Ana Sayfa Blog Sayfa 31

Erkekleri eleştirirken bile kadına küfrediyoruz.

0

Erkekleri eleştirirken bile kadına küfrediyoruz.

Erkekleri eleştirirken bile kadına küfrediyoruz.

Bir insanın kişisel bir davranışını başkasının her hangi bir durumuna yüklerseniz, o suça ortak olursunuz.  Özgecan ‘ın hunharca katledilmesi sonrası bazı sağlıksız beyinlerden yanlış yorumlar çıktı. Hatta bunlardan bazıları da kadındı.

Gece kadının dışarda olması, açık giyinmesi, etek boyu vs.

Bu tip yorumlar suçu ve suçluyu övmektir.

Kaldı ki çoğu yerde , kadınlar açık seçik giymemesine rağmen , erkeğin tercihi nedeniyle bu duruma maruz kalabiliyor.

Twitter da #sendeanlat  tagı altında kapalı kadınların  yaşadıklarını okudukça konunun kıyafet değil, saldırganın kişisel bir tercihi olduğunu fark ediyoruz.

Aslında Türkiye’de bir testosteron terörü var. Testosteronunu kontrol edemeyen bireyin sadece bir kadının bacağına değil, bir damacanaya , bir tavuğa hatta  bir erkeğe bile tecavüz ettiğini görmekteyiz. Tecavüze uğrayan kadınları  bir şeylerle suçladınız.  Peki damacanayı, zavallı hayvanı ne ile suçlayacaksınız? Bunlar, suçluların ekmeğine yağ  sürmektir.

Genelde haklılık şemasına, şişirilmiş egoya sahipler, tribüne oynayanlar, fanatizm hastalığına yakalananlar mağdurda kusur ararlar. Oysa, bir insan, insan olarak mağdursa altında mağdur aleyhine aradığınız her şey, sizi sanığın safına çeker.

Freud; saldırganlığı ve cinselliği doğuştan gelen iç güdü olarak yorumluyor. Yani insanlar, doğuştan bu potansiyellere sahip olarak dünyaya geliyor. Bunlar sağlıklı güdülerdir. Sadece yeri ve zamanında kullanılmalıdır. Aksi taktirde bir silaha dönüşebiliyor.Zamanla ortam yaşam zorunluluğu nedeniyle bunlar eğitiliyor veya kontrol altına alınıyor.

Din, kanun, sosyal kurallar, paylaşım kuralları ve yaşam hakkı kuralları nedeniyle saldırganlık ve cinsellik;  kişiyi din devlet veya toplum baskısıyla kontrol edilme zorunda bırakıyor. İşte bu durumda din devlet ve sosyal mekanizmaların önemini anlıyoruz.

Dinin tam olarak anlatılmamasının nedenlerinden biri de erkeklerin otoritesi ve ayrıcalığını sarsacağı gerçeğidir. Ayrıca dini otoritelerin çoğu erkek.

Cennetin annelerin ayakları altında olduğu, kadınların erkeklere Allah’ın emaneti olduğu  ne kadar yüksek değer olarak dinimizde belirtilmiş olsa da diğer alanlarda olduğu gibi burda da  bazı inanların üzerinde  söylemden öteye  gidemediğini görüyoruz.

Yasal olarak, cinsiyete yönelik yapılan suçlarda cezaların  aynı olmaması gerekir.   Bir şiddet   ile kadına yönelik bir şiddet aynı kefede olmamalıdır. Adaletin terazisinin dengesi bu gerçeği ayrı tartmalıdır.

Peki sosyolojik Boyutu:

Fark ettiniz mi? Trafikte, maçta kavgada ne çok neye küfür edilir ? evet bir kadına.  Hem de kavga eden iki erkek olsa bile. Sorun iki erkek arasında yaşanıyorken konu tarafların, annesine, bacısına veya karısına gelmektedir. Çünkü biz namus ve “ar” kavramını kadına yüklemişiz.  Özgecan kızımızın katledilmesinde bile  şunu gördük. Bir kadını savunmaya çalışırken, diğer yandan başka bir kadına küfür ediliyordu. Yani katilin anasına veya diğer yakın kadınlara..

Öncelikle her insan davranışlarının sorumluluğunu almalıdır.  Aynı zamanda sonuçlarını da kabullenmelidir.  Eğer sürekli taciz, şiddet, tecavüzveya cinayet olaylarında  mağduru suçlayacak bir şeyi öne sürülürse, suçlu ve suçlu adayları için bu savunma veya girişimin alt yapısını oluşturacaktır.

Toplumda kadını aşağılayan, kadının fiziksel zayıflığı üzerinde güçlü olmaya çalışanlara gereken tepki verilmelidir. Özgecan cinayeti sonrası bu tepki Nihat Doğan’a karşı iyi verildi diye düşünüyorum.  Acun onu survivor listesinden çıkardı. Menajeri onunla sözleşmesini iptal etti. Bu duruşların daha net genele yayılması gerekir.  Sadece Nihat Doğan a değil, bu üslubu kullanan herkese karşı psiko-sosyal bir tepki geliştirilmelidir.

Şiddet uygulayan erkeklerin çoğu   şiddet öncesi, kendini yetersiz hisseder.Bu duyguyla baş edemediği için de karşıt tepki olarak da güç kullanır. Güç kullandığında o yetersiz duygusunu bastırır. Slında bu duygudan kaçışının temeli her ne kadar negatif bir duygu  olsa da, esas olarak bunu yaşatanın bir kadın olması onu daha da kontrolsüz hale getirir. Çünkü toplum ona; “ kadına karşı asla zayıf olmamalı ve yenilmemelisin” telkini vermiştir. Kabullenmeyi öğretmemiştir. Öldürmek veya zarar vermek yerine ayrılmayı öğretmemiştir. Çünkü kadın sadece kadın değil , bir namusun bayrağı olarak öğretilmiştir.

Diğer yandan, kutsallaştırılan erkek evlat sendromu nedeniyle erkeğe her şey hak görülerek büyütülmüştür. “Kızım yemeğin altına yak.. Kızım bir çay koy” kızlara verilen telkinler iken “ oğlum karnın aç mı? Çay içer misin?” ise erkeklere verilen telkinler olmuştur. Maalesef ki her iki olayda da bir kadın baş rollededir. ANNE

Yeni Özgecenaların olmaması, kadınların da kendini ruhen,bedenen güvende hissetmesi  için tek çözüm herkesin  bu eşitliği içine sindirmesidir.  Hem  de  destek  vermek için başınıza gelmesini beklemeden..

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

SENİ HİÇ BİR ŞEY ÜZEMEZ,SEN İSTEMEDİKTEN SONRA…

0
SENİ HİÇ BİR ŞEY ÜZEMEZ,SEN İSTEMEDİKTEN SONRA…
Çok iddialı değil mi ? ama gerçek..
Düşündüğün Gibi Değil” in temel konularından  biri de düşüncelerimizin bizi nasıl bir duygu durumuna soktuğudur. Bu yazımda bu konuya değinmek istiyorum…
Hayatımız boyunca inişler,çıkışlar, ayrılıklar, kavgalar, iflaslar,haksızlıklar vb. gibi bir çok şey yaşarız. Bunları yaşadığımız anlar, bizim için en ağır  ve en duygu yüklü anlardır.  Çok ilginç zamanla ise etkileri ve hayatımızda kapladıkları yerler değişmeye başlar.  Oysa bir sorun büyükse hep büyük, küçükse hep küçüktür. Duruma ve yere göre gerçeklik değişmez.  Fakat yaşantılarımızı, mekansal ve zamansal olarak farklı algılar ve yorumlarız. Mesela, bir boşanma olayı yaşadık.  O süreçte bu çok ağır gelebilir.Büyük bir başarısızlık, terk edilmişlik,çaresiz kalma,dışlanma gibi algılanabilir. Zaman geçtikçe ise, aksine aslında bir kurtuluş, kendin olabilmenin ilk adımı olduğu da ortaya çıkabilir.  Peki bu farklılık neden ortaya çıkıyor?
Farklılığın temeli, olaylara atfettiğimiz anlamlar ve yorumlardır. Az önce örnek verdiğim boşanma olayında olduğu gibi, bunu felaketleştirebiliriz de olması  gereken bir olay olarak görebiliriz de.  Tıpkı ölümler ve  kayıplar gibi. Mesela her insan, öleceğini bilerek yaşar. Hatta öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır insanoğlu. Ama bir yakınımızı kaybettiğimizde dayanılmaz acılar yaşar, hayatımızın bir daha düzene girmeyeceğini düşünürüz.  Oysa şuan dünyadaki en başarılı-en güçlü insanlar da birçok yakınını kaybetmiştir, ama hayata dört elle sarılıp yoluna devam etmektedir.
Yaşadığımız/başımıza gelen bir olayın bu kadar bizi etkilemesi; bizim yapısal özelliğimiz, yetişme şeklimiz ve öğrenme şeklimizden kaynaklanır. Her ne kadar yapılsa/genetik nitelikler önemliyse de bunları değiştirmek ve  zamana uydurmak mümkündür. Hayat depresif bakan birinin bunu değiştirmesi ( istemesi halinde) mümkündür. Kaldi ki hayatı ve olayları olumsuz ve abartılı algılayan herkesin genetiğinde bu yoktur.
Tüm yaşamımız boyunca bilmemiz gereken şey şu :” hayatta her şey başımıza gelebilir. Bunlar olabilir ver herkesin de başına gelebilir şeylerdir. “ şayet başımıza gelen şeylerden dolayı hayatı veya kendimizi suçlarsak, olaylardan çok pişmanlık, suçluluk ve haksızlığa karşı ezilmişlik duygularıyla savaşırız. O halde olumsuz bir duygunun bizi yıllar boyu esareti altına almaması için her olayı gerçekçi yorumlamalı, kendimizi suçlu veya kurban rolüne yerleştirmemeliyiz.
 Hayatta her şeyi çözebileceğine inanan insan, hiçbir şeyden dolayı demoralize olmaz. Sonuna kadar çabalar. İstediği noktaya ulaşmasa bile en azından başladığı noktada değildir. O halde bir şeye ederinden fazla üzülmek, kısmi olarak yetersizlik ve cesaretsizlik göstergesidir. Bu ise, denenmemiş bir  cesaret ve gücün sonucudur.
Kendimize olan güvenimizi tamamlarsak, kendilik potansiyelimizin farkına varırsak, bizi çok üzen şeylerin aslında o kadar da büyük sorunlar olmadığını göreceğiz. Çok fazla üzüntünün altında, çok fazla güçsüz ve çaresiz hissetmek yatar.
Şimdi en çok üzüldüğünüz bir konuyu düşünün..  Neden bu kadar üzülüyorsunuz?  Sizi üzen konu mu onu çözememek mi? Aslında çözebileceğimize inandığımız her şeyde daha güçlü hissederiz. İster gelecekle ister geçmişle alakalı olsun fark etmez.  Fark eden tek şey, bizim olayı gözümüzde çok fazla büyütmemizden başka bir şey değildir.  Bir şeyi  gözümüzde ne kadar büyütürsek, çözümünü de bir  o kadar büyütürüz. Oysa genel olara ben tüm olaylara “ederi kadar” değer vermeyi” öneririm. Yani gerçekçi bakmayı öneririm. Küçültürsek, başarısız oluruz, büyütürsek hiç adım atamayız.
Şimdi de şunu düşünelim.
Sizce dünyadaki en büyük acı sizin için ne olabilir?   Bu sorunun cevabına “ kimler bu acıy yaşayıp kabullendi, normale döndü?  O kadar çokki.. O halde hayatta kaldırılamaz acı, kabullenilemez yaşantı yoktur. Aklınıza gelen en trajik olayın bile üstesinden gelen  o kadar çok kişi var ki.
Bir de inanç boyutunda bakarsak, kader ve inanç sistemimizde, elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra kabullenmek gerektiği belirtilir.  Bunun yanında her zaman her şeyin de başımıza gelebileceğini de belirtir dinimiz . O halde bizim yapacağımız şeyler,bunların başımıza gelmemesini sağlayacak alt yapıyı sağlamak, geldiğinde ise onunla baş etmeyi sağlamaktır. Bu bir teslimiyet değil, bu bir savaştır.
Kabullenmek, teslimiyet ve pes etmek değil onu yenmenin ilk adımıdır. Mesela  diyabet hastasının tedavi olabilmesi için ilk adım diyabet olduğunu kabul etmesidir.  “Ben diyabet değilim, olamam” diyen biri asla tedavi olmaz, diyet yapmaz, ilaçlar da kullanmaz. Onun hastalığını kabullenmesi,boyun eğmesi değil, teşhisi kabul etmesidir.
Her olayın bizim üzerimizde tabiki etkisi olacaktır. Makine değiliz. Ama bu etki, olması gerekenden fazla olmamalı ya da yok  az olmamalıdır. Taziyeyi uzatmak ya da yok saymak , her ikisi de sağlıksızdır.
Kendimizi üzmeyeceğimize, olayların bizi üzemeyeceğine inandığımız an, beynimiz çözüm odaklı düşünmeye başlar. “ bu sorunu nasıl hallderim, nasıl üstesinden gelirim” mesajları alır. Aslında insan zor durumda iki seçenekten birini seçer.  Ya hiçbir şey yapmaz sadece üzülür ya da çözüm üretir..
İnsanlar ve olaylar bizi üzmez, onun yerine biz onların bizi üzeceğine inanarak kendimizi üzeriz.” (Albert Ellis).
Olayları ele alırken ;
Her olayı kendi zaman dilimi içinde kendi koşulları  içinde yorumlamalıyız. Bugünün aklıyla dünü, dün yaşanan olayı da bugün yaşamamayız.
“Zamanın ruhu” kavramına inanmalıyız. Her olayın gerçekleşmesini sağlayan nedenleri  ele almalıyız. Geçmiş, kendi gerçeklerini zamanına gizler.
Yaşadığımız her ne olursa olsun, bunun tıpkı ölümler, kayıplar veya dibe vuruşlar gibi zamanla geçeceğine inanmalıyız.  Biz istemedikten sonra hiçbir olay yaşadığı andan öteye taşınmaz.
Olayların ve yaşantılarımızın uzun süre etkisinde kalmamak ve olumlu veya pozitif yerine gerçekçi yorumlamak için, geçmiş ve gelecekle bağlantı kurmamalıyız. Sadece o anki olaya odaklanmalı, köklendirmeden yorumlamalıyız. Mesela size yapılan bir haksızlık için “ daha önce de yapıldı, ben bunu hak mı ediyorum, bu sefer çok sert tepki vermeliyim” gibi söylemler yerine “ öncekiler başka bu başka.  Nedenleri de yapanlar da farklı” diyebilmeliyiz.
Yaşanılan her olayın bir çözümünün olduğuna inanmalıyız.
Üzüntüye saplanmak, hiçbir şey yapmamaktan kaynaklanır. Ya üzülün, ya da bir şey yapın.
Devamlı üzüntü veren olayı düşünmek, üzüntüyü arttırır. Üzüntüyü kesmek istiyorsak, önce onu düşünmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğine inanmalıyız. “Düşünmek, çözmek değildir”.
Nasıl düşürsek, öyle hissederiz.  Kalp atışlarımızın düşüncelerimize bağlı olduğunu unutmamalıyız.
Hayat bize her gün sorun sunacaktır.  Ya çözmeyi öğreneceğiz ya da sadece üzüleceğiz.
Düşündüğün Gibi Değil kitabımı satın almak için tıklayın…

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Ertelenen her şey, hayal kırıklığı yaratıyor

0

Ertelenen her şey, hayal kırıklığı yaratıyor.

 Her şeyi yeri ve zamanında yaşayın. Ertelenen her şey, hayal kırıklığı yaratıyor. Çünkü erteledikçe hayattan alacağımız artıyor. Alacaklarımızı tahsil edemediğimizde ise hayal kırıklığı yaşıyor ve hayatımızdakilere ise öfke duymaya başlıyoruz.

Yaşam ertelenemeyecek kadar değerli aslında. İnsan bulunduğu anı yaşayamıyorsa ya geçmişin keşkeleri içinde patinaj yapıyor ya da geleceğin kaygısı içinde koşturuyor.

Böyle bir yaşam süren kişiler için ise tehlike çanları 40’lı yaşlarda çalmaya başlıyor. Çünkü 40’ yaşa az kala sorgulama, yüzleşme başlıyor. Fazlalıkları, abarttıklarımızı,yaşamdan tat almamıza engel olanları görmeye başlıyoruz. Hayattan da çok alacağımız olduğu için bu beklentilere engel olanlar adeta daha fazla gözümüze batıyor ve onlardan da uzaklaşmak istiyoruz.

Her ne kadar çevremizi ve hayatımızdakileri suçlasak da yaşamımızı yerinde ve zamanında yaşamamak da bizim ihmalimiz.

Yaşamımızı ihmal etmemizin  yaşsal göstergelerinden biri de zihinsel duygusal olarak zor atlatılan 40 yaş sendromudur.

Mesela Dr,M.Yavuz “ kişi yaşadıklarını da yaşayamadıklarını da 40 lı yaşların başında sorgulamaya başladığı için zor dönem geçirir” der.

Yine Seneca  “Biz insanlar çoğunlukla çok kısa bir süre için dünyaya geldiğimizden yakınırız. Yaşam öyle çabuk geçip gider ki küçük bir azınlığın dışında tüm insanları tam yaşamaya hazırlanırken terk eder. Aslında çok kısa bir zamanımız yok. Zamanı yitiren biziz. “ demektedir.

Peki yaşamı dolu dolu nasıl yaşayacağız?  

Aslında herkes yaşamın dolu yaşanmasına inanırken, sadece bunun nasıl olacağını bilmemekten kaynaklanan bir sorun var.

Yaşamdan zevk almak için:

  • Mutluluğu tek  kaynağa indirgememek ( çocuğum,eşim ,işim vs gibi)
  • Sürekli geleceğe hazırlık yapmak yerine, yaşadığın anı da değerlendirmek.
  • Aklının bulunduğun anda kalmasında sağlamak.( aklın başka yerde bedenin başka yerde ise o anın tadını alamazsın)
  • Mutlu olmayı başka insanın insafına veya merhametine bırakmamak
  • Mutlu olmayı şartlara bağlamamak.
  • Ve son olarak da mükemmeliyetçi ve garantici olmamak.

 

Kısaca; hayatınızı ertelemeyin. Alacaklarınızın artması, bunları tahsil etme şansınızı azaltır. Yaşasanız da yaşamasanız da bu hayat bitecektir bir gün.

Günün anlam ve önemine uygun  Behçet Necatigil’in bir şiiriyle yazımı bitirmek istiyorum.

seviyorsanız, sevdiğinizi bugün söyleyin

 sevdanızı bugün yaşayın

 işinizde yapılacak ne varsa bir an önce yapın

 yarın çok geç olabilir

 bir anda bitebilir her şey

 yaşamak için acele edin bence

 kısa yaşamışlıklar, yaşamamışlıklardan daha iyidir

 geriye dönüp baktığınızda ? keşkeler çoğunlukta

 olmasın

 uzun vadeli hedefler için bile bugünden harekete

 geçmeli

 yarınlar çok uzakta olabilir. (B.Necatigil)

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Eleştiren eşler ve onlarla baş etme yöntemleri

0

Eleştiren eşler ve onlarla baş etme yöntemleri

“”””Ben eleştirilmekten rahatsız olmam”””” bu sözü duydunuz mu hiç? gerçekçi olmasını beklemeyin. her insan , belli dozdan sonra rahatsız olur.  Eleştiri, bütün bünyeleri güçsüz düşüren bir virüstür.
Eleştirel bir tutum, yapısal bir özelliğiniz ise, dikkat  edin. soğuk, duygusuz, mükemmeliyetçi,inatçı, bencil,narsist,bağımlı gibi özelliklerinizi de keşfedebilirsiniz.
Eleştiri, sadece evlilik ve flörtlerde değil, hayatımızda ilişki içinde olduğumuz tüm insanlarla sorun yaşatan bir tavırdır. size sadece olumsuzlukları yansıtan, övgü ve onur etme yerine sadece tamirci edasıyla düzeltmeye çalışan, ama bitmeyen bir tamir süreci gibi bir durum.
Eleştirel tutumu olanları,  tamirciye benzetirim. bir tamirci her zaman tamir edilecek yere odaklanır.  Genelde de   kusurlu  araçları da severler. çünkü onlar üzerinden kendilerini başarılı hissederler ve karakterlerini yaşarlar. tıpkı hayatlarına aldıkları insanları da kusurlu görmek ya da ters karakterli insanları seçmek gibi.
İncelediğim evliliklerde 30 yılda bile eleştirel tutuma sahip insanların bir adım ileriye gidemediklerini, eşini değiştirmenin sınırının olmadığını,eleştirinin bir evlilik sorunu olmasından çok kişisel sorun olduğunu söyleyebilirim.
Düşünün, bir aracı  tamir ve modifiye edip, farklı hale getiriyor, sonra o kadar emek verip getirdiğiniz yeni hali de beğenmiyor, tekrar değiştirmeye çalışıyorsunuz.
Eleştirel tutumun sonu yoktur.  Eleştirel tutum, % 100 sağlıksız olmasa da  sağlıksız olan bunun sık ,sürekli ve yanlış üslupla yapılmasıdır.
Eleştiri, sadece yapıcı olmak amacıyla yapılırsa işe yarar. gerisi eleştiri yapanın kendi egosunu  tatmin etmekten başka bir şey değildir.
Eleştiren insanlar negatif baktıkları için, genelde mutluluk düzeyleri orta veya altıdır.  Böyle olunca da, mutsuzluklarını hayatındaki insanlara veya yaşantılara yüklerler. yapılması gereken ise bunun bireysel bir bakış açısının sonucu olduğunu kabul etmek,insanları eleştirip değiştirmeye girişmeden önce kendi bakış açılarının farkına varıp  ona emek harcamalarıdır.
Eleştirel insanların özellikleri :
*Arka planda eleştirel bir ebeveyni vardır. onun mirasını farkında olmadan sürdürür.
*çocukluğunda, çok fazla eleştirilmiş, yönlendirilmiş,özgür karar verme yetisi kazandırılmamış, bu nedenle de KARARSIZDIRLAR.
*Anne veya babanın çocuğu aşırı önemsemesi, tüm beklentilerini karşılamaları da eleştirel çocuğu oluşturmuştur. Çocuk ilerleyen dönemlerde, istediği olmadığında acımasız va narsistçe eleştirir
*eleştireller, aşırı fedakar ,mutsuz ve bağımlı veya narsist ebeyvenlerinin  kötü rol-model olmaları sonucu, onların bakış açılarını kazanmışlardır.
*Öğrenilme  ve model alma ile geliştiği için  öğrenme ve terapiler ile de düzelmesi mümkündür.
*genetik boyutunda, takıntılar kısmi olarak etken olabilir.
*eleştirel kişiler , bazen en büyük çocuk olabilir. Ebeveynler, anne-baba olmayı ilk çocukta deneyimlerler. o nedenle biraz yap boz tahtası çocuklardır. kontrollü veya aşırı kontrolsüz yetiştirilmiş olabilirler.
*Övülme, taktir edilme konusunda cimrilik yaparlar. Asgari ücrete verilen zam misalidirler.Hem az verirler  hem de gözünüze sokarlar taktiri.
*Eleştirel  kişiler, eleştirel büyüdükleri için, kendini devamlı kanıtlama, insanların onayını kazanma çabasına girerler. İlerleyen  dönemlerde de kendini kanıtlayacağı ama yeterince istediği onayı alamayacağı insanlarda ısrarcı olurlar.
*Eleştirel kişiler,memnun edici oldukları için ,yüksek de beklentileri vardır. Her fedakarlık, bir tatmine endekslidir.
*eleştirel kişiler, yetiştirilirken eleştiriyi dibine kadar yaşadıkları için, kendini eleştirenlerin  sevgisinden devamlı şüphe etmiştir. Evlendiğinde veya ilişkisi olduğunda da sevildiğinin devamlı kanıtı ister, test eder söyletir, güvenmez.
*Eleştirel insanlar, aslında çok fazla dürüst, kuralcı ve  hassaslardır. Adaletsizliği ve uyumsuzluğu sevmezler. bunlara maruz kaldıklarında ise takıntı yapar, öfkelenirler.
*Eleştirel insanlar, çok iyi dost, arkadaş olabilirler. Ama eleştiriler başladı mı ilişkileri bozulabilir. Ya da sessiz kalıp karşıdakini  üzmemek için kendi içinde mutsuz olurlar ve ilişkiye de yansıtırlar.
*eleştirel  kişilerde, enerji sorunu yaşanır. Genelde mükemmeliyetçilikleri nedeniyle çok fazla kafa ve bedeni yorarlar.
* çok sık eleştirenler, zamanla karşıdaki kişi üzerindeki etkisini kaybederler. Ciddiye alınmazlar. Haklı oldukları konularda bile kredilerini doldurdukları için önemsizleşirler.
*Eleştiren insanlar, her şeyin doğrusunu bildiklerini ,mükemmel olduklarını zannederler. Şişirilmiş bir ego ile hareket ederler. Kendi şişirdikleri egoya uygun da itibar beklerler.
Eleştirel yapı, kişinin kontrolüne geçtiğinde hem kendisi hem de çevresi daha olumlu süreçler yaşar. Burada sorun, kişinin bu yönünü fark etmesidir.  Eleştiri, içimizdeki negatifliklerin söze ve mimiklere vurumudur. Genel olarak mutlu insanlar daha az takılır ve daha az olumsuz eleştiride bulunurlar.
Eleştirel insanlarla yaşamak özgüveninizi yıpratır. Devamlı hata yapıyor/ yapabilirim  hissi yaşarsınız.çoğu zaman nerede nasıl davranacağınızı bile bilemezsiniz.
Bu tip evliliklerde zamanla eşler ayrı davranmaya , herkes bildiğini okumaya başlar, evlilikte kocaman 2 kişilik yanlızlık oluşur.
Sürekli ve sık eleştirilmek mutsuz eder. Mutsuz ettiğiniz birinden de mutlu etmeyi beklemek adaletsizlik olur. Bu nedenle eğer devamlı hatayı gören, yapılanı değil eksiği gören biriyseniz, zamanla ilgi ve sevgiye muhtaç olacak ve unutacaksınız.  Çünkü eleştiri taş atmaktır. Taş attığınız birinden gül atmasını beklemeyeceksiniz.
Eleştirel tutum, bir iletişim sorunu gibi görülse de sadece doğru üslubu öğrenmek ile sorun çözülmez. Esas olan, kişinin çocukluğunu, iç dinamiklerini fark etmesi, kendi içinde barışamadığı benliğiyle yüzleşmesidir.
Kişinin benliği ile yüzleşmesi , mükemmel olmadığı ve olunamayacağını, insanları olduğu gibi kabullenmenin ilk şartının da kendini olduğu  gibi kabullenmekten geçtiğini görmesidir. kişisel olarak insanlar kendini kusurlu gördükçe, kusurlara odaklanır. Yoğun eleştirel tutumların kendi kusurlarımızın bir yansıması olduğunu bildiğimiz sürece,karşıdakini suçlamayı bırakırız.
Beslenmek istediğiniz kaynağa mümkün olduğunda itinalı davranmalısınız. Sürekli eleştirilen eşlerde yaşanan, depresyon, anksiyete, panikatak, cinsel sorunlar ,aldatma  girişimleri olayın başka boyutudur.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ :
*  Devamlı eleştiren  insanların, aslında hiç bir şeyi değiştiremediklerini  aksine partnerinin gözünde önemsizleştiklerini unutmayalım. o halde yeri ve zamanı geldiğinde,yapıcı bir üslupla  eleştirmeliyiz.
*Eleştiri asla kişiliğe yapılmamalı, davranışa yönelik olmalıdır. “”””sen şöylesin böylesin”””” yerine,””””bu hareketin- davranışın..”””” ile başlamak lazım.
*eleştiri için “”””sandiviç yöntemi””””ni kullanabiliriz.   önce olumlu mesaj,ardından negatif eleştiri ve sonra olumlu mesaj ile sonlandırmak . ( +-+ ) (örnek :Yemeğin tadı   ve masa düzeni harika , ama yemek biraz tuzlu olmuş. yine de tadına diyecek yok).
*eleştirilerde öncelikle olayı  anlatmak, sonrasında ise hissettiğimizi anlatmak gerekir. Böyle yaptığın için böyle hissediyorum gibi.
*Eleştirilerde, eski olaylarla bağlantı kurmamak, her olayı bağımsız konuşmak lazım. pişirip önüne getirmek çözüm değil çözümsüzlük yaratır.
*Eleştiriler, başbaşa yapılmalı, topluluk önünde ,aile üyeleri veya çocukların önünde yapılmamalıdır.
*Eleştiri okunun değdiği herkesi mutsuz ettiğini ve oku gönderenin de itici göründüğünü unutmamak lazım.
*Eğer eleştirel bir eşiniz varsa onunla aynı kulvarda savaşmayın. Israrla, ona model olun. Siz övücü olun.Eleştiriye onun hatalarını bularak  cevap verirseniz o sizi ringe çekmiş olur.
*Eleştirip sonuç alamadığınız konularda, kendi davranışlarınızın değişimine geçmelisiniz. Sadece karşıdakinin  değişimini beklemekle sorun çözülmemişse yöntem değişikliği gereklidir.
*İlişkisel sorunlarda herkes partnerinin değişmesi halinde sorunun çözüleceğini düşünür. Oysa her evlilik/ilişki sorunu karşılıklı döngünün ürünü olduğu unutulmamalıdır.
*Eleştirme hakkınızı öfkeyle ödüllendirmeyin. eleştirmek  bir hata ,üzerine öfkelenmek ise ikinci hatadır.
*Mutlu olmak istiyorsanız, hayatınızdakileri olduğu gibi kabullenin. Değişmesi gereken noktalar için de onlara yardım edin. Emir veren olmayın. Önemli olan bilmek  değil, yapabilmeye çalışmaktır. Hatırlatmanın bilimsel bir katkısı yoktur.
Bugüne kadar eleştirip sonuç alamadıysanız, o konuda aynı yöntemle 20 yıl da geçse sonuç alamazınız. Einstein dediği gibi aynı yöntemlerle farklı sonuç alınmaz.
*Eleştiri mağduru iseniz, onun eleştirilerinden haklılık arayıp kendinizi yıpratmayın. eleştirileri kişiliğinize yontmayın.Ama davranışsal olarak farkındalığınızı da geliştirin.
Neleri eleştirmeliyiz?
Durumsal ve anlık olan davranışları  eleştirmek yerine görmezden gelmek en sağlıklı yöntemdir.  Bunun yanı sıra esas olan süreklilik haline gelen davranışları konuşmak ve doğru eleştir yöntemini kullanmaktır. yani konuları, durumsal ve süreklilik arz eden olarak ikiye ayırmalıyız.
Eleştirmek çözüm değil.. Çözüm desteklemektir..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Canım Kendim

0

Canım Kendim

Kendine “canım” dedin mi?
Hiç kendine merhamet gösterdin mi?
Hiç kendini ödüllendirdin mi?
Hiç kendin için ağladın mı?
Ve hiç kendine sarılıp “iyi ki varım” dedin mi?
Hiç başkasından değil,kendi kendine not verdin mi?
Hiç kendine,” ey ben bir daha ezdirmeyeceğim seni” dedin mi?

Eğer bir tane bile hayırın varsa hemen harekete geç.
Kendini sevmekten,kendine merhamet etmekten kendine zaman ayırmaktan asla korkma.
Ve kendine sık sık “canım kendim” demelisin..

…… CANIM KENDİM….

 

kendini sevmek için mutlak bir kayıp yaşamak, hastalanmak, aldatılmak, terk  edilmek veya dibe batmak gerekiyor mu?

Oysa esas olan dibe batmadan yüzmeyi öğrenmektir. Hayatımız başkasının insafına kalacak kadar ucuz değildir.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Ayrılık sonrası bunları yapmayın.

0

Ayrılık sonrası bunları yapmayın.

İlişkiler bitmeden önce görüşmeler azalır bağlarda zayıflama başlar. Bu bağlar sosyal, duygusal, fiziksel ve zihinsel bağlardır. Bağlar ile ilgili olarak önce fiziksel bağ azalır sonra ortamdan uzaklaşma ile sosyal bağ zayıflar sonra duygusal ve zihinsel bağlar zayıflar.

Fiziksel bağ, dokunma ağırlıklıdır. Zaten ilk kopuş göstergeleri bunların azalması ile simgelenir. Sonrasında ortak paylaşım alanlarında azalma olur. Hem mekan hem de paylaşım olarak daralma görülür. Duygular 3.aşama iken en son kalpte değil zihinden çıkar. Duygularınızın halen devam etmesi aslında halen aklınızda bitiremediğiniz veya cevaplayamadığınız (yanlış cevap dahil) soruların varlığı ile alakalıdır.

 

Ayrılık veya boşanmalar sonrası görülen temel duygu ve düşüncelerin başında inkar vardır.

İNKAR:

“Olamaz böyle bir şey”, “bu gerçek değil”, “bana bunu yapamaz” gibi düşünceler hakimdir. Bu inkar süresi en hassas ve en zor adımdır. Bu adım aşıldıktan sonrası daha kolaydır. Danışmanlar için ilk aşama zor aşamadır. Kabullenmek, inkarı aşmak ile başlar. Bunun yanında sadece reddetmek değil, hiç bir şey olmamış gibi davranmak, çok iyi hissetmek de inkarın yansımasıdır. Bu duyguların olması kişinin kendini tanımamasının sonucudur. Duygusunu tanımayan atlattığını sanır. Her kayıptan sonra acı yaşanmıyorsa bu bir inkardır. Babasını kaybedenin gülmesi veya bir şey olmamış gibi davranması gibi.

Bazen kişi inkarı boşluktan dolayı yapar. Çünkü kabul ederse kaybı hissedecektir. Yani onunla ayrıldığımı kabul edersem o zaman hissiz kalacağım. Kısacası boşluk yaşamamak veya duygusuz ( acı veya mutluluk fark etmez) kalmamak için ya acıyı uzatır ya da hiç bir şey olmamış gibi davranır.

Bunun yanında inkarın altında; bu acıyı veya üzüntüyü kaldıramamak, kendine güvenmediği içinde adım atamamak vardır. Özetlersek inkarın panzehiri olan kabullenmek aşaması 1. aşamanın başarısıdır.

İnkardan sonra; kaygılar, yalnızlık, çaresizlik, suçluluk ve öfke süreçleri vardır. Kaygılar daha çok ne olacak şimdi ile ilgili belirsizlik kaygılarıdır. Bu dönemde yalnızlık da kaygıyı arttırır.

DUYGULAR:

İlişki bittikten sonra duygularınızı tanımalısınız. Bu duygunuz her zaman özlem, sevgi, aşk olmayabilir. Duygu sadece pozitif değildir. Nefret, öfke, intikam gibi duygularda devam ediyorsa ve yoğun ise halen eski eşinize/sevgilinize duygularınız devam etmektedir.

Güvensizlik, özgürlük isteği, ciddi ilişki istememek 1. aşamada görülen temel yaklaşımladır.

PAÇAMIZA YAPIŞAN ALIŞKANLIKLAR:

İlişki sürecinde yaşanan her şeyin ayrılık veya boşanma sonrası bıçak gibi kesilmesine alışmak ağırdır. Bazen sanki partneriniz varmış gibi alışkanlıklara devam edebilirsiniz. Çünkü hayatınızda biri çıkmış ve büyük bir boşluk oluşmuştur. Elbette ne yapacağınızı bilememek normaldir. Ama ilişki sürecinde yaptıklarınızı devam ettirmek yerine yeni şeyler koymak ve onu çağrıştıracak unsurlardan uzaklaşmak gereklidir.

Sevgi de alışkanlıktır. Fakat, özlemek aşk veya sevgi değildir. Yani onu hatırlamak özlemek olsaydı 17 ağustosta depremi hatırladığımızda depremi özlediğimiz anlamına gelmeliydi.

SUÇLULUK:

Yeni trend kendini terk ettir ya da ilgini alakanı çek ve ilişkiyi çıkmaza sürükle ve bitsin taktiğidir. Bu sadece ayrılmak isteyenin vicdan azabını azaltır ama bitiş daha kötü ve uzundur.

İlişkilerde bitiş de aynı başlangıç gibi karşılıklı konuşarak olmalıdır. Çünkü her biten ilişkide biri daha kararlıdır. Biri daha az ister. Biri daha az duyguludur. Hiçbir ilişki eşit bitmez. Hiçbir ilişki anlaşarak bitmez. Anlaşmak sadece iletişimsel ve hukuksaldır.

ESKİ EŞ/SEVGİLİ SENDROMU:

Hala herkesi ona benzetiyor iseniz, halen gözünüz onu arıyor ise, hayatınızda yeni giren kişiyi onula kıyaslıyor ve onu arıyorsanız, onu sık sık hatırlıyor ve fantezi kuruyorsanız eski eş sendromu devam ediyor.

Onun diz çöküp özür dilediğini hayal etmek, hatasını kabul edip geri döndüğünü hayal etmek, başına kötü şeyler geldiğini görmek, size muhtaç olmasını hayal etmek vb. gibi beklenti ve hayallere bitiş sonrası fantezi diyoruz.

İlişkiyi kayıp, yenilgi, mağlubiyet veya başarısızlık olarak görenlerde bu fanteziler üst düzeydedir. Fakat unutmayın ki bu fantezilerin gerçekleşme olasılığı çok ama çok düşüktür. Bu fantezileriniz sizin inkarınızın yansımasıdır.

BİR İLİŞKİYİ SAĞLIKLI OLARAK BİTİRMEK İÇİN:

-Kendinize zaman tanımalısınız.
-Bunun için kalbinizi ve zihninizi nadasa bırakmalısınız.( ilişkisizlik) (1-3 yıl)
-Biten ilişkinin analizini yapmalısınız. ( doğru analiz için terapist desteği önerilir.)
-Şu ana kadar okuduklarınızı devamlı olarak uygulamalısınız.
-Hayatınızı doldurmak için yeni aktiviteler koymalısınız.( ilişki hariç- o aktivite değildir:))

HEM GÖRÜŞÜP HEM BİTİRMEYE ÇALIŞMAK:

Bir yandan görüşürken bir yandan bitirmek çok zordur. Bu hem günde 3 paket sigara içip bir yandan da sigarayı bırakmanın aynısıdır. Görüşerek bitirmek sadece süreci uzatmaz tatsız bitmesine de neden olur.

ACISIZ BİTMEK:

Acısız ayrılık olmaz. Her ayrılıkta acı vardır olmalıdır. Canınız acıyacak ve siz bu acıya katlanmak ve bununla doğru yöntemler ile başa çıkmak zorundasınız. Acı hissetmeden ayrılmak için ilişki yaşanmaması lazım. Yaşanan her ilişki süresi ve içeriği ne olursa olsun acı verir. Sadece miktarı ve etkisi farklıdır.

ESKİ SEVGİLİ İLE ARKADAŞ OLMAK:

Eski sevgili ile eğer duygusallık ve derinlik oldu ise sağlıklı bir arkadaşlık yaşanmaz. Her ne olursa olsun duygusal ilişkilerde objektiflik yaratılışınıza ve formatınıza aykırıdır. Ayrıca koskoca ülkede veya şehirde arkadaş edinecek kimseyi bulamazdınız da eski sevgiliniz mi kaldı demek zorunda kalırım. Bazı medyatik tipler, eski eşi ve onun eşi ile beraber tatile veya bara gidip bunu bir medeniyet olarak yansıtsa da aile ve ilişki terapisi açısından bu sağlıklı değildir. Toplumun dokularında bu yoktur. İçgüdüler ayrıca medeniyet değildir.

FACEBOOK’TAN TAKİP ETMEK:

Eğer ayrılık taziyeniz yeni ise evet sileceksiniz. Bu zaten sizi inkar aşamasında ve yalnızlık aşamasında zorlar. Silmemeniz onun hala hayatınızda (sanal-reel fark etmez) olduğunu gösterir.

Ayrıca facebook’tan silmek yetmez. Onu takip etmemek ve taciz etmemek de tedaviniz için zorunludur. Şimdi yeni ayrıldınız veya boşandınız. Ex aşkınızı takip ediyorsunuz. Onun her iletisi veya paylaşımı sizi rahatsız eder. Mutlu bir şey paylaşsa bensiz çok mutlu dersiniz. Hüzünlü bir şey paylaşsa hala beni unutamadı dersiniz. Yani ne yazar (paylaşır)sa sizi etkileyecek ve kurmak istediğiniz dengenizi bozacaktır. Ayrıca size belki mesaj verecektir ve bu sizi daha da zorda bırakacaktır.

YENİ İLİŞKİ İLE ESKİYİ KAPATMAK:

Bu en sağlıksız olandır. İlişkisinin taziyesini tamamlamadan yeni ilişki yaşamak riski satın almaktır. Yani kalbiniz bardak, eski ilişkiniz ise dibinde az kalmış çaydır. Siz çayı dökmeden kola içerseniz ortaya çıkacak şey, ne kola ne çay olacaktır. Kendinizi resetlemeden yeni ilişki yaşarsanız, yeni ilişkide güven sorunu hep sürecektir. Aidiyet sorunu yaşayacaksınız. Biz ikincil ilişki veya evliliklere tepkisel evlilik/ilişki diyoruz. Önce çayı dökün, bardağı temizleyin. Çayın ağzınızdaki tadı da geçtikten sonra kana kana kola içebilirsiniz.

Yeni sevgili yapmak ancak yeni heyecan verir. Ama süresi kısalır. Onu bilinçaltınızda kıyaslarsınız, onu olduğu gibi kabul etmek size zor gelir.

Hemen sevgili yapmak, iyileşme ve taziye sürecini kaldıracak kadar güçlü olmadığınızı-kendinizi güçsüz hissettiğinizi gösterir. Çivi çiviyi sökmez. Uygulamalı olarak da sökmüyor.

YENİ İLİŞKİ: 

Yeni ilişki ancak enerjiniz olduğunda yürür ve ilerler. Daha doğrusu bir ilişki yaşanmaz –yürütülür. Yürütmek için enerjiye, enerji için ise güçlü bir dinamo veya yeni bir motora ihtiyacınız vardır. Ya motoru yenileyin ( kalp + beyin + beden) ya da yola çıkmayın. Bozuk bir arabayla nasıl yola çıkılmaz ise yenilenmemiş bir ruh – beden ve akıl ile de yeni bir ilişkiye başlanmaz. Siz kendi hayatınızın sorumluluğunu tek başınıza alabileceğiniz zaman ancak bir ilişkiyi de yürütecek güce sahip olabilirsiniz.

Yeni bir ilişki için kelebeğin kozadan çıkması lazım. Kelebek uçma kıvamına gelmeden kozayı delip özgür olamayacağı gibi, özgür olmadan yeni ilişkiniz olamaz. Yeni ilişki için özgür olmak, özgür olmak için ise güçlü olmak-güçlenmek lazım. Kozayı delen kelebek olmanız dileğiyle.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Sen kendin ile ilgili ne düşünüyorsan sana onu onaylatacak birini seçersin. ( Zıt karakter seçimi)

0

Sen kendin ile ilgili ne düşünüyorsan sana onu onaylatacak birini seçersin. ( Zıt karakter seçimi)

Kendini değersiz, yetersiz, ilgi ve sevgiyi koşulsuz hak etmeyecek biri olarak görüyorsan sıkı dur: kibirli, soğuk, eleştirel veya benmerkezci birini çekeceksin hayatına.

O senin zihnindeki şemayı sürdürücü görev üstlenecek ve sen bu sayede bildiğin bir şeyi sürdürmenin güvenini yaşayacaksın.

Çocukken gördüğün ilişki modelini aynı şekilde yaşayarak, bildiğin kalıplarda ilişkini sürdüreceksin.

“Atla Gel Şaban filminde”  mafya tarafından kaçırılan rahmetli Kemal Sunal, ganyan tahminlerinde ilham almak için her sabah yaşadığı minibüs sahnesinin aynısını yaşatmak için mafya üyelerine roller vermişti. Biri dedikodu yapan teyze, diğeri teypteki parçayı söyleyen sanatçı, diğerleri de minibüs içindeymiş gibi sallanan rolleri yapıyorlardı. Amaç; aynı ortamı yaratıp aynı ilhamı yakalamaktı.

İşte savaşmak istediğin yaraları dışa vuracak, o yaraları açacak, aynı yaklaşımı sergileyecek  kişiyi seçerek, ortaya çıkacak  düşünce ve duygularınla baş etmeye çalışacaksın. Yani bir nevi onun sayesinde bunlardan kurtulmaya çalışacaksın.

Bunun yanında aileden bu yana tek bildiğin ilişki senaryosu ne ise onu uygularsın. Onu uygulamak için de senaryoya uygun kişiyi seçersin. Mesela boyun eğici veya bağımlı (sürekli memnun etmeye çalışan ) bir ilişki sistemi içinde büyüdüysen ve kendini zamanla böyle algıladıysan ,aşırı fedakârlık yapacağın, sürekli ilgi talep edeceğin;  sorumsuz, benmerkezci ve soğuk birini seçmen tesadüf olmayacaktır. Neden mi? Çünkü tek bildiğin ilişki şekli budur ve bildiğin her şey bilmediğinden daha tanıdık ve güvenli gelir sana. Ve unutmamak lazım k, bu ilişki sistemi anne-baba tarafından kurulur.Ve çocuklar farkına varmadığı sürece bu senaryonun ölene kadar aktör/aktristi olurlar.

İnsanın her problemi, kendisini yaşatacak ve sürdürecek ortam ve kişiye ihtiyaç duyar. Yani sigara bağımlısının sigara içen ortamlara ihtiyaç duyması gibi. Yani kurtulamadığınız her şeyin kontrolüne girdiğiniz için, o sizi kendisini besleyecek ortama sürükler. Az önce bahsettiğim sigara örneği gibi. Ve sen gider, yaranı tedavi edecek kişiye değil, onu daha çok kaşıyacak büyütecek kişiye takılırsın.  Bunun adına da elektrik almak dersin.

Elektrik almak mı dedin?  Evet. Kimden elektrik alacağımızı önceden biliriz. Şayet kendimizi doğru tanıyorsak. Ama kendisini tanımayan, neyi niçin tercih ettiğini bilmeyen biri muhtemelen yanlış( zıt) seçim yapacaktır.

Mesela sağlıklı seçimde kendi karakteriyle uyumlu,ortak noktaları fazla olan,aynı dili konuşan  biri seçilirken sen, daha ilk başlardan itibaren çatıştığın, kafandaki profile uydurmaya zorladığın birini seçeceksin. Bu çatışmadan beslenecek,bir yandan çocukluktan gelen duygu düşüncelerle savaşırken diğer yandan da muhtemelen  bozuk şemalı birini seçtiğin için  kopuşun çok zor olacaktır.

“Zıtlar birbirini çeker” olayı budur. Herkes kendi senaryosunu besleyecek kişiyi seçiyor.

Diğer yandan da zıt şemalar fixleştiğinde de ayrılık çok zor ve uzun sürer. Senin umudun işkenceni uzatırken, onun da bu yıpranması gizli bağımlılık yaratabildiği gibi yıpranmanın verdiği güçsüzlükten ayrılma gücü azalmış olabilir.

Yani bilindiğinin aksine, insan ne kadar çok yıpranıyorsa  o kadar ayrılma gücünü daha az buluyor.

Genelde bozuk şeması ( zihinsel senaryosu ) olan kişi, sakin ilişkiyi sıkıcı ve keyifsiz algılar. Bol aksiyonlu ilişkiyi seçer. Bunun için ise sürekli çatışacağı birini bulması lazımdır.

Çözüm ve önerileri ile devamı Bütün Aşklar Tatlı Başlar kitabında.. satın almak için tıklayın..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Kızımın anlamasını istediğim 10 şey

0

Kızımın anlamasını istediğim 10 şey

Huffington Post bloggerlarından Lindsey Mead Russel, ne kadar istese de kızına öğretemeyeceği 10 hayati bilgiyi sıralamış…

Kızım Grace 10 yaşına doğru hızla ilerliyor. Bir anda buralara nasıl geldik ben de anlamadım. Yavaş yavaş bir genç kıza dönüşüyor. Anlamasını, öğrenmesini istediğim pek çok şey var. Ona pek çok şey anlatabilir, öğretebilirim. Ama bazı şeyler var ki ne kadar istesem ve uğraşsam da anlatamam…

İnsanları mutlu etmek senin görevin değil: Beni, babanı, kardeşini, arkadaşlarını mutlu etmek senin görevin değil. Yemin ederim değil. Aslına bakarsan işin kötü tarafı bunu görev bellesen de yapamazsın.

Fiziksel korkusuzluk senin gücündür: Lütfen gövdeni dünyayla temas etmek için kullanmaya devam et. Koş, atla, tırman, düş… Seni arkadaşlarınla futbol oynarken seyretmeye bayılıyorum. Çitleri atlayıp aşmanla, ağaçlara birkaç adımda tırmanıyor oluşunla gurur duyuyorum. Bütün bunlar dünyayla ne kadar uyum içinde olduğunu, gövdeni dünyadan sakınmadığını gösteriyor.

Tutkularını paylaşmaktan asla korkma: Arzu ettiğin kimi şeylerden utanman gerektiği söylenebilir. Mesela büyüdüğünde bile bebeklerle oynamak isteyebilirsin. Arkadaşlarının seninle dalga geçmesi seni endişelendirmesin. Seni tutkuların dolayısıyla yargılayacak insanlar gerçek arkadaşların değildir. Bunu anlamak zor ama önemlidir.

Ben dahil kimseyle aynı fikirde olmak zorunda değilsin: Hayata karşı bir bakış açısı geliştirecek kadar büyüdün. Düşüncelerini duymak istiyorum. Seni seven herkes duymak isteyecek. Kavga etmek yerine, hatalı olduğum zaman beni uyar ve nedenini açıkla. Sana hak vereceğim, gerekirse davranışımdan dolayı özür dileyeceğim. Düşüncelerin benim için geçerli ve değerli. Onları ifade etmekten çekinme.

Çok güzelsin: Yüzün bebeklik evresini bırakıp, genç bir kadının yüzüne dönüşüyor hızla. Gözlerini şeklini benden, rengini babandan almış gibisin. Ama sen biriciksin ve benzersizsin. Etrafını saran güzellikle ilgili bütün o bulutları görebiliyorum, mutsuz olman için yarışıyor gibiler. Yalvarıyorum hepsini duymazlıktan gel, çünkü sen olduğun halinle çok güzelsin ve ruhunun olanca güzelliğini yüzünün her zerresinde taşıyorsun.

Okumak önemlidir: Okumayı ne kadar sevdiğimi biliyorsun ve bu zevki benimle paylaştığını gördükçe mutlu oluyorum. Karakterlerle yaşadığın özdeşlik seni bambaşka dünyalara hazırlar, bir gün yolunu kaybettiğinde farkında olmadan sana rehberlik eder bütün o roman kahramanları. Seni asla terk etmezler. Kitapların dünyasına hoşgeldin.

Sen, ben değilsin: Birbirimize çok benzediğimiz doğru, ama sen ve ben ayrı insanlarız. Bütünüyle farklıyız. Biliyorum, bu bilgiyi en çok değillemeye çalışacak insan ben olacağım bazen. Çünkü senden ayrılmak istemeyeceğim hiç. Ne zaman biraz uzaklaşsan kendimi hatırlatacak bir şeyler bulacağım. Beni senden uzaklaştıran her mesafe midemde bir buz kütlesi gibi acıtacak. Ama bu söylediğimi daima hatırla: Ne zaman istersen, ihtiyaç duyarsan yanında olacağım. Birlikte pek çok şey yapacağız. Birbirimize daima yakın olacağız. Ama sen bambaşka biri olacaksın.

Her şey seninle ilgili değil: Bazen insanlar canını yakacak şeyler yapacaklar. Kendini güvende hissetmeyeceksin böyle zamanlarda. Sanki sana karşı cephe almışlar gibi olacak. Bu duygu seni daha da dibe çekecek. Bil ki aslında doğru değil. İnsanlar bilerek seni üzdüklerinde bile mesele büyük ölçüde kendileriyle ilgilidir. Kimse sana bilerek ve isteyerek, sana zarar vermek için düşmanlık etmez. Bazen hayat mücadelesinde insanlarla karşı karşıya gelebilirsin, sen de onlarla mücadele edersin. Hiçbirini kişiselleştirme. Bunları beklenmedik, istenmedik kazalar olarak gör.

Kimse senin herşeyin olamaz: Birine bağlanırken dikkatli ol. Yalnızlıktan kurtulayım derken kendini bağımlılık tuzaklarına düşürme. Yalnızlık hayatın bir parçası. Hayatın kalbindeki o boşluğu doldurmak için kendinden başka hiçbir şeye, ne alkole, ne yemeğe, ne kendine zarar vermeye ne de başka insanlara ihtiyacın var. Yalnızlık sana acı verdiğinde onunla başedebileceğin yöntemler geliştir. Buna ne kadar dirensen de sonunda öğreneceksin.

Elimden geleni yapıyorum: Biliyorum hakettiğin gibi bir anne değilim. Bazen sesimi yükselttiğim oluyor. Sabırsızlanıyorum çünkü. Özür dilerim. Seni ve kardeşini dünyadaki herkesten ve herşeyden daha çok seviyorum, sizin için daha iyi biri olmayı isterdim. Bunun için uğraşıyorum da. Ama bazen olmuyor. Fakat sizi sevmek beni hayata bağlayan en önemli şey.

Haksızlıklara Karşı Koyun

0

Haksızlıklara Karşı Koyun

• En sevdiğiniz arkadaşınız da olsa haksızlık yaptığında ve ya hatalı olduğunda yumuşak bir üslup ile buna itiraz edin.
• Hayır demeyi öğrenin. Hayır derseniz oluşacak gerginlikten sadece siz değil karşıdaki de korksun. O korkmuyorsa siz de korkmayın.
• Kendinizi ifade edin. Sorun, kendinizi ifade etmek değil, yanlış ifade etmektir. Bu anlamda doğru üslup, doğru kelime kullanımı çalışmaları yapın.
• Söylemediğiniz bir kelime yüzünden kendinizi bin kere suçlamamak için cevabı “yerinde ve zamanında” verin. Sonrasında ya daha fazla tepki verir ya da kendinizi suçlarsınız.
• Tanık olduğunuz durumlarda, haksızlık yapanlara karşı geliştirdiğiniz her duruş, kendinize olan say- gınızı ve özgüveninizi arttıracaktır.
• Sorununuzu her zaman direkt muhatabınızla çözün. Aracı koymayın. Aktarmalı mesajlar, yanlışlıklar ve kişisel yorumlar içerir.
• Haklı olmanız, yanlış yapma hakkını size vermez.
• Haksız olmanız, haksızlıkları alttan almaya neden değildir.
• Kendinizden güçsüzlere karşı daha hassas ve mütevazı davranın.
• Hayat sizin hayatınız. Sizin yaşamınız ile ilgili kararları başkasına devretmeyin. Hayat sizinse kararlar da sizin olmalı.
• İstedikleriniz kadar istemediklerinizi de ifade edin.
• İnsanların zihnini okumayın. Somut eylem ve söylemi esas alın.
• Söylenmeyen şey, yoktur. Kimsenin, siz söylemeden sizi anlamasını beklemeyin. Hiç kimse, söylenmeyen bir talebi bilmek ve kestirmek zorunda değildir.
• İnsanların gözündeki gücünüz, istemediğiniz durumlara karşı çıkışınızla ölçülür.
• İnsanlar sizi değersizleştirmez. Siz onların bu girişimine izin verirsiniz.
• Size biri haksızlık yaptığında, durumsal ise bunu fark ettiğinizi ve kırıldığınızı hissettirin…
Süreklik arz ediyorsa ise alttan almayınız. Devam etmesi halinde ise ilişkinizi gözden geçireceğinizi ifade ediniz.
Hayata vazgeçtiklerinle değil, seçtiklerinle devam edebilirsin.
Hızlı yürümek için geriye değil, ileriye bakmalısın.
Olduğun yerde saymak istemiyorsan,
Fazlalıkları at ve enerjini bugüne harca.
 
Unutma;  düşünsen de düşünmesen de, üzülsen de üzülmesen de, “Geçmişi değiştiremezsin. ” Sadece, geçmişin duygularından ve etkilerinden kurtulabilirsin.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Kendinizi yetersiz hissettiğiniz zamanlarda hatırlamanız gereken 7 şey

0

Kendinizi yetersiz hissettiğiniz zamanlarda hatırlamanız gereken 7 şey

Hiçbirimiz kendimizi yetersiz hissederek doğmuyoruz. Hayatta yaşadığımız deneyimler, farklı farklı şekillerde bu duyguyu yaşamamıza neden oluyor. Örneğin küçükken korktuğumuzda ve endişelendiğimizde, zihnimiz bize çevreden değil, bizden kaynaklanan bir yanlışlık olduğunu söyler. Bu yüzden küçükken istismara uğramış veya dışlanmış çocuklar, büyüdüklerinde sürekli bir utanma duygusu içinde olurlar. Bir çocuğun yeterince rasyonel olmayan zihni “bende bir yanlışlık olduğu için kendimi bu kadar kötü hissediyorum” veya “ben kötü bir çocuk olduğum için bana bu kadar kötü davranılıyor” diye düşünür.

Oysa duygularını eğitmiş ve çocukluktan yaşanan şeylerin insanı nasıl etkilediğini bilen yetişkinler olarak, kendini yetersiz hissetme duygusunun aslında yetersiz bir çevreden kaynaklandığını biliyor olmamız gerek. Aslında hepimiz yeterliyiz!

Etrafınızdaki insanlara onları yargılayarak ve biraz da kıskanarak bakmaktan vazgeçip merhamet ve anlayışla baktığınız zaman, onların da herkes gibi birer insan olduğunu fark edeceksiniz.

Çoğu zaman çocukluktan gelen bu yetersizlik duygusunun fark edilmesi ve tam tersine çevrilmesi için bunun üzerinde çalışılması gerekiyor.

İşte kendinizi yetersiz hissettiğinizde hatırlamanız gereken 7 şey:

1. Kendinizi kıyasladığınız insanlar da kendilerini başkalarıyla kıyaslıyor

Hepimiz kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz. Emin olun bunu hiç yapmadığını düşündüğünüz insanlar da yapıyor. Etrafınızdaki insanlara onları yargılayarak ve biraz da kıskanarak bakmaktan vazgeçip merhamet ve anlayışla baktığınız zaman, onların da herkes gibi birer insan olduğunu fark edeceksiniz. Onlar da aynı zorluklardan geçen ve mükemmel olmayan insanlar.

2. Zihniniz ikna kabiliyeti yüksek bir yalancı olabilir

Bir laf vardır; “düşündüğünüz her şeye inanmayın” der. Düşüncelere olduğundan fazla değer vermemek gerekiyor. Hepimizin aklından sayısız şey geçiyor. Bunların hepsinin peşinden gidemeyiz.

3. Doğrularınız yanlışlarınızdan çok daha fazla

Kendinize odaklandığınız zaman, aslında kendinizle ilgili sevdiğiniz şeylerin çok daha fazla olduğunu görebilirsiniz. Hayattasınız, nefes alıyorsunuz ve istediğiniz seçimi yapma şansına sahipsiniz.

4. En az ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz anlarda bile aslında en çok ihtiyaç duyduğunuz şey sevgi

Öfkeli, utanmış, gergin veya depresif olduğumuz zamanlar hepimiz başkalarının sevgisini ve anlayışını kabul etmekte zorlanıyoruz. Oysa en az ihtiyaç duyduğunuzu düşündüğünüz anlarda bile aslında en çok ihtiyacınız olan şey sevginin ta kendisi. Bu gerçeği kabul ettiğinizde, zor zamanlar en büyük hediyenin sevgi ve anlayış olduğunu fark edeceksiniz.

5. Geçmişi düşünmek yerine “şimdi”yle barışmalısınız

Bulunduğunuz yeri ve zamanı kabullenmediğiniz, sevmediğiniz sürece, varmak istediğiniz yer ve yapmak istediğiniz değişikliklerden mutlu olamazsınız. Olduğunuz yerden memnun olmaya çalışın. Böylelikle ulaşmak istediğiniz noktaya giderken yapacağınız yolculuk çok daha huzurlu ve tatmin edici olacaktır.

Oysa ne kadar mesafe kat ettiğiniz değil, bu süre içinde defalarca başarısız olsanız da neleri başardığınız daha önemli.
6. Ne kadar yol kat ettiğinize değil, ne kadar yolunuz kaldığına odaklanın

Birçoğumuz mükemmeliyetçilik ve başarının tutsağı oluyoruz ve istediğimiz kadar ilerleme kaydedemediğimizde kendimizi yetersiz ve değersiz hissediyoruz. Oysa ne kadar mesafe kat ettiğiniz değil, bu süre içinde defalarca başarısız olsanız da neleri başardığınız daha önemli. Kendinizi geriye dönüp mutsuz hissetmek yerine, her seferinde denemek, ilerleme kaydetmek için kendinize izin verin.

7. Kendinizden nefret ederken hiçbir şeyi sevemezsiniz

Kendinizi başarısızlık olarak görerek, yaptığınız hiçbir başarıdan memnun olmayarak, potansiyelinizi gerçekleştiremediğinizi kendinize tekrarlayarak, kendinizi değersiz görerek değerli ve sevilesi bir insan olamazsınız. Başkalarının sizi sevmesi için öncelikle kendinizi sevmeniz gerekiyor. Kim olduğunuzu, nerede olduğunuzu, nelere sahip olduğunuzu düşünmeden kendinizi sevmelisiniz. Siz bu halinizle de kendiniz için yeterli ve beceriklisiniz.

Kaynaklar:
Tinybuddha
PsychCentral

 

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR