Ana Sayfa Blog Sayfa 56

Sırf biri olsun diye doldurma hayatına herkesi

0

Sırf biri olsun diye herkesi doldurma hayatına..

Şimdi dur ve düşün. Ne kadar çok arkadaşın var ?

Ne kadar dost sandığın çevren var? Kalabalıktan güç mü alıyorsun? Kendini daha değerli ve sevilen olarak mı algılıyorsun?

Güzel.  Normalde böyle hissetmen doğal.  Biz, çevremizle dostlarımızla güçlüyüz. Yani kuş sürüyle insan çevresiyle vardır. Buraya kadar sorun yok.

Peki  bu çevreyi sürdürmek ve paylaşmak için nasıl bir sistemin var ?

Sırf iletişimde olacak birileri olsun diye birilerini sürekli hayatında tutuyorsan, sürekli arayan sen isen, bir sorun olduğunda sen onlarında yanında iken, senin sorunların da sağır ve dilsiz oluyorlarsa,

Kendini sürekli çevrendeki insanların ihtiyaçlarını giderirken ve sorunlarının içinde buluyorsan,

Yapılan haksızlıklara ve ihmalkarlıklarına rağmen onlara sınır çizemiyor  veya onlardan vazgeçemiyorsan öncelikle sorunun zihnindeki “YALNIZ KALMA KORKUSU”dur. Sürekli bir yalnız kalma şeması ile başbaşasın ve sürekli bunun için birilerine yaranmaya çalışıyorsun.

Peki yalnızlık korkundan dolayı o insanları hayatına almakla bu korkun yok oluyor mu ? tabiki de  hayır. Bu sefer de başka bir korkuyu doğurmuş oluyorsun. “TERK EDİLME KORKUSU”.

Yalnızlık korkundan dolayı insanları hayatına alırken, bir sonraki aşamada da o insanlar seni terk etme korkusu ile iç içe geçmiş iki korkuya sahip oluyorsun.

Peki terk edilme korkusu ile nasıl işler ?

  • Sürekli alttan alarak,
  • Kırılma,ihmal edilme, haksızlığa uğrama gibi durumlarda sessiz kalarak
  • Azcık güven ihtiyacı için en az on kat çaba sarf ederek (Yani bir bardak süt için inek beslemek).
  • Sürekli hayatındaki insanlara mükemmel olmaya, herşeye yetmeye ve yetişmeye çalışarak ,
  • Kendi zevk ve isteklerini önemsemeyerek
  • Sürekli bir şeylere yapma duygusu içinde olarak
  • En küçük bir uzaklaşma, birinin memnun olmama veya eleştirmesiyle paniğe kapılarak
  • İlişkilerdeki aksamalarda hemen kendini suçlayarak,
  • Yıllarca fedakarlık yapıp, karşılığını alamadığında insanları ve kendini suçlayarak,

Baş etmeye ve sürdürmeye çalışıyorsun.

Öneri:

  • Hayatında çok insan olması yerine, anlaşabildiğin kadar ve senin de mutluluğunu önemseyenlere odaklanmalısın.
  • 10 tane 1 lira da 10 lira eder 2 tane 5 lira da. O halde çok insan değil, senin için değerli ve önemli insanları hayatına almalısın.
  • Zihnindeki  terk edilme şeması ile yüzleşmeli, yalnız kalmanın tahmin ettiğin gibi acı ve çekilmez olduğunu görmelisin.
  • Sadece senin çabanla yürüyen ilişkilerde geri çekilmeli, ilişkinin olması gereken hıza inmesini sağlamalısın.

Ve sonuç olarak  son kitabım “DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL” de değindiğim yol haritasını uygulamanı öneririm.

Sırtındaki Yüklerden Kurtul

İstediği olmadığında karakter değiştirenden,

Aramadığın sürece aramayandan,

 İşi düşmedikçe tanımayandan,

 İşi bittiğinde yanında durmayandan,

 Devamlı kendini anlatandan,

Kişiliğiyle değil, etiketiyle konuşandan,

Anasını babasını tanımayandan,

Kendisini vazçgeçilmez sanandan,

Değer görmek için yalakalık yapandan,

Menfaati için susandan,

Kul hakkı yiyip adalet diye bağıranlardan,

Seni seviyorum deyip, kaşı gözü oynayanlardan,

 Ruha değil, bedene değer verenlerden,

Şahsiyete değil, cinsiyete değer verenlerden,

Güçlülerin gölgesine girip, zayıflığını örtenlerden,

 İlgi toplamak için kendini küçük düşürenlerden,

Yüzüne gülüp arkandan konuşandan,

 İmaj yaratmak için maymunlaşandan,

Zor zamanında yanında olmayandan,

Arada nazını, stresini, tribini çekmeyenden,

Devamlı kendisini mağdur ve aciz gösterip istediklerini yaptırandan,

Yalnız kalma pahasına da olsa…

Tek Tek Kurtul….

SERHAT YABANCI

Yazar

Aile Ve Evlilik Terpaisti

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Çocuk evde neden ders çalışmaz?

0

Çocuk henüz;

– Sofradan kalkar kalkmaz,

– Oyundan kopar kopmaz,

– Sokaktan döner dönmez,

– Okuldan gelir gelmez…

– Misafirler gider gitmez,

– Gezmekten dönüp içeriye adım atar atmaz…

– Ona anlattığınız masal biter bitmez,

– Onun için okuduğunuz hikaye sona erir ermez,

– Size heyecanla anlattığı okul ya da sokak anısını bitirir bitirmez…

hemen derslerini çalışmaya, ödevlerini yapmaya teşvik edilmemeli, zorlanmamalıdır.

Hatta kısa bir süre içinde teklif dahi edilmemelidir.

Çünkü;

Bazılarının örneklerini saydığımız söz konusu işlemlerin, olayların düşünce yoğunluğu, hayal etkisi, duygusal atmosferi çocuğun ufkundan henüz uzaklaşmamıştır.

Önce, bir süre beklenerek bunun gerçekleşmesini ve o olaylardan ötürü çocukta oluşan hislerin bulutlarının dağılmasını beklemelisiniz.

 

 

Bakar mısınız:

Az önce işten aç gelip yemekleri sorduğu halde, siz sofrayı hazır ederken yan odada televizyonda önemli bir programa odaklanan eşinizi, mis gibi sofraya “hemen” kaldırabiliyor musunuz…

– “Dur biraz… Az bekle… Hemen geliyorum…” dedikten neredeyse yarım saat sonra “nihayet” sofraya teşrif edebiliyor bazen.

 

Siz bile, az önce uğurladığınız misafirlerinizden sonra, konuşulanların, anlatılanların etkisinden kurtulmadan hiçbir iş yapmayarak koltuğa gömülmediniz mi?

Duygularınız biraz hafifleyince, düşünceleriniz dağılınca, ufkunuz açılınca ev işlerine başlamadınız mı?

 

Anneler, babalar ve yetişkinler bilmelidir ki;

– Hiçbir çocuk,

– Hiçbir yetişkin,

– Hiçbir anne, baba… Her an  her işi yapmak üzere “atmaca” gibi hazır duran varlıklar değildir.

Zira insanın hisleri, duyguları bir önceki meşguliyetin etkisinden “hemen” arınamaz.

Yönelse bile o zaman da, duygu kirliliği altında yöneleceği herhangi bir işte başarılı olamaz.

 

Bu tür bir beklenti belki sadece;

Ruhsal dünyaları bulunmayan “mekanik ya da elektronik” araç gereçlerden beklenebilir yalnızca…

Onlar, programlandıkları işe başlamak üzere her an hazırdır.

 

 Oysa insan;

Her an yemek yemeye…

Her an su içmeye…

Her an oyun oynamaya…

Her an merak içinde bulunmaya…

Her an sevmeye…

Her an nefret etmeye…

Hatta; her an gülmeye…

Her an üzülmeye bile hazır olamayabilen bir varlıktır.

 

Öyle olunca, siz nasıl olur da çocuğunuzdan sizin dediğiniz zaman dersine oturmaya, istediğiniz dersten başlamaya sevk edebilirsiniz?

Böyle bir çaba içinde olmanız, çocuğunuzla ders ve ödev konusunda çatışma yaşamanız için yeter de artar bile.

Bundan dolayıdır ki;

Çocuğunuzun ders çalışması için ona ebeveyni olarak şöyle destek sağlamalısınız:

Onun bir önceki ruh halinden çıkıp yeni bir işe odaklanabilmesi adına çocuğunuzla “farklı” konuda kısa konuşmalar yapabilirsiniz.

 

Örneğin:

– “Bugün ne güzel de yağmur yağdı değil mi… Tarlaların tam da suya ihtiyacı vardı…

– Ben de küçükken gezmeden dönünce çok yorgun hissederdim kendimi. Biraz dinlenir sonra canlanırdım…

– Şu uzaktan gelen köpek havlamaları çok ilginç. Sanki bir tehlike sezmişler gibi…

– Yemekten sonra herkese birer kahve yapayım da mahmurluğumuz kalksın…” vs.

Özetle anneler, babalar;

Çocuklarını her an için ders çalışmaya, ödev yapmaya hazır olduklarını zannetmemelidir.

Onların bir önceki işlerinden, meşguliyetlerinden, duygu dünyalarından dolayı içlerinde bulundukları ruh hallerinden sıyrılmalarına zaman tanımalı, fırsat vermelidirler.

Diğer taraftan çocuk, hangi dersten başlayacağına, hangi ödevi önce yapacağına, hangisini sona bırakacağına kendi karar vermelidir.

Bu konuda anneler, babalar onlara öncelikler dayatmamalıdır.

Dr. Yaşar Kuru

Süreyya

0

Aslı Enver…

Nam-ı diğer Süreyya…

Ailenin ilk çocuğunun eşi, ailenin ilk gelini.

Tek amacı eşiyle mutlu olmak.

Oysa seçtiği kişi, bir çok kişinin de kurtarıcısı.

Eşi; birilerinin abisi, birilerinin patronu ve ailenin reisi.

Süreyya, bu karmaşık ağda, eşinin rollerinden, arta kalanla yetinmek zorunda.

Faruk ise bu kadar geniş aile içinde çekirdek ilişki yaşamak isteyen bir kadınla,geniş aile beklentisi arasında denge kurmaya çalışmakta.

İstenmeyen gelinler çoğu zaman “kurban”dır.

O ailede artık ne olursa istenmeyen gelinden bilinir.

Kayınvalidenin tansiyonu çıkar Süreyya’dan, işler iyi gitmez Sürayya’dan, ailede ayrışmalar Süreyya’dan.

Süreyyalar aslında bağımlı ve iç içe geçmiş ilişkiler için tehlikedir.

Sınırları net olan ayrışmış ailelerde Süreyya, tercih edilen gelindir.

Lakin genelde iç içe geçmiş ilişki ağındakiler, özerkleşmiş kişileri çekici bulurlar. 

Aile üyelerinin özerkleşememesi, özerkleşen aile üyesine ve eşine hem öfke hem haset yaratır.

Aile diğer çocukları kendi beklentilerine göre evlendirirken bu çocukların evliliklerinde aile otoritesinin ve geleneklerin geçmemesi, “ayrıcalıklı çift”algısı yarattığından kronik öfke yaratır.

Süreyyalar, sürekli hedeftir.

Aslında Süreyya’nın varlığı, diğerlerine haksızlığı, değersizliği ve yetersizliği çağrıştırmaktadır.

Haksızlıklardan dolayı ailenin büyüklerine tepki gösteremeyenler, Süreyya’yı kurban olarak seçer.

O kolay lokmadır.

Aileden değildir.

Koalisyonun ortak düşmanıdır.

Oysa o sisteme can atarak girmemiştir.

Sevdiği adamdan dolayı oradadır.

Belki de o adam olmasa bu insanlarla yaşamı boyunca karşılaşmayacaktır.

Süreyya ise kendini kabul ettirmek için önce izleyici modunda olacak, zamanla sorumluluk ve yardımsever rollerle kanıtlamaya çalışacaktır.

Muhtemelen de eltisi İpek’in istemediği bebeği büyütmeyi isteyecektir.

Sonuçta geniş aile sistemine uyanların annenin istemediği bir gelini kabullenmesi zordur.

Yani Esma Sultan kabullenmedikçe Süreyya dışlanacaktır…

Faruk yeri geldiğinde ailesine dur demeli, Süreyya ise soğuk kanlılığını koruyup onların yaptırmak istedikleri hatalara karşı dikkatli olmalıdır…

Serhat Yabancı

Aile ve Evlilik Danışmanı

Fragmana kanma!

0

Hani diyorsun ya nişandan sonra değişti,

Evlendikten sonra fabrika ayarına döndü diye…

Ne bekliyordun ki?

Ölene kadar flört temposu ile mi evliliği sürdürecekti?

Hep merkezinde sen mi olacaktın ?

İşte en büyük yanılgı bu…

Nedeni ise uyum, anlaşma, kaliteli zaman geçirme, ortak noktalar değil, sadece “aldığına bakarak karar vermen”.

Flört; sürekli onunla eğlenmek, zaman geçirmek, sinemaya gitmek, kafede takılmak ve onun üzerinden çok mutlu olmak değil.

Dünyanın her yerindeki ilişkilerde ilişkinin geleceği, ortak noktalar, karşılıklılık ve uyum üzerine kurulur.

Sadece kendi aldıklarından yola çıkarsan, alamadığında ya da karşıdaki veremediğinde ya kendini kandırılmış ya da çaresiz / mutsuz hissedersin.

Reklamlar dönemindeki süslü fragmana, filmin en güzel karelerinin yaşatılmasına kanmadan geleceği düşünmelisin.

Fragman olmalı tabii ki…

Lakin filmin tümümün bu olmadığını da kabul ederek izlenmeli…

İlgi ve mutlu etme odaklı bakarsan ilişkiye, ilişki rutine bindiğinde kendini yükselttiği yerden paraşütsüz bırakmış hissedersin.

Kandırılmadın belki de kanmak istedin.

O tatlı fragmanı kaybetmek istemedin.

O halde ;

Aklınla da hissetmeye çalış.

Gerçekler sadece aldığın ilgi, iltifat, konfor ve zevkten ibaret değil.

Esas olan, birbirinizi olduğu gibi kabul etmek,

Birbirinizin sınırlarına saygı duymak,

Ve kişisel sorumlulukları üstlenmek…

Serhat Yabancı
Aile ve Evlilik Danışmanı

İlişkinize,ailenize sahip çıkın.

0

 

İlişkinize,ailenize sahip çıkın.

Eşinize destek olun.

Eşinizi,ailesi ve kendiniz arasında bırakmayın.

Eşinizin annesini,ailesini takıntı haline getirmeyin.

En küçük sorunları büyütüp,evliliğinizin huzurunu kaçırmayın.

Kafanıza taktığınız insanların emin olun,umrunda olmayacaksınız.

Eşinizin hataları kadar,sizin de bazen konuları fazlaca gündemde tuttuğunuzu,pişirdiğinizi unutmayın.

Eşinizle ne kadar güçlü bir duygusallığınız,cinselliğiniz ve anlaşma düzeyiniz olursa o kadar dışa karşı güçlü evliliğiniz olur.

Türkiye her 100 evlilikten 75 i ailelerin yanlış müdahalesi nedeniyle kurtarılma ihtimali varken bitmektedir.

Gelinlerin de kayınvalidelerin de damatların da etliye sütlüye karışmayan kayınpederlerin de ortak ürünü olduğunu unutmayın.

Kayınvalidenizi rakipleştirmeyin.

Ailenize sınır çizin.

Eğer korkularınız var ise yüzleşin ve destek alın.

Her tartışmayı ailenize anlatmayın.

Her olayda evi terk etmeyin.

Büyükleri sevmezseniz de en azından saygı duyun.

Evliliğinizin mutluluğunu diğer insanların olmamasına bağlamayın.

Eşinize bağımlı kalmayın.

Eşinize güvenmeyi öğrenin.

Kontrol ve kıskançlığın sadakati arttırmayacağını kabul edin.

Başkasının evliliğine özenmeyin.

Eşinizi başkasıyla kıyaslamayın.

Eşinizi,kimseye beğendirmeye zorlamayın.

Ailenizin bütçesine göre,yaşam düzeyinize göre beklentilerinizi şekillendirin.

El alemin sözüyle evliliğinize değer biçmeyin.

Unutmayın ;
Her evlilik parmak izi gibi eşsiz ve kendine hastır.

Ne size akıl verenler ne sizi kınayanlar ne de sizin özendikleriniz mükemmel değiller..

Vitrine aldanmayın..

Serhat YABANCI
İlişki-Evlilik Terapisti
instagram.com/serhatyabanci

Terk edilme gerekçemizin peşine neden düşeriz?

0

Terk edilme gerekçemizin peşine neden düşeriz?

 

     Gözleriyle konuşan adamların olduğuna onu tanımasam asla inanmazdım; ve bu dili böyle bir adamla kullanabileceğime..

      Hatta uzun saçlı bir adama aşık olabileceğime , hatta saçlarını basit siyah bir lastik ile toplamak için can atabileceğime;  ben bunun için can atarken dönüp bana aniden

    -toplamak ister misin?, diyebileceğine…

     O, otomobili kullanırken yan koltuktan bir adamın uzun saçlarını okşayabileceğime…

    Aynı anda aynı şeyi düşünebilmek bu bile çok basit kalıyordu bizim ilişkimizde. Çıktığımız seyahatlerde aynı anda aynı şey aklımaza gelince aynı anda kıkırdayabiliyorduk. Sahil yolu boyunca  bir çok portakal suyu satıcısı varken aynı tezgahı seçebiliyorduk ve seyahat boyunca dinlediğimiz şarkılarının bestecileri için;  “bence bunu yazarken sevgilisi için yazmadı”, diyebiliyorduk…

     Ortada hiçbir sebep yokken aynı anda birbirimize dönüp aynı şeye mi gülüyoruz? bakışı, başka nasıl anlar ki insan aldığı nefesi beraber vermek istediği insanı? Ben böyle anladım…

     Tam kocaman yedi gün ve sanki onunla bir gün de 25. saati yaşadık ve yedi günde sanki evreni beraber yarattık ,çıkılan üç muhteşem seyahat. İlkine tanıştıktan birkaç saat sonra acıkınca restoran araken bulunduğumuz yere yaklaşık üç  saatlik bir tatil kasabasında kendimizi bularak çıkmıştık bile zaten…

         Ve restorana girince duvardaki “hayat kısa kuşlar uçuyor” yazısı…  daha da kısa olsun istiyor insan bu kadar güzel olacaksa.   Ve kısa sürede tutan dualarımdan biri.

Bu büyü nasıl bozulur ?

Ne yaptım ben?   Bir sabah alarm niyetine uyandığım günaydın mesaj sesi ötmedi. Hep olumsuz düşünüyorsun kızım diye avuttum kendimi önce,  adam olmazsın sen, dedim…  Her şey de kendine dert edecek bir şey bulursun, devam et dedim kendime,aferin devam et , adam yarım gün aramadı diye kendini yiyip bitirdiğin gibi onu da yiyip bitir.

       Asla suçlamadım onu , asla konduramadım ona; gözleri bile konuşan bir adam nasıl hiçbir şey söylemeden giderdi ki?, terk eder di ki? bu soruları  tam olarak  üç gün yanıma  bile yaklaştırmadım. Yedi günde evreni beraber yarattığımız düşünülürse çok büyük bir fedakarlıktı bu benim için.

   Tam üç  gece aniden içim de bir sızı  ile uyandım ve  verdiğim nefesin kulaklarımda uğuldamasıyla.. Ve sonrasın da bu lanet ses yüzünden uyuyamıyordum. Aldığım nefes mi? Sanırım sadece bir şeyler verme günleriydi; kendimden , bedenimden, kişiliğimden, kendime olan güvenimden ve çok çok daha sonralarından…

 

            Beni bırakması için ona ne yaptığımı çok merak ediyordum; hala “beni kocaman terk  etmesi için ne yapmış olabilirim?”  diyemiyordum ki ; sanırım günlerdir ruhumdaki acıyı tercüman olan midemin bunu belli aralıklarla kusarak dile getirmesinden anlıyordum.

 

   Niye Terk edildin diyemiyordum kendime.  Niye peki?  

       Beni terk etmeyi önceden hesaplamış mıydı ? Planlamış mıydı ? daha uygun olacaktı sanırım, niye bu soruya ulaşabilmek için bu kadar uzun yoları tercih ettim ki?

   Aynadan gelen cevaplar ise, hep “belki” ile karşılık buluyordu…. Belki ,belki… belki de. Bu belkiler yüzünden zihnim hala durmadı.  Belkilerden dolayı da mecburen beni terk eden o adamı unutamıyorum….. Hem de istemeyerek.

 

Ayrılığa isim koymak ve anlamlandırmak neden önemlidir?

 

Nasıl ki teşhis tedavinin yarısı ise, neden ayrıldığını,terk edildiğini veya ilişkinin  bittiğini bilmek ve adını koymak da iyileşmenin yarısını oluşturur.

Kişi yaşadığı ayrılık acısına  ve taziyeye anlam veremediğinde bocalar, duygusunu tanıyamaz ve nereyi iyileştireceğini bilemez.

İnsan sorunu bilmediğinde problemi de çözemez.

İnsan yarasını bilmediğinde nasıl iyileştireceğini de bilemez.

 

Buna rağmen çoğu insan, adam gibi başlattığı ilişkiyi adam gibi bitiremediği için saplantılı aşklar, unutulmayan yaşantılar ve zihinde devam eden fantezilerle dolu toplum olmaktan kaçamıyoruz.

Bitirmek de aşktandır.

Bitirmek de karakterdendir.

Bitirmek de taziyedir.

Bitirmek de önemsemektendir.

 

 

Bazıları hiç bir şey demeden bitiriyor,

Bazıları kendini terk ettiriyor,

Bazıları sen daha iyilerine layıksın,

Bazıları da seni daha çok üzmemek için, diyerek ayrılıyor.

 

Oysa ayrılırken en çok karşıdakini düşünen, en çok ayrılmak isteyen değil midir?

Oysa, ayrılığın gerçek nedenini söylememek, karşıdakini yarım bırakmak değil midir?

Oysa açık olmamak, açık kapı bırakmak değil midir?

Oysa net olmamak, terk edilende umut, ısrar ve çaba talep etmek değil midir?

 

 

 

Sağlıklı bir ayrılış  yapamadığınızda hem karşınızdaki zor toparlanıyor hem de siz sonraki ilişkilerinizde sorunlar yaşıyorsunuz.

Yarım kalan her şey,akılda kaldığı için acı da olsa net olmak, gerçekçi olmak gerek.

Sizin net olarak kapatmadığınız her ilişki sizde de açık olarak kalacaktır. Ama vicdan, ama suçluluk, ama pişmanlık.

Bir şekilde kendinizde de yarım kalan bir parça bırakmıyor musunuz?

İşte geri dönüşüm kutularımızın bu dolu olması, dolu olduğu için de sistemi bu kadar çok yavaşlatması da tam da bundan.  “ BİTMİŞİ KAPATAMAMA SENDROMU”

 

Her insan, bir ayrılığı bir neden göre yapar. Sevgisi biter, anlaşamaz, saygısı biter, mutsuzdur, umutsuzdur, başkasını seviyordur vs. nedeni ne olursa olsun, her sonucun bir nedeni varsa, acı da olsa, karşıdakine söylemek gerekir. Aynı zamanda da  onun da gerçek nedeni bilme hakkına saygı duyulması gerekir.

 

 

Bitiş nedeni ne işe yarar peki?

 

·         Terk edilen, bitirme gerekçesi ile kendini tartar. Hatalarını, doğrularını, yaptıklarını yapamadıklarını görür,yol haritası çizer.

·         Her terk edilen veya daha az ayrılmak isteyen kişi, ayrılığı kendi karakterine yontar. Yani içten içe kendini suçlar. Ama gerekçeyi bilirse, ilişki otopsinini sağlıklı yapıp, taziyesini kısa tutar.

·         Ayrılık gerekçesi, belirsizliği ortadan kaldırır. Buna bağlı olarak da ayrılığı kabullenmeyi hızlandırır.  Mesela:  “ailelerimizin farklı olmasından dolayı ayrılıyorum. Ben bu durumu aşamıyorum.” Diyen birine içten çok kızabilir, sevgisi için bunu aşması gerektiğini düşünebilirsiniz ama bundan dolayı kendinizi suçlamaz kendinizi de değersiz ve yetersiz hissetmezsiniz. Bu onun sorunu veya onun karakteri ile ilgili dersiniz.

·         Ayrılık gerekçesini bilirseniz, uzun süren ısrarlardan, aracılar kullanmaktan, farklı taktikler kullanmaktan vazgeçersiniz. Yani gerçek bir gerekçe sizi motive etmez aksine, enerjinizi kendiniz için harcamanıza yarar.

·         Son aşamada size söylenen belirgin bir neden yoksa,biten ilişkinize kendiniz gerekçe bulacaksınız. Suçlu aramadan,teşhis koymadan sadece “ benim tarzım ona uymadı, beklerimiz uyuşmadı” ve o da bunu söyleyecek kadar cesur ve dürüst olamadı.

 

Ne olursa olsun, her ayrılık başladığı gibi saygı çerçevesinde olmalıdır.

Ayrılık da aşktandır. Ayrılık da karakterdendir..

 

 

Serhat Yabancı

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Kimler Ailesi ile Eşi arasında kalır?

0

Ailesi ile iç içe olan, sınırlarını çizememiş, aile ve akrabalarına kolay kolay hayır diyemeyen biri, evlendiğinde eşinin de kendisi gibi olmasını bekler.

Hemen ailesine uyum sağlamasını, onlara karşı memnun edici hatta boyun eğici olmasını bekler. Bu gerçekleşmediğinde de aile ve çevrenin baskısına maruz kalır. Bu baskıyı da eşine yansıtıp daha fazla zorlamaya başlar.

Kendisi çok fazla memnun edici, onay arayıcı olan kişi, en çok beslendiği aile ve çevrenin eleştirisi aldığında adeta en büyük beslenme damarının tıkandığını hisseder. Suçlu olarak da eşini gösterir.

Muhtemelen eşi için de çok fedakarlık yapmıştır. Muhtemelen bu fedakar yapısı, eşinde kaybetme korkusu yaratmıştır. “Benim eşim sadece beni düşünsün, sadece benim için fedakarlık yapsın” gibi beklenti yaratmış olabilir.

Tam tersini düşünelim. Aynı ailede kafasına göre takılan, aileyi beslemek yerine ailesinden beslenen diğer kardeşin evliliği bu fedakar kardeşten daha rahat olacaktır. Çünkü eşi de ailesi de yüksek beklentilere sahip olmayacaktır. O da bunları “ yapmak zorunda “ hissetmeyeceği için daha düzeyli yürüyecektir.

Üzerine misyon yüklenilen evlat; ( bazen tek çocuk, bazen tek erkek veya tek kız çocuk, bazen de son çocuk) eşiyle ailesi arasında daha fazla kalmaktadır.

Bu tip durumda: kardeşler arası görev dağılımı, bağımlı ilişkilerin yavaşça  normale dönüştürmek, beklentili kişilerin ( eş, anne-baba-çevre-akraba) kendi hayat sorumluluklarını  almaları ile daha az sarsıntıyla aşılmasını sağlar.

Diğer yandan da dışardan gelen kişi ( eş), eşinin kök ailesi ile olan ilişkisinde tepkisel ve önyargılı ile dğeil, daha soğuk kanlı ve zamana yayarak ayaklaşması gerekir.

Baştan reddedici, yok sayıcı tavırlar; eşi ailesine daha da yaklaştırabilir. Böylece bir tarafta tek kalan eş, diğer tarafta da eşi-aile koalisyonu oluşabilir.

Kişi iç içe ilişki ağı içindeyken çoğu zaman evliliği de reddedilir. Ondan bekarmış gibi  davranmasını isterler. Hatta “evlendi değişti, evlendi bizi terk etti” gibi sözler ile duygusal baskılar yaparlar.

Oysa evlenen değişir. Değişmeyen evlenmemiştir.

Iki taraf da çekirdek aile ve birey olma düşüncelerine sahip çıkmalı, eş ile aile arasında tercihe zorlanmamalı, her ikisinin de olması gerektiği sonucuna varılmalı, sınırları tanımayan veya yok sayanlar için ise gerekli önlemler alınmalıdır. Bu konuda daiki taraf iş birliği yapmalıdır.

Daha çok Türkiye gibi geniş aile bağlarının olduğu ülkelerdee mevcut olan bu kök aile ksorunları, anne-babaların çocuklar üzerindeki emelleri ve beklentileri ile daha da kronikleşir. Kişi eğer fedakar ve memnun edici ise genelde ailesini sırtladığı  gibi ona benzeyen belki talepkar, belki bağımlı belki de yüksek standartları olan birini seçerek mevcut feda edicilik şemasını sürdürür hale getirir.

Çoğu zaman Evlilik;  kişinin karakteri  ve ilişkilerinin gerçek yapısıyla  yüzleştiren bir ayna gibidir. Evlenmeden çoğu şeyi fark etmezsiniz. Ailenizle olan iç içe geçmiş ilişkinizi, misyonunuzu, beslenme kaynaklarınızı,kişilik yapınızı ve daha bir çok şeyi.

Bu nedenle bazı insanlar kendilerini bile evlilikle tanırlar. Öncesinde öyle olmadıklarını zannederek.

SERHAT YABANCI

Aile-Evlilik Danışmanı

Farklı paylaşımlar için sosyal medya adreslerim:

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci

Lohusa anneyi ziyaret ederken…

0

Yeni doğum yapmış bir anneyi ziyarete lütfen en azından kırkı çıkmadan gitmeyiniz, emin olun size asla küsmez.

 

Yakın aile bireyleri hariç annenin misafire ihtiyacı yoktur.

 

Ama diyelim ki merakınıza yenik düştünüz ve dayanamayıp gittiniz…

 

Lütfen ellerinizi yıkamadan bebeğe dokunmayınız!

 

Bebeği öpmeye çalışmayınız!

 

Parfüm ve sigara kokusundan arınmış olarak gidiniz!

 

Lütfen saatlerce oturmayınız!

 

Lütfen ikram beklemeyiniz!

 

Sadece anneye yardımcı olup olamayacağınızı sorup, istediğinde yardım ediniz.

“Sütün var mı? Bebek kaç kilo? Artık uykusuz gecelerin başladı. İlk aylar çok zorlanırsın. Bebek uyuduğunda sen de uyu. İşe geri dönecek misin? Seste uyumaya alıştır. Onu ye,bunu iç, sakın mama verme, lohusanın mezarı 40 gün açık olur” gibi anlamsız moral bozucu yorum ve telkinlerde bulunmayınız.

 

Eğer anneye yakın bir yerde oturuyor ve yardımcı olmak istiyorsanız yemek yapıp götürebilirsiniz.

 

Ziyarete gidip de “Sen işlerini hallet ben bebeğe bakarım” demek gibi bir gaflette bulunmayınız.

 

Zira bebeğin annesine, onun da bebeğiyle ilgilenmeye ihtiyacı vardır.

 

Sadece anne uyumak istiyorsa bebeğe bir süre bakmayı teklif edebilirsiniz.

 

Ne zaman giderseniz gidin bebek belli bir aya gelinceye kadar ziyaretlerinizi mümkün olduğunca kısa tutunuz ve lütfen küçük çocuklarınızı götürmeyiniz.

 

Tabi bir de 9-10 kişi toplanarak kabile halinde gitmeyiniz.

 

Bebeğin fotoğraflarını çekmeye çalışmayınız.

Sevgili hemcinslerim, sizler de anne oldunuz veya olacaksınız…

Lütfen lohusaların ne kadar hassas ve alıngan bir dönemde olduklarını unutmayınız.

 

Anneliğe ve bebekli bir hayata, uykusuz gecelere alışmaya çalışan kadını sinirlendirecek davranışlarda bulunmayınız.

 

Anne ve bebeğin en son ihtiyaç duyacakları şey kalabalık ve gürültüdür.

 

Dünyaya henüz gözlerini açmış yavrucağı bir cümbüşün içine sürüklemeyiniz…( alıntı )

Evlilik Kuralları

0

EVLİLİK KURALLARI

  • Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.

• Evlenen değişir. Evlendiği halde bekârlığını sürdürmeye çalışan, evliliği hazmedememiştir.

• Evlilik, güç birliğidir, güç savaşı değildir.

• Evlilikte iki tarafında kendine ait özel alanı olmalıdır. Bu kafasına göre takılmak değil, birey olmasının koşuludur.

• Evlilikte kadın-erkek eşit değildir. Eştir. Ego yapmaya, her konuda yarışmaya gerek yoktur.

• Bir evliliğin düzelmesi için iki tarafın da çabalaması gerekir. İki kürekli teknede bir kişinin bir küreği çekmesiyle teknenin kendi ekseninde dönmesi gibi.

• Her evlilik, parmak izi gibidir. Başka evliliklere benzemez. Bu nedenle kıyaslamak asla doğru değildir.

• Evlilikte, eşler birbirinin ailelerine saygı göstermezse zamanla birbirlerine de saygı göstermezler.

• Eşini seven, onun mutlu olduğu konulara saygı duyar.

• Eşinizin ailesine mesafe koymak, eşinizin size daha çok ait olmasını, sizi daha çok sevmesini sağlamaz.

• Onaylamayan, takdir etmeyen, var olanın kıymetini bilmeyen eş, zamanla var olanı da arar hale gelir.

• Evliliğin ilk yılları, sistemi oturtma ve diş geçirme sürecidir. Sabırlı olmak gerekir.

• Kayınvalidesiyle yarışan gelin, eşini annesine daha da yaklaştırır.

• Eşinin güçlü ve kararlı olmasını istiyorsan önce sen hükmetmekten vazgeçeceksin.

• Eşini sürekli eleştiren, zamanla aynı tip eleştirilerin gelmesine kapı açar.

• Bir eş istediğini söylerse, zamanla istemediklerini de duymaya başlar.

• Eşini hayalindeki eşe çevirmeye çalışırsan, zamanla seni yok saymaya başlayacaktır.

• Kavgada ayıpları döken, sonrasında toplamak zorunda kalır.

• Çoğu tartışma mevcut olaydan çok eski olayların akla gelmesi ile uzar.

• Hatasını kabul etmeyen eş, bunu sürekli duymak zorunda kalır.

• Kendi ailesini üstün tutarsan zamanla eşin ailene tepki koyar.

• Aldatma, aldatının kusurudur, mağdurun değil. Evliliğin kötü gidiyorsa ya iyileştir ya bitir ama aldatma.

• Kendini mutlu edemeyen, başkasını mutlu edemez sadece fedakârlık yapar.

• Daha iyisine layık olduğunu düşünüyorsan o zaman elindekinden vazgeç ya da kabullen.

• Acaba daha iyisi seni kendine layık görüyor mu?

• Eşine iltifat etmek, seni zayıf göstermez. Sahte davranıyor olmazsın.

• Duygularını göstermemek, bir cesaret değil, korku göstergesidir.

• Alttan aldığın her şeyin bir gün altında kalırsın.

• Zıt seçimler yapman, kader değil, çocuklunla alakalıdır.

• İletişimin esas dili sözeldir. Trip veya kapris, ergenlik ve kibir göstergesidir.

• Eşini kontrol etmen veya kısıtlaman onu daha çok sadık yapmaz.

• Mutlu Evlilik, ihtiyaçların muntazam giderilmesi değil, keyifli ve mutlu bir ev havası demektir.

• Tribüne oynayan eş, hep sorun çıkarır.

• Dışarda hata yapmamaya çalışan, evde hataya karşı öfkeli olur.

• Bir değişikliği hazmet ve otomatikleştirmek için önce mantıklı bulman ve inanman gerek.

• Dominantlık, zayıflığı kılıflamaktır.
• Güçlü insan, kendisi gibidir.

• Dışarda eşiyle gurur duyup, evde eşini aşağılayana tribün eşi denir.

• Bir kadının benzini, ilgi ve sevgidir.
• Bir erkeğin benzini, adam yerine konulmaktır.

• Erkek, öfkeli kadına ilgi göstermek istemez.

• Cinsellik ve duygusallık yarışmaz. İkisi de lazımdır ve karşılıklı sorumluluklardır.

Serhat Yabancı
Aile-Evlilik-İlişki Danışmanı

İnstagram için tıklayın

İlişkilerde Tahterevalli dengesi

0

İlişkilerde Tahterevalli dengesi

Sürekli verici olmak da sürekli alıcı olmak da insanı zamanla bıktırır.

İnsan sevdiği ve sevildiği, aldığı ve verdiği ilişkiye aidiyet duyar.

Bu nedenle sürekli alıcı olan da sürekli verici olan da ilişkiyi sıkıcı hale getirir.

Tahterevalli gibi olmalı aslında.

Güçler de alıcılık-vericilik de karşılıklı  ve sırayla olmalı.

İki tarafın da sözünün geçtiği zamanlar olmalı.

İki tarafın da fedakar olduğu zamanlar olmalı.

İki taraf da aynı haklara sahip olduğunu bilmeli.

Bu şekildeki ilişkiler, tahterevalli gibi hareketli ve canlı olur. Bazen onun dediği, bazen diğerinin dediği olur. Güç savaşı, değersiz hissetme, yorulma, bencillik gibi ilişkiyi bozacak sonuçlar ortaya çıkmaz.

Sürekli “benim dediğim olacak” diyenler,

Sürekli “her şeyi ben yapacağım” diyenler,

Sürekli “Ben en iyisini yaparım, en doğru kararı veririm” diyenler,

Sürekli “O ne derse öyle olsun” diyenler ilişkinin dengesini bozar.

İki tarafın da bir birine “kendini değerli hissedeceği” alanlar ve yetkileri tanıması gerekir.

Güven ilişkisinin oluşumu için, iki tarafın da birbirinin “ ezilme ve yok değersizleşme, kaygılarını gidermesi gerekir. Bunun için Tahterevalli ilişkisi gerekir.

Ezilme kaygısı, direnç ve savaşmaya neden olur. Bir insan ezilme tehlikesi hissettiğinde savaşır. Yoksa yok olacağını ( pasifleştirileceğini) düşünür. Gerçek hayatta da böyledir. Kamyonun sizi ezeceğini fark ettiğinizde yapacağınız şey kaçmak veya bağırmaktır. İlişkilerde  de sürekli güç savaşı içinde olanların en büyük dinamiği “ezilme kaygısıdır”. Ezilmemek için herkes gücünü ortaya koyar.

Savaş uzadıkça, “biz anlaşamıyoruz”, “bu saatten sonra düzelmez”, “benim artık çabalayacak gücüm kalmadı”, “biz uyumsuzuz” gibi algılar oluşur.

Oysa yapılması gereken ilişkiye güven kazandırmaktır. Güveni de Tahterevalli yöntemi ile sağlayabiliriz. Eşitlik, karşılıklılık ve akışına bırakabilmek..

Bazen onun yönetmesine, bazen onun dediğinin olmasına, bazen onun bir şeyler yapmasına alan ve izin tanımak…

Bu aynı zamanda iki tarafı rahatlattığı gibi daha az yorulmalarına ve birbirlerine enerji ayırmalarına neden olur..

Sevgiyle..

Serhat Yabancı

İnstagram.com/serhatyabanci

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR