Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Nasıl Mutlu Olabiliriz ?

0

MUTLU OLAMAYANLAR İÇİN

Mutluluk kişiden kişiye göre değişse de asıl olan mutluluğun bilinenin aksine sonuç değil, süreç olduğudur. Bir şeyden yaparken keyif almak, onun sonucuyla da bonus olarak mutlu olmaktır. Bazen ” şu gerçekleşirse, şuna ulaşırsam, bir olsun, bir bitsin bak nasıl mutlu olacağım ” gibi cümlelerimiz olur. Bu durumda mutluluğu sonuca odaklarız. Sonuca ulaşana kadar geçen süreçte ise keyif almaktan çok bir koşturmaca içinde buluruz kendimizi. Bu aynı zaman ertelenmiş mutluluktur. Bazen bir hedefe ulaşmak, belki yıllar sürecektir. Mesela düşük geliri olan birinin  “bir evim olursa çok mutlu olurum” düşüncesinin gerçekleşmesi belki on yılı bulacaktır. Peki, başlama noktası ile hedef arasındaki on yıllık süreçte ne hissedilecek?

mutluluk ile ilgili görsel sonucu

Esasen mutluluk, süreçten de keyif alıp , mutluluğun sadece sonuç olmadığını kabullenmektir.

 

Mutluluğun ilk tanımı süreçten de keyif almak ve mutluluğun sadece sonuç olmadığıdır.  Peki, mutluluk nedir? Mutluluk yaşamımızın temel amacıdır. Tüm çabalarımız onun içindir. Yemek yemek, gezmek, eğlenmek, para kazanmak, arkadaşlarla olmak, ibadet etmek, bir amaç için çabalamak, kendimizi geliştirmek vs. tümünün altında bize verdiği mutluluk vardır. Sadece olumlu davranışlar değil, olumsuz davranışlar ve yaşantılar da mutluluk amacına hizmet eder: Taziye görevini yerine getirmek, hastaya bakmak, inancı ya da düşüncesi için zorluklara katlanmak vb. gibi.

 

Davranışlarımızdan bazıları doğrudan bazıları ise dolaylı olarak bizi mutlu eder. Güzel bir yemek yemek direkt mutlu ederken, bir insana yardım etmek ise sorumluluk duygumuzun tatmin edilmesi nedeniyle dolaylı mutlu eder.

Mutlu olmak isterken hayatın gerçekleri, acı tarafları da göz ardı edilmemeli. Sadece olumlu duyguya odaklanan kişi, hayatın yapısı gereği karşılaşacağı her olumsuz durumda kaçmayı veya yok saymayı deneyecektir. Oysa yok sayarak veya kaçarak hayatı yaşamak mümkün değildir.

mutluluk ile ilgili görsel sonucu

Çağımızda mutluluk, görsellik ve maddiyatla çok ilişkilendirilmektedir. Çok para kazanmak, güzel yemekler, güzel arabalar, heyecanlı ilişkiler, konforlu yaşam, her türlü imkâna sahip olmak vb. unsurlar mutluluğun kaynağı gibi gösterilmektedir. Oysa bunlar mutlu eden değil, bizi mutluluğa götüren araçlardır. Bunlar elbette mutlulukta etkin paya sahiptir. Ama bunlara ulaştıktan sonra hep mutlu kalacağımızın garantisi yok. Mutsuz olan birine “Araban, evin, maaşın, vs. imkânların var halen neden mutsuzsun?” diyemezsiniz. Bunun yanı sıra sınırlı geliri olan insanlarında mutsuz olduğu iddia edilemez.

Para-mutluluk ilişkisi nedir? Para mutluluk için gereklidir. Ama salatanın tek bileşeni domates olmadığı gibi, yaşamdaki tek mutluluk kaynağı da para değildir. Para da mutluluğun bileşenlerinden biridir. Sadece para, yaşamı tüm yönleriyle mutlu etmeye yetmez.

Mutluluğun parayla ilişkisi doğru orantılı değildir. Para size, mutlu olmak için imkân, güvenlik, sağlık ve konfor, keyif, heyecan verebilir. Paranın bir noktadan sonra mutlu etmesi mümkün olmaz. İstediğiniz kadar aktivitelere katılın, harcayın, yiyin, için, gezin. Aslında bunların tümü hayattaki mutluluğu arama çabasının denemeleridir. Oysa sizin bunlardan al(ama)dığınızı, evinde ailesi ile oturan kişi  az bir imkan ile de alabilir.

Haz mutluluk değil, anlık elde edilen duygudur. İçsel olarak mutluysanız hazlarınız keyif verir. Aktiviteye, “Beni mutlu etsin.” diye anlam yükleyip mutlu olmayı beklerseniz, bu zoraki bir mutluluk oyununa dönüşür. Günün her saatinde kendinizi meşgul edecek şeylerle uğraşır durursunuz. Bu ise hem mümkün değil, hem de yorucu. Durduğunuz an, kendinizi kötü hisseder, dibe vurur, boşlukta hissedersiniz.

Esas olan huzurdur. Hayatınızdaki eksiklik duygusunun nedenini bulursanız ve onu çözmeye çalışırsanız huzur kapısı açılır. Aksi takdirde zamanınızı günlük hazlar ile doldurmaya ve olumsuz duygular yaşamamak için geçiştirmelere başvurursunuz.

Koşturmayı bırakıp, ben neyi arıyorum diyebilmeliyiz. Bunun için de hayatımıza kısa ve uzun vadeli planlar, hedefler koymalı aynı zamanda nasıl bir prensip içinde yaşamak istediğimizin sınırlarını çizmeliyiz.

Aristo’ya göre: “Mutluluk, insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir ve mutluluk, ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir. Kişi ancak hayatının bütününü soylu bir biçimde yaşarsa mutlu olabilir.”

Epikür göre: Mutlu olmak için insanın üç şeye ihtiyacı vardır: “Dostluk, özgürlük ve düşünmek.”

Descartes, mutluluğu “Bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu” olarak tanımlar. Descartes’a göre; mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır.

mutluluk ile ilgili görsel sonucu

”Mutlu olmak adına, içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur.”(N.Ünlü )

 

Nörolog Nancy Etcoff, beynimizin evrimsel olarak mutluluk ve acıyı azaltmaya odaklı olduğunu söyler. Şekerli şeylerin tadını doğuştan sevmemiz ve acı olanları da reddetmemiz, mutluluk arayışının içgüdüsel olduğu görüşünü destekler niteliktedir.

 

* Mutluluk, var olan yaşamınızı öncelikle kabullenebilmekle başlar. Yani gerçekçi olmakla başlar. Bu kabullenmek, pes etmek değil, gerçeği görmektir. Yok, saymak ya da yakınmak, değiştirme gücünüzü elinizden alır. Sizi kaderciliğe sürükler.

 

Uçurumları sevenin kanatları olmalı. (Nietzsche)

 

* Mutlu olmak öğrenilir. Çünkü insanlar, mutluluğu da mutsuzluğu da yaşadığı, doğup büyüdüğü aile ve toplum içinde öğrenir. Ailede hep yakınan, şikâyetçi, mutsuz, hayattan zevk almayan birinin olması, ayrıca bunun ebeveyn olması halinde bu ailenin çocukları, mutsuzluğu bir hayat şekli ve hayatın kendisi sanırlar. Ailenin liderleri olan anne-baba, çocukların ruhsal durumlarının da kaptanlarıdır. Çocuklardaki ruhsal ve davranışsal tepkiler ise ailenin termometresidir.

Mutlu olmak öğrenilir.

* Mutluluk bir duygudur. Bir duygunun oluşumu ise düşünce şeklimizdir. Çünkü insan, nasıl düşünürse öyle hisseder.

 

* Mutluluk, düşünce şeklidir. Düşünen için düşündüğü gibi yaşamak, düşünmeyen için yaşadığı gibi düşünmektir. Hayatımıza nasıl mutluluk katacağımızı zihnimizde çizdiğimiz harita ile belirleriz. Yani hedeflerimiz, amaçlarımız, yaşamı anlamlandırma şeklimiz düşünce olup bizi harekete geçiren güçtür. “Ben artık şöyle yaşayacağım, bundan sonra bu şekilde davranacağım.” gibi kararlar zihinsel süreçlerin ürünüdür. Sonuçta insan, inandığı bir şeyi sürekli şekilde yaşar. Yani inandığımız gibi yaşarız.

 

* Mutluluk, zihinde başlar. Hayattaki olumlu ve pozitif noktaları görebilmektir. Klasik yarı dolu yarı boş bardak örneğinde olduğu gibi gerçekliklerdeki olumlu noktaları görmek gerekir.

* Mutluluk, bağımlı kalmadan ama bağlı kalmaktır.

* Mutluluk yetinmektir, var olanın kıymetini bilmektir. Olması gerekene değil, olana odaklanmaktır. Sahip olduğunuz şeylerle çok mutlu olacak o kadar çok insan var ki…

* Mutluluk, bakış açısı sonucudur. Var olan yaşam içindeki olumlu yönleri görmek, fark etmek ve onları bir artı olarak kabul etmektir.

* Mutluluk, kimseye muhtaç olmamak için çabalamaktır. Eğer hayatınızı kimseye muhtaç olmamak için çabalıyorsanız hem süreçte hem de sonuçta mutlu sizsiniz.

* Mutluluk, sağlıklı olmaktır. Aslında her şey kazanılır, acısı geçer veya azalır ama sağlık kaçan tren gibidir. Sağlıklı iseniz, siz inanmasanız bile mutlusunuz.

* Mutluluk, hayatın farkında olmaktır. Yaşamın her saniyesi mutlu hissetmek için vardır.

 

Mutluluk çalışmak ve sevmektir. (Freud)

 

Hem üretiyor hem de sevgi dolu iseniz sizi kimse yıkamaz. Çalışmak, belirli saatlerde belirli bir işi para kazanmak için yapmak anlamında olan çalışmak değil, kendine ve insanlığa bir şeyler katmak, kazandırmak anlamında bir çalışmadır ve severek yapılması sonucunda insanı mutluluğa götüren bir aktiviteye dönüşür. Çalışmak, üretmektir, faydalı olmaktır, bu dünyada bir işe yaramaktır. Sadece para kazanmak ile ölçülmemelidir.

Sevmek duygusu evrende mutlak bir güçtür ve” insanda her şeyle baş edebilirim” duygusu uyandırır. Severek yapılan iş, severek yürütülen ilişki vs. durumlar kişilere mutluluk kapılarını açar.

Mutluluk; realist bakıp, pozitif görmektir. Yaşamın gerçeklerini göz ardı etmeden içinde bulunduğumuz durumun olumlu ve öğretici taraflarını yakalamak, bizi olgunlaştıracak ve mutlu edecektir.

Mutluluk, üretmektir. Yaşamı üretmeden, kendini geliştirmeden yaşamak mutsuzluğa neden olur. Sonbaharda dökülen yapraklar üretkenliğin bitişi gibi düşünüldüğünde doğada ve insanlarda bir hüzün meydana gelir, oysa ilkbaharla yeşeren doğa üretkenliği simgeler ve insanlarda neşe ve yaşama duygusu ortaya çıkarır. O halde üretmek ve bunu paylaşmak mutluluk sebebidir. (Emeklilerin depresyonu ve mutsuzlukları da artık üretmeyecekleri ve işe yaramayacakları hissinden kaynaklanır.)

 

Mutluluk, aidiyettir. Kendini bir yere ait hissedebilmektir.

Mutluluk, kendin olabilmektir. Maskesiz ve rolsüz.

Mutluluk, sevebilmek ve karşılığında sevilmektir.

Mutluluk, ibadettir. İnandığın değerler için bir şey yapmaktır.

Mutluluk, güvendir.

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Ayrılma şekilleri ve Ayrılık sonrası toparlanma

0

Ayrılma şekilleri ve Ayrılık sonrası toparlanma

Biten ilişkimizin kalitesini bitiş şekliyle hatırlarız

İlişkileri başlatmak ve bitirmek  konusunda tüm ezberler değişti. Ritüeller, artık eski Türk filmlerinde kaldı. Başlarken, vitrine yansıtılan yüzler, sürdürme ve bitirme aşamasında gerçek yüzlerini göstermektedirler. Tıpkı pazarda,en iyi domatesin en öne, kötülerin ise arkada olması gibi, insanlar da dışa yansıyan yüzlerinde en iyi yönlerini gösterir, zaman geçtikçe ise fabrika ayarlarına dönüp kendilerini oynamaya başlarlar. Peki kişi adam gibi başlayan bir ilişki neden şok şekilde biter ve adam gibi bitirilemez?


  1. Bitirilen ilişkiyi mağlubiyet olarak algılamak
    : Bu nedenle tıpkı bir maçın son saniyesine kadar direnmek ve taarruz etmek misali ısrarcı oluyoruz. Aslında ilişkinin bitmesinin doğruluğunu ve gerekliliğini kabul etsek bile “Bitecekse de ben bitirmeliyim.” egosuyla önce direnir sonra ise acılar içinde bitmemesi için her türlü tavizi vermek isteriz. Kötü giden bir ilişkiyi tamir etmek, o şekilde devam etmek veya bitirmek seçenekleri önümüzdedir. Genelde seçimler birinci veya üçüncüdür. Ya iyileştirme çabalarına başvurur ya da bitirmeyi seçeriz. Ayrılmayı mağlubiyet algılamamız nedeniyle egomuz zedelenir. Kendimizi yenilmiş gol yemiş takım gibi hissederiz. Oysa ayrılmak, bir mağlubiyet değil, bir mutsuzluğun sonucudur. Eğer bitirişleri mantıklı bir karar olarak değil de bir mağlubiyet veya karşıdaki tarafından reddedilme olarak algılarsak ayrılık girişimine karşı koyarız. Israr, tehditkar, ajitasyon,şiddet gibi davranışlara başvurulabilir.

ayrılık ile ilgili görsel sonucu

2. Hazır olmamak: Bir ilişkinin bitişi için hiç bir zaman duygusal-zihinsel olarak iki taraf da aynı derecede hazır olmaz. O nedenle ilişki bitişlerinde hazır olduğumuz zamanda ayrılmak istemek veya ayrılmak için uygun zamanı beklemek doğru değildir. Mesela biteceği kararını size söyleyen biriyle o ilişkiyi nasıl yürütebilirsiniz? Ya da nasıl bir yandan ilişki yürütürken, bir yandan da kendinizi ayrılığa hazırlarsınız? Ayrılığa hazır olmak için ya önceden net ifade edilmeden ilişkide sorun yaratmak, ilgisiz davranmak, kötü muamele yapmak lazım ya da ayrılık kararı ile hazırlık sürecini başlatmak lazımdır. Taraflardan biri ayrılık kararı almışken, diğer tarafın “Bekle ben hazır olduğumda beni terk et-benden ayrıl.” demesi gibidir. Eğer karşıdaki size bu zamanı verirse siz zaten hazırlanmak yerine bu zamanı ilişkiyi iyileştirmek veya bitirmemek için kullanırsınız.

 

3.Kandırılma:   Biz hazır olmadığımızı düşündüğümüz için partnerimizin bencilce ve acımasızca davrandığını düşünür; öfke nöbetleri ve depresif ruh halleri arasında geziniriz. Çünkü bize göre; biz bu ilişkide bir şeyler için çabalarken, o bizi kandırmış, ayrılık kararı almış ve kendini hazırlamıştır. Kendimizi kandırılmış ve değersiz hissederiz. Kandırılmışlık duygusu ile hem üzülür hem de ona öfkemizi kusmak isteriz. Bu iki duygu (nefret ile ona zarar verme ve tekrar sevgili olma isteği) daha fazla hata yaptırır ve ayrılık aşamasında da kendimizi daha suçlu hissetmemize ve onun da ayrılırken vicdani sorumluluğunun azalmasına neden olur. Oysa böyle bir durumda mağlubiyetin öfkesi yerine ilişkinin bitmesinin üzüntüsünün yaşanması en gerçekçi duygudur. Her zaman ki gibi esas olan nedenlere odaklanmaktır.

ayrılık ile ilgili görsel sonucu

  1. Kendini terk edilmiş hisseden kişi: Kendi stadında ezeli rakibine farkla yenilmiş takımın taraftarı gibidir. Hem üzüntülü hem öfkelidir. Hem takımını sevmektedir hem ondan başarısızlıktan dolayı nefret etmektedir.

 

  1. Biten ilişki değil, egolardır: Biten ilişkinin kişide yarattığı bu kadar ağır etkilerinden biri de ilişkiyi hayatındaki gücün, başarının göstergesi olarak görmesidir. Kişilerdeki yüksek ego/hırs ilişkide de var ise karşıdakinin bu ilişkiyi bitirmesi, bir yandan büyük bir yıkım,bir yandan ise ağır öfke yaşatır. Partnerinin ilişkiyi bitirmesini hazmedemez. “O kim olur da bitirir, ancak ben istersem biter, ben terk edilmem, ederim” gibi söylemler zihinde uçuşur.

6.Eski kayıpları hatırlatmak: Her ayrılık, benzer deneyimleri de aktivite eder. Her ayrılık eski deneyimlerden kalan depo duygu ve düşünceleri de size yaşatır. Bu nedenle “kaderci” bir yaklaşım sergilendiğinde de kişinin acısı ve kabullenmesi bir o kadar zor olur. “Yine aynısı oldu, ben hep aynı şeyleri yaşıyorum”.

7.İlişkinin içselleştirilmesi: İlişkimizi benliğimiz, karakter veya duruşumuzun bir göstergesi gibi görürsek bitmesi halinde de yok olmak, hiç olmak olarak düşünürüz. Bazı şiirler ve şarkılarda geçen “sensiz hiçim, beni bırakırsan yok olurum” ifadeleri bağımlılık yapısı gösterdiği kadar aşırı içselleştirmenin de göstergesidir.

 ayrılık ile ilgili görsel sonucu

Peki, insanlar neden ayrılır?

 İlişki, beklentilerini karşılamıyordur.

  1. Zamanla kişinin gerçek niteliklerini fark etmiştir ve bu özellikleri ile yürütmeyeceğini düşünmüştür.
  2. İlişkinin akdini bozan davranışlar (şiddet, aldatma, kıskançlık, güvensiz davranışlar, alkol, değiştirmeye çalışma, vs. gibi)
  3. İlişkinin statikleşmesi ile heyecan veya duyguların bitmesi, özgürlük isteği, cinsel sorunlar, ilgisizlik.
  4. İlişkinin geleceğini belirsizliği ve güvensizliği
  5. Amacına ulaşma ( çocuk yapma ,para kazanma vs.)

Bu nedenleri özele indirip arttırmak mümkün ama konumuz ayrılma süreci olduğu için bu süreci incelemeye devam edelim.

Size göre karşı tarafın gerekçesi ne olursa olsun, ayrılmak istemiyorsanız bunları yeterli görmezsiniz. Her zaman da bir çözümünün olduğunu düşünürsünüz. Buna bağlı olarak da çözüm yöntemleri önerirsiniz, değişeceğinize dair sözler verirsiniz. Fakat ayrılmak isteyen kişi, daha önce şans vermiş ise veya ayrılmak konusunda kararlı ise önerileriniz geri tepecektir.

Partneriniz, emin olup, ayrılmaya karar vermişse, çabalar işe yaramayacak ve sizin çabanız zamanla karşılık bulmayacaktır. Her emek, bir beklenti oluşturacak, her beklenti karşılanamadığı takdirde bir hayal kırıklığı yaratacaktır. Hayal kırıklığı ise öfkeye dönüşecektir.

Ayrılığı tüm reddedişler, kabullenmeme sürecinde olduğunuzun göstergesidir. Zaten ayrılmak isteyen için de ayrılmak istemeyen için de en zoru kabullenme aşamasıdır. Ayrılmak istemeyen kabullenemez. Ayrılmak isteyene “Bana yardım et, kabullenmem için.” der. Bunu ise “neden “ ve “niçin” ler ile devamlı ister. Size sorulan her soru kabullenmeyi sağlayan bir yardım çığlığıdır. Ayrılma kararınızdan sonra partnerinizden gelen soruları cevapsız bırakmayın. Somut, net ve tutarlı cevaplar vererek kabullenmesini sağlayın. ama net açıklamalardan sonra iletişimi aşamalı olarak azaltın, bitirin.

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

 

Onu, kendin için affet

0

Onu, kendin için affet

Affetmek, yaşanılan olayın etkisinden kurtulmak için, kişinin öncelikle kendisi için attığı bir adımdır.

Affedemeyen kişi, yaşanılanları değiştiremez.

En fazla bundan sonrası için ne yapacağını belirleyebilir.

Olayın etkilerini, hayat boyu bizi etkilememesini, cebimizde taşımamamızı sağlar.  Affetmemenin bizi  nasıl etkilediğini görmek istiyorsak, olayı aklımıza getirip o an neler hissettiğimizi görebiliriz.

Eğer yoğun duygular yaşıyorsak hala affedemediğimizi gösterir.

Ayrıca affedemediğimiz için o duyguları depoladığımızı, en küçük bir kıvılcım( onu görmek, TV de benzer haberler, başkasının başına geldiğinde, konuyla ilgili bir  haber vs.)  ile nasıl alevlendiğini görebiliriz. Oysa affetmemek, hem ruh sağlımıza bir yük, hem de ilişkinin devamı için koca bir engeldir. İlişkinin ya iyileştirilmesi ya da bitirilmesi kararı da affetme sürecinin tamamlanması ile daha sağlıklı verilebilir.

 

 Neden Affedemeyiz?

 

  • Affetmek istemeyen kişinin En büyük kaygılarından biri de aynı şeyi tekrar yaşamaktır. Bu nedenle çoğu zaman aynı şeyi tekrar yaşamamak için affetmek istemez. Olayı sıcak ve gündemde tutar. “unuttum sanma” mesajı verir.
  • Affetmek istemeyen kişi, “ bu kadar basit olmamalı” diye düşünerek affetmek istemez. Bunun hemen affedilmesi ve gündemden kalkması halinde yapanın yanına kar kalacağını düşünür. Bedel ödetmek ister. Bu olayın kendisi için ne kadar ağır olduğunu olayın etkisinin affetmemekle sürdürerek göstermek ister.
  • Affetmeyen kişi, affetmesi halinde kendisinin, kendisine zarar verenin ve çevredeki insanların onu zayıf, gurursuz ve aciz olduğunu düşüneceğini zannedeceğini düşündüğü için affetmek istemez.
  • Affetmek istemeyen kişi, affederse hiç bir şey olmamış gibi, ilişkinin yürümesi gerektiğini düşünür. “affedersem barışmam lazım “diye düşünür.
  • Affetmek istemeyen kişi, bedel ödetmek ister. Diyetini ister. Karşıdaki kişinin çabası, dayanması ve bedel ödemesi ile hem kendisine verdiği değeri ölçer hem de ödeştiğini düşünür.
  • Affedemeyen kişi, yapılan davranışı kişiliğine ve kendisini değersizleştirmeye yönelik bir saldırı olarak algılar. Affetmeyerek değerini korumaya ve toparlamaya çalışır.

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Tartışma Çıkmaması İçin Alttan Almak Doğru mu?

0

Tartışma Çıkmaması İçin Alttan Almak Doğru mu?

Kendinizi ifade etmek veya karşıdakini aşırı memnun etmek odaklı biriyseniz devamlı olarak karşıdakinin ne düşündüğünü, yüzünün ifadesinin ne olduğunu yakalamaya çalışırsınız. Yani bir deyim olan, ağzının içine bakarsınız. Böyle bir durumda ise, bütün mutluluğunuzu ona endeksler aynı zamanda da ona çok büyük bir sorumluluk yüklersiniz. Onun hasta olma hakkı, suratının asık olma hakkı, mutsuz veya bir şeyi beğenmeme hakkı zamanla olmaz. Çünkü o olumsuz olursa onun üzerine hayat kuran da aynı şeyi yaşayacak. Bu nedenle o olumsuzu yaşamasın (kendisi de yaşamasın) diye devamlı bir memnun etme, aşırı fedakârlık, bütün yükü sırtına almak gibi çabaya girecektir.

Yanlış bulduğunuz fikirleri, davranışları o üzülmesin diye doğru yapıyormuş gibi kabullenmiş görüneceksiniz. Oysa onun karşı çıkmanız halinde üzüleceği sadece sizin hipotezinizdir. Bir danışanımın analizi:

“Eşim aslında kendini ifade etseydi ben üzülmez tam tersine yanlışımı görür aynı zamanda onun da ne düşündüğünü bilmiş olurdum. Fakat o sessiz kaldıkça ben davranışlarımın onun hoşuna gittiğini ya da doğru olduğunu düşünüp devam ettim. Ama bugün gelmiş ben yıllarca seni alttan aldım taviz verdim diyor. Ben bunu talep de etmedim bundan mutlu da olmadım. O benimle bir konuda tartışma cesaretini bulamamışsa, ya da benim üzülmemle başa çıkamamışsa benim suçum ne?

Burada da görüldüğü gibi tavizi veren, sessiz kalan bir bağımlılık geliştirmiş; mutluluk başlığında da işlediğimizi gibi hayatsal tek mutluluk musluğu olarak eşini seçmiştir.

Yönetmek bir güçtür. Eğer kendinizi yönettiriyorsanız, nasıl yönetileceğinize karışamazsınız. Çünkü yönetim bir güç ise, gücü başkasına verip aynı zamanda da kullanamazsınız. Beni böyle yönet diyemezsiniz.

Bu tip ilişkilerde dışarıdan bakıldığında bir tarafın aşırı dominant, diğer tarafın ise pasif ve tavizkar olduğu sanılır. Oysa pasiflik de dominantlık da ilişkinin başlangıcı ve gidişatına göre şekillenir. Siz beraber yürümek yerine arkada yürümeyi seçerseniz otomatik olarak eşiniz önde yürümek zorunda kalır. Asıl olan beraber yürümek olsa fedakârlık şeması olanlar gereksiz ve aşırı bir çabaya girerler.

Tartışma Çıkmaması İçin Alttan Almak, durumsal ve akut zamanlarda olmalıdır. eğer bu sizin ilişki sürdürme yönteminiz ise hem kendinizi yıpratır hem de ilişkiyi sağlıksız bir zemine oturtursunuz.

çoğu zaman kaygınızın esiri olursunuz.

“Gerginlik çıkmasın”,

“Daha fazla büyümesin”,

“Kendimi kaybedebilirim”,

“Sonra toparlayamam”,

“kendimi ifade edememem” gibi düşüncelerin seni susmaya iter.  Oysa buradaki susma eylemini daha çok kendini için yapmış olursun.. Kendi kaygını gidermek için..

Yıllar sonra da bedelini karşındakinden sorarsın. Ya da içten içe ona kronik öfke yaşarsın.

Doğrusu;

  • Susma da bağırma da.
  • Kendi ifade et. Kötü bir şey olursa onu o zaman düşünürsün.
  • Kendi ifade etmek, doğru bir şey.
  • Alttan almak, bir iletişim yöntemi değil..
  • İfade ettiğinde de hemen çözüm bekleme.
  • Her zaman çözüm olmayabilir.
  • Susmanın tersi öfke değildir.
  • Duygularını da yansıt. ifade et. ifade edersen ifade eder…

SERHAT   YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

 

Fedakârlık – Beklenti – Öfke İlişkisi

0

Fedakârlık – Beklenti – Öfke İlişkisi

Fedakârlıkta öfke zamanla, sadece anlamayana değil, anlamayan için fedakârlık yapan kişinin kendisinedir. Neden bu kadar emek verdiğini sorgular. Anlamayan biri için bu kadar çabalamanın verdiği suçluluk ve pişmanlığın yarattığı öfkeyi kendine yöneltir. Bu haklılık düşüncesi, farkındalık oluşmadığı sürece kişide öfkeyi devam ettirir. Ama farkındalık oluştuktan sona ise, öfke yerini pişmanlığa bırakır.

Fedakârlığımız arttıkça, duygusal ihtiyacımız da farkında olmadan artar. Tıpkı çalıştıkça daha çok kazanmak gerektiği gibi, daha çok talep etme hakkı buluruz. Bu taleplerimiz karşılanmadıkça da bize değersizlik yaşatan ve bizi ilgiden mahrum eden kişiye karşı öfkelenmeye, agresifleşmeye başlarız. Bir noktadan sonra ise, evlilikte sorunlar, ilgisiz eş-saldırgan eş döngüsüne dönüşür. Oysa temeli beklentili fedakârlıktır.

 

Ne kadar fedakârlık o kadar beklenti. Ne kadar beklenti o kadar hayal kırıklığı. Ne kadar hayal kırıklığı o kadar öfke.

 

Onun yerine her şeyi yaptığınızda, fedakârlıkları görev gibi üstlendiğinizde onun size yardım etmesini farkında olmadan engellemiş olursunuz. Mazeretiniz hazırdır. “zamanı yok, çok yoruluyor, işleri yoğun vs.” oysa o kişi, bunların tümünü bilerek sizinle evlenmiştir. Sadece sizinle ilgilenmesi için tüm sorunları ortadan kaldırırken, farkında olmadan iletişimin nedeni olan yardımlaşmayı da bitirmiş olursunuz. Aşırı fedakârlık, zamanla iletişim konularının azalmasına, konuşulacak konuların sadece iş ve çözümler olmasına dönüşür.

 

Bugün senin için bir şey yapmıyorsam,  dün elimden geleni yaptığım içindir…

K.Tazeoğlu

Genelde aşırı fedakârların eşlerinin yetersizlikleri ilginç bir noktadır. İşsizlik, eleştirilen bazı özellikler, yaşlarının küçüklüğü, herhangi sağlık sorunu gibi. Bunlar fedakârlar için iyi bir alan yaratır. Kendilerini onların bu (sübjektif) eksiklerini tamamlayarak onların hayatlarında da yeteri kadar değerli olacaklarını düşünür. Yani onların eksik noktaları, seçenin de eksik noktasının yara bandı olur. Seçilen, “o eksik ya da ( seçene göre yetersiz) yetersiz noktalara ilaç olacağım, o da beni çok sevecek bana aşırı ilgi gösterecek” diye düşünür. Bu anlamda, mantığınızın size uymayan birini seçerken önünüze koyduklarını görmeniz çok önemlidir. Böyle durumlarda da başlama nedenimiz, çoğu zaman bitiş nedenimiz de olur.

Aşırı fedakâr insanlar, fedakârlık yaptıkları insanları kaybetmemek için yönetmek isterler. Tek güçleri ise emekleridir. Karşıdaki izin vermediğinde onları bencil olarak etiketler. Oysa sorun, alışveriş mantığıyla ilişkiye emek verendedir.

 

Karşıdakinin gücünü zayıflatmak istiyorsan, ona fedakârlık yap. Dediğini yapamadığında da bencillikle suçla.

Çözüm& Öneri:

  • Kaçan-kovalanır sistemini bozmak için görevlerinizi adım adım devretmeye başlayın. Bunu yaparken de “artık kaldıramıyorum” deyip restleşmek yerine, adım adım yardım isteyerek yapın.
  • Onun sizi koşulsuz sevip sevmeyeceğini test etmekten vazgeçin. Siz sadece rolünüzün gereğini yapın. Her şeyi yapmaktan vazgeçin.
  • Onun adına kararlar almayın, toplumsal roller açısından da görevleri karşılıklı tekrar bölüşün.
  • Eleştirmeyi bırakın. Hem kontrol edip, her şeyi yöneterek hem de eleştirerek sistemi yürütemezsiniz.
  • Onun kendisi olabilmesi için fırsat tanıyın. Ev, ilişki, para vs. her konuda onun fikrini önemseyin, kararları ortak verin.
  • Her şeyi en iyi bildiğiniz ve yapacağınız fikrinden vaz geçin. Evlilikte her şeyin en iyi şekilde yapılması, mutlu evlilik olacağı anlamına gelmez.
  • Ondan özür dileyin. Hatanızı, bugüne kadar yaptıklarınızın bilinçli olmadığını ifade edin. Değişim ve olması gereken noktaya gelmek için, ondan süre isteyin.
  • Sadece iş konularında değil, duygusallık, cinsellik, ilişkinin hedefleri gibi konularda karşılıklı sohbetleri arttırın.
  • İlişkinizin sadece yaşamı paylaşma, çocukların geleceği için olmadığını ona hissettirin. Bunu, inanarak söyleyin. Ona karşı duygularınızı daha fazla ortaya koyun.
  • Bir süre, beklentilerinizi erteleyin. Psikolojik baskınızı hem sözel hem davranışsal hem de jest-mimiksel yok edin.
  • İlişkinizi, sorunların çözüm merkezi olarak değil, karşılıklı tatmin için olduğunu devamlı düşünün.
  • Kadınlar için: Yönetilen erkek, size sadece minnet duyar. Ama sevgi duyma garantisi yoktur. Onun eksiklerinizi kendinize gerekçe göstererek onu yönetmekten vazgeçin.
  • Erkekler için : Kavga çıkma veya tartışma çıkma kaygısıyla yanlış bulduklarınız yapmayın, onaylamayın.
  • Kadınlar için: Her şeyi üstünüze almayın. Yapabileceğiniz konularda bile eşiniz sorumluluk sahibi olsun ve aidiyeti olsun diye devamlı yardım isteyin.
  • Erkekler için: Onun her dediğini yaparak, onu sevdiğinizi göstermiş olmazsınız.
  • Fedakâr kişi, sosyal hayata karışmalı, bireysel ve sosyal planlar yapmalı, mutluluğu sadece eşine endekslemekten vazgeçmelidir. Yaşamsal muslukları açmalıdır.
  • Fedakâr kişi, kendi özgüvenin farkında olmalı, aşırı fedakârlığı güçlü olmak değil, zaaflarla alakalı olduğunu düşünmelidir.

Yeni Sevgilim, Yara Bandım

0

Yeni Sevgilim, Yara Bandım

İlişkisinin taziyesini tamamlamadan yeni ilişki yaşamak, riski satın almaktır.

Yani kalbiniz bardak, eski ilişkiniz ise dibinde az kalmış çaydır. Siz çayı dökmeden bardağa kola koyarsanız orta çıkacak şey, ne kola ne çay olacaktır.

Kendinizi “resetlemeden” yeni ilişki yaşarsanız, yeni ilişkide GÜVEN sorunu hep sürecektir. Aidiyet sorunu yaşayacaksınız.

Ben ikincil ilişki veya evliliklere TEPKİSEL EVLİLİK/İLİŞKİ diyorum.
Biten ilişkiden hemen sonra başlayan ikincil ilişkileri, birincinin başarısızlığını kendine ve çevresine bir an önce unutturmaya çalışmak ya da acısını kapatmak için seçilen ilişki olarak değerlendirmekteyim.

Ayrılır ayrılmaz, yapılan sevgiliye yara bandı denilir.

Dedik ki kalbiniz, bardak, ilişkiniz ise içindeki çay.

O halde önce çayı dökün, bardağı temizleyin.

Çayın ağzınızdaki tadı da geçtikten sonra kana kana kola içebilirsiniz.

Bardağın içindeki her damla çay, bardağa dolduracağınız kolanın tadını etkileyecektir.

Yeni şey,ne çay ne kola olacaktır.

Biten ilişkide eksik olan neyse, yeni adayda en çok onu ararsın.

Ayrılık sonrası yeni sevgili yapmak, ancak yeni heyecan verir.

Ama ilişkinin süresi kısalır. Onu bilinçaltınızda eskisiyle kıyaslarsınız, böyle olunca da yeni eşi/sevgiliyi olduğu gibi kabul etmek size zor gelir.

Farkında olmadan, eski sevgilinize benzetmeye, onunla yaşadığınız şekilde bir ilişki yaşamaya ve aynı duyguları hissetmeye çalışırsınız.
Hemen sevgili yapmak, iyileşme ve taziye sürecini kaldıracak kadar güçlü olmadığınızı, kendinizi güçsüz hissettiğinizi gösterir.

Çivi çiviyi söker ama izini temizleyemez..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

İlişki Bağımlılığından Nasıl Kurtulabilirim?

0

İlişki Bağımlılığından Nasıl Kurtulabilirim?

 

“Her gün kendime söz veriyorum, yarın ona gitmeyeceğim. Fakat ertesi gün yine esaslı bir sebeple ve nasıl olduğunu anlayamadan kendimi onun yanında buluyorum. “               

Goethe – Genç Werther’in Acıları

  İlişki bağımlılığının bir algılayış sorunu olduğunu ve bilişsel bozulmadan kaynaklandığını kabul etmeliyiz.

  • Bağımlı kişinin kendini yetersiz hissetmesi kaybetme ve yalnızlık kaygısı ve aldatılma kaygısının partneri ile alakalı olmadığını kabullenmesi gerekir.
  • Duygusal boşluk için dolgu malzemeleri değil, içsel yüzleşmeler yapın. her saniyeyi doldurmakla sorun aşılmaz.
  • Kendi hayatınızın sistemini kurun. Tek kaynaktan beslenmeyin.
  • Yalnız kalın. Kaldığınızda da denemeler ve keyif alacak bakış açısı geliştirin.
  • Bağımlı kişinin kendi sorununu kabul etmesi gerekir. Aksi takdirde devamlı hayatındakileri suçlar ve kendini kadersiz zanneder.
  • Bağımlı kişi, kiminle ilişki yaşarsa yaşasın, içerikleri ve sonuçları acı bitişlerle sonuçlanır. Kişinin senaryosu değişmezse sadece senaryodaki oyuncular değişir. O halde bir destek alması zorunludur. Bunun yanında özgüven kazandırıcı bireysel çalışmalar yapmalıdır.
  • • İlişkide, tüm beklentiyi ve mutluluğu sadece partnere bağlamak yerine, kendine ait bir yaşam alanı yaratmalıdır. Sosyalleşmek, bireysel planlar yapmak gibi.
  • Aile, iş arkadaşları, sosyal ilişkiler, hobiler ve ilişkiden önceki faaliyetlere, ilişki sürerken de aynı şekilde zaman ayırmalıdır.
  • İlişkide mutsuzluğun faturasını partnerine çıkarmak yerine, hayatta mutlu olmayı tek nedene indirgememelidir.
  • Partnerin ilişkideki ısrarlarının temel nedenlerini bulmaya çalışmalıyız; Mesela evlilik ısrarı var ise, bunu evlilik için mi kaybetmemeyi garantilemek için mi istediğini anlamaya çalışıp, gerekirse ilişkideki güveni güçlendirmeliyiz.
  • İlişkide öfke var ise, öfkenin nedenini bulmalıyız. Öfke genelde ani ve parlak ise, olaydan bağımsız bir nedeni olduğunu hatırlamalıyız.
  • Partnerinizde kaybetme kaygısı oluşmaması için ya da zaten varsa bu sorunu çözmek için, onunla güven verici net ifadelerle konuşmalıyız. Onu kıskandırmak veya gizli öfkenizi yansıtmak suretiyle bilmeden güvensizliğe sürükleyebilirsiniz; ortaya çıkabilecek durum, sorunu kemikleştirir.
  • Kendimize,” mutlu ilişki, özgür ilişkidir. Bir insanı ancak sevgimizle ve mutlu edişimizle bağlayabiliriz” telkinlerini vermeliyiz.
  • Hem onun alışması hem de ilişkinizin sağlığı için birlikte geçirilen zaman dilimlerinin kalitesini artırın. Çok sık görüşmek, çok sevmenin göstergesi değildir.
  • Kıskançlığı, sevgi olarak görmeyin. Kıskançlık, eğitilebilir bir duygudur. Kıskançlık, bağımlı ilişkilerde ciddi sorundur. Çoğu ilişki, kıskançlık nedeniyle bitmiştir. Aşağıdaki soruları tüm kıskançlık konularında kendinize sorunuz.
  • İlişkimizde eşitlemeyi azaltmalıyız. “Ben yapmıyorsam sen de yapmamalısın.
  • Yaşam havuzumuzu sadece ilişki veya sevgili ile değil, arkadaş,aile, bireysel alan, iş ve hobiler ile de doldurmalıyız.
  • Narsistlerden, bağlanma sorunu olanlardan uzak durmalıyız.
  • Salt ilgi için sınırlarımızı kaldırmaktan vazgeçmeliyiz.
  • Hayır deme” egzersizlerini arttırmalıyız.
  • Hayır” cevabına tahammülümüzü arttırmalıyız.
  • Hayatımızdaki insan için “ yapmalı” dayatmalarını gözden geçirmeliyiz.
  • Terk edilme, ihmal edilme gibi kaygılarımızı akışına bırakmalıyız. Kontrol ederek sadakati attıramayacağımızı kabul etmeliyiz.
  • Küçük adımlar ile sorumluluklarımızı almaya başlamalıyız. Bir şey yapacağımız zaman “mutlaka eşim de olmalı“, “onsuz keyif alamam” düşüncelerini değiştirmek için küçük denemeler ile başlamalıyız.
  • Biten ilişkiden sonra hemen sevgili yapmamalıyız.
  • Sorunun; yalnızlıkla baş edememe ve kendine yetememe ile ilgili olduğu kısmına odaklanmalıyız.
  • Aşırı fedakârlığımızın aslında yalnızlıkla ve duygusal yoksunlukla baş etme yolu olup olmadığını düşünmeliyiz.
  • Bitmiş bir ilişkide sürdürmek için gerekçe aramak yerine, reel nedenlere odaklanmalıyız.
  • “Rağmen” ilişkilerimizi azaltmalıyız.
  • Sırf hayatımızda biri olsun diye bize uymayan insanları seçmemeliyiz.
  • Kendimizle baş başa kalma, kendimizi mutlu etme ve üretken olduğumuz sürece daha iyi ve güçlü hissedeceğimize inanmalıyız.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Beyni Zayıflatan Gıdalar

0

Daily Mail Gazetesinde uzmanların açıklamalarına dayanarak bir makale yayınlandı.

Bu makalede yer alan gıda ve besinlerin fazlaca tüketilmesinden dolayı beyne zarar verdiği ve ve hatta uzun vadede beyni öldürebileceği açıklamaları gerçekten bu besinleri tüketirken tekrar tekrar düşünmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

İşte beyin gelişimine zarar veren, beyni tüketen o maddeler…

seker

1. Şeker ve şeker içeren gıda ve ürünler

Uzun süreli ve fazla şeker tüketimi ilerleyen zamanlarda nörolojik problemere yol açtığı belirtiliyor.

Ayrıca yine çok miktarda sürekli şeker tüketimi ile hafıza zayıflığı meydana gelebiliyor.

Öğrenme kabiliyetine de oldukça zarar veren şeker uzak durulması gereken bir gıda.

 

Collage of pub food.

2. Fast Food ve Hazır Yemekler

Montreal Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar neticesinde fast-food ürünlerinin insan beyni üzerinde büyük etki yaptığı ortaya çıkmıştır.

Beyin kimyasını değiştirdiği hatta bozduğu ve sonucunda depresyon ve anksiyete sorunlarını ortaya çıkardığı açıklanmıştır.

Fast food ürünleri ve hazır gıdalar sürekli tüketimi sonucu bu ürünlerin içerisindeki katkı maddelerden dolayı konsantrasyon eksikliği,öğrenme bozukluğu ve hafıza zayıflığına sebeb olduğu kanıtlanmıştır.

3. Kızarmış ve İşlenmiş Yiyecekler 

Bütün işlenmiş gıda ve yiyecekler katkı maddeleri içerirler ayrıca kimyasallar, koruyucu maddeler, yapay tatlandırıcılar gibi birçok doğal olmayan maddeler içerir.bu maddeler hem çocuklar ve yetişkinlerde ciddi beyin hasarlarına yol açar.

Kızarmış ve işlenmiş yiyecekler beyin sinirlerini zedelediği için bu yiyecekleri tüketirken dikkatli olunması gerekir.

Bu yiyecekleri kızartırken kullanılan yağlar da çok önemlidir.

tuz

4. Çok tuzlu gıdalar 

Fazla tuz tüketiminin kalbe çok zararlı olduğunu hepimiz biliriz.

Tuzun beyne verdiği en büyük zarar düşünme yeteneğini zayıflatmasıdır.

Zekayı da gerilettiği ispat edilmiştir.

 

 

5. İşlenmiş veya önceden pişirilmiş gıdalar 

Kızarmış gıdalar gibi işlenmiş gıdalar da merkezi sinir sistemine büyük zarar verirler.

Bu işlenmiş gıda ve yiyeceklerden sürekli tüketmenin sonucunda  beyin bozukluklarına sebeb oluyor.

Bu gıdalardan fazlaca tüketen kişilerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığına neden olabiliyor.

tahil

 6. Tahıllar 

Tahılların hepsi beyin fonksiyonlarına zarar verir.

Ancak bunun tek istisnası yüzde 100 tam kepekli tahıllardır.

Yani tam tahıllar.

Eğer çok tahıl tüketirseniz bu hızlı yaşlanmanıza da yol açacaktır.

 

7. İşlenmiş proteinler 

Et yüksek kalitede protein içerir yani protein kaynağımızdır.

Ancak işlenmiş et ürünleri örneğin; salam ,sucuk,sosis ve buna benzer ürünler yoğun katkı maddeleri içerirler bu yüzden işlenmiş proteinlerden uzak durulmalıdır.

Doğal proteinler sinir sistemimizin yapılandırılmasında iyi rol oynarken işlenmiş proteinler tam tersine sinir sistemimizi bozup tahrip eder.

fastfood (1)

 8. Trans yağlar 

Trans yağlar sağlığımız için çok zararlı gıdalardır.

Kesinlikle trans yağlardan uzak durulmalıdır.

Kalp sorunları, tansiyon, kollestrol ve obeziteye sebep olması en çok bilinen zararlarıdır.

Az bilineni ise beyne de oldukça zarar verdiğidir. Felç riskini artırdığını biliyor muydunuz ?

Beyin işlevini zayıflatıp refleks sistemini bozduğu ve uzun vadede Alzheimer benzeri etkilere yol açtığı kanıtlanmıştır.

9- Yapay tatlandırıcılar

İnsanlar zayıflamak için şeker yerine yapay tatlandırıcı kullanırlar.

Bunların daha az kalori içerdiği doğru olsa da faydasından çok zararı vardır. Uzun kullanımlarda beyin hasarına ve zihinsel bozukluklara yol açar.

alkol

10. Alkol

Alkol bir çok konuda zararları olan tüketim maddesi.

Karaciğere çok zarar verdiği ve sürekli kullanımından kaynaklı karaciğer yetmezliğine sebep olduğu bilinmekle birlikte beyni de bitirip tüketiyor.

Sağlıklı düşünme yeteneğini yok eden alkol hafızayı da zayıflatıyor.

Kısa vadede alkolü bırakmak bu riskleri ortadan kaldırabiliyor ancak uzun vadede sürekli alkol kullanımı kalıcı hasarlara sebep olabiliyor.

 

11. Sigara-Nikotin

Sigara yada nikotin zararlarını saymakla bitiremeyiz.

Beyne ne kadar zarar verdiğini anlatmak gerekirse ; Nikotin beyne giden damarları tıkaması sonucu beyne giden oksijen oranında düşüklüğe sebep olur.

Bu sebeple beyin yavaş yavaş zayıflamaya ve tükenmeye başlar.

Kılcal damarları tıkadığından nörotransmitterlerin üretilmesine engel olur ve işlevini engeller.

Bu da sinir sistemimizi tüketir.(alıntı)

Bitmiş evliliğe çocuk için devam edilir mi?

0

Aşk, sevgi, saygı, değer kalmadığı psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddetin alıp başını gittiği, kârı koca ilişkinin yerini soğuk savaşın aldığı bir evliliğe devam etmenin değeri nedir?

Sana katkı olmaktan daha çok seni geriye götüren bu evliliğin nesini seviyorsun?
Bir çok kişi bir değeri yok, sevmiyorum böyle bir evliliği, neden seveyim ki? diyordur.
O zaman neden devam ediyorsun diye sorduğumda cevabın çocuklarım için ise sana kötü bir haberim var; çocuklarını annesiz- babasız yetiştirmeyim derken onlara en büyük zararı veriyor olabilirsin.
Onların huzursuz, mutsuz, güvensiz, tedirgin, korku dolu, çatışmalı, gergin, üzgün, öfkeli bir ortam da yetişmeleri fiziksel olarak anne-babanın var olmasından daha önemsiz görünüyor olabilir.
Çocuklarına kendine karşı sorumluluklarını yerine getiremeyen bir ebeveyn profili çizdiğini unutma.
Kendini koruyan, kendine saygılı, kendine değer veren, sınırlarını koruyabilen, kendini mahkumiyete itmeyen bir insan olarak çocuklarına örnek oluşturmanın da sorumluluğunun sende olduğunu unutma!
Çocuklarım için diye devam ederken, kendi korkularını çocuklarının arkasına saklama!
Güçsüzlüğünü gizlemenin yolu fedakar anne-baba gibi görünmek olmasın!
Çocuklarım için çekiyorum bu adamı-kadını derken mutsuzluğunun sorumluluğunu çocuklarına attığını ve bunun altında onların ezileceğini unutma!

Ayrılmanın sorumluluğunu alacak güce sahip olmadığın ve ilerde suçlanmaktan korkmanın bedelini çocuklarına ödetme!
Seçimlerinin arkasında duracak güçte bir anne-babaya ihtiyacı var çocuklarının.

Güçlü ol!
Sorumluluk al!
Suçlu olmaya gönüllü ol!
Korkunla yüzleş!
İyi bir rol model ol!


Ziya Ünlütürk

Klinik Psikolog

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR