarışmalıdır. Güzellik, başarı, zenginlik, statü, lüks alım vs. ile merkezde olmayı sürdürmeye çalışır.

Toplumda “alkış delisi”, “tribüne oynayan”, “desinlerci” veya “el alemciler” diye tanımlanırlar.

Süreç:

Kişi bu özelliğinin farkına varmazsa kendi istediği değil, toplumun veya diğerinin beklediği yaşamı sürer.  Kendi isteklerini , zevklerini duygularını bastırır veya görmezden gelir.  Bazen de evlilikte uzun yıllar eşinden onayı alamadığı için boşanma veya aldatma sapmaları yapabilir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi onay arayıcı kişiler genelde az onaylayan ve gözü yüksekte olanları çekici bulur. Yani yarasını kanatanı seçer ve şemasını sürdürür. Onayı sürdürmek adına ; hayır diyememe, kendini olduğu gibi ortaya koyamama,kendini ihmal etme,sürekli el aleme kulak kabartma, aşırı fedakarlık,olmayan sınırlar gibi olumsuz davranışlar ile bir süre sonra yorulup yüzleşmesi gerekebilir.

Özgürlüğümüzün, değerliliğimizin sınırlarını aslında ortay çıkardığımız vitrin ile biz sınırlamış oluruz…

Böyle biri iseniz;

  • Dış onay aradığınız insanlarla çatışmak onları suçlamak yerine önce bu durumun sizin bir algınız olduğunu kabul edin. Kendi algımız, onları çekti ve o beklentileri oluşturdu).
  • Şemamızı fark ettikten sonra adım adım kendi isteklerimizi, zevklerimizi keşfetmeye başlamalıyız. ( çoğu insan o kadar çok başkasının mutluluğuyla mutlu olmaya odaklanmıştır ki “ben ne ile mutlu olurum”u keşfetmemiştir).
  • Küçük adımlar şeklinde “ hayır deme” egzersizleri yapabiliriz. İlk başlarda asık suratlar, tavır alanlar, iletişimi azaltanlar olacaktır lakin zamanla olması gereken düzeye ulaşılacak ve olması gereken insanlarla yola devam edilecektir.
  • Kendi başınıza etkinlikler yapma zamanı yaklaşıyor. Artık yavaş yavaş bireysel zamanları da yaratmak gerekiyor. Spor, hobi, gezi, alış veriş vb. gibi ( genel bir reçete doğru olmaz- siz zevklerinizi  keşfedeceksiniz.) etkinlikleri yapmaya başlamalısınız. İlk başlarda ( belki de)  az keyifli olabilir veya ilk denediğiniz aradığınız olmayabilir ama zamanla oturacaktır.
  • Eşinize, arkadaşlarınıza hatta çocuğunuza ( ki genelde onay arayıcı mükemmel anne olmaya çabalar ) sınır çizmeye, onların sorumluluklarını adım adım iade etmeye başlamalısınız.
  • Eleştiriye, küsmelere, yetersiz hissetmelere açık ve en baştan kabul edici olmalıyız. Bizim zaten bu kadar çok onay aramamızın en büyük nedeni “koşulsuz sevilmeme “sorunsalıdır.
  • Aynı şekilde insanlarla olan ilişkilerimizde de statü arayıcı, rütbe ve mevki arayıcı değil sevgi ve keyif alıcı koşulları koymalıyız.
  • Yetinmeyi, tatmin olmayı, durmayı bilmeli, hızımızı azaltmalı, ilişkisel tatmine zaman ayırmalıyız.
  • Asık surat alerjimizle yüzleşmeliyiz.
  • Asık surata karşı ” bu beklentiyi yerine getirmek zorunda değilim” i düşünerek, onlarla yüzleşmeliyiz.
  • Başkasının bizi nasıl gördüğünden çok,bizim kendimizi nasıl gördüğümüze yatırım yapmalıyız. Sık sık “ değerliyim” yeterliyim” koşulsuz da sevilecek biriyim” telkinlerini kendimize vermeli bu telkinleri verenler ile daha sıcak ilişkiler kurmalıyız.
  • Rekabet ettiğiniz insanların da belki onay arayıcı olduğunu düşünebilirsiniz.
  • Çalıştığınız yerde sürekli her başarınızın görünmesi için amirinizle taktir ilişkinizi azaltmalısınız.
  • Kendi kendimizi takdir etmeye başlamalıyız.
  • Yeterli ve başarılı olduğumuzu önce kendimize inandırmalıyız..
  • Mükemmel olmak değil, mutlu olmak hedefimiz olmalı.
  • Seçtiğimiz insanların  memnun olma/olmama niteliklerine dikkat etmeliyiz.
  • İşiniz dışında sosyal medyada onay odaklı işlemlerinizi azaltın.
  • Sosyal medyada olması gereken siz yerine sadece olan siz olun..
  • Reel hayatınızda daha fazla taktir eden, sizi olduğu gibi seven, hayatla barışık ve yaşamı kabullenen insanlar olsun..
  • Sorunlarınızı, sıkıntılarınızı üzüntülerinizi paylaşın. Bu bana yakışmaz, insanlar beni hep güçlü bilmeli “ düşüncelerini bir kenara bırakın. Sizin sorunsuz olmanız daha çok sevilmenizi değil, vitrininizin daha çok taktir edilmesini sağlar. Ama mutsuzluğunuzu yine siz yaşarsınız..

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Başarı mı, Mutluluk mu?

0

Üniversite sınavlarında Türkiye 56.sı olmuş, Boğaziçi’ni birincilikle, Harvard’ı 4.00 ortalamayla bitirmiş, üstüne de Cambridge’de doktora yapmış Özgür Bolat tüm bu başarıların ardından şaşırtıcı şekilde bunların önemsiz olduğuna kanaat getirmiş ve şunları söylüyor:

“Ben Türkiye’deki insan yetiştirme modelini hem ailelerde hem de okullarda değiştirmek isteyen biriyim.

Var gücümle bunun için uğraşıyorum.

Dünyanın en saygın araştırma şirketi Gallup’a göre dünyada mutluluk sıralamasında sondan üçüncü ülkeyiz.

Şu anda 10’dan fazla ülkede savaş var.

Biz o ülkelerden bile daha mutsuzuz.

Ailem, akrabalar, komşular, herkes, “Özgür, yine birinci olmuş!” deyince, babamı mutlu görünce, benim bilinçaltıma şöyle bir şey yerleşti:

İnsanlar, beni birinci olduğum için, başarılı olduğum için kabul ediyor ve seviyor.

Babam da…

Ben de başarımla kabul göreceğimi düşündüm.

Ve o andan itibaren de sürekli başarılı olmak için uğraşıp durdum.

Sanki sadece başarılı olursam onların gözünde değerli olacaktım.

İşe yarayan nedir biliyor musunuz?

Tek başınıza kaldığınızda, huzur ve hissedebilmek.

Var olan durumu olduğu gibi kabul etmek.

Şimdi ki aklım olsa o okullara gireceğim diye kendimi parçalamazdım.

Çok bir şey ifade etmiyor aslında.

Dünyanın en depresif öğrencileri Harvard’da.

Neden?

Çünkü hepsi başarı odaklı.

Oraya giriyor ama aynı anda depresyona da giriyor.

Sizin için hangisi önemli?

Çocuğunuzun okuldaki başarısı mı, yaşamdaki başarısı mı?

Robin Williams niye intihar etti?

Hollywood’un en ünlü, en başarılı insanlarından biri niye intihar ediyor?

Çünkü içindeki boşluğu, dışarıdan gelenler; başarı, para, şöhret dolduramıyor.

Yetmiyor.

Kimseye yetmez.

Benim çocuğum ne olsun biliyor musunuz?

Bir kafede çalışsın, yeter ki iç huzuru olsun.”

Dr. Özgür BOLAT

Doyumsuz Çocuklar Nasıl Yetişiyor?

0

Dün bir kitapçıda kasada sıradayken, önümde 2 yaşlarında bir çocuk elinde bir dinozor bir de arabayla bekliyordu.

Anne bu iki oyuncağı kasiyere uzatırken, bir taraftan da, 

“Evde bir sürü dinozor var zaten” diye söyleniyordu.

Kasiyer ürünleri okutup, 

“Bu dinozor 90 lira alacak mısınız?” diye sorunca,

“Siz sadece arabayı koyun torbaya, aldık deriz!” dedi.

Bilirsiniz bu durumlarda olaylara pek müdahale etmem.

Ama bu sefer duramadım ve dedim ki,

“Bence almayacağınızı söyleyin.

Sonra çok hayal kırıklığı yaşar, kendisini kandırılmış hisseder.”

Kadının çocuğuna dönüp,

“Dinozoru alamıyoruz” demesiyle çocuğun elindeki dondurmayı yere fırlatıp, ağlamaya başlaması bir oldu!

İçimden,

 “Hıh dedim bu kadın seni paralayacak, yaşlı teyzeler gibi oldun niye burnunu sokuyorsun” diye kendi kendime kızarken bir taraftan da, 

“Şu saatten sonra sakın o dinozoru alma” diye sesiz çığlıklar attım ama beni duyan olmadı.

“Kıyamam ben senin gözyaşlarına tamam tamam alıyoruz” deyip, dinozoru da alıp hızla uzaklaştılar.

Bu olayı düşüne düşüne eşimin yanına giderken çocuk dondurmacının önünde yeni dondurmasını alıyordu…

Peki ne mi yapsaydı o anne?

Madem o dinozoru almak istemiyor, çocuk yere yatıp tepinse dealmayacaktı!

Geçmiş olsun artık nur topu gibi bir davranış problemi oldu.

Çocuk herhangi bir şey istediğinde ve olmadığında elindekini fırlatıp, ağlamaya başlayacak.

Şimdi ben “Çok sıcak, klima istiyorum” diye gidip dekana ağlasam o da “Kıyamam senin göz yaşlarına” diyerek anında odama klima taktırsa, yarın da gider bu odaya sığamıyorum diye ağlarım mesela.


Hayır bir de gidip fırlattığı dondurmayı tekrar alıyorsun!

İşte, doyumsuz çocuklar nasıl yetişiyor?

Böyle böyle…

Şimdi bir dinozor alıyor olabilirsin peki ilerde Ferrari isteyince ne olacak?

Ya da hoşlandığı kız başkasına aşık olunca?

İstediği üniversiteyi kazanamayınca…

Düşüp bacağı kanasa evet göz yaşlarına kıyamayız ama doyumsuzluktan ağlıyorsa kıyılmayacak bir durum yok!

Tam tersi ağlıyor diye her istediğini yaparak kıymayın yavrunuza…

 

Yrd. Doç. Dr. Saniye BENCİK KANGAL
(Akademisyen Anne)

BİZİ TAKİP EDİN

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR