
12 Kasım saat 14′ te Tüyap kitap fuarındayız.

21Kasım Salı Avrupa MYO dayız.

25 Kasım Cumartesi Antalya kitap fuarındayız…

8 Aralık Cuma İzmirdeyiz..

12 Kasım saat 14′ te Tüyap kitap fuarındayız.

21Kasım Salı Avrupa MYO dayız.

25 Kasım Cumartesi Antalya kitap fuarındayız…

8 Aralık Cuma İzmirdeyiz..
Satın almak için görsele tıklayınız…
“unutmak mi affetmek mi” 2013 yılı mayıs ayı itibariyle raflardaki yerini aldı.
bir ilişkide yaşanılan,yaşanılabilecek her türlü sorunun ele alındığı, somut çözümlerinin sunulduğu bu kitapda, teorik açıklamalardan çok, pratik çözümler ve analizlere yer verdim.
Bir rehber niteliğinde olan kitabımı, her yaşta herkesin okuyabileceği ve faydalanabileceği bir tarzda yazarak, sadece sorunu olan değil, kendini geliştirmek isteyen kişilere de hitap etmesini amaçladım.
Kitaptan bazı başlıklar : Geçmişte yaşananları unutabilir miyiz? Biten ilişkinin ardından nasıl daha iyi toparlanırım? Neden ayrılamıyorum? Eski sevgilimi Facebooktan sileyim mi? Uzaktan ve sanal ilişki neden bitirilemez ? İlişki bağımlılığından nasıl kurtulabilirim? Zıt karakterliler bana neden çok çekici gelir? Duygusallık mı cinsellik mi, hangisi üstün? Neyi kabul edip neyi kabul etmeyeceğiz ?Fedakârlık- beklenti- öfke ilişkisi.. Ç ok yalnızım, çünkü evliyim…. Evlilik programından doğru eş çıkar mı? …. Kendimize yetebilmek için ne yapmalıyız? Uzun flörtler evliliği riske sokuyor mu? Tartışma çıkmaması için alttan almak doğru mu?..
Aşkın geri dönüşüm kutusu!
Herkes elini tuttuğu sevgilisinden kuşkulanıyor, “Acaba terkedilir miyim?” sendromu ilişkileri ağaç kurdu gibi kemiriyor. Sosyal zemin gösteriyor ki, ikili ilişkiler şiddetli şekilde terapi ve tedaviye muhtaç!
Aşkın psikolojik, kültürel ve kimyasal boyutu şimdiye kadar çok kez masaya yatırıldı. Ancak günümüzde sosyal medyanın iletişime hakim olmasıyla, çözüm ve yorumlar farklı anlamlar kazandı. Psikolojik Danışman ve İlişki Terapisti Serhat Yabancı, yıllardır ilişkiler konusunu araştırıyor, çağımızın değişim koşullarında farklı bir bakış açısıyla anlamlandırıyor.
Erkekler ve kadınların aşkı algılayış farkları, evliliğin geçirdiği sosyal dönüşümler, bağımlı ilişkiler, takıntılar, aşkın bitişinde yaşanan travmalar… Bütün bu kavramlar Serhat Yabancı’nın “Unutmak mı, Affetmek mi?” adlı ilk kitabında ayrıntısıyla yer alıyor. İlişkilerde “patinaj yapan” problemler, kişilerin aşka hastalıklı bakış açısı, evlilikteki açmazların sosyolojik ve psikolojik açıklaması… Sosyal değer ve ahlak kurallarındaki değişimin ikili ilişkilere nasıl yansıdığı… Yazar, bütün bunları masaya yatırmış, okura en ayrıntılı ifade ve yorumlarla anlatmış.
Kişilerin evliliğe nasıl baktığı, sevginin, şefkatin, paylaşımın, sadakatin günümüz insanındaki izdüşümü.. Psikolojik Danışman ve Terapist Serhat Yabancı’nın “Unutmak mı, Affetmek mi?”‘ adlı çalışması, bu alanda oldukça ayrıntılı yanıtları barındıran bir eser.
O’nu ‘yara bandı’ olarak kullanmak!
‘Yaramı iyileştirir” düşüncesiyle, ayrılığın hemen sonrası yeni bir sevgili ile yola devam edenlere ilişkin ilginç bir saptaması var yazarın: “Yeni sevgili, eski ilişkinin yara bandıdır” diyor. İkinci ilişki veya evlilikleri “tepkisel evlilik” olarak yorumlayan Psikolog Serhat Yabancı, birinci ilişkiden kalan pişmanlık, suçluluk veya mağlubiyet duygusundan dolayı ikinci ilişki veya evliliklerde acele edildiğini belirtmektedir. Eski birlikteliğin hesaplaşmasını yapmadan, “taziyesi”ni tamamlamadan başlanan yeni beraberliklerin “yara bandı” olarak kalacağını, çivinin çiviyi sökmeyeceğini özellikle vurguluyor.
“İlişkiyi sadece kendi mutluluğu için istemek gibi yanlış algılar ve yöntemler, yaşanan çıkmazları büyütmektedir.” görüşünü paylaşan uzman, gelişen dünyada, imkânların artışının, seçeneklerin çoğalmasının, üretim ve tüketimdeki rekabetin artmasının doğrudan ilişkilere yansıdığını, böyle bir süreçte, duygusal ve zihinsel farkındalıkların arttığını ama çözüm yöntemlerinin ise bir o kadar geride kaldığını söylüyor.
Unuturken affedememek
“Affetmek mi, unutmak mı?” sorusunun irdelendiği sayfalar ise kitabın en çarpıcı bölümü. “Affederken unutamamak, unuturken affedememek” çıkmazında bugünü yaşayamayanlar ve geçmişte kalanlar için son derece yol gösterici niteliğe sahip. “Kendilik değerini arttırmayı başkasının üzerinden sağlamaya çalışma” fikrinin günümüz insanına hakim olduğunu ve bu eğilimin ilişkileri tükettiğini belirten Yabancı, mesleki pratiklerine başvurmuş kitabı hazırlarken. Ayrılık sendromundan muzdarip olan, evlilik ve ilişkide kronik sorunlarla boğuşan, aşkı köle olarak yaşayan herkes için “yol haritası” bir kitap bu.
“Biten ilişkinin ardından toparlanma süreci?”, “İlişki ve evlilikte doğru ve yanlışlar” “Önce ilişki mi, iletişim mi?” , “Sevgiliyi tanımak için aşkı ve mantığı nasıl kullanmalıyız?”, “Eşinizi, sevgilinizi değiştirmek mümkün mü?”, “İlişkide yaş farkı önemli mir? gibi soruların yanıtları, çözüm odaklı yaklaşımları ve dahası var kitapta.
Her şey mükemmel ama eş başkasını seçiyor!
Evliliklerde “gönül Bağı’ndan söz eden Uzman, bunun dışında hiç bir unsurun bağlayıcı olamayacağını savunuyor.. Aşırı sorumluluklarla “mükemmel eş” kimliği kazanmak için çabalayan kadınlar, ilişki tükendiğinde “ama her şey kusursuzdu, nasıl olur?” sorusuyla şoka giriyorlar. O’na göre “Elektrik faturasının zamanında ödenmesini duygusal, tensel birliktelikten daha önemli tutan bir kadın, bir bakıyor ki evde her şey 10 numara iken, eşi başkasına gönlünü kaptırıyor” diyor ve ekliyor: Aşırı sorumluluk alan, “saçını süpürge eden” bir kadının eşiyle sorumluluklar ve işler dışında konuşacağı konu kalmaz. Ütünün yapılması sadece evde hayatı kolaylaştırır, bunlarla sevgi olmaz ”
Aynı şekilde erkeklerin de ailenin ihtiyaçları gidermenin kadının ruhunu hitap etmekten daha önemli olduğunu düşündükleri için ilişkilerin mutlu olmak odaklı değil, ihtiyaç giderme odaklı olduğunu belirtmektedir.
Akıllı kadın fobisi
Günümüzde kök salan, erkekleri ürküten, evlenmekten köşe bucak kaçıran “akılı kadın” fobisini de ele alıyor yazar ve şu yorumu yapıyor: “Aslında akıllı kadın, pratiktir, çözüm odaklıdır, bağımlı değil, bağlıdır. İlişkide sahip olunan ve olan değil, ait olandır. Sorunlara karşı, eşini öne süren değil, elini taşın altına koyandır. Erkeğe girişimcilik ruhu verendir. Kaygılarla hayatı ve atılması gereken adımları engelleyen değil, destekleyendir. Sevgisini, ilgisini yeri zamanında aksatmadan kullanandır. Yani aklın hiçbir zararı yoktur!”
Peki, mutlu etmeyen biriyle yolları ayırmama, artık zihninizi meşgul etmeyeceğine nasıl karar vereceksiniz? Bu kritik soru ve benzerlerinin tümünün cevabı bu kitapta. Aklınızda kalan, netleştirilmeyen, netleşmediği için de ne yapacağınızı bilemediğiniz her şeyin açıklamasını yapıyor Aile ve İlişki Terapisti Serhat Yabancı.
Unutmak mı, Affetmek mi?
Yazar: Serhat Yabancı
Yayınevi; Avrupa Yakası Yayınları
Sayfa: 304
Yorumlar :
Nermin Ünlü Sayın hocamız serhat yabancı nın yazmış olduğu ve içeriğinde hepimizin var olduğu ve hayatımızdan bir parça ya da daha fazlasını gördüğümüz …satırlarının akıcılığı ile bir solukta okuyabileceğiniz çok anlamlı güzel bir kitap… insan kendini iyi ya da kendine göre iyi yetiştirdiğini sanıyor. Ben bu kitabı okurken kendimi çok eksik hissettim…her paragrafta durup geçmişimi analiz edip hatalarımı… görüp kendimi yargıladım. Ders verici insanın elinden tutup yol gösteren bir ışığının olması çok güzel .. dün’lerinizi bugün’lerinizi yarın’larınızı aydınlatan ışığı çok bir yardımcı olacaktır hepimize …bundan böyle sanıyorum hayatımı bu kitap danışmanlığı sayesinde analize ederek yaşayacağımı…her takıldığım yerde bu kitaba danışacağımı söylemek istiyorum…bu yüzden…..!! hocama saygı ve sevgilerimi sunarken iyiki varsınız diyorum…yüreğinize…emeğini
———-Aysun Koroglu Serhat bey tebrik ederim yeni kitabınızı. Gerçekten başucu kitabı olmuş. Genelde kitap okurken altını çizmeyi sevmem fakat o kadar yerinde tespitler, çözüm önerileri var ki- birçoğunu uygulamaya başladım bile- birçok sayfa çizildi bile. Kitaptaki adım adım çözüm önerilerini tekrar tekrar okumak davranış kalıplarını değiştirmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Yıllardır değişmeyen birçok şeyin değişebileceğini görüyorum. Emeğiniz için teşekkürler… KAÇKAR TV Yİ CANIGÖNÜLDEN İZLEDİM…..MÜKEMMELDİNİZ HOCAMM… BİLGİLER KİTAPTAN AÇIKLAMALAR MUHTEŞEMDİİİİİİ……2 DEFA OKUMUŞ GİBİ OLDUM… heralde 1 kez daha okurumm
Eğitimci- Yazar
Satın almak için görsele tıklayınız…
Hayatındaki insanları gözünde büyüttükçe, kendi gözünde ve onların gözünde küçülürsün. Ne kimseyi küçümse ne de kimseyi gözünde büyütüp altında ezil? Kendini de diğer insanları olduğu gibi gör ve kabul et.
Çünkü hiç bir şey düşündüğün gibi değil.
İnsanlar için neden bu kadar fedakarlık yapıyorum ?
-Neden istemediğim halde kendimi birileri için bir şeyler yaparken buluyorum.?
-İnsanların eleştirilerinden etkilenmiyormuşum gibi görünsem de neden beni çok fazla yaralıyor?
-İçsesim neden beni sürekli zor durumda bırakıyor ?nasıl susturabilirim ?
-Sevilmek için insanlara faydalı olmak zorunda mıyım?
-İnsanları memnun etmezsem yalnız kalır mıyım?
-Sevgilimin her dediğini sevdiğim için mi terk edilmemek için mi yapıyorum?,
-Çevremdeki herkes neden benden bir şeyler bekliyor..?
ve daha fazlası “DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL” kitabımızda..
Sadece okuduğunuzda keyif alacağınız bir kişisel gelişim kitabından öte, hayatınızda neyi niçin yaptığınızı, neden mutsuz olduğunuzu ve kendinizi nasıl mutlu edeceğinizi bulabileceğiniz bir kaynak.
3 kasımdan itibaren tüm kitapçılar ve serhatyabanci.com ve internet üzerinden satış yapan kitap sitelerinde bulabilirsiniz.
YORUMLAR :
Melis Boz
Hem hemşerimiz hem de son derece başarılı bir danışman. Bu muhteşem kitaplar için çok teşekkür ederim
Göksu Demirkan
Sevgili Serhat Yabancı,
Kitabıniz faceteki paylasimlarinizla dikkatimi çekmişti ilk.Sonra aldım.Kitabinizi benim için bir tutku olan Kas’ ta Nerede ise bir gec…ede not alarak bitirdim. Zaten buraya yol haritami çizmeye gelmiştim. Sizin kadar değerli olan terapistimin söyledikleri ile sizin yazdıklarınizi bir araya getirince 30 maddeden oluşan yeni yol haritami çizdim. Açıkçası kitabinizin her sayfasında hayatimla, şu an içinde bulunduğum durumla ilgili birseyler buldum. Çözüm yöntemlerinizin alisilagelmis kişisel gelişim kitaplarindaki gibi burjuvazi hayatlar uzerine kurulu olmak yerine, gerçek hayat üzerine kurulmuş olmasi benim için en etkileyici yaniydi. Özellikle not ettiğim ve alışkanlığım haline gelene kadar her duygu bicimimi yazarak uygulayacagim algıyi değiştirme tablosu benim için değerli bir rehber olacak. Kendimi affettim, geçmişteki hatalarimdan büyük oranda arindim, terapi surecimi destekleyen kitabınizi okurken. Ancak iletişimi kesmenin de kişileri affetmek için bir yöntem olduğu konusunda henüz tatmin edilmedim. Sanırım sıra Unutmak mi Affetmek mi ? kitabınizi okumakta. .
Değerli Okurlar, Eger sizler de yasaminizin alt üst olduğunu düşündüğünüz, birilerinin size hak etmediginiz şekilde davrandığını, tabiri caizse kaziklanma psikolojisi içinde olduğunuzu, yonununuzu kaybettiginizi, inandiklarinizla olan bitenler arasında bir bağlantı kuramadiginiz bir süreçte iseniz, facete karşınızdaki insanları hedefe alan tabiri caizse ‘giderli, atarlı sözler ile vakit gecirmek yerine hocamızın kitabı ile ilgili facete yaptigi paylaşımlar ile yetinmemenizi ve gercekten kendinizi keşfetmek için birseyler yapmak istiyorsanız, bu kitabı koşullarıniz el verdigince, hiç bir dış uyaranin olmadığı tamamen yalniz oldugunuz bir ortamda okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Kişisel gelişim adına alisilagelmis burjuvazi hayatlar uzerine kurulu tavsiyelerden uzak, sürükleyici, insanları degistirmek gibi zor hatta imkansız bir misyonu üstlenmek yerine kendini degistirme konusunda çaba gösteren arkadaslarim için şiddetle okunması gereken bir kitap. .SerhatYABANCI – DUSUNDUGUN GIBI DEGIL. .Kitabı hızla edinmeme yardimci olan Sevgili Ayhan hocam tekrar tesekkur ederim. ..
“Belki de kendinizi sevdirmeye çalışmak yerine sevilmeye bırakmalısınız! Serhat Yabancı ‘nın “Takdir ve onay için çabalama. Sen doğru bir şey yapıyorsan insanların takdiri kendiliğinden gelir zaten,” diyerek okurlarını kendileriyle daha çok ilgilenmeye yönlendiren kişisel gelişim kitabı DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL”den:
Sevgili arkadaşım Serhat Beyin yeni kitabi çıktı. İçinde benim de birkaç öykücüğüm var. Yolu bahtı açık olsun. Hiçbir şey DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİLdir. Okumaya değer…Kitap dostlarına duyrulur. ..
Bir sistem düşünün:
Erkek ; Artık eskisi gibi arkadaşları ile görüşemeyecek, eskisi gibi hobilerine zaman ayıramayacak,eskisi gibi giyim, saç-sakal bırakamayacak.
Kadın; Eskisi gibi giyinemeyecek, eskisi gibi arkadaşları ile görüşemeyecek, eski arkadaşları bile onay almadan görüşemeyecek, eskisi gibi parasını kullanamayacak.
İşte bu sistemin adı ülkemizde EVLİLİK.
Peki ne oluyor da erkek de kadın da daha çok mutlu olmak için girdikleri yolda daha çok mutsuz ve izole ediyor?
İlk neden evlilik beklentiler;
Beyaz atlı prens bekleyen genç kızlar, annesi gibi eşler bekleyen erkekler, evlendiğinde tüm sorunların biteceğini düşünenler, evlendiğinde istediği her şeyi eşiyle yapacağını düşünüp yaşamı hep erteleyenler. Bu algı ile hareket edenler, evlilikteki beklentileri dayatmaya başlıyorlar.
İkinci neden Eş tanımı;
Evlenmek, eşinden her şeyi bekleme hakkı,
Her şeyi onunla yapma hakkı,
Her şeyini bilme,
Her şeye ortak olma,
Her an beraber olma hakkı..
Üçüncü neden Evlilik tanımı;
Evlilik dediğin dile başlayan;
Çiftin bütçesine değil, kök aile büyüklerinin imajına uygun düğün,Düzenli ev, eksiksiz ev eşyası, her gün 3 çeşit yemek, daha fazla para kazanma, mutlak ev alma, arabasız olmaz, mutlak aile ziyaretleri, iş birliği yerine iş bölümü,
Evlilikte gezersin,
Evlilikte biriktirirsin,
Evlilikte harcarsın,
Eşinle yaşarsın ve daha fazlası.
Bu denklem içinde ben kimim? Ben neyim? Ben niye evleniyorum? soruları …
İşte bu noktada bir sosyolojik sorunun içinde buluyoruz kendimizi; BİREY OLMAK.
Kendini topluma veya eşine feda eden birinin ne toplumla ne de eşiyle mutlu olması mümkün değildir.
Sizin dışınızda gelişen bir süreç ( ki görücü usulünde maximum düzeyde bu) ve sizin bu süreçle mutlu olma çıpınışlarınız.
Biz olmaya çalışırken “ben”i arayışlarınız.
Bu kadar biz- toplum odaklı bir sistemde bireysel mutluluk zaten yok edilmekte veya bencillik olarak tanımlanmaktadır.
Kendi başına mutlu olamayan biri için, bu tip bir evlilik sistemi adeta onun için yaratılmıştır..
Hem haklılık şeması hem de elindeki en büyük silah olan fedakarlık ile isteklerini yaptırması kaçınılmaz. Ya karşıdaki?
Onun için ise bunlar sadece GÖREV.
Peki evliliği görev gören, eşinin beklentilerini görev olarak gören biri ne hisseder ne düşünür?
1. Yap ki sorun çıkmasın,
2. Yap ki sussun,
3. Onu memnun edemeden kendini mutlu edemezsin,
Algı:
Kendini sürekli feda ettiğini düşünen bir eş,
Evliliği sorumluluk ve görevden ibaret gören karşı eş.
Sonuç: yürüyen bir sistem ama diplerde sürünen bir evlilik doyumu.
Devamı bir sonraki yazıda
Serhat Yabancı
instagram.com/serhatyabanci
BİTİRMEK VE İKİNCİ EVLİLİKLER DAHA MI ZOR?
Evlilik ortalama olarak tüm toplumlarda desteklenen ve sağlıklı olduğu Kabul edilen bir sistemdir. Böyle olunca da insanlar sürekli evlenmeye,yürütmeediklerinde boşanmaya boşandıktan sonra da tekrar evlenmeye çalışırlar.
Yapılan evliliğin ne kadar doğru olduğu, Evlilik kurumuna değil, iki tarafın uyumuna ve paylaşımna bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü bilindiğin aksine evlilik iki küreği olan bir teknedir. Eğer eşiniz ile kürekleri çekemiyorsanız, tekneyi değil aranızdaki uyumusuzluğu ele almalısınız. Bu anlamda Evlilik kurumunu eleştirenleri çok fazla görmekteyken, eleştirenlerin kendileri ile ilgili evlilik algılarında yetersizlik olduğunu da gördüğümü söylemeden geçemem.
Mesela Evlilik aşkı öldürür mü? Aslında evlilik aşkı öldürmez. Evliler, aşkı öldürür. Sonuçta uzun yıllardır devam eden flörtlerde aşk diri mi sanki? Hayır. Ya da aşkı Evlilik öldürüyorsa, flört edenler neden ayrılıyor?. Aşk her şekilde ölür. Evli olsanız da olmasanız da siz,partneriniz veya her ikiniz aşkı öldürmeye yeterli bir güce sahipsiniz.
Yapılan evliliklerde zamanla aşk renk değiştirerek ve uyum ve paylaşıma bağlı olarak sevgiye dönüşür. Ama özellikle söylüyorum : uyum ve paylaşım ile sevgiye dönüşür. Aksi taktirde aşk biter ve sevgiye dönüşmezse duygusuz bir evlilik ya da ayrılık kaçınılmaz sonuçtur. Eğer aşk sevgiye dönüşürse zaten duygu kanalı sürekli aktif olacağı için Evlilik sürekli beslenir. Evliliği besleyen uyum ve ,sevgidir. Sevgiyi besleyen ise ilgidir.
Tam tersi durumlarda ise ayrılma kaçınılmaz olmaktadır. Uyumsuz bir çiftsiniz, sevgi bitmiş, sürekli gerginlik ve kavga. Ayrıca mantıken iki taraf da bitmesi gerektiğini düşünüyorsa geriye sadece mecburiyetler ve bağımlılıklar kalmıştır.
Evliliğin bitme sürecinde , kadın bitene kadar çabalar ve taziye tutar. Erkek ise bittikten sonra ( kaybedeceğini anladığında) taziye ve mücadeleye başlar. Ama kapılar kapanmışsa çabalar çoğu zaman sadece süreyi uzatır sonucu değiştirmez. Çünkü kolay kolay kimse birden boşanmak istemez. Yaşanmışlıklar ve yıllarca verilen çabalar, kişiyi/kişileri o noktaya getirmiştir. Dışardan algılandığı gibi son zamanlarda oluşan bir durum değildir.
Biten evliliklerden sonra ise bizim önerdiğimiz ;aklı kalbi ve bedeni nadasa bırakmaktır. 6 aydan az olmaka üzere 18 aya kadar bir nadas süresi gerekir. Hem eski evliliğin otopsisini yapmak, hem kendini gözden geçirmek hem eski evlilikten kalan uzantılardan, gerginlikten güvensizlikten arınmak için bu sure mutlak gereklidir.
Eğer sağlıklı bir süreç geçirmişseniz, muhtemelen yeni ilişki için aceleci olmadan,eskisinin tersini aramadan, sadece bir niteliği yüceltmeden arayışa girersiniz. Mesela nadas yapmayan kişilerde : eski eşi öfkeli ise, yenisi için ilk şart “sakin olmalı” kuralıdır. Kişi sakinlik şartına o kadar odaklanır ki diğer özelliklerini gözden kaçırır. Sonrasında sakin olanla evlenir ama onun da mesela sorumsuz veya benil yanından dolayı boşanabilir. Yani tek özelliğe odaklanmamalıyız. Ayrıca bir şeyin tersi de doğru insan değildir.
Ikinci evliliklerde süreç ,birinci evliliklere gore daha zordur. Neden ?
Uzantılar artmıştır ( 1.evlilikten gelen çocuk,eski eş, boşanmış etiketi,eski eşin akrabaları,eski evlilikten kalan hatıralar veya eşyalar vs)
Beklenti yüksektir. ( bu sefer kesinlikle hata yapmamamlıyım,daha çok mutlu olmalıyım)
Kanıtlama ve kendini temize çıkarma ( Eğer iklinci evliliğimde mutlu olursam, 1.evlilikte hataların ihalesi eski eşime kalır)
Birinci evlilikten gelen çocukların yarattığı geniş ve karmaşık ilişki ağları
Kıskançlık ( eski eşe, çocuğa eski evlilikten kalan arkadaş ve ilişkilere yönelik)
Birinci evlilikten gelen eşe veya çocuğa karşı suçluluk duyguları.Ayrılan eşe ve çocuğuna suçluluk duygusu nedeniyle fazla zaman ayırma,boşanmamış gibi hissetirmeye çalışma
Eski eş ve çocukla görüşme ve iletişimde sınır sorunu
Birinci evlilikten gelen tahammülsüzlük ve yıpranmılşlık
Taraflardan birinin ilk evliliğin olmasının getirdiği her şeyi sıfırdan yaşama isteği
Üvey anne/baba sorunu
Üvey Ebeveyn ile yaşamak istemeyip evden kaçan çocuklar
Yeni çocuk yapma.
Taraflardan birinin ailesinin boşanmış eş adayını istememesi
Nafaka ve varsa tazminat sorunu
İkinci evliliklerde eş seçimi tercihinin yanlış yapılması halinde sorunlar daha fazla yaşanır. Çünkü alt yapısındaki sorunlara bir de klasik uyum ve iletişim sorunları eklenirse ilişki daha fazla çıkmaza girer.
Artılar ise: Tecrübenin verdiği bilinç ile sorunları önceden fark etme, sorun esnasında uzatmama, çözüm odaklı tartışma, daha iyi cinsellik,tecrübeli anne-babalık,birinci evlilik sonrası paylaşım sonunda elde edilen ekonomik kazanç vb gibi.
Ikinci evliliklerde en önemli konu birinci evliliklerin katkılarıyla baş edebilme konusudur. Eğer eşler birbirilerini oldukları gibi Kabul eder ve birbirlerine destek verirlerse ortalama 2 yıl gibi bir sürede sistem oturmaya başlar.önemli olan süreci doğrı planlamak ve sabırla doğru yöntemleri devam ettirmektir. Bu süreçte aile danışmanı desteği aksayan konularda devreye sokulmalıdır.
ÖNERİLER
İkinci evliliklerde ,iki tarafın geçmiş evlilikleri, çocukları mutlak olarak baştan Kabul edilmelidir.
Eşler, birbirinin Ebeveyn rolüne mudahale etmemelidir.
Eşler birbirini “ya ben ya çocuğun” seçeneğini dayatmamalıdır. Doğru olan her ikisinin olmalısıdır.
Eşlerin eski eşleri ile ortak çocukları dışında paylaşımları olmamalıdır. ( beraber yemek yeme, tatile gitme aynı evde kalma vs gibi)
Eski eş ile arkadaş kalmaya çalışılmamalıdır. Başarılsaydı boşanma olmazdı.
Eşler, birbirinin bir önceki evliliğinden olan çocuklarıyla yarışması ve değer kıyaslaması yapmaması gerekir.
Önceki evliliğinden kalan eşya, kıyafet vb. Şeyler, yeni evliliğe aktarılmamalıdır.
Eşler, eski eşleri ile görüşürlerse bunu eşine söylemelidir.
Her zaman şeffaf olunmalıdır.
Bilgi ve iletişim için :
SERHAT YABANCI
Yazar / Evlilik-İlişki Terapisti
f/serhatyabanci
İnstagram.com/serhatyabanci
Sen susarsın, o kendini haklı sanır.
Sen susarsın o kendini çok bilmiş sanır.
Sen susarsın içine atarsın, o bağırır çağırır.
Sen susarsın, terbiyenden, o susturdum sanır.
Sen susarsın yorgunluktan, o yenildin sanır.
Ve sen son birkez konuşursun…
“Sen haklı olmayı seviyorsun ben de mutlu olmayı”
Senin susman, haksız olmandan veya yenilmeden değil.
Bazen gerginlikten kaçmak,
Bazen huzursuzluktan uzaklaşmak
Bazen de sonuç alamayacağından…
Lakin risk almadan,
Gerginliği, huzursuzluğu göze almadan ne derdini anlatabilir
Ne de sorunu çözebilirsin..
İçine atma.
Susma.
Ama bağırma da..
Sadece derdini anlat.
Haddini bildirmek yerine halini bildir.
Sık,sürekli ve sakince…
Insan, ilk ilişki modelini ailesiyle kurar. Kurduğu bu sistem ile aile dışındaki insanlarla temas kurdukça onlarla da kurmaya çalışır. Sistem kiminle tutuyorsa, onunla sürdürür. Şayet aile ile kurulan sistem, hatalı ise bir çok ilişki deneyimi gerekebilir. Şayet ilişki sistemi sağlıklı ise (Kabul görme, değer görme,kendini fade edebilme, saygı-sevgi görme) bunu kendisine yaşatanı bulur ve onunla devam eder. Uymayanla başlamaz, uymuş gibi zannedip başlasa bile iç değerlilik nedeniyle bitirmesini de bilir.
Bu açıklamaya kadar olan kısımda sorun teşkil eden; ne istediğini bilmemek ya da nasıl yürüteceğini bilmeyenler ile ilgilidir. Çoğu insan bu sorunların cevaplarını kendilerinde değil, ilişkilerde arar. Böyle olunca da deneyimleme süreci sık ve sürekli hale gelebilir. Bunun bedeli ise acı, ayrılık, yıpranma ve güvensizlik olur.
Peki kaç ilişki yaşarsak kendimizi buluruz?
Bunun bir sayısal karşılığından çok ilişkiden çıkardığımız anlama bakmamız gerek.
Bu anlamı görebilmek için ise biten ilişkiyi otopsinini yapabilmek.
Biten ilişkinin otopsisini yapabilmek için ise, bir süre kalbi ve bedeni nadasa tabi tutabilmek..
Yani;
Birini seç, ilişki yaşa, ayrıl, bir taziye süresi ve otopsi için kendine süre tanı. Biten ilişkini analiz et. Güçlen, farkındalığını gör. Sonra yeni bir tercih için adım at. Bu süreç ortalama 12-18 ay kadar bir süre demektir.
Lakin bizde yüceltilen “çivi çiviyi söker” argümanı nedeniyle ilişkimiz biter bitmez yenisiyle eskisinin acısını gidermeye çalışır sonrasında tekrar ayrılık ile de iki kat acı yaşar, bir tecrübe de edinemeyiz.
Mesela, ilişkisinde parnterine bağımlı olan, onunla yapışık yaşamak isteyen birinin ayrılık süreci de sağlıksız geçecektir. Bu özelliği nedeniyle ayrılığı yok olma, boşlukta olma olarak algılayacak, yalnızlık korkusu ve kendine yetememe algısı nedeniyle ayrılık sürecinden kısa süre sonra yeni bir ilişkiye yelken açacaktır.
Bu küçük örnekte bile çıkarılacak deneyim şudur: benim önce kendime yetmeyi öğrenmem gerek. Birine bağımlı olarak yaşamımı da ilişkiyi de sürdürmem zor. Zaten onlar da beni sonsuz taşıyamazlar ve terk ederler. (ya da ben beslenemediğimde yeni bir kaynak bulduğumda ayrılırım).
Başa dönersek, yaşadığımız her ilişki bizi doğru kişi+ ilişkiye biraz daha yakınlaştıran deneyimlerdir. Yani adeta sınavda az çalıştığımız bir konudan çıkan soruya şıklardan giderek cevap bulmak gibi. (kendimiz ve aradığımız kişi ile ilgili) bilgimiz yeterli ise direkt bir şıkkı seçerken eksik bilgi ve deneyim bizi bir şıkta saplanıp kalmaya veya diğer şıkları tek tek denemeye sürükler.
Bu arada partneri veya ilişkiyi suçlayarak iyleşmek- fark etmek doğru bir yöntem değildir. Tercih bizimdir. Gelişmek istiyorsak, şıkları suçlamak yerine sorumluluğu alıp, “ben tercih ettim” odaklanmalıyız. Ayrıldığınız insanları suçlamak, size anlık iyi hissettirse de kalıcı anlamda yaşantıdan ders çıkarmayı sağlamaz.
Bu anlamda bakılırsa ayrılık kötü değildir. Aksine ,sağlıksız bir ilişkiden arınmaktır. Belki size belki de ona göre. Sonuçta bir kişinin bile mutsuz olması+ ayrılmak istemesi (iyileştirmek istemiyorsa) ayrılık için yeterli bir gerekçedir. Size göre yolun yarısı ona göre ise yolun sonudur.
İşte ayrılıkları, bazen işaretlenen şıkkın yanlış olduğuyla (her iki taraf için de) yüzleşmesi olarak görmek gerekir.
Ayrılıklardan gereken anlam çıkarılır, sağlam bir nokta konulursa, noktadan sonraki büyük harfle yazılır.
Gereken anlam ve farkındalık çıkarılmazsa, senaryomuz değişmez, sadece aktör ve aktristler değişir.
Serhat Yabancı
Yazar
İlişki/ Evlilik Danışmanı
Kendine bağlamak, kontrolün altında tutmak, etkilemek….
Nedeni ne olursa olsun temposunu ve miktarını sürdüremeyeceğin hiç bir şeyi üstlenme. Hem kendini zor durumda bırakır hem de karşıdakinin hayal kırıklığı olabilirsin.
Köpürtmeden sev mesela.
En baştan göklere çıkarıp sonra paraşütsüz bırakma.
En baştan 100 puan verip sonra geri çekilmek yerine, sevdikçe ve tanıdıkça puan ver.
Alıştırdığın her ne ise, bu öncelikle senin ihtiyacını giderir.
Yorulduğunda ise inşa ettiğin ve emker verdiğin her şeyi kaybetme riski yaşayabilirsin.
Bir insanın herşeyi olma mesela.
Herşeyini üstlenme mesela.
Talep edilmeden tüm sorumlulukları ve görevlerini üstlenme..
Talep etsin ki kıymeti olsun.
Bencillik değil bu.
Sorumluluk ve sınır..
Herkes birbirine yardım etmeli ama kimse diğerini hayat boyu sırtında taşımamalı..
( taşıyamaz da).
Taşınan için de büyük bir sorumluluk ve borç değil mi zaten..
Dengeli olmak gerek..
Miktarı, sıklığı, karşılıklılığı ile…
Sevgiyle
Takip için tıklayın : Serhat Yabancı
Aile Ve Evlilik Danışmanı
Her türlü dili kullanmanıza,her türlü kanıtı sunmanıza rağmen çoğu insan neden söylediklerinizi anlamaya,aktardıklarınızı görmeye yanaşmaz?
Aslında bunun çok basit bir açıklaması var: anlamak işine gelmez.
Anlarsa,çözüm üretmesi ve değişmesi gerek.
Anlarsa,konu ile ilgili kötü hissedebilir.
Anlarsa,ilişkideki pozisyonu veya savunduğu düşünceyle ilişkisi değişebilir.
Anladığını göstermek,ihtiyaçla veya sorunla yüzleşmeyi doğurur. Çoğu insan bu yüzleşmeye hazır olmadığı, bu ihtiyaçları mantıklı bulmadığı ya da gideremeyeceğini düşündüğü için anlamak istemez.
(“Anlamak masraflı iştir;emek ister,gayret ister, samimiyet ister.
Yanlış anlamak kolaydır oysa.
Biraz kötü niyet,biraz da yetersizlik kâfidir” Sezai Karakoç)
Bunu yapmak istemiyorsa ;
ya anlamamazlıktan gelir (itiraz eder,tepki verir veya gereksizleştirir) ya da anlar ama “mazeretlere” sığınır.
Her ikisi de birer savunma mekanizmasıdır aslında.
Anlattıklarım,senin anladıklarınla( anlamak istediklerinle) sınırlıdır.
(İnatçılık da bunun bir göstergesidir. Anlamaya karşı geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır.
İnatçılık, içerik ve konudan çıkıp tamamen kendine dönmüş bir bakış açısıdır.)
Anlamak, onaylamak ile de karıştırılmaktadır. Çoğu insan böyle algıladığı için çok net anlatılan bir durumu (anlarsam onaylarım düşüncesiyle) anlamamazlıktan gelir.
Bir şeyi anlamak başka,onaylamak başkadır. (Seni anlıyorum ama sana hak vermiyorum.)
Diğer yandan kendini anlatan insan da anlaşılma ölçütünü,karşıdakinin ona hak vermesi ile de ölçebilir.
Bazen bana bir şey anlatılır. Ben de “katılmadığımı” söylerim.
Karşıdaki ise “Anlatamıyorum galiba” der. Ben de emir tekrarı misali anlattığını ve anladığımı tekrar ederim..
“Bunu mu demek istemiştin? Doğru mu anladım? Derim.
Evet dediğinde de sorunun benim anlamam değil, onun onay almasıyla ilgili olduğunu ifade ederim..
Bu durumda anlamak, onaylanma ile karıştırılmanın göstergesi olmaktadır.
Biri sizi anlamıyorsa, belki de siz onun sizi anladığını anlamış olabilirsiniz.
Anlamanın temeli,dinlemektir. Bu dinleme şekli, pasif dinleme veya sırasını beklerken içerikten bi haber dinleme değildir.
İkinci aşama,verilmesi istenen mesaja odaklanmaktır.
Çoğu insan,anlamaya değil, anlatılan içinde kendini haklı onu da haksız bulacak kanıt için dinlemeye odaklanmaktadır. (Özellikle haklılık savaşındaki çiftlerde çok fazla görülür).
Anlamak ve anlaşılmak, en az iki kişi arasında olduğun göre sağlam bir süreç için, “ikna” amacının kalkması gerekir.
Çünkü ikna,direnç ve savunma yaratır. İkna etmeye odaklanan baskı yapar,üsteler,öfkelenebilir ve kesip atabilir. Önceliğimiz ikna etmek değil, halimizi(kendimizi) anlatmak olmalıdır.
Sadece anlaşılmamaya değil, karşıdakinin anlamasının ona neden zor gelebileceğini de bulmaya çalışın.
Sizi anlarsa; yetersiz mi hisseder?
Değersiz mi?
Yoksa sorumlu mu?
Anlaşılmak,keyifli bir duygudur.
Duygudaşlık ve fikirdaşlık yaratır. Yakınlaştırır.
İnsan,anlaşıldığı kişileri daha çok arar ve çekici bulur.
Özetle;
Anlamak ile ilgili direncimizle yüzleşmeli,anlaşılmanın onaylamak olmadığını, anlaşılmak için ikna etmeye başvurmadan, doğal bir süreç içinde oluşmasının sağlıklı olduğunu kabul etmeliyiz.
Mutlu iletişim ve başarılı ilişkiler için anlaşılmak,temel dinamiktir.
Serhat Yabancı
Yazar, Aile-Evlilik Danışmanı
İnstagram: serhatyabanci
Egosu yüksek Türk erkeği;
– Para kazanmaya başladıktan sonra yürüyüşü değişir.
– Annesinin “aslan oğlum”telkiniyle kendini aslan zanneder.
-Takım elbise giydiğinde bürokrat ya da iş adamı, spor giyince kendini avrupalı zanneder.
– Aynaya bakmadan kadınlara not verir. “Kadın dediğin” diye başladığı cümlenin sonunu “itaat etmeli” diye bitirir.
-Tek güç aldığı yer işidir..
-Duygusal sorunları çözemediği için ağlayan kadından,konuşmak isteyen,sorun anlatan kadından kaçar..
-Biraz para kazanıyor diye her kadını elde edeceğini zanneder.
-İşinden,parasından ve kendini övmekten başka anlatacağı bir şeyi yoktur.
-Saplantılı şekilde parti veya takımını savunur.
-Tatil denildiğinde aklına direkt memleketi gelir.
-Evlendiğinde eşinin annesi gibi davranmasını ister. Davrandığında ise “ben senin çocuğun değilim”,ergen isyanı gösterir..
-Biraz havaya girince “yoğunum” sözü ile tüm sorumluluklarını öteler..
-Memleketine laf söyletmez,eşinin ailesine yakın olmayı da içgüveylik olarak algılar..
-Ev işi yapacaksam niye evlendim”der. Evliliği, “hizmet satın alımı” zanneder.
-Annesi için “öyle demek istemedi”diyerek sürekli bir savunma halindedir.
-Ayrılmayı ya da boşanmayı “ben kendime bakabilirim”ile bertaraf eder. Çünkü evliliği yemek+çamaşır ve ütü sanır.
-En büyük ekonomik yaratıcılığı, düğün altınlarını bozup araba almaktır.
-Arabanın beygirini yüksek,yakıt tüketimini düşük göstererek övünür.
-İlgi göstermeyi “kontrol altına alınma”olarak düşünür.
-Evlendikten sonra göbek yaptıysa eşi sorumlu,zayıfladıysa da yine eşi sorumludur.
-“Bakarız,hallederiz,olur ” gibi 3 kelimeyle evliliği ömür boyu sorunsuz sürdüreceğini düşünür..
-Misafiri gelmeden önce haber vermeyi ,eşinden iZin almak zanneder.
-Sporda,siyasette,otomobilde ve çapkınlıkta uzmandır.
-Eve para getiriyorsa bütün sorumluluklarını yerine getirdiğini düşünür…
-Kadını kontrol etmezse kontrolden çıkacağını düşünür.
-Çevresine evdeki otoritesini gereksiz yere kanıtlamak için eşine ters davranır..
-6 ay kısa dönem yaptığı askerliği 66 yıl anlatır.
-Yaparken ızdırap duyduğu askerliğini, anlatırken general rahatlığı ile gururla sunar.
-Et yemeği delikanlılıktan,sebzeyi lightten sayar.
-Kadınlara karşı “Tıbben teşhis edilememiş bir şişkin egosu” vardır.
-Asosyal bir bekarlığı olsa bile,evlilik korkusunu müthiş bir bekar hayatı varmış gibi kamufle eder.
– İletişiminin yetersiz kaldığı yerde,öfkeye başvurur.
– Trafikte en iyi şöför kendisidir.
-Ona gör kadınlara ehliyet verilmemelidir.
Serhat YABANCI
Bizi instagramdan da takip edebilirsiniz..
İnstagram👉🏽 serhatyabanci