Ana Sayfa Blog Sayfa 55

Ev sahipliği nedir ?

0

Eve gelen Misafir,

yemek yemeye ,

çay içmeye,

evi müfettiş gibi kontrol etmeye gelmez…

Onları memnun etmek, 

tertemiz bir ev sunmak,

çok güzel ve çok çeşitli yemekler yapmak,

ne sizin ne de misafirinizin değerini ölçer.

Günler öncesinden hazırlık yapanlar,

Bir türlü müsait olamayanlar,

Hep en iyisini peşinde koşanlar;
Kendinizle barışık olun.

Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin.

Siz kendinizi olduğunuz gibi kabul etmezseniz, kimsenin de etmeyeceğini düşünürsünüz.

 

Bırakın çocukların oyuncakları dağınık olsun.

Bırakın,misafir evdeyken çocuklar oynasın,gürültü yapsın.

Bu zaten siz değil misiniz?

Kendinizi farklı tanıtmaya gerek var mı?

Sizi kabul eden böyle kabul etsin.

Rahatsız olan da gelmesin.

Siz çekinmeyin..

Misafirlik ;

İletişimdir eğlenmektir güzel zaman geçirmektir.

Misafirle zaman geçirin,

sohbet edin,

gülün eğlenin,

dertleşin…

 

 

Mutfak çıkmayan ev sahibi olmayın.

Kendinizi aşçıya,

evinizi restauranta çevirmeyin.

Bir misafiri siz bağlarsınız,

Güler yüzünüz,cömertliğiniz ve hoş sohbetinizle.

Gerisi sadece vitrindir.

Ne varsa beraber yersiniz.

Atalarımız, “Umduğunu değil, bulduğun yer” diye boşuna dememiştir.

İkrama saplanıp kalmayın.

 

Özetle:

En iyi ev sahibi, misafiriyle zaman geçiren, sohbet eden, onlarla paylaşımda bulunandır.

 

Serhat Yabancı

Sizi seven birinin sevgisini nasıl bitirirsiniz?

0

Sizi seven birinin sevgisini nasıl bitirirsiniz?

– Bağırarak

-Sürekli eleştirerek

-Sadakatsiz davranarak

-Ailesini küçümseyerek

-Arkadaşlarını eleştirerek

-Onun hobi ve zevklerini küçümseyerek

-Sürekli bir şeyler bekleyerek

– İstediğiniz olmadığında küserek veya kızarak

-Onu yok sayarak

-Yapabileceğiniz şeyleri o istediğinde yapmayıp mazerete sığınarak..

-Yalan söyleyerek

-Sürekli haklı olarak

-Kendinizi sürekli överek

-Kendinizi ve ailenizi ondan ve ailesinden üstün tutarak

-Sadece işiniz düştüğünde ilgi göstererek.

-Hatalara hoş görülü olmayarak

-Her hatayı büyüterek,

VE BUNLARI SIK VE SÜREKLİ YAPARAK….

Serhat Yabancı

Aile ve Evlilik Danışmanı

Özgüven, başarı ve mutluluk getirir mi?

0

Özgüven, başarı ve mutluluk getirir mi?Özgüven; sosyal bilimlerde en fazla araştırılan konuların başında geliyor ama tanımı hala tartışılmaktadır.

Peki özgüvenli olmak ne anlama gelir? Özgüven, mutluluğu ve başarıyı nasıl etkiler?

ÖZGÜVEN VE SUÇ

1970’lerde özgüvenin, her zaman iyi bir şey olduğu varsayıldı ve ‘Özgüvenli Çocuk Yetiştirme Hareketi’ başladı.

Ama araştırmacılar, hapishanedeki suçluları analiz edince fark etti ki; mahkumların çoğunun özgüveni oldukça yüksek.

Ardından hemen “Özgüven ile suç arasında bir ilişki mi var?” sorusu akıllara geldi.

Acaba özgüven, tahmin edildiği karar iyi bir şey değil miydi?

ÖZGÜVEN VE NARSİSİM

Araştırmalar derinleşince fark edildi ki, özgüvenin tanımı yanlış yapılmış.

Özgüven kavramıyla narsisim (buna yükseklik kompleksi de diyebiliriz) karıştırılmış.

Suçluların çoğunun aslında özgüveni yüksek değil, sadece yükseklik kompleksleri olduğu anlaşıldığı.

Yani aslında mahkumların çoğu özünde, kendilerine güvenmiyor ve değersizlik duygusu hissediyor. Bunu da narsisim ile kapatıyor. Yani, narsisim, aslında özgüven eksikliği.

Bunun ardından özgüven yeniden tanımlandı.

ÖZGÜVENİN DOĞRU TANIMI

Özgüven; kendinle barışık olma halidir.

Peki, kimler kendiyle barışık olur?

Kendilerini olduğu gibi kabul edenler.

Peki, kimler kendini olduğu gibi kabul eder.

Ailesi tarafından koşulsuz kabul görenler. Aile çocuğu koşulsuz kabul edince, çocuk da kendini değerli görüyor ve kabul etmeye başlıyor.

O zaman çocukta özgüveni geliştirmek için, onu olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. Bu bağlamda da özgüvenin, en büyük temeli ‘özdeğer’. Yani, “Ben, ben olduğum için değerliyim duygusu.” Ama özgüvenin, tek temeli bu değil.

YETERLİLİK

Özgüvenin bir temeli daha var. O da ‘yeterlilik’.

Aslında yeterlilik de ikiye ayrılıyor.

Bir tanesi “hayatta yaşadığım sorunları çözebilirim” inancı.

Diğeri de bir alanda yeterli olma durumu.

Birincisine ‘özyeterlilik’, ikincisine ise sadece ‘bir alanda yeterlilik’ diyebiliriz.

(Özgüveni oluşturan üçüncü unsur da özerkliktir. Dikkat ederseniz üçü de ‘öz’ kelimesiyle başlıyor.)

Peki, özgüvenin hangi boyutu (özdeğer ve yeterlilik), başarı ve mutluluk açısından daha önemli?

ARAŞTIRMA

Özgüven konusunda dünyada otorite olan Prof. Morris Rosenberg bu soruyu yanıtlamak için bir araştırma tasarlıyor.

Özgüveni ikiye ayırıyor: genel özgüven ve özel özgüven.

(Genel özgüven, benim yukarıda bahsettiğim özdeğere; özel özgüven ise yeterliliğe denk geliyor.)

Bir grup öğrencinin özdeğer ve akademik alandaki yeterliliklerini ölçüyor. Daha sonra özgüvenin, okul başarısı ve mutlulukla ilişkisine bakıyor.

Ortaya çok net bir sonuç çıkıyor.

SONUÇLAR

Özdeğerin, başarıyla ilişkisi sadece %25. Yeterliliğin, başarıyla ilişkisi ise %49.

Yani, bir kişi değersiz hissetmesine rağmen yeterli hissediyorsa, başarılı olabiliyor.

Prof. Rosenberg, özdeğerin ve yeterliliğin mutlulukla ilişkisine bakıyor. Bu sefer tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor.

Özdeğerin, mutlulukla ilişkisi %50. Yeterliliğin mutlulukla ilişkisi sadece ve sadece %10.

Yani bir kişinin bir alanda çok başarılı olması, onun mutlu olacağı anlamına gelmiyor.

Kısacası, mutluluğun temelinde, bir alanda yeterli olmak değil, özdeğer yatıyor.

SONUÇ

Başarının mutluluk getirmediğini biliyorduk ama artık elimizde araştırma sonuçları var.

Bir çocuğun bir alanda yeterli ve dolayısıyla başarılı olması, onun mutlu olacağı anlamına gelmez.

Bir çocuğun mutlu olması için gerekli olan tek şey aslında onun değerli his
Onun için de ailenin onu koşulsuz kabul etmesi gerekir.

Aileler ilk önce, çocuğunun özdeğer duygusunu geliştirmeli. Özyeterlilik ise daha sonra gelmeli.

Kısacası, başarıya bağlı bir mutluluk değil, mutluluğa bağlı bir başarı geliştirilmeli.

Ozgür POLAT

Sizi seven birinin sevgisinizi nasıl bitirirsiniz?

0

Sizi seven birinin sevgisinizi nasıl bitirirsiniz?

  • Bağırarak

  • Eleştirerek

  • Sadakatsiz davranarak

  • Ailesini küçümseyerek

  • Arkadaşlarını eleştirerek

  • Hobi ve zevklerini küçümseyerek

  • Beklenti içinde olarak

  • İstediğiniz olmadığında küserek veya kızarak.

  • Onu yok sayarak

  • Yapabileceklerinizi yapmak yerine mazeretlere sığınarak

  • Yalan söyleyerek

  • Hep aklı olarak

  • Kendinizi sürekli üstün göstererek

  • Ailenizi ve arkadaşlarınızı onun ailesi ve  arkadaşlarından üstün tutarak

  • Sadece işiniz düştüğünde ilgi göstererek

  • Hoş görüsüz davranarak

  • Her hatayı büyüterek

  • Sadece gitmek istediğinde düzelerek,

Ve bunları sürekli sık ve sürekli  yaparak…

Serhat Yabancı

Aile –Evlilik-İlişki Danışmanı

0216 371 33 83

Beni neden terkettin? Acı da olsa söyle, iyileşeyim

0

Terk edilme gerekçemizin peşine neden düşeriz?

 

Gözleriyle konuşan adamların olduğuna onu tanımasam asla inanmazdım; ve bu dili böyle bir adamla kullanabileceğime..

Hatta uzun saçlı bir adama aşık olabileceğime , hatta saçlarını basit siyah bir lastik ile toplamak için can atabileceğime; ben bunun için can atarken dönüp bana aniden

-toplamak ister misin?, diyebileceğine…

O, otomobili kullanırken yan koltuktan bir adamın uzun saçlarını okşayabileceğime…

Aynı anda aynı şeyi düşünebilmek bu bile çok basit kalıyordu bizim ilişkimizde. Çıktığımız seyahatlerde aynı anda aynı şey aklımaza gelince aynı anda kıkırdayabiliyorduk. Sahil yolu boyunca bir çok portakal suyu satıcısı varken aynı tezgahı seçebiliyorduk ve seyahat boyunca dinlediğimiz şarkılarının bestecileri için; “bence bunu yazarken sevgilisi için yazmadı”, diyebiliyorduk…

Ortada hiçbir sebep yokken aynı anda birbirimize dönüp aynı şeye mi gülüyoruz? bakışı, başka nasıl anlar ki insan aldığı nefesi beraber vermek istediği insanı? Ben böyle anladım…

Tam kocaman yedi gün ve sanki onunla bir gün de 25. saati yaşadık ve yedi günde sanki evreni beraber yarattık ,çıkılan üç muhteşem seyahat. İlkine tanıştıktan birkaç saat sonra acıkınca restoran araken bulunduğumuz yere yaklaşık üç saatlik bir tatil kasabasında kendimizi bularak çıkmıştık bile zaten…

Ve restorana girince duvardaki “hayat kısa kuşlar uçuyor” yazısı… daha da kısa olsun istiyor insan bu kadar güzel olacaksa. Ve kısa sürede tutan dualarımdan biri.

Bu büyü nasıl bozulur ?

Ne yaptım ben? Bir sabah alarm niyetine uyandığım günaydın mesaj sesi ötmedi. Hep olumsuz düşünüyorsun kızım diye avuttum kendimi önce, adam olmazsın sen, dedim… Her şey de kendine dert edecek bir şey bulursun, devam et dedim kendime,aferin devam et , adam yarım gün aramadı diye kendini yiyip bitirdiğin gibi onu da yiyip bitir.

Asla suçlamadım onu , asla konduramadım ona; gözleri bile konuşan bir adam nasıl hiçbir şey söylemeden giderdi ki?, terk eder di ki? bu soruları tam olarak üç gün yanıma bile yaklaştırmadım. Yedi günde evreni beraber yarattığımız düşünülürse çok büyük bir fedakarlıktı bu benim için.

Tam üç gece aniden içim de bir sızı ile uyandım ve verdiğim nefesin kulaklarımda uğuldamasıyla.. Ve sonrasın da bu lanet ses yüzünden uyuyamıyordum. Aldığım nefes mi? Sanırım sadece bir şeyler verme günleriydi; kendimden , bedenimden, kişiliğimden, kendime olan güvenimden ve çok çok daha sonralarından…

 

Beni bırakması için ona ne yaptığımı çok merak ediyordum; hala “beni kocaman terk etmesi için ne yapmış olabilirim?” diyemiyordum ki ; sanırım günlerdir ruhumdaki acıyı tercüman olan midemin bunu belli aralıklarla kusarak dile getirmesinden anlıyordum.

 

Niye Terk edildin diyemiyordum kendime. Niye peki?

Beni terk etmeyi önceden hesaplamış mıydı ? Planlamış mıydı ? daha uygun olacaktı sanırım, niye bu soruya ulaşabilmek için bu kadar uzun yoları tercih ettim ki?

Aynadan gelen cevaplar ise, hep “belki” ile karşılık buluyordu…. Belki ,belki… belki de. Bu belkiler yüzünden zihnim hala durmadı. Belkilerden dolayı da mecburen beni terk eden o adamı unutamıyorum….. Hem de istemeyerek.

 

Ayrılığa isim koymak ve anlamlandırmak neden önemlidir?

Nasıl ki teşhis tedavinin yarısı ise, neden ayrıldığını,terk edildiğini veya ilişkinin bittiğini bilmek ve adını koymak da iyileşmenin yarısını oluşturur.
Kişi yaşadığı ayrılık acısına ve taziyeye anlam veremediğinde bocalar, duygusunu tanıyamaz ve nereyi iyileştireceğini bilemez.
İnsan sorunu bilmediğinde problemi de çözemez.
İnsan yarasını bilmediğinde nasıl iyileştireceğini de bilemez.

Buna rağmen çoğu insan, adam gibi başlattığı ilişkiyi adam gibi bitiremediği için saplantılı aşklar, unutulmayan yaşantılar ve zihinde devam eden fantezilerle dolu toplum olmaktan kaçamıyoruz.
Bitirmek de aşktandır.
Bitirmek de karakterdendir.
Bitirmek de taziyedir.
Bitirmek de önemsemektendir.

 

Bazıları hiç bir şey demeden bitiriyor,
Bazıları kendini terk ettiriyor,
Bazıları sen daha iyilerine layıksın,
Bazıları da seni daha çok üzmemek için, diyerek ayrılıyor.

Oysa ayrılırken en çok karşıdakini düşünen, en çok ayrılmak isteyen değil midir?
Oysa, ayrılığın gerçek nedenini söylememek, karşıdakini yarım bırakmak değil midir?
Oysa açık olmamak, açık kapı bırakmak değil midir?
Oysa net olmamak, terk edilende umut, ısrar ve çaba talep etmek değil midir?

 

Sağlıklı bir ayrılış yapamadığınızda hem karşınızdaki zor toparlanıyor hem de siz sonraki ilişkilerinizde sorunlar yaşıyorsunuz.
Yarım kalan her şey,akılda kaldığı için acı da olsa net olmak, gerçekçi olmak gerek.
Sizin net olarak kapatmadığınız her ilişki sizde de açık olarak kalacaktır. Ama vicdan, ama suçluluk, ama pişmanlık.
Bir şekilde kendinizde de yarım kalan bir parça bırakmıyor musunuz?
İşte geri dönüşüm kutularımızın bu dolu olması, dolu olduğu için de sistemi bu kadar çok yavaşlatması da tam da bundan. “ BİTMİŞİ KAPATAMAMA SENDROMU”

Her insan, bir ayrılığı bir neden göre yapar. Sevgisi biter, anlaşamaz, saygısı biter, mutsuzdur, umutsuzdur, başkasını seviyordur vs. nedeni ne olursa olsun, her sonucun bir nedeni varsa, acı da olsa, karşıdakine söylemek gerekir. Aynı zamanda da onun da gerçek nedeni bilme hakkına saygı duyulması gerekir.

 

Bitiş nedeni ne işe yarar peki?

· Terk edilen, bitirme gerekçesi ile kendini tartar. Hatalarını, doğrularını, yaptıklarını yapamadıklarını görür,yol haritası çizer.
· Her terk edilen veya daha az ayrılmak isteyen kişi, ayrılığı kendi karakterine yontar. Yani içten içe kendini suçlar. Ama gerekçeyi bilirse, ilişki otopsinini sağlıklı yapıp, taziyesini kısa tutar.
· Ayrılık gerekçesi, belirsizliği ortadan kaldırır. Buna bağlı olarak da ayrılığı kabullenmeyi hızlandırır. Mesela: “ailelerimizin farklı olmasından dolayı ayrılıyorum. Ben bu durumu aşamıyorum.” Diyen birine içten çok kızabilir, sevgisi için bunu aşması gerektiğini düşünebilirsiniz ama bundan dolayı kendinizi suçlamaz kendinizi de değersiz ve yetersiz hissetmezsiniz. Bu onun sorunu veya onun karakteri ile ilgili dersiniz.
· Ayrılık gerekçesini bilirseniz, uzun süren ısrarlardan, aracılar kullanmaktan, farklı taktikler kullanmaktan vazgeçersiniz. Yani gerçek bir gerekçe sizi motive etmez aksine, enerjinizi kendiniz için harcamanıza yarar.
· Son aşamada size söylenen belirgin bir neden yoksa,biten ilişkinize kendiniz gerekçe bulacaksınız. Suçlu aramadan,teşhis koymadan sadece “ benim tarzım ona uymadı, beklentilerimiz uyuşmadı” ve o da bunu söyleyecek kadar cesur ve dürüst olamadı.

Ne olursa olsun, her ayrılık başladığı gibi saygı çerçevesinde olmalıdır.
Ayrılık da aşktandır. Ayrılık da karakterdendir..

 

Serhat YABANCI
İlişki-Evlilik Terapisti
instagram.com/serhatyabanci

Asuman. Fedakarlık yapmak zorunda kalan oydu. 

0

Asuman ; Hayata gözünü açtığı günden beri hep alttan almak,fedakarlık yapmak zorunda kalan oydu.

Çocukken önce kendisini düşünen,kendi imajı için çocukları “elalem” korkusu ile baskı altına alan,öfkeli ve şiddet uygulayan ebeveynle  büyümüştü .

 

Yaşamın amacı; ebeveynini mutlu etme ve onların onayını alma olarak algılayan Asuman; Kenan ile evliliğinde de bu sahneleri sürdürmüştü.

 

Adeta ailesinden kaçmaya çalışırken bu büyülendiği adam, ona kurtarıcı gibi gelmişti.

Kenan ise; yüceltilmiş, sürekli istediği yapılmış, yanlış yaptığında bile başkası suçlanmış bir aileden geliyordu.

Kenan daha çok istediğini yapan, ona itaat eden, adeta bakıcısı gibi davranan ve ona sınır koymayan tipleri bulur onlarla 1-3 yıllık ilişkiler sürdürüp ayrılmış.

Asuman ise, çocukluğundan gelen ve profesyonelleştiği; alttan alma, idare etme, boyun eğme memnun etme ve onaylanma özellikleri nedeniyle hep bencil ve kendine dönük tipleri bulmuştu.

Gel zaman git zaman Asuman ile Kenan evlenmiş.

Birinci yıldan itibaren Asumanın üzüntü ve boşluk duygusu artmaya başlarken, Kenan”ın keyfi ve bencilce tavırları ,sınır konulmadığı için devam etmiştir.

Ne zamanki Asuman kendini önemsemeye,kendi isteklerini de keşfetmeye ve sınır koymaya çalışırsa ,Kenan hemen panikleyip Asumanı bencillikle suçlamaya başlar ve eski Asumanı geri getirmek için bütün yöntemleri kullanırdı.

Kenan Asuman’a kendine bağımlı hale getirmek ve vazgeçilmez olmak için “Sen bensiz yapamazsın ben olmadan koca şehirde hayatını sürdüremezsin der” ve genelde de özgüvenini arttıracak adımlarla  hemen engellemelerde bulunurdu. Ve Asuman’da da ara ara öfke patlamaları ve krizler oluyordu.

Evliliğin 7. Yılı Bir kırılma noktası olmuştu. Asuman artık bir şeylerin yanlış gittiğini, mutsuzluğunu fark etmişti.

Asuman, bir kere farkındalığa kavuştuğu için onun  geriye dönmesi mümkün değildi.. Kendi sınırlarını çizdiği için de Kenan mutsuz olmaya kaygılanmaya başlamıştı.

Onunla oturdu ve ilişkinin bundan sonraki gidişatı hakkında beklentilerini ve taleplerini söyledi. Kendini gerçekleştiren kehanet misali Kenan bu gerçekle yüzleşti.

Asuman:  “Artık ben de kendim için bir alan istiyorum. Harcamalarda benim de kişisel ihtiyaçlarım için bütçe istiyorum. Arkadaşlarımı, ailemi zevklerimi, hobilerimi engellemeni istemiyorum. Geleceğimiz ile ilgili her konuda mutlaka fikrimin alınmasını istiyorum. Bana artık öfkelenmemeni, istediğin olmadığında ergen çocuk gibi mızmızlanmamanı istiyorum. Ev işlerinde sorumluluk almanı, bana karşı da ilgili ve dikkatli bir eş olmanı istiyorum.”dedi.

Konuşmanın sonunda da : “ Ben senden ayrılmak istemiyorum.Sadece bundan  sonraki hayatımızda ben de kendimi değerli ve önemli hissetmek istiyorum. Şayet bunların hiç birini yapamam diyorsan ve bu haklı beklentilerimi önemsemiyorsan ayrılma seçeneğini de konuşabiliriz.

Gördüğümüz gibi zamanında kontrol edemediğimiz sınır,kontrolsüz sinirlere döner.

Yıllar sonra döngüyü fark ettiğimizde de hem boyun eğdiğimiz için kendimize, hem de bu şemamızı sürdüren partnerimize kronik bir öfke duymaya başlarız. Bazen de bu öfkeden ve değersizlikten kurtulmak için ayrılmayı çözüm olarak görürüz.

Bu aşamaya gelen bir ilişkide bitirmekten çok ilişkiyi yeniden dizayn etmek gerekir. Bu yeni dizayn kazan=kazan şeklinde olmalıdır. Şayet bunu kabul etmeyen ve “hayır ben eski sistemi istiyorum” diyen biri, ilişkiyi bitirmeye sürükler.( Her ne kadar bitirmiş olan siz olduğunuz için sizi suçlasa da size başka seçenek sunmamıştır).

 

Özetle; kendi ihtiyaçlarımızı,duygularımızı ve sınırlarımızı fark etmeliyiz. Zamanında çizmediğimiz sınır, zamansız gelen sinire dönüşecektir.

 

 

SERHAT YABANCI

Evlilik-İlişki Terapisti

Yazar

0216 371 33 83

Evlilik Algıları

0
  • Kendi aileni üstün tutarsan, zamanla eşin ailene tepki koyar.
  • Onaylamayan, takdir etmeyen, var olanın kıymetini bilmeyen eş, zamanla var olanı da arar hale gelir.
  • Evliliğin ilk yılları, sistemi oturtma ve diş geçirme sürecidir. Sabırlı olmak gerekir.
  • Eşinin güçlü ve kararlı olmasını istiyorsan, önce sen hükmetmekten vazgeçeceksin.
  • Eşini sürekli eleştiren, zamanla aynı tip eleştirilerin gelmesine kapı açar.
  • Bir eş istediğini söylerse, zamanla istemediklerini de duymaya başlar.
  • Eşini hayalindeki eşe çevirmeye çalışırsan, zamanla seni yok saymaya başlayacaktır.
  • Kavgada ayıpları döken, sonrasında toplamak zorunda kalır.
  • Çoğu tartışma; mevcut olaydan çok, eski olayların akla gelmesiyle uzar.
  • Hatasını kabul etmeyen eş, bunu sürekli duymak zorunda kalır.
  • Aldatma aldatanın kusurudur, mağdurun değil. Evliliğin kötü gidiyorsa ya iyileştir ya bitir, ama aldatma.
  • Kendini mutlu edemeyen, başkasını mutlu edemez sadece fedakârlık yapar.
  • Eşine iltifat etmek seni zayıf göstermez. Sahte davranıyor olmazsın.
  • • Duygularını saklamak bir cesaret değil, korku göstergesidir.
  • Zıt seçimler yapman kader değil, çocukluğunla alakalıdır.
  • İletişimin esas dili sözeldir. Gereksiz tavır koymalar veya kapris, ergenlik ve kibir göstergesidir.
  • Eşini kontrol etmen veya kısıtlaman onu daha sadık yapmaz.
  • Mutlu evlilik; ihtiyaçların muntazam giderilmesi değil, keyifli ve mutlu bir ev havası demektir.
  • Dışarıda eşiyle gurur duyup, evde aşağılayana “tribün eşi” denir.
  • Tribüne oynayan eş, hep sorun çıkarır.
  • Dışarıda hata yapmamaya çalışan, evde hataya karşı öfkeli olur.
  • Bir değişikliği hazmetmek ve uyum göstermek için, önce mantıklı bulman ve inanman gerekir.
  • Dominantlık, zayıflığı bir kılıfa sokmaya çalışmaktır.

   Serhat Yabancı

Biten İlişkiden Hemen sonra Sevgili Yapmak

0

Sağlıklı bir ilişki için biten  ilişkinin ardından bir otopsi  süreci tanınmalı ve yaşanılan ayrılığın ve süresi ne olursa olsun yaşanılan ilişkinin taziyesinin tutulması gerekir.

Biten ilişkinin süresi onun taziyesinin  süresini göstermez. Önemli olan ne kadar çıktığın değil, ne kadar paylaşımlar ve etkilenmeler olduğudur. Yani 1 yıllık bir ilişkinin şiddet, aldatma, istismarlarla dolu gçemesi ile 3 yıl gül gibi geçinip sonra ayrılan bir çiftin sürelerini kıyaslamak doğru olmaz. Yani sürenin uzunluğu değil, ilişkinin bitiş  şekli ve süreçte yaşananlara göre taziye belirlenmelidir.

Taziye dediğimiz, otopsili olmalıdır. Yani kuru kuru üzülme ve ağlama ile geçmemeli, biten ilişkinin süreci ve sonucu incelenmeli, ilişki sürdürme, problem çözme yöntemlerinizi  sorgulamalısınız.

Mesela ; bu ilişkide nerede hata yaptım, nasıl bir tarzım var, tarzımın kazandırdıkları ve kaybettirdikleri  neler?, biten ilişkide hatalarım var mı, elimden geleni yaptım mı, neleri sonradan fark ettim, neleri görmezden geldim vb. gibi sorgulamalar otopsinin içeriğidir.

Otopsisi yapılmayan her ilişki patinaja mahkumdur. Yani biten ilişkinin otopsisini yapmazsanız, aynı bitişleri, aynı tercihleri aynı süreçleri farklı kişiler ile tekrarlarsınız. Yani senaryonuz değişmez sadece aktör/aktristler değişir. Başka biriyle denemek, size fayda sağlamaz. Aynı yöntemlerle farklı sonuç alacağını ummanın delilik olduğunu söyleyen Einstein in sözü bunu özetler. Aynı sonuçları almak  ise ilişkiye ve karşı cinse olan güveninizi azaltır, inançsızlaşırsınız.

Sağlıklı  ilişki için kişinin enerjik olması, bir ilişkinin yükünü taşıyacak güce ulaşması lazım. Karşıdakinin nazını çekememek, fedakarlık yapamamak, mutluluk veren birine üzüntü yansıtmak sizin taziyenizin bitmediğini gösterir.

Kalbinizin ve zihninizin nadasa ihtiyacı vardır.eski yaşantıların boşalması ve aşılması için bir süreç lazımdır.

Bir tarlada bir yıl fasulye ekip  bir sonraki yıl soğan ekmek için bile 1 yıl nadas yapılır. Neden? Çünkü soğan ile fasulye birbirine karışmasın diye.  Bir ilişkinin de bitmesinden sonra zaman vermezseniz eskisi ile yenisi birbirine girer. Hatta gititğiniz kafeye bile kimle gittiğinizi karıştırabilirsiniz.

“ben artık hiç bir şey için çabalamayacağım, yoruldum, hayatıma girecek kişi herşeyi yapsın,kimseye güvenmeyeceğim” gibi cümleler biten ilişki sahibi kişilerin söylemleri ve depresif ve yorgun ruh hali göstergesidir. Böyle bir ruh haline sahip olan birinin  ilişkiye  eleştiri ,suçlama ve mutsuzluktan başka katacağı bir  katkı yoktur. Böyle birinin güvenini kazanmak da zordur. Genelde  yeni ayrılan birinin güvenini kazanmak zor olduğu için, ilişki başlamadan bitebilir yada güvensizlikten dolayı ilişki bir türlü oturmaz.

Fakat genel ilişkileri incelediğimizde, ayrılık acısı yaşamak istemeyen  ya da acıya dayanamayanlar kısa süre içinde yeni ilişkiye atılmak isterler. Buna sosyolojik olarak da “çivi çiviyi söker” denir J. (Oysa fiziksel olarak da iyi çakılmış bir çiviyi başka bir çiviyle çıkaramazsınız.)

Biten ilişkinin duygusal acısına ve sonuçlarına( yalnızlık, acı, duygusuzluk, cinsellik yoksunluğu vs.)  katlanamayan kişi, farklı bir bedende teselli arar. Aslında yeni beden bir pansumandır. Yani eski yarayı iyileştirmek için vardır. İyileştirir mi iyi hissettirir mi diye sorarsanız iyi hissettirir. Yara iyileştikten sonra ilişkinin devamı ise genelde bitiş bazen tesadüfi uyum olabilir.

Ne kimseye pansuman olun ne de kimseyi  yara bandı yapın..

Biten ilişkiden sonra ısrarla taziyenin uzaması da ayrı bir konudur. Kabullenmemek, duygusuz kalmak yerine onun hayaliyle avunmak, yalnızlık ve umutsuzluktan dolayı yüzleşmekten kaçmak gibi algılar taziyeyi uzatır.

Biten ilişkiden sonra çeşitli hayaller! Vardır.  Geleceğini beklemek,ayağına kapanmak, özür dileyeceğini sanmak, sokakta karşılaşırsa sarılacak vs. gibi düşüncelere ilişki terapisinde ilişki sonrası FANTAZİ deriz.  Bir ilişki ciddi derecede bitiyorsa genelde bu fantazilerin hiç biri olmaz. Ama kabullenmek istemeyiz. Ya da bu hayal bizi  mutlu eder, egomuzu ise güçlü kılar.

Buna rağmen  illaki biten ilişkiden sonra ilişki yaşamak isterseniz,size yol haritası.

1.yeni tanıştığınız kişiye açık olun. Geçirdiğiniz süreci ona olduğu gibi anlatın.

2.ona, ilişkinin yeni bittiğini ve bir ilişki için emek verecek bir güce sahip olmadığınızı söyleyin.

3. ona taziye döneminde ve otopsi sürecinde olduğunu söyleyin.

4. şu aşamada ilişki olsa bile mutluluk yerine olumsuzlukları bulaştıracağını ve kötü bir başlangıçla başlanacağını belirtin.( söylerken de düşünün)

5.sizin hayatınıza girmek/ ya da almak istediğiniz kişiyi kaybetme  korkunuzun olması lükstür. Kaybetmekten korkmayın. Sizin açık yürekliliğiniz cesaret değil, dürüstlük ve sağlıklı olandır.

6. Herşeye rağmen sizinle sevgili olmak istiyorsa ve sizde boş değilseniz ( beğenmek, ihtiyaç duymak vs.) ilk aşamada sadece birbirinizi tanımak için iletişim kurun.

7. doğru okudunuz iletişim olsun ilişki olmasın.

8.1 taşla 2 kuş vurun.( hayvan hakları savunucuları pek kızar bu cümleye ) yani hem taziyeyi tutup kendinizi ve eski ilişkinizi tanıyıp analiz ederken , bir yandan da yeni  kişiyi tanırsınız.

9. yeni kişi ile duygusal ve cinsel iletişimden kaçının   O sizi  kaybetmemek ve ilişki sorumluğunu size yüklemek için  süratle ilişkiye çekmek istese de kontrol sizde olmalı.

Sonuç olarak belli bir süreç tanımadan yeni bir ilişki ,ilişki değil çelişkidir. Ama ısrarcı olmak ve çivi yöntemini kullanmak isteyenler için yukarıda yöntem sundum.

Sağlıklı ilişki : emek, doğru zaman ve doğru yöntemle mümkündür. Doğru kişiyi bulmasanız bile her şey doğru ise doğru insan bulunur. Ama her şey yanlış ise doğru kişiyi bulsanız bile yürütemezsiniz. Yanlış insan sanıp yenisini ararsınız.

Doğru yolda doğru seçimler dileğiyle.

Serhat  YABANCI

Aile-İlişki-Evlilik Terapisti

 serhatyabanci@hotmail.com

http://www.facebook.com/serhatyabanci

0216 371 33 83

 

EVLİLİKTE  İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?

0

EVLİLİKTE  İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?

Bir ilişkinin kalitesi, iletişimin kalitesi ile ölçülür. İletişim, evlilik, flört,vb.  tüm ilişkilerde ilişkinin şeklinin kalitesinin ve düzeyinin göstergesidir.

Bizim toplumumuzda kendini ifade etmek, onu ikna etmek,  karşıdaki üzerinde bir etki yaratmak olarak algılanmakta. Oysa gerçek iletişim, kaygılardan uzak olmalı, kendini ifade etme odaklı olmalıdır. Şayet ikna amaçlı ya da etki amaçlı bir  iletişim dinamiğine sahipseniz, o iletişimin sonunda öfke veya kavga kaçınılmazdır.  Ayrıca sadece çözüm odaklı ve ikna odaklı iletişim kuran çiflterin kendi aralarında da sohbet edemedikleri ve güncel konularda da paylaşım yapamadıkları görülmektedir.

O halde iletişimde ilk kuralımız ikna etmek ve kabul ettirmek amaçlı olmamalıdır.

İletişim, bir evlilik/ilişkideki sorunların çözümü için en temel ortak anahtardır. Ekonomik, sosyal, duygusal, cinsel vb. gibi yaşanan tüm sorunlar doğru bir iletişim tekniği ile çözülebilir.  Evlilik terapistleri olarak bizler, iletişim ile her türlü sorunun çiftler tarafından çözüleceğine inanırız. İletişimi düzeltmeyen çiftler, dışsal etmenlerle, farklı destek güçlerle sorunu çözmeye çalışırlar.  Daha çok para kazanmak, araba,ev , alışveriş kalitesini arttırmak vb. gibi etmenler , ilişkinin değil evliliğin konfor düzeyini arttırır. Dışsal destekler, iyi giden ve belli sorunları çözülen evliliklerde yapıcı etki yaratırken, kötü giden evliliklerde, kişilere boşanma gücü verir.

O halde, evlilik içindeki iletişim sorunu, dışsal destek kaynakları ile değil, iki eş arasında karşılıklı çözülmelidir.

İletişimin evlilikte sorunlu olması, eşlerin birbirlerine olan önyargısı ve etiketlerinin  ürünüdür. Eşler, birbirlerine güvenmezler, değişeceklerine inanmazlarsa konuşmalar kısa ve  emir vaki olur, içeriğinde de duygu barındırmaz. Birbirleri hakkında negatif algılara sahip olan çiftler, sigorta attıran konularda genelde 30.saniyeden itibaren kontrolden çıkarlar.  Bunun nedenlerinden biri de çiftlerin birbirini zihnini okuması ve söylenene değil, onunla ilgili aklından geçene inanmasıdır. Mesela, siz ne söylerseniz söyleyin eşiniz  ailesi hakkında sizin önyargılı olduğunu ve sevmediğinizi söyleyecektir.  Eğer önyargılar oluşmuşsa, konuyu konuşmaktan çok önyargıya odaklanıp hem önyargı sahibinin  hem de buna neden olan eşin özeleştiri yapması gerekir.

O halde,iyi bir iletişim için eşler birbiri hakkındaki önyargılarıyla yüzleşmelidirler.

Bir ilişkide sağlıklı iletişim, sağlıklı güven duygusuna bağlıdır. Birbirine güvenmeyenler, birbirinin söylediklerine de güvenmezler. Güven ilişkisinin oluşması için ise mutlak olarak özeleştiri, özür dileme ve hatayı kabullenme gerekir.  Birinin güvenini kazanmak istiyorsak, haksız ve hatalı olduğumuz noktalarda, (en kötü) onu kaybetme ihtimali olsa bile, özür dilemeli, kabul etmeli ve özeleştiri yapmalıyız.  Olayların üstünü kapatarak  sorunlar çözülmediği gibi kalıplar ve güvensizlikler oluşur.

Hatalarını kabul etmeyen yada kendi hatalarını eşinin hatalarıyla kapatmaya çalışan kişiler, her geçen gün daha fazla iletişimi bozan taraf olur. Mesela, eşinizin eve geç gelmesi, sizin hakaret etmenizin nedeni veya sabunu olamaz.  İkisi ayrı birer hatadır.  Ayrıca bir hatanın bedelini onun canını acıtarak ödetirseniz, ödeşmiş olur ve özür dileme gereği oluşmaz.  Başkasının canını acıtarak ,kendi  canınızın acısını azaltmaktan vazgeçmeliyiz.

O halde  sağlıklı bir  iletişim için ,hatalarımızı kabul etmeli haksız olduğumuz noktalarda da karşıdakinden özür dilemeliyiz.  “ama” ve ya “ sende şöyle yapmıştın” kalıplarını kesinlikle kullanmamalıyız.

İyi bir iletişimde temel olan, iki tarafın olduğu gibi kabullenildiği duygusu yaşamasıdır. İletişimde karşıdakini değiştirmeye çalışmak, beyhude bir çabadır. Hiç kimse karşıdakini mutlu etmek için değişmemeli. Ama  zarar veren bir davranışı var ise bunu , inandığı ve mantıklı bulduğu için değiştirmeye çalışmalıdır.  Değiştirmeye çalışmak konusunda ne kadar ısrar ederseniz, karşıdaki  de değişmemek için bir o kadar direnç gösterir.   İletişimde sorunlu davranış varsa amaç değiştirmek değil, “farkındalık yaratma” olmalıdır. Siz ona fark ettirin, ama ısrarcı olmayın. Fark edip değiştirmemesi  zaten sizi yok saymasıdır ki, bir insan bir ilişkiyi yürütüyorsa mecburen yok saymanın sa bedelini öder. Eşinizin davranışının farkında olmasını sağlamak zordur. Bu konuda en etkili yöntem ,yumuşakuslup ve duygu içerikli cümlelerdir.  Bağırarak öfkelenerek  kimseyi değiştiremezsiniz. Korku dolu  telkinler, istediği ve inandığı  için değil korktuğu için yapılmıştır. Cesaretini topladığında da yapmayı bırakacaktır.

Farkındalık için emir cümleleri kullanmamalıyız. Daha .çok o davranışın bizim üzerimizdeki etkisini, nasıl etkilendiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü belirterek ifade etmeliyiz. Mesela ; sesini yükselttiğinde çok korkuyorum, çok üzülüyorum, beni sevmediğini düşünüyorum” gibi . burada dikkat edilmesi gereken esas nokta, bu durumun süreç  odaklı olduğudur. Birkaç deneme ile sonuç almak mümkün olmayabilir. Çünkü hem o buna alışık değil, hem de siz kalıplarınızın dışında bir iletişim kalıbı oturmaya çalışıyorsunuz. O sizin samimiyetinizi sorgular siz ise sabrınızın zorlanması ile savaşırsınız.Sıkıntıları söylerken 2 yol izlemeliyiz.

  1. Önce bu davranışın bizim üzerimizdeki etkisini söylemeliyiz.
  2. 2.nasıl davranmasını istediğimizi yani beklentimizi söylemeliyiz.

O halde sağlıklı iletişim için ,eşimizi değiştirmeye değil, davranışının farkında olmasına çalışmalıyız.

 

İlişki ve evlilikte iki farklı cinsiyetin, farklı yetişme ve kişiliklerin bir arada olduğunu kabul etmeliyiz.  Eşler birbirleri ile yarışmamalı. İletişim için ortak dili bulmaya çalışmak, bu ortak dilin ise aynı kelime veya üslup değil, birbirinin hassasiyetlerini gözeten  şekilde olmasını sağlamak gerekir.  Esas olarak da iki taraf, birbirinin bam teline basmamalı, sigorta attıran kelimelerden kaçınmalıdır.

O halde iletişimde esas olan  hırs ve intikam tatmini değil, sorun çözmek, rahatlamak ve kendini ifade etmektir.

Evlilikte iletişim kurulmadan önce kendimizi sorgulamalıyız. Amacım ne, hangi sonuca ulaşmak istiyorum, onun karşı tezi nedir?, onun haklı olduğu kırıldığı noktalar nedir ? vb. gibi sorular ile kendimizi test etmeliyiz.

İletişimde amaç egomuzu tatmin etmek, haklılığımızı vurgulamak olmamalıdır. Haklı olmamız iletişimde her şeyi söyleme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmemelidir. Çünkü haklı olmak ve devamlı buna sığınmak, bunu silah olarak kullanmaktır.  Oysa haklı olmak, evlilikte sizi mutlu kılmaya yetmez.

Şuana kadar hep konuşmak üzerine odaklandık.. iletişimde gözden kaçan önemli ayak ise dinlemedir. “biz konuşamıyoruz” diyen çiftlerin evliliklerini incelediğimizde az dinleme, çok konuşma ve aralarında haklılık savaşı olduğunu görürüz. Oysa iletişimde esas olan dinlemektir. Bağırmalar, gürültüler ve kavgalarda esas neden dinlememektir. İki kişi kavga ediyorsa dikkat edin aynı anda konuşuyorlardır.

O halde sağlıklı iletişim sırayla dinlemek ve konuşmak şeklinde olmalıdır.

Dinlemek , konuşmak için sırasını beklemek değil,  söylenenin içindeki mesajları almaktır. Bazen siz konuşursunuz o susar. Sonra bir bakarsınız hiç dinlememiş gibi  sorular sorar. Oradan da anlaşılacağı üzere aktif dinleme değil, pasif dinleme yapılmıştır.

 

 

Serhat YABANCI

Evlilik-Aile-İlişki Terapisti

www.serhatyabanci.com

05321642584

İnsanlığın Karanlık Yüzü: 6 Saat Boyunca Kıpırdamadan Duran Kadına Yapılanlar Kanınızı Donduracak

0

marina-abromovic-sanat

1979 yılında o zamanlar henüz pek tanınmamış olan performans sanatçısı Marina Abramovic, gösteri sanatları tarihinin en unutulmaz, en konuşulan ve belki de en korkunç gösterilerinden birini gerçekleştirdi. Rhythm 0 adını verdiği bu gösteride, yaptığı şey aslında çok basitti. Olduğu yerde sabit durmak. Bunun yanı sıra gösteriyi izlemeye gelenlerin seçimine bırakılmış şekilde, bir masa üzerine birçok farklı eşya ve materyal yerleştirdi. Bu masada çiçekten çikolatalı keke, zincirden bıçağa kadar her türlü rastgele eşya bulunuyordu. Hatta masada bir mermi ve silah bile mevcuttu. Yani ziyaretçilerin iyiyle kötü arasında seçim yapma şansı vardı. Bu objeleri tüm ziyaretçiler istedikleri gibi kullanabileceklerdi.

marina-abramovic-iskence

Tüm gösteri boyunca kadın, tıpkı cansız bir obje gibi pasif kalacaktı. Amacı aslında kendini yaşayan bir sanat eseri olarak empoze etmekti. Ancak 6 saat sürecek bu performans denemesinin hayatının en korkunç günlerinden birine dönüşeceğinden haberdar değildi.

marina-abramovic-sanat-1

İlk başlarda izleyiciler oldukça nazik ve iyi niyetliydi. Kimisi masadaki gülleri kadının eline veriyor, kimi ona kek yediriyor bazıları ise saçlarını okşuyor onunla tokalaşıyordu.  Ancak aradan zaman geçtikçe ve performans uzadıkça işin rengi değişmeye başladı. İlk olarak izleyicilerden biri kadına hafif bir tokat attı. Abramovic’in gerçekten de, hiçbir reaksiyon vermediğini farkeden topluluktan bazıları kadına daha sert bir biçimde vurmaya başladı. Az önce kadının elini sıkan, ona gül uzatan insanlar karşılarında gerçekten savunmasız birinin olduğunu kavradıklarında şiddet eğilimi göstermeye başladılar. Ancak olaylar bununla da sınırla kalmadı.marina-abramovic-silah

Kalabalıktan bir kişi silahı alıp kadının alnına dayadı. Daha sonra kadının vererek silahı boynuna dayamasını sağlayacak bir biçimde yerleştirdi. Bazıları kalemlerle kadının alnına boynuna yazılar yazmaya başladılar. Bunların ardından cinsel tacizler başladı. Bazıları kadının kalçalarını, göğüslerini sıkıştırıyor, kimi onu öpüyor kimi ise yalayarak tükürüyordu! Sonunda kalabalık, kadının üzerindeki eşyaları makaslarla parçalayarak onu çırılçıplak bıraktı. Ancak bununla da yetinmediler.

Kalabalıktan biri kadının karnını bıçakla çizdi ve diğerleride bundan cesaret alarak onu takip etti. Elbiselerini parçaladıktan sonra, kadının her tarafını bıçaklarla çizmeye ve kadını belli belirsiz bıçaklamaya başladılar. Boyun kısmına çizik atarak kanamasını sağladıktan sonra burada kan emenler bile oldu. Bunun ardından kadını sağa sola cansız manken gibi taşıdılar bu esnada defalarca taciz ettikleri kadına, kalabalıktan bir adam masa üzerine yatırıp tecavüz etmeye çalıştı!

 

Sonrasında sağduyulu birkaç kişinin önlemesiyle kalabalık bu fikirden vazgeçti ve kadının çıplak fotoğraflarını çekmeye, bazılarını da eline tutuşturmaya başladılar. Bu esnada kadın gözyaşları içindeydi ancak kalabalık onu bir obje olarak değerlendirme konusunda ısrarcıydı…

abramovic-resimleri-2

Vahşileşen çoğunluğa rağmen kalabalık içinde bulunan bir grup insan bu durumdan rahatsızlık duymaya başladı. Ancak cesaret edip bir eylemde bulunamadılar. Ta ki kalabalıktan çıkan bir kadın, Abramovic’in gözyaşlarını silip ona sarılana kadar…

Kadının peşi sıra, sanatçıya yapılanlardan rahatsız olan azınlık grup, onu adeta bir koruma çemberine alarak, kıyafetlerini geri giydirdi, boynundaki yarayı kapattı, vücudundaki diğer kanayan kısımları bantla kapattı ve kadına sigara ikram ettiler.

marina-abramovic-1979-performans-sanatlari

Bir performans sanatından daha çok toplumsal bir deneye dönüşen bu olay, çoğunluğun birbirinden cesaret alarak içindeki kötülüğü kolayca ortaya çıkarabilmesine karşın, bu durumdan rahatsız olan iyi niyetli kişilerin aynı dayanışma cesareti gösterememesinin ya da bu konuda geç kalmasının nelere sebep olduğunu gözler önüne seriyordu.

marina-abramovic-portre

6 saat sonunda performans sona erdiğinde Abramovic, tekrar hareket etmeye başladığında, kalabalık korkunç biriyle yüzleşmişcesine oradan kaçıştı. Az önce çekinmeden işkence yaptıkları kişinin, tekrar bir birey formu kazanarak hareket etmesi kalabalığı dehşete düşürmüştü… http://filoji.com

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR