Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Neden susuyorsun ki?

0

Neden susuyorsun ki,
Neden içine atıyorsun ki?
Sen kaldırıyorsan sana bunları düşündüren de söyleten de kaldırır.
Yeter ki doğru üslubun olsun.
Biriktirip biriktirip patlama.
Patlarsan sorun söylediklerin değil, neden bağırdığın olur.

O kadar sorun varken,sorun senin patlaman ve öfkelenmen olur.
Tutma içinde kardeşim;
Tutma ki ne hissettiğin bilinsin,
Ne istediğin duyulsun.
“Zamanında söyleseniydin” olmasın.

Tutma ki,
Söylediğin halde yapılmayanın hesabı sorulsun.

İster sonuç al ister alma. Ama susma.
Kendine yakışan şekilde konuş. İfade et.
Şimdi diyeceksin ki söylesem tesiri yok.
Sussan tesiri var mı sanki?
Bari içinde kalmasın.Kendin için susma.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

Kimler Ailesi ile Eşi arasında kalır?

0

Ailesi ile iç içe olan, sınırlarını çizememiş, aile ve akrabalarına kolay kolay hayır diyemeyen biri, evlendiğinde eşinin de kendisi gibi olmasını bekler.

Hemen ailesine uyum sağlamasını, onlara karşı memnun edici hatta boyun eğici olmasını bekler. Bu gerçekleşmediğinde de aile ve çevrenin baskısına maruz kalır. Bu baskıyı da eşine yansıtıp daha fazlazorlamaya başlar.

Kendisi çok fazla memnun edici, onay arayıcı olan kişi, en çok beslendiği aile ve çevrenin eleştirisi aldığında adeta en büyük beslenme damarının tıkandığını hisseder. Suçlu olarak da eşini gösterir.

Muhtemelen eşi için de çok fedakarlık yapmıştır. Muhtemelen bu fedakar yapısı, eşinde kaybetme korkusu yaratmıştır. “Benim eşim sadece beni düşünsün, sadece benim için fedakarlık yapsın” gibi beklenti yaratmış olabilir.

Tam tersini düşünelim. Aynı ailede kafasına göre takılan, aileyi beslemek yerine ailesinden beslenen diğer kardeşin evliliği bu fedakar kardeşten daha rahat olacaktır. Çünkü eşi de ailesi de yüksek beklentilere sahip olmayacaktır. O da bunları “ yapmak zorunda “ hissetmeyeceği için daha düzeyli yürüyecektir.

Üzerine misyon yüklenilen evlat; ( bazen tek çocuk, bazen tek erkek veya tek kız çocuk, bazen de son çocuk) eşiyle ailesi arasında daha fazla kalmaktadır.

Bu tip durumda: kardeşler arası görev dağılımı, bağımlı ilişkilerin yavaşça normale dönüştürmek, beklentili kişilerin ( eş, anne-baba-çevre-akraba) kendi hayat sorumluluklarını almaları ile daha az sarsıntıyla aşılmasını sağlar.

Diğer yandan da dışardan gelen kişi ( eş), eşinin kök ailesi ile olan ilişkisinde tepkisel ve önyargılı ile dğeil, daha soğuk kanlı ve zamana yayarak ayaklaşması gerekir.

Baştan reddedici, yok sayıcı tavırlar; eşi ailesine daha da yaklaştırabilir. Böylece bir tarafta tek kalan eş, diğer tarafta da eşi-aile koalisyonu oluşabilir.

Kişi iç içe ilişki ağı içindeyken çoğu zaman evliliği de reddedilir. Ondan bekarmış gibi davranmasını isterler. Hatta “evlendi değişti, evlendi bizi terk etti” gibi sözler ile duygusal baskılar yaparlar.

Oysa evlenen değişir. Değişmeyen evlenmemiştir.

Iki taraf da çekirdek aile ve birey olma düşüncelerine sahip çıkmalı, eş ile aile arasında tercihe zorlanmamalı, her ikisinin de olması gerektiği sonucuna varılmalı, sınırları tanımayan veya yok sayanlar için ise gerekli önlemler alınmalıdır. Bu konuda daiki taraf iş birliği yapmalıdır.

Daha çok Türkiye gibi geniş aile bağlarının olduğu ülkelerdee mevcut olan bu kök aile ksorunları, anne-babaların çocuklar üzerindeki emelleri ve beklentileri ile daha da kronikleşir. Kişi eğer fedakar ve memnun edici ise genelde ailesini sırtladığı gibi ona benzeyen belki talepkar, belki bağımlı belki de yüksek standartları olan birini seçerek mevcut feda edicilik şemasını sürdürür hale getirir.

Çoğu zaman Evlilik; kişinin karakteri ve ilişkilerinin gerçek yapısıyla yüzleştiren bir ayna gibidir. Evlenmeden çoğu şeyi fark etmezsiniz. Ailenizle olan iç içe geçmiş ilişkinizi, misyonunuzu, beslenme kaynaklarınızı,kişilik yapınızı ve daha bir çok şeyi.

Bu nedenle bazı insanlar kendilerini bile evlilikle tanırlar. Öncesinde öyle olmadıklarını zannederek.

Gelin-kaynana- damat üçgeninde nasıl bir yol izlenmeli ?- konusunda yeni kitabımı okuyabilirsiniz.

http://www.dr.com.tr/Kitap/Iyi-Dusun/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0001752490001

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

Eşini sindirirsen mutlu olacak mısın?

0

Eşini sindirmek istiyorsun ya,
İstediğin davranmasını istiyorsun ya,
Bütün kontrol sende olsun,
Kişisel bir alanı,özgür bir tercihinin bile senin onayından geçmesini istiyorsun ya,
Peki hiç düşünmüyor musun?

Ezik bir eş,
Kendinden vazgeçmiş bir eş,
Kendi benliğinden uzaklaşmış, karar alma,mutlu olma gücünü kaybetmiş bir eş seni mutlu edebilir mi ?

Rahat olmadan, doğal olmadan nasıl seni sevecek,
Nasıl sana dokunacak?
Senin yarattığın sistem kontrol ve korku üzerine kurulduğu için, sana karşı nasıl samimi olacak?

Peki sen farkında olmadan ezik/boyun eğici hale getirdiğin eşine nasıl saygı duyacaksın?
Mesela sözüne nasıl güveneceksin?
Zihnin;
korkudan mı dürüstlüğünden mi?”,
“Korkudan mı sevgiden mi?” Sorularıyla nasıl baş edecek?

Belki onu kontrolü altına aldığında egon şişecek,
Belki kendini güvende hissedeceksin..
Ama ne o duygusunu olduğu gibi yaşayabilecek,
Ne de sana yaşatabilecek…
Ne sen ona güvenebileceksin,
Ne de o sana..

Neden ona “eş” denilir bilir misin?
Hayatına eşlik etsin diye,kölelik değil.
Tıpkı bir çift ayakkabı gibi.
Siz de bir çiftsiniz. Sağ ayakkabı sen,sol ayakkabı o..
Var mı birbirinden üstünlüğü?
Farklısın,üstün değil…

İnsan ancak,”kendi gibi” olduğu yerde mutludur.
İnsan ancak, olduğu gibi kabul gördüğü yerde güvende hisseder.
İnsan ancak korku ile değil, sevgi ile bağlı olduğu kişiye aidiyet hisseder..

Şimdi, kontrolü,kaygıyı,baskıyı bir kenara bırak.
Sadece sevgi ile ,güven ve iletişim ile yürütmeyi esas al ilişkide.

Unutma;
O kendi olmadığı sürece mutlu olamaz.
O mutlu olmadığı sürece de, seni mutlu edemez..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Misafirlik hizmet almak mı?

0

Misafirperverlik, lüks yemek takımları, çeşit çeşit yemekler ile ağırlamak mı acaba?
Bunları yaparken esas amaç olan sohbeti, kaynaşmayı, paylaşımı ötelemek mi?

misafirlik ile ilgili görsel sonucu
Misafirperverlik, misafirin kapıdan girip kapıdan çıkışına kadar geçen süre değildir. Çünkü siz lokanta değilsiniz.

Misafirperverlik evde başlayan bir süreç değildir. Misafiri arayıp davet etmek,müsait olduğunuzu bildirmek hatta gerekirse biraz ısrarcı olmakla başlar. Diğer yandan karşılıklı paylaşımlar ve davetler ile de devam eder.

“Kimseye gitmem davet de etmem ama gelene en iyi hizmeti gösteririm “demek, iyi bir ev sahipliği anlamına gelmez.
Sonuçta çağrılmayan insan, istenmediğini de düşünebilir.
Misafiri memnun etmeyi lüks sofralardan ibaret saymak da anlamı saptırır.

misafirlik ile ilgili görsel sonucu

Bunun yanında misafiri ağırlarken sürekli mutfakta olmak ya da hazırlık yaptığı için yorulup yorgun ve iletişimden uzak durmak da havayı bozar.

Aslında misafirlik kavramının iletişim olduğunu, misafire kendini kanıtlamak olmadığını kabul ettiğimiz anda ruhen de bedenen de daha çok rahatlamış olacağız..
Vitrine dayalı ev sahipliği sonuçta maskeler barındırır samimiyeti azaltır.

Sonuçta evinize gelen hiç bir misafirin bir tas yemeğinize ihtiyacı yoktur. Sadece olumlu hava ve güzel sohbete ihtiyaç vardır.

O halde büyük ve geniş sofralardan çok, samimiyet ve sıcak bir ortam sağlamak her şeyden önemlidir..

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

EVLİLİKTE  İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?

0

 

Bir ilişkinin kalitesi, iletişimin kalitesi ile ölçülür. İletişim, evlilik, flört,vb.  tüm ilişkilerde ilişkinin şeklinin kalitesinin ve düzeyinin göstergesidir.

Bizim toplumumuzda kendini ifade etmek, onu ikna etmek,  karşıdaki üzerinde bir etki yaratmak olarak algılanmakta. Oysa gerçek iletişim, kaygılardan uzak olmalı, kendini ifade etme odaklı olmalıdır. Şayet ikna amaçlı ya da etki amaçlı bir  iletişim dinamiğine sahipseniz, o iletişimin sonunda öfke veya kavga kaçınılmazdır.  Ayrıca sadece çözüm odaklı ve ikna odaklı iletişim kuran çiftlerin kendi aralarında da sohbet edemedikleri ve güncel konularda da paylaşım yapamadıkları görülmektedir.

O halde iletişimde ilk kuralımız ikna etmek ve kabul ettirmek amaçlı olmamalıdır.

İletişim, bir evlilik/ilişkideki sorunların çözümü için en temel ortak anahtardır. Ekonomik, sosyal, duygusal, cinsel vb. gibi yaşanan tüm sorunlar doğru bir iletişim tekniği ile çözülebilir.  Evlilik terapistleri olarak bizler, iletişim ile her türlü sorunun çiftler tarafından çözüleceğine inanırız. İletişimi düzeltmeyen çiftler, dışsal etmenlerle, farklı destek güçlerle sorunu çözmeye çalışırlar.  Daha çok para kazanmak, araba,ev , alışveriş kalitesini arttırmak vb. gibi etmenler , ilişkinin değil evliliğin konfor düzeyini arttırır. Dışsal destekler, iyi giden ve belli sorunları çözülen evliliklerde yapıcı etki yaratırken, kötü giden evliliklerde, kişilere boşanma gücü verir.

O halde, evlilik içindeki iletişim sorunu, dışsal destek kaynakları ile değil, iki eş arasında karşılıklı çözülmelidir.

İletişimin evlilikte sorunlu olması, eşlerin birbirlerine olan ön yargısı ve etiketlerinin  ürünüdür. Eşler, birbirlerine güvenmezler, değişeceklerine inanmazlarsa konuşmalar kısa ve  emir vaki olur, içeriğinde de duygu barındırmaz. Birbirleri hakkında negatif algılara sahip olan çiftler, sigorta attıran konularda genelde 30.saniyeden itibaren kontrolden çıkarlar.  Bunun nedenlerinden biri de çiftlerin birbirini zihnini okuması ve söylenene değil, onunla ilgili aklından geçene inanmasıdır. Mesela, siz ne söylerseniz söyleyin eşiniz  ailesi hakkında sizin ön yargılı olduğunu ve sevmediğinizi söyleyecektir.  Eğer ön yargılar oluşmuşsa, konuyu konuşmaktan çok ön yargıya odaklanıp hem ön yargı sahibinin  hem de buna neden olan eşin öz eleştiri yapması gerekir.

O halde,iyi bir iletişim için eşler birbiri hakkındaki ön yargılarıyla yüzleşmelidirler.

Bir ilişkide sağlıklı iletişim, sağlıklı güven duygusuna bağlıdır. Birbirine güvenmeyenler, birbirinin söylediklerine de güvenmezler. Güven ilişkisinin oluşması için ise mutlak olarak öz eleştiri, özür dileme ve hatayı kabullenme gerekir.  Birinin güvenini kazanmak istiyorsak, haksız ve hatalı olduğumuz noktalarda, (en kötü) onu kaybetme ihtimali olsa bile, özür dilemeli, kabul etmeli ve özeleştiri yapmalıyız.  Olayların üstünü kapatarak  sorunlar çözülmediği gibi kalıplar ve güvensizlikler oluşur.

Hatalarını kabul etmeyen yada kendi hatalarını eşinin hatalarıyla kapatmaya çalışan kişiler, her geçen gün daha fazla iletişimi bozan taraf olur. Mesela, eşinizin eve geç gelmesi, sizin hakaret etmenizin nedeni veya sabunu olamaz.  İkisi ayrı birer hatadır.  Ayrıca bir hatanın bedelini onun canını acıtarak ödetirseniz, ödeşmiş olur ve özür dileme gereği oluşmaz.  Başkasının canını acıtarak ,kendi  canınızın acısını azaltmaktan vazgeçmeliyiz.

O halde  sağlıklı bir  iletişim için ,hatalarımızı kabul etmeli haksız olduğumuz noktalarda da karşıdakinden özür dilemeliyiz.  “ama” ve ya “ sende şöyle yapmıştın” kalıplarını kesinlikle kullanmamalıyız.

İyi bir iletişimde temel olan, iki tarafın olduğu gibi kabullenildiği duygusu yaşamasıdır. İletişimde karşıdakini değiştirmeye çalışmak, beyhude bir çabadır. Hiç kimse karşıdakini mutlu etmek için değişmemeli. Ama  zarar veren bir davranışı var ise bunu , inandığı ve mantıklı bulduğu için değiştirmeye çalışmalıdır.  Değiştirmeye çalışmak konusunda ne kadar ısrar ederseniz, karşıdaki  de değişmemek için bir o kadar direnç gösterir.   İletişimde sorunlu davranış varsa amaç değiştirmek değil, “farkındalık yaratma” olmalıdır. Siz ona fark ettirin, ama ısrarcı olmayın. Fark edip değiştirmemesi  zaten sizi yok saymasıdır ki, bir insan bir ilişkiyi yürütüyorsa mecburen yok saymanın sa bedelini öder. Eşinizin davranışının farkında olmasını sağlamak zordur. Bu konuda en etkili yöntem ,yumuşakuslup ve duygu içerikli cümlelerdir.  Bağırarak öfkelenerek  kimseyi değiştiremezsiniz. Korku dolu  telkinler, istediği ve inandığı  için değil korktuğu için yapılmıştır. Cesaretini topladığında da yapmayı bırakacaktır.

Farkındalık için emir cümleleri kullanmamalıyız. Daha .çok o davranışın bizim üzerimizdeki etkisini, nasıl etkilendiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü belirterek ifade etmeliyiz. Mesela ; sesini yükselttiğinde çok korkuyorum, çok üzülüyorum, beni sevmediğini düşünüyorum” gibi . burada dikkat edilmesi gereken esas nokta, bu durumun süreç  odaklı olduğudur. Birkaç deneme ile sonuç almak mümkün olmayabilir. Çünkü hem o buna alışık değil, hem de siz kalıplarınızın dışında bir iletişim kalıbı oturmaya çalışıyorsunuz. O sizin samimiyetinizi sorgular siz ise sabrınızın zorlanması ile savaşırsınız.Sıkıntıları söylerken 2 yol izlemeliyiz.

  1. Önce bu davranışın bizim üzerimizdeki etkisini söylemeliyiz.
  2. 2.nasıl davranmasını istediğimizi yani beklentimizi söylemeliyiz.

O halde sağlıklı iletişim için ,eşimizi değiştirmeye değil, davranışının farkında olmasına çalışmalıyız.

 

İlişki ve evlilikte iki farklı cinsiyetin, farklı yetişme ve kişiliklerin bir arada olduğunu kabul etmeliyiz.  Eşler birbirleri ile yarışmamalı. İletişim için ortak dili bulmaya çalışmak, bu ortak dilin ise aynı kelime veya üslup değil, birbirinin hassasiyetlerini gözeten  şekilde olmasını sağlamak gerekir.  Esas olarak da iki taraf, birbirinin bam teline basmamalı, sigorta attıran kelimelerden kaçınmalıdır.

O halde iletişimde esas olan  hırs ve intikam tatmini değil, sorun çözmek, rahatlamak ve kendini ifade etmektir.

Evlilikte iletişim kurulmadan önce kendimizi sorgulamalıyız. Amacım ne, hangi sonuca ulaşmak istiyorum, onun karşı tezi nedir?, onun haklı olduğu kırıldığı noktalar nedir ? vb. gibi sorular ile kendimizi test etmeliyiz.

İletişimde amaç egomuzu tatmin etmek, haklılığımızı vurgulamak olmamalıdır. Haklı olmamız iletişimde her şeyi söyleme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmemelidir. Çünkü haklı olmak ve devamlı buna sığınmak, bunu silah olarak kullanmaktır.  Oysa haklı olmak, evlilikte sizi mutlu kılmaya yetmez.

Şuana kadar hep konuşmak üzerine odaklandık.. iletişimde gözden kaçan önemli ayak ise dinlemedir. “biz konuşamıyoruz” diyen çiftlerin evliliklerini incelediğimizde az dinleme, çok konuşma ve aralarında haklılık savaşı olduğunu görürüz. Oysa iletişimde esas olan dinlemektir. Bağırmalar, gürültüler ve kavgalarda esas neden dinlememektir. İki kişi kavga ediyorsa dikkat edin aynı anda konuşuyorlardır.

O halde sağlıklı iletişim sırayla dinlemek ve konuşmak şeklinde olmalıdır.

Dinlemek , konuşmak için sırasını beklemek değil,  söylenenin içindeki mesajları almaktır. Bazen siz konuşursunuz o susar. Sonra bir bakarsınız hiç dinlememiş gibi  sorular sorar. Oradan da anlaşılacağı üzere aktif dinleme değil, pasif dinleme yapılmıştır.

O halde sağlıklı iletişim de dinlemek, anlamanın ilk şartıdır.

 

O HALDE SAĞLIKLI BİR EVLİLİK SAĞLIKLI BİR İLETİŞİM İLE MÜMKÜNDÜR.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

 

BOŞANMA BULAŞICI MI?

0

Yaşamımız boyunca arkadaşlarımızdan, grubumuzdan akrabalarımızdan içinde bulunduğumuz toplumun baskın kültüründen etkileniriz. İş evlilik ve boşanma kararına geldiğinde ise farkında olsak da olmasak da bu etki kendini daha çok hissettirir.

Boşanmanın bulaşıcı olup olmadığına yapılan çalışmalar ile örnekler vererek başlayalım.

Amerika’daki Brown Üniversitesi’nde 32 yıl boyunca ‘boşanma’ konulu araştırmayı psikolog Rose McDermott, yakın bir arkadaşı veya akrabası boşanan çiftlerin ayrılma ihtimallerinin yüzde (%) 75 arttığını açıkladı.

Peki neden?

Boşanan insanlar, evliliklerinin veya eski eşlerinin hep olumsuz yönlerini hatırlarlar. Bunun yanında boşanan insanlar, nasihat, öğüt ve önerilerinde kendi yaşadıklarından çıkardıkları tecrübeleri aktarırlar.

Aldatılanın güven noktasını , şiddet görenin öfkesizliği ,ilgisiz kalanın ilgiyi ön plana koyması gibi. Yani kim neden ayrılmışsa ona yönelik telkinde bulunması gibi..

Bu durumda boşanan kişiler, çevrelerinde veya akrabalarına benzer telkinlerde bulunur ve karşı cinse olan güvensizliklerini ve evlilik kurumuna olan inançsızlıklarını aktarırlar.( belki direkt evlenmeyin demezler ama sürekli yaşadıklarını aktarmaları bile ön yargı oluşturmaya yetebilir).

Aldatılmış bir insanın, çocuğuna veya arkadaşına karşı cinse güvenip teslim olması çok beklenmeyebilir. Yada evliliğinde hep mutsuz olan birinin boşandıktan sonra evlenmeye teşvik etmesini beklemek zordur. Süreci sağlıklı şekilde atlatmayan biri, onu yaşamı boyunca anlatır. ( bazen kendini haklı göstermek, bazen mağduriyet ile beslenmek ..)

Oysa temel sorun ,boşanan kişinin durumunu ve yaşadıklarını genellemesidir. Yani aldatılan erkeğin, her kadının aldatabileceğini iddia etmesi, ilgisizlikten boşanan bir kadının ise her erkeğin aynı olduğunu iddia etmesi gibi. Bu telkinler ile büyüyen veya bu telkinleri sohbetlerdeymiş gibi  alan kişilerin, etkilenmemesi  mümkün değildir.

Yukarıdaki araştırma sonucunun % 75 olması, düşündürücüdür.  Sorunlarla baş etme yönteminin öğrenme ile oluşması, bu yöntemin de ilk olarak ailede öğrenilmesi, ailedekilerin baş etme yöntemlerini  kullanmasını sağlar.

Zorluğa gelemeyen, evliliğindeki sorunları nasıl çözeceğini bilemeyen, sorun yaşadığında kesip atan bir aile sisteminde arkadan gelen üyelerin benzer davranış göstermesi pek de tutarsız değildir. İnsan, öğrendiğini yaşar ve uygular.

Yine bir araştırmada Türkiye’de boşanmış kadınların yüzde 53,56’sının, erkeklerin ise yüzde 52,86’sının kardeşinin boşanmış olduğu  yayınlandı.  Bu veri bize gösteriyor ki 1. Derecedeki akrabaların model olma ve etkileme oranı % 50 üzerindedir. O halde boşanma kararının iki kişi arasında değil, ailenin ruhsal ve ilişkisel genetiğine işlenecek 2-3 kuşağı etkileyebileceğinden bahsedebiliriz.

Başka bir araştırma;

Türkiye’de boşanma üzerine yaptırılan ilk resmi araştırma sonucunda da boşanan çiftlerin ailelerinde de daha önce boşanmaların gerçekleşmiş olduğu sonucu çıktı.

Araştırmada; Boşanan kadınların yüzde 36,4’ünün, erkeklerin ise yüzde 25,8’inin ailesinde boşanmalar olduğu tespit edildi. Araştırma da “Daha önce ailede olan boşanmaların diğer boşanmalar için örnek teşkil ettiği söylenebilir.” Bu araştırmada da boşanmanın ailenin evlilik kurumuna olan bakış açısının da bir yansıması olduğu kadar, ailenin psikolojik yapısı, yetişme tarzı,anne-babanın birbiri ile olan ilişkisi de birer neden olarak gösterilebilir.

Başa dönersek, kötü sahneler akılda daha çok durur. Ayrıca biten bir ilişkide daha çok son zamanlar hatırlanır. boşanan bireylerin zaten son zamanları acı ve üzüntü ile doludur. Sonuçta hiçbir ayrılık acısız olmaz. Lafta söylense de kimse arkadaşça boşanamaz. O halde boşanan kişi, evliliğini hep son şekliyle hatırlar ve ona göre evlilik yorumu yapar. sorun, insanın 10 yıllık evliliğini son 6 aya indirgemesi ve  hep öyle yaşanmış gibi yansıtmasıdır.

Boşanan biri doğru bir analiz yapsa ve yol gösterse de güven sorunu oluşabilir. Zaten evli birinin boşanmış birinden yardım istemesi de yardım isteyen açısından güvenilir bulunmayabilir. Boşanan kişinin, objektif olması için profesyonel olması ya da biten evliliğini çok iyi aşması ve otopsisinin çok iyi yapması gerekir. Boşanan kişi, evliliğinde sorun yaşayan birine yol gösterse, evli olan kişi “bunu neden evliliğinde uygulamadı” diyebilir,güven sorunu yaşanabilir.

Tabi olay sadece akraba veya arkadaşlar ile alakalı değil.Mesela ünlü şahsiyetlerin (!) rahatça boşanması ve evlenmesi de evlilik kurumuna olan saygıyı sarsar. İnsanlar, o bile boşanıyorsa benim gibi sıradan bir vatandaş kimin umrunda diyebilir. İşte burada, televizyon yüzleri, politikacılar, statü ve mevki sahipleri vs. kişilerin boşanmasıtoplumu bu davranış konusunda cesaretlendirir.

Tabi bunun yanında herkes olumsuz anlam çıkarmayabilir.

Mesela, “Arkadaşım ilgisizlik yüzünden boşandı “diyen biri, evliliğini korumak için daha ilgili davranabilir. Yani ders çıkarabilir. Bu da mümkün. Fakat insanımız genelde sorun anında savaşmak yerine kaçınmayı seçiyor.

Çünkü kolay olan bu. Çünkü savaşmak için yeterli duygusal güç ve yöntem yok. Aileler çocuklara sorun çözme becerisi kazandırmamakta.

Boşanmanın bulaşıcılığı açısından bakıldığında, boşanan ebeveynlerin çözüm konusunda çocuklara yeterli bir mirası olmayabilir. Yani kendi evliliğinde çözümsüz olan anne-babalar çocuklarına da faydalı olamayabilir. Bu açıdan ailede çözümsüzlük, bir çözüm yöntemi haline dönüşür. Yani otomatik olarak sanki çözümü yokmuş dercesine boşanmaya sürüklenirsiniz.

Bunun yanında ,(anne-baba veya çocuğun) boşananın olduğu ailelerde boşanmak isteyen bireye sosyal baskı uygulama gücü azalmıştır. Yani sigara içen babanın oğluna sigara içme demesi gibi.Ebeveyn boşanmışa bu konuda çocuğuna söz geçirmesi veya sosyal-kültürel-dini motifleri kullanıp baskı yapma gücü azalır.

Yine boşanan arkadaşların, ” boşandıktan sonra sanki her şey çok güzel oldu”,  “özgürlüğüme kavuştum”, “katlanmaya değmez” gibi ifadeleri ,evliliğinde sıkıntı yaşayan aile bireyleri veya arkadaşları için çekici gelmektedir. Aynı zamanda ebeveyni boşanan çocuklarda bu tip yorumlar ile evliliği çoğu kez denemek için yaparlar. Bilinç altında ise evliliğinin bir gün biteceği veya eşinin korktuğu gibi olacağına dair otomatik düşünceleri vardır.

Bu nedenle bu inançla evlilik yapanlar, daha tahammülsüz ve küçücük olaylara bile gereğinden fazla tepkiler vererek bertaraf etmeye çalışırlar. Aynı zamanda “kendini gerçekleştiren kehanet”denilen döngüye yakalanıp farkında inançlarının alt yapısını hazırlarlar.

Burada toplumun yanlış algılarını da değinmek lazım. Boşanan kadına veya erkeğe bakış açısı gibi. Onlara vebalı gibi bakmak, ahlaki yapılarını sorgulamak, arayışta olduklarını zannetmek onlarla arkadaş olanların boşanmaya neden olacağı gibi düşünceler ön yargıdan ibarettir. Bu yorumlar –elma-armut ayrımı yapamamaktır. O nedenle evlilik bir durumdur. Boşanmak ise bir durum değişikliğidir. Bizim amacımız her zaman doğru zamanda doğru durumda olmayı sağlamaktır.

Serhat Yabancı

Aile-Evlilik Danışmanı

Diğer yazılarım ve  takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Alttan almak benim görevim mi?

0

Asuman ;

Hayata gözünü açtığı günden beri hep alttan almak,fedakarlık yapmak zorunda kalan oydu.
Çocukken önce kendisini düşünen,kendi imajı için çocukları “elalem” korkusu ile baskı altına alan,öfkeli ve şiddet uygulayan ebeveynle büyümüştü .

Yaşamın amacı; ebeveynini mutlu etme ve onların onayını alma olarak algılayan Asuman; Kenan ile evliliğinde de bu sahneleri sürdürmüştü.

Adeta ailesinden kaçmaya çalışırken bu büyülendiği adam, ona kurtarıcı gibi gelmişti.
Kenan ise; yüceltilmiş, sürekli istediği yapılmış, yanlış yaptığında bile başkası suçlanmış bir aileden geliyordu.
Kenan daha çok istediğini yapan, ona itaat eden, adeta bakıcısı gibi davranan ve ona sınır koymayan tipleri bulur onlarla 1-3 yıllık ilişkiler sürdürüp ayrılmış.
Asuman ise, çocukluğundan gelen ve profesyonelleştiği; alttan alma, idare etme, boyun eğme memnun etme ve onaylanma özellikleri nedeniyle hep bencil ve kendine dönük tipleri bulmuştu.
Gel zaman git zaman Asuman ile Kenan evlenmiş.
Birinci yıldan itibaren Asumanın üzüntü ve boşluk duygusu artmaya başlarken, Kenan”ın keyfi ve bencilce tavırları ,sınır konulmadığı için devam etmiştir.
Ne zamanki Asuman kendini önemsemeye,kendi isteklerini de keşfetmeye ve sınır koymaya çalışırsa ,Kenan hemen panikleyip Asumanı bencillikle suçlamaya başlar ve eski Asumanı geri getirmek için bütün yöntemleri kullanırdı.
Kenan Asuman’a kendine bağımlı hale getirmek ve vazgeçilmez olmak için “Sen bensiz yapamazsın ben olmadan koca şehirde hayatını sürdüremezsin der” ve genelde de özgüvenini arttıracak adımlarla hemen engellemelerde bulunurdu. Ve Asuman’da da ara ara öfke patlamaları ve krizler oluyordu.
Evliliğin 7. Yılı Bir kırılma noktası olmuştu. Asuman artık bir şeylerin yanlış gittiğini, mutsuzluğunu fark etmişti.
Asuman, bir kere farkındalığa kavuştuğu için onun geriye dönmesi mümkün değildi.. Kendi sınırlarını çizdiği için de Kenan mutsuz olmaya kaygılanmaya başlamıştı.
Onunla oturdu ve ilişkinin bundan sonraki gidişatı hakkında beklentilerini ve taleplerini söyledi. Kendini gerçekleştiren kehanet misali Kenan bu gerçekle yüzleşti.
Asuman: “Artık ben de kendim için bir alan istiyorum. Harcamalarda benim de kişisel ihtiyaçlarım için bütçe istiyorum. Arkadaşlarımı, ailemi zevklerimi, hobilerimi engellemeni istemiyorum. Geleceğimiz ile ilgili her konuda mutlaka fikrimin alınmasını istiyorum. Bana artık öfkelenmemeni, istediğin olmadığında ergen çocuk gibi mızmızlanmamanı istiyorum. Ev işlerinde sorumluluk almanı, bana karşı da ilgili ve dikkatli bir eş olmanı istiyorum.”dedi.
Konuşmanın sonunda da : “ Ben senden ayrılmak istemiyorum.Sadece bundan sonraki hayatımızda ben de kendimi değerli ve önemli hissetmek istiyorum. Şayet bunların hiç birini yapamam diyorsan ve bu haklı beklentilerimi önemsemiyorsan ayrılma seçeneğini de konuşabiliriz.
Gördüğümüz gibi zamanında kontrol edemediğimiz sınır,kontrolsüz sinirlere döner.
Yıllar sonra döngüyü fark ettiğimizde de hem boyun eğdiğimiz için kendimize, hem de bu şemamızı sürdüren partnerimize kronik bir öfke duymaya başlarız. Bazen de bu öfkeden ve değersizlikten kurtulmak için ayrılmayı çözüm olarak görürüz.
Bu aşamaya gelen bir ilişkide bitirmekten çok ilişkiyi yeniden dizayn etmek gerekir. Bu yeni dizayn kazan=kazan şeklinde olmalıdır. Şayet bunu kabul etmeyen ve “hayır ben eski sistemi istiyorum” diyen biri, ilişkiyi bitirmeye sürükler.( Her ne kadar bitirmiş olan siz olduğunuz için sizi suçlasa da size başka seçenek sunmamıştır).

Özetle; kendi ihtiyaçlarımızı,duygularımızı ve sınırlarımızı fark etmeliyiz. Zamanında çizmediğimiz sınır, zamansız gelen sinire dönüşecektir.
Sevgi ve saygı ile..

SERHAT YABANCI
Evlilik-İlişki Terapisti
Yazar
www.serhatyabanci.com

Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.

0
  • Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.
  • Evlenen değişir. Evlendiği halde bekârlığını sürdürmeye çalışan, evliliği hazmedememiştir.
  • Evlilik, güç birliğidir, güç savaşı değildir.
  • Evlilikte iki tarafında kendine ait özel alanı olmalıdır. Bu kafasına göre takılmak değil, birey olmasının koşuludur.
  • Evlilikte kadın-erkek eşit değildir. Eştir. Ego yapmaya, her konuda yarışmaya gerek yoktur.
  • Bir evliliğin düzelmesi için iki tarafın da çabalaması gerekir. İki kürekli teknede bir kişinin bir küreği çekmesiyle teknenin kendi ekseninde dönmesi gibi.
  • Her evlilik, parmak izi gibidir. Başka evliliklere benzemez. Bu nedenle kıyaslamak asla doğru değildir.
  • Evlilikte, eşler birbirinin ailelerine saygı göstermezse zamanla birbirlerine de saygı göstermezler.
  • Eşini seven, onun mutlu olduğu konulara saygı duyar.
  • Eşinizin ailesine mesafe koymak, eşinizin size daha çok ait olmasını, sizi daha çok sevmesini sağlamaz.
  • Onaylamayan, takdir etmeyen, var olanın kıymetini bilmeyen eş, zamanla var olanı da arar hale gelir.
  • Evliliğin ilk yılları, sistemi oturtma ve diş geçirme sürecidir. Sabırlı olmak gerekir.
  • Kayınvalidesiyle yarışan gelin, eşini annesine daha da yaklaştırır
  • Eşinin güçlü ve kararlı olmasını istiyorsan önce sen hükmetmekten vazgeçeceksin.
  • Eşini sürekli eleştiren, zamanla aynı tip eleştirilerin gelmesine kapı açar.
  • Bir eş istediğini söylerse, zamanla istemediklerini de duymaya başlar.
  • Eşini hayalindeki eşe çevirmeye çalışırsan, zamanla seni yok saymaya başlayacaktır.
  • Kavgada ayıpları döken, sonrasında toplamak zorunda kalır
  • Çoğu tartışma mevcut olaydan çok eski olayların akla gelmesi ile uzar
  • Hatasını kabul etmeyen eş, bunu sürekli duymak zorunda kalır.
  • Kendi ailesini üstün tutarsan zamanla eşin ailene tepki koyar.
  • Aldatma, aldatının kusurudur, mağdurun değil. Evliliğin kötü gidiyorsa ya iyileştir ya bitir ama aldatma.
  • Kendini mutlu edemeyen, başkasını mutlu edemez sadece fedakârlık yapar
  • Daha iyisine layık olduğunu düşünüyorsan o zaman elindekinden vazgeç ya da kabullen.
  • Acaba daha iyisi seni kendine layık görüyor mu?
  • Eşine iltifat etmek, seni zayıf göstermez. Sahte davranıyor olmazsın.
  • Duygularını göstermemek, bir cesaret değil, korku göstergesidir.
  • Alttan aldığın her şeyin bir gün altında kalırsın.
  • Zıt seçimler yapman, kader değil, çocuklunla alakalıdır.
  • İletişimin esas dili sözeldir. Trip veya kapris, ergenlik ve kibir göstergesidir.
  • Eşini kontrol etmen veya kısıtlaman onu daha çok sadık yapmaz.
  • Mutlu Evlilik, ihtiyaçların muntazam giderilmesi değil, keyifli ve mutlu bir ev havası demektir.
  • Tribüne oynayan eş, hep sorun çıkarır.
  • Dışarıda hata yapmamaya çalışan, evde hataya karşı öfkeli olur.
  • Bir değişikliği hazmet ve otomatikleştirmek için önce mantıklı bulman ve inanman gerek.
  • Dominantlık, zayıflığı kılıflamaktır.
  • Güçlü insan, kendisi gibidir.
  • Dışarıda eşiyle gurur duyup, evde eşini aşağılayana tribün eşi denir.
  • Bir kadının benzini, ilgi ve sevgidir.
  • Bir erkeğin benzini, adam yerine konulmaktır.
  • Erkek, öfkeli kadına ilgi göstermek istemez.
  • Cinsellik ve duygusallık yarışmaz. İkisi de lazımdır ve karşılıklı görevlerdir.

 

SERHAT YABANCI
Aile-Evlilik- Yetişkin Terapisti
serhatyabanci@hotmail.com

instagram.com/serhatyabanci

Gelin – Kayınvalide ve Damatlara tavsiyeler

0

Oğlan annesi sanki Kanuni annesi misali oğlu evlendiğinde gelinini küçümser…

Bazen inceden inceye laf sokar, bazen sanki oğlu ucuza gitmiş gibi hüzünlenir…

Geline “kızım” demez ama “anneciğim anneciğim” diye peşinden koşmasını bekler…

Gelin de kendini sürekli sınavda hissettiği için ağzıyla kuş tutmaya çalışıp yaranmaya çalışır.

Neredeyse ilk iki yılı iki şey ile doldurur;

Başarılı  olduğunu kanıtlama ve borç ödemek.

Faydalı kitaplar

Sevgili Gelin Hanım;

Kendinle barışık ol,

Kendini kanıtlamaya çalışmaktan vazgeç.

Ne ailen ne de eşinin ailesi sana madalya takmayacak.

Saygısız olma,

Surat asma,

Tepkisel olma,

Eşine bağımlı olma,

Ailesini de rakip olarak görme.

Ama kendini de değersizleştirme ,

Kimsenin de değersizleştirmesine izin verme.

Seni seven böyle sevsin,

Kabul eden de böyle kabul etsin.

Kimse kafasındaki gelin kıyafetini sana giydiremez,

Kimse senden habersiz seni kafasına göre şekillendiremez.

Eşinin ailesinin hatalarının acısını eşinden çıkarma,

Eşini onların avukatı yapma,

Onlarla geçinemiyorsan, geçinebilecek kadar samimi ol.

Eşini,senin ve ailesi arasında bırakma,

Eşin üzerinden değil, birebir iletişimle çöz.
Eşini ailesiyle paylaşmayı kabullen.
Kendi ailenle eşinin ailesini kıyaslama.

Sevgili Damat Bey;

Her durumda aileni savunma,

Öyle demek istemedi“ deyip hatalı kişileri temize çıkarma.

Hata yapan olduğunda objektif ol ama aracı olma,

Artık senin yeni bir ailen var, sınırları zorlama.

Kimseyi memnun etmek için evlenmedin,

Ailenin onayına göre evliliğini ölçme.

Eşinin ailesi ile olan yakınlık ile kendi ailenle olan mesafeyi kıyaslama.

Eşit olmak zorunda değil.

 

Sevgili Kayınvalide;

Oğlunu doğurman, ona sahip olma hakkını doğurmaz.

Çocuğunu yetiştirirken,geleceğini onun üzerine kurmak yerine kocanla bir “yarın” hayali kur.

Sen Brad Pitt doğurduğunu düşünüyorsan, gelinin de kendisini Angelina Jolie sanmasını hesaba kat.

Onlar artık bağımsız bir aile, kabul et.

Gelini küçümsediğin sürece ondan samimiyet değil, en fazla prosedür ilişkisi yaşarsın.

Oğlunun hayatında vazgeçilmez olmak için gelinini kötülemene gerek yok.

Terk edilme kaygını, gelini yetersiz göstermekle, oğluna çok düşkünlüklegideremezsin.

Oğlunu ya kök ailen  ya da eşin arasında bırakmakla sorunu çözemezsin.

Gelininle olan sorunu onunla yüzleşerek çözmelisin.

Kendini, gelin annesiyle kıyaslama.

Kızının evinde arı gibi hizmet edip, oğlunun evinde hizmet bekleyen olmamalısın.

Ek: Kayınpederlerin sorun yaşamamalarının temel nedeni çoğu zaman kimseyi umursamamalarıdır…

Serhat Yabancı

Evlilik – Aile Danışmanı

Serhat Yabancı -Mutlu Kadınlar Semineri

0

Serhat Yabancı – 8 Aralık cuma Mutlu Kadınlar Seminerine katılacaktır..

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR