Ana Sayfa Blog Sayfa 10

KENDİN İÇİN BİRŞEY YAPARKEN SUÇLU MU HİSSEDİYORSUN?

0

KENDİSİ İÇİN BİRŞEY YAPARKEN SUÇLU HİSSEDENLER

Bir Ebeveyn, kendi duygu ve yaşantısının sorumluluğunu çocuklarına yüklemişse o çocuk kendisi için bir şey yaparken,yalnızken veya eşiyle mutlu olduğunda bile hüzün ve suçluluk hissedebilir.

Ebeveyn hasta ise, depresif ise, karamsar ise, pasif bir yaşam sürüyorsa, sorumluluk almak yerine sürekli kurtarıcı arıyorsa, çocuklarına büyük yük yükler. Ebeveynler, çocukların küçük yaştan itibaren kendilerini mutlu etmesini, destek olmasını,hatta anne-baba arasındaki sorunlarda bile görev almalarını isterler. Bu yüksek sorumluluk, çocukları sürekli baskı altında tutarken, çocuklar da erken büyür. Sürekli bir çaba içinde olurlar. Sürekli para kazanması,anne-babasına bakması,onların yanında olması gereken biri gibi düşünür. Hatta bu misyonla dünyaya geldiğine inanır. Bu çocuklar evlendiklerinde ise aile travma yaşayabilir. Beslenme kaynakları,güvenceleri artık görevini başkasına yapacaktır.

Ebeveynler, terk edilmişlik duygusu içinde hem çocuklarına hem de onların eşlerine tepkisel davranırlar. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlıklı bir ayrılış olmadığı için evlenen çocuk, Kendini sürekli suçlu ve borçlu hisseder.

Ailesine karşı sürekli birşey yapmak zorundaymış gibi hisseder. Hatta evlendiği için sanki onları ihanet etmiş gibi düşünür.

Enteresandır ki bu çocuk, kendisi için bir şey yapmayı öğrenmemiştir. Yani bireysel mutluluğu bilmez. O ancak, birilerini mutlu ederek mutlu olmayı öğrenmiştir. Yani dolaylı yolla mutlu olmak.

Peki nasıl bir eş seçmesini bekleriz ?
Tabiki Dolaylı mutlu olma yöntemini kullanabileceği bir eş seçecektir.
Yetişkin olduğunda ,gider ebeveynlerine benzeyen bağımlı ve sürekli ilgi ve destek bekleyen belki de bağımlı bir eş bulur. Çünkü üzerine yüklenen kurtarıcı misyonu, kurtarılmaya ihtiyacı olan birini her zaman çekici bulur. Kurtarıcı arayan ise, böyle bir birini elinden kaçırmak istemez.

Bu çocuk ( yetişkin), bağımlı-beklentili bir Ebeveyn ile aynı özelliklere sahip bir eş arasında zamanla boğulma yaşar. Iki taraf ta mutluluklarını onun üzerine fixlemişlerdir. Mesela bağımlı anne-bağımlı eş gibi.

Bu şekilde büyüyen bir bireyin temel sorunları:
1. Suçluluk Duygusu
2. Sınır koymayı bilmemek
3. Ne istediğini bilmemek
4. Kendi başına mutlu olmayı bilmemek
5. Yalnızlık korkusu
Bu döngüden nasıl çıkılabilir ?
Başkalarının beklentilerini gidermek zorunda hissetmek, bağımlı ilişkileri sürdürmek zorunda kalmak, birinin istediğine hayır dediğinde “suçlu” hissetmek, bu yaşamsal döngünün benzinidir.Eğer insanların beklentisini karşılamak, insanları sırtlamak zorunda hissetmezsek, suçluluk da hissetmeyiz. İçimizdeki suçluluk duygusuyla baş edemezsek,haksız beklentilere karşı koyamayız. Enteresan ki, siz onların hayatından çekildiğinizde de sistemleri bir şekilde yürütürler. Yani herkes, iş başa düştüğünde kendi işini kendisi yapabilecek güce sahiptir.

Böyle bir döngü içine giren biri öncelikle artık kimseyi sırtında taşımaması gerektiğiyle yüzleşmelidir. ( Eşi,annesi, babası, kardeşleri hatta çocuğu) eğer sınır çizmek istiyorsa, insanların beklentilerine “hayır diyebilme “ becerisini geliştirmelidir. Çevresindeki insanların tercih ettiklerini ( mutsuzluk, çalışmama, borç, yalnızlık..) kendi sorumluluğu gibi görmemelidir. Sınır koydukça gelecek olan eleştirileri, suçlamaları hatta terk etme girişimlerini iyileşme olarak bilmeli, istediği olmadığı için küsen ve gidenlerin peşinden de gitmemelidir.

( Belki de eşiniz annenizle size kullanmak, sizden faydalanmak nedeniyle çatışacaktır. Eşiniz haklılık şeması olan bir bağımlı olabilir. Anne veya bananız da öyle .”Yapmalısın, yapmak zorundasın”lı cümlelere karşı koydukça herkesin kendi sınırına çekilmesini sağlayabilirsiniz.) Siz iki tarafa net sınır çizdiğinizde bu çatışmalar da kendiliğinden bitirebilir.)

Kendi zevklerini, mutlu olduğu şeyleri bulmak için kendine biraz daha odaklanmalıdır. ( bunlar normal şartlarda 18 yaşına kadar keşfedilebilir). Spor, gezi, sosyal yaşam, bireysel aktiviteler gibi…

Son olarak çekirdek korkusu olan “yalnızlıkla” yüzleşmelidir. Yalnızlığın güçsüzlük veya boşluk değil, kişinin kendisini mutlu etmesi içni iyi bir durum olduğunun, hayat boyu sürmeyeceğini, tercih edilen bir şey olduğunu bilmesi ve bununla barışık olması gerekir.

Özetle:
Kimse sizden habersiz, sizin üzerinize hayat kuramaz.
Siz kimseye böyle bir söz vermediniz. Vermeyiniz de.
Birinin çocuğu olmak, birinin eşi olmak, onu sırtlamayı gerektirmez.
Her şeyinden sorumlu olmayı da gerektirmez.
Artık 2 yaşındaki çocuğun yemek yemesini bile kendi sorumluluğuna bırakırken, yetişkin insanların yaşam kalitesini, yaşam düzeyini, seratonini üstlenmek, fedakarlık değil, boyuneğmek ve hamallık olur.
Kendinizi mutlu etmek, sizin görevinizdir. Çekinmeyin, korkmayın, suçlu hissetmeyin, başkasıyla kıyaslamayın. Başarı, para, mutlu olmak,..
Bunlar kader değil tercihtir.

SERHAT YABANCI

Aile-Evlilik-Yetişkin Terapisti

Diğer paylaşımlarımı görmek isterseniz eğer beni instagramdan da takip edebilirsiniz.
instagram.com/serhatyabanci

ALMANYA SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ

0

Bol soru cevaplı söyleşilerimiz olacak.
Tüm kitaplarımızı bulabilecek, kendi kitaplarınızı da imza için getirebileceksiniz.
24-25 mayıs ALMANYA-NERSİNGEN..

KIBRIS SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ

0

KIBRIS SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ

Bol soru cevaplı söyleşilerimiz olacak.

Tüm kitaplarımızı bulabilecek, kendi kitaplarınızı da imza için getirebileceksiniz.

1-2 Haziran KIBRIS – LEFKOŞA

Çocuklarınızı kendinize bağımlı yapmayın

0

Çocuklarınızı bağımlı yapmayın.

Çocukluk dönemi, her türlü zihinsel şemanın oluştuğu temel dönemdir. Hayatı, insanları,ilişkileri duyguları algılama ve yorumlamayı ilk öğrendiğimiz, sonrasında da dünyamızı üzerine kurduğumuz dönemdir.

Çocukken anne-baba, çocuğunu mutlu olmasından , çok mutlu olur. Onun için karşılıksız bir şekilde her türlü özveriyi gösterir. Bazen kendinden de vazgeçer. İşte bu noktada huzurun kaynağında olduğu gibi bu yetiştirme şeklinde de denge önemlidir. Çocuğu mutlu etmeye çalışırken ,onu mutluluğun tek kaynağı olmak, onu bize bağımlı hale getirir. Tabi burada bazen arka fonda bağımlı bir anne/babanın da varlığı mevcuttur.

Bazen ilk çocuk, bazen tek çocuk bazen de son çocuk bu yetiştirme tarzının muhatabı olur.

Toplumda daha çok şımarık çocuklar olarak da bilinir. Genelde ailede de en çok sözü geçen,bazen de en çalışkan ve kariyerli kişidir.(övgülere layık olmak )

Çocuk, sürekli mutlu edilmeye, sürekli istekleri yerine getirilmeye, her istediği sırf o mutlu olsun diye akıl ve pedagoji süzgecinden geçmeden yerine getirildiğinde ortaya ruhsal-zihinsel ve davranışsal sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

Çocuk, adeta bir kral/kraliçe gibi büyür. Üzülmesin diye eleştirilmez, davranış değişikliği gerektiren tepkiler verilmez. Çocukta ise, “ her dediğim olmalı”, “annem-babam beni seviyor her dediğimi yapıyor o halde beni seven her dediğimi yapmalı” algısı oluşmaya başlıyor.

Bunun yanında genel mutluluk düzeyinin yerine sürekli “haz” ile mutlu edilmesi nedeniyle anlık mutluluklara odaklanma oluşmaktadır. Adeta bir bağımlılık ilişkisi olduğu için varken değil, ilgi veya emek olmadığında ani kırılmalar, dibe batmalar ve öfkeler olur. Yani her istediğini yapın ama bir kez hayır deyin ve kavga başlasın.

Birey büyüdükçe bunu çevresinden ister. Ya pasif arkadaşlar edinip gidermeye çalışır ya da zamanla yalnızlaşır ( dışlanır).

İlişkiler yaşamaya başladığında ise, sürekli kendini ayrıcalıklı hissetmenin verdiği duygu ile “ üstünüm, bana özel değer vermeli, benim mutlu etmeli” algısı ilişkinin çekirdeği olur.

Genelde terapilere terk edildikleri için gelseler de çift terapilerine bazen eşlerinin duyarsızlığından şikayetçi oldukları için de gelebilirler.

Eşi/sevgilisi ile ilişkisinde sürekli haklılık şemasıyla hareket ederler. Eşlerine hem bağımlı hem de muhtaç değilmiş (çok güçlüymüş)gibi bir tavır sergilerler.

Sürekli ilgi ve iletişim isterler. İstekleri olmadığında ise yaptıkları fedakârlıkları ( haklılık şeması) delil gösterirler.

Mutlu olmak gibi mutsuz olmak da öğrenilmektedir. İlk okul ise ailedir. Aile çocuğa nasıl bir yaklaşım sergilemişse, çocuk onu hayattan talep eder.

“Ayşe, 5 kardeşten son numaraydı. Hem kardeşleri hem de anne-babası tarafından sürekli sevgi bombardımanına tutulurdu. Evin en küçüğü olmasının getirdiği şirinlik nedeniyle genelde her istediği yapılırdı. Anne-babasının yaşı ilerlediği için onların adeta hayat kaynağıydı. Kimse kolay kolay ona kızmaz, hata yaptığında ise görmezden gelinir hatta bazen hataları bile şirinlik olarak yorumlanırdı.

Bir gün hayatına biri girdi. Ali, aslında çok zor girmişti onun hayatına. Ayşe o kadar çok kendini ağırdan sattı ki, kendisini tek ve mükemmel olarak ona algılatmak istiyordu. Ali çok çabaladı. Sürekli vaatler veriyor, sürekli o kırılmasın alınmasın diye sessiz kalıyordu. Ayşe ise,bunu normal sanıyor sorun olmadığını düşündüğü için devam ediyordu.

Ayşe, Ali’nin ilgisini kaybetmekten korktuğu için samimi olduğu arkadaşlarıyla görüşmesini de istemiyordu. Bir bahane ile onlardan uzaklaştırdı. Ali iyice izole olmuş, ayrıca ilişkisindeki stresi de deşarj edecek sistemleri de yok olmuştu.

Zamanla Ali yorulmaya, geri çekilmeye başladı. Artık sürekli Ayşe’ye hizmet etmekten kendisini unutmuştu. Eskisi gibi ilgi göstermiyor, eleştirileri ise önemsemiyordu. Ayşe gidişattan dolayı çok mutsuzdu. Bütün günü ilişkisini düşünmekle geçiyordu. Ayrılmayı hayal bile edemiyordu. Ta ki Ali ayrılma konuşması yapana kadar. Ali, mutsuzluğunu ve şikâyetlerini anlattıktan sonra Ayşe destek almaya karar verdi..

Analiz:

Sevgi, gönülden gelir. Zorunluluk duygusu, sevgi değil en fazla göstermelik ilgidir.
Haklı olmamız ve her türlü fedakarlığı yapmamız, istediğimiz her şey konusunda bizi güçlü kılmaz.
Özel ve ayrıcalıklı yetiştirilmemiz, sadece anne/babamızın bize bir yansıtmasıdır. Eşimiz/sevgilimiz anne/babamız değildir
Eşimize bağımlı olmamız, onu çok sevdiğimiz değil, kendimize güvensizliğimizden kaynaklanır.
Her insanın, kendini mutlu edebileceği gücü vardır. İlişki ise temelde sevgi ihtiyacımız için olmalıdır.
İlişki karşılıklı dengeli sorumluluklar içerir. Sadece bir kişinin ihtiyacı için yürütülen ilişkilerde yorulan bırakabilir.
Sosyalleşmek ve hayatımızda çeşitli mutluluk kaynakları oluşturmak, bizi daha güçlü kılar. Bizi ilişkimizden koparmaz. Aksine saplanmışsak bizi de eşimizi de sağlıklı düzleme çıkarır.
Bağımlılıklarda, gizli takıntılar da olduğu için sürekli bir tartışma durumu ortaya çıkar. Bireysel mutlu olma yolları ile olumsuz bir duygunun etkisinde saatlerce kalmaktan bizi kurtarır.
İlişkinin sorumlulukları karşılıklıdır. Ama sevmek zorunluluk ve sorumluluk değil, gönül işidir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Ama Saymak zorundadır. Sevmiyorsa söylemek de saygıdır.
Özetle, balık almak değil, balık tutmayı öğretmektir esas olan…

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Annelik kutsal değildir.

0

Annelik kutsal mı ?
Bence değil.
Annelik bir roldür.
Ve bir kadın tek bir rolden ibaret değildir.
Tek role sıkıştırılan bir hayat,
Gizli depresyonlar,
İfade edilmemiş öfkeler,aralıklı patlayan 30 40 yaş sendromları doğurur.

Kutsallaştırdıkça,
çocuk sahibi bir kadını kendisi olmaktan,
Kendi amaçlarını gerçekleştirmekten,
Varoluşumu gerçekleştirmekten,
Mahrum bırakmış oluruz.
Annelik, bir tercihli roldür.
Bu rolün de gereği vardır.
Bazıları dengeli yaparken bazıları da tüm rollerini ve mutluluk kaynaklarını bir kenara atar ve bu rolle bağımlı bir sistem kurar.

Annelik kutsal değildir.
Kutsal olursa, anne olamayanlara ve olmayanlara ne diyeceğiz?
Annelik, fedakarlıktır, sevgidir, değerdir.
Yeri geldiğinde kendini ikinci plana atmak ama genelde hep beraber birinci planda olmaktır.
Kutsallaştırılması nedeniyle,
Evlendikten sonra “çocuklu kadına yakışır mı” baskısı,
Evliliklerin çocuk odaklı olması,
Bir tarafın anneliğini eşliğin alternatifi gibi görmesi gibi bir çok soruna davetiye çıkarır.
Kutsallaştırılan annelik ile;
Annenin bir hayatı olamaz
Annenin hobisi,eğlencesi olamaz.
Annenin zevki-keyfi olamaz.
Annenin sosyal yönü olamaz. Bir profil yaratıldı.

Bir anne ancak mutlu olursa güçlü olur. Mutlu olması,sadece kendini çocuklarına feda etmesi ile asla sağlanamaz. Kendini feda eden anne,hem kendini hem çocuklarını yıpratır.

Annenin mutluluk için ;
“mükemmel”olmaktan vazgeçmesi
Başka anneler ile yarışmaması,
sadece anne olarak kalmaması,
Diğer rollerini aktive etmesi,
Üretken,düşünen,sorgulayan olması,
Kendi varlık amacını da unutmaması gerekir.
Sevgili anneler;
En iyisini değil,elinizden geleni yapın.
Kendinizi ihmal etmeyin.
Tek bir role hapsolmayın.
Birey,eş,çalışan,sosyal,arkadaş rollerinizi kullanın.

Çocuksuz kadınlar;
Çocuk sahibi olmak size cennetin kapısını açtırmaz.
Çocuğunuz olmasa da değerlisiniz.
Anne olmak için yanlış insanlarla doğru hedeflere adım atmayın.
Bu dünyadaki tek vasfınız annelik değil..

“Aslında bu yazıyı en çok anneleri düşünerek yazıyorum. Annelere yapıştırılan “kutsal anne” etiketi ile anneler izole olmakta, anneden sürekli fedakarlık beklenmekte, bunu talep edenler ise kendilerine alan yaratmaktadırlar.”

Bu bahisle annelerin sadece anne olduğunun değil, kadın,birey,çalışan,patron,eş,sosyal,değer,emek vb gibi bir rolunun ve yaşam alanının olduğunun kabul edilmesini diliyorum.

Serhat YABANCI
Aile-Evlilik-İlişki Danışmanı
İnstagram>>>>> serhatyabanci

Mutluluğun anlamını öğrenmiş yalnız bir hanımın hikayesi.

0

Mutluluğun anlamını öğrenmiş yalnız bir hanımın hikayesi.. 72 yaşında, ufak tefek, kendinden emin,
her sabah sekizde giyinip kuşanan, saçlarını kıvırıp
makyajını yapan yaşlı bir hanım bir gün huzur evine taşınır. (Kocası yıllar önce vefat etmiştir.) Huzur evinin kapısında sabırla beklenen dakikaların ardından,
odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümser.
Huzur evindeki görevli kız yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada,
kendisine odasını anlatmaya başlar,
penceresinde asılı perdelerden söz eder. O anlatırken,
küçük bir kızın heyecanıyla ” O perdeleri pek severim ” der.

Kız “Fakat henüz odayı görmediniz ki” der.
Yaşlı hanım:“Bunun onunla bir ilgisi yok” der.
”Mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir.
Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların
nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil,
benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir.

Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten.
Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır.

Bir seçme hakkım var: Ya bütün günümü artık çalışmayan
vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm
ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.
Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir..” Alıntı…. .
.
Şayet mutlu olmak için neden arıyorsak; günlük yaşamda hep sıradışı ya da haz veren şeylerin peşinden koşacağız.
Oysa sürekli hareket etmek,
Sürekli aktivite,
Sürekli sosyallik,
Sürekli alışveriş veya ilişkiler..
Hiç biri sürdürülebilir mutluluk kaynağı değildir.
Hayatın tüm renklerini,
Kalbin tüm duygularını hissetmek gerekir.
Tek bir şeyle mutlu olmaya çalışmakla,bir şeyler gerçekleşirse mutlu olmaya çalışmak,sürdürülebilir olmamaktadır..
#serhatyabanci @serhatyabanci

İyi eş, sorun çıkarmayan eş mi?

0

Sorun çıkarmıyorum daha ne istiyorsun?”
“Tüm ihtiyaçlarını karşılıyorum daha ne istiyorsun”
Gibi cümlelerle rolümüzü tamamlamış veya başarılı şekilde sürdürdüğümüz anlamına gelmez.
Karı-kocalık, anne-babalıktan ev işlerini iyi yapmak, eve para getirmenin dışında başka bir rol içerir.
Birbirinizi beslemezseniz,diğer roller görev gibi olur.
Zamanla da ağır gelmeye başlar.
Esas olan KK (karı-kocalıktır). KK, deşarj olma ve enerji alma kaynağıdır.
Bir kadın da erkek de iyi bir karı-koca ise hiç bir yük onları yormaz.
Hiç bir sorun onları korkutmaz.
Lakin KK’sı zayıf olan eşlerin maalesef diğer alanları sürdürülebilir olarak, çok sağlıklı yürümüyor.
İlişkinizi (birbirinizi ) ihmal etmeyin..
@serhatyabanci #serhatyabanci
#evlilikdanışmanı #ailedanışmanı#ilişkidanışmanı

Bir gün işin düşer diye gereksizleri tutma hayatında.

0

Kendini yetersiz hissettiğin için gereksiz insanları hayatında tutuyorsun.
İdare ediyor,
Alttan alıyor,
Tavizler veriyorsun.
Askıda arkadaşlıklar ve ilişkiler kuruyorsun..
Ben buna “ bir bardak süt için inek beslemek” derim.. Belki hiç işin düşmeyecek ,
Belki düşse de görmeyecek..
Bunu şimdiden de bilemezsin..
Oysa onlara harcadığın emeği kendini yetiştirmeye harcasan;
Hem onları tutmak zorunda kalmaz,
Hem istediğin kişileri hayatında tutar,
Hem de kendini daha güçlü ve değerli hissedersin.
Gelecek kaygınla yüzleş,
Gereksiz ve senin sırtından yürüyen ilişkilerle vedalaş.
Korkularına itaat etmek yerine onları kaldırmaya odaklan..

kitaplarım 
@serhatyabanci #serhatyabanci

Uzun zaman sustuysan, zamanla bağırmaya başlarsın.

0

Susarsın,
Susarsın,
Susarsın.
Hatta o kadar susarsın ki;
İfade etmeyi unutmuşsundur.
Konuştuğunda ses tonunu ayarlayamaz,
Kelimeleri dizemez,
Anlamı toparlayamazsın.
Kaygılanma dostum.
Zamanla ve uyguladıkça gelişeceksin.
Adım adım ama sabır ve kararlılıkla yapacaksın ve başaracaksın.
Kaygına yenik düşme.
Gerginlik çıkar,olay büyür vs deyip kendini ürkütme.
Kendine güven.
Sakinliğini koru.
Kontrolden çıkmayacağına inan.

Her ne kadar yine Necip Fazıl ın cümleleri ile sonucu çaya bağlasam da;
Kendini doğru ifade etmekten ve bunu öğrenmekten vazgeçmeyeceksin.
Birileri yanlış anlar diye,
İşlerine gelmez diye susmadan ve bağırmadan yola devam..
#serhatyabanci @serhatyabanci

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR