Ana Sayfa Blog Sayfa 40

kız ve erkeği yetiştirirken nasıl ayrım yapıyoruz?

0

Çocuklarınızı yetiştirirken cinsiyeti değil, kişiliği ve farklılıklarını esas alın

Ayşe hanımın Leyla ve Ahmet adında 2 çocuğu vardır.
Ahmet Leyla dan bir yaş büyüktür.Her iki çocuk lisede okumaktadır.

Leyla ile Ahmet beraber eve geldiklerinde Ahmet odasına gider.

Anne: Kızım sen sofrayı hazırla abin de acıkmıştır. -1
Yemek hazırlanır. Leyla dinlenmeden mutfağa geçmiştir. Annesine yardımcı olmuştur.
Yemeğini yemesi için Leyla Ahmet’i çağırır. Ahmet gelir. Yemeğini yer ve kalkar.
Anne: Kızım masayı topla ve bulaşıkları da makineye koy.-2
Ahmet yemeği yemiş”,dışarı çıkıyorum” der ve çıkar.
Leyla: Anne ben de üst kattaki arkadaşım Ecemin yanına gideyim mi, 1 saat oturup gelirim
Anne: kızım boş ver bu saatte ne işin var? -3
Sabah olur. Ahmet annesinden harçlık ister.
Anne: 20 tl yeter mi ?
Ahmet: yok ya ne yetecek 50 ver.
Anne: babadan 50 alır ve verir.
Leyla: Anne benim de harçlığım yok.
Anne: alsana 20 tl. Senin zaten çok ihtiyacın olmuyor. -4
Leyla tam evden çıkarken
Anne: okul çıkışı direkt eve gel.-5

Şimdi bu kısa kesiti analiz edelim.

1. Anne Ahmet’e hiç bir görev vermeden sofrayı hazırlamayı Leyla’ya yükleyerek Leyla’da “Ahmet üstündür ve önce o memnun edilmeli” algısı yaratmaktadır. Diğer yandan da Ahmet’te ise “ ben üstün ve özelim bir kadın bana hizmet etmeli” algısı oluşturur.
Olması gereken : Ahmet’e görev ve sorumluluk vermek, eşitlik adına en azından ekmek alımı ve masa kurulumu için yardım talep etmektir.

2. Anne yemek sonrası Ahmet’ten hiçbir yardım talep etmeyerek sorumluluğun gelişimini engeller. Leyla’ya ise, bu senin adeta kutsal görevin algısı kazandırır.
Olması gereken :Sorumluluk sahibi bir erkek için, bu sorumluluğun verildiği bir aile sistemi olmalıdır. Ahmet, eb azından kendi tabağını kaldırabilirdi.

3. Anne kızının arkadaşı ile hem de aynı binanda olmasına rağmen zaman geçirmesine izin vermeyip, oğluna karışmaması ve sınırsız hak tanıması, Leyla’nın ikinci sınıf olduğu algısını iyice kemikleştirmektedir.
Olması gereken: Anne önce kızına güvenmeyi öğrenmeli, sonrasında da ona bu hakkı tanımalıdır.

4. Harçlık dağıtımındaki adaletsizlik ile, anne tarafından Ahmet yüceltildiği gibi Leyla ise tamamen değersizleştirilmektedir.

Olması gereken: Leyla’nın ihtiyacı olsun olmasın, istesin istemesin, ona da 50 tl verilmelidir. Leyla az harcıyorsa, biriktirme hakkını kullanabilir. Ayrıca Ahmet’in parasını kontrol etmesi ve sorumluluk sahibi olması için de istediği zaman değil, olağandışı ihtiyaçlar dışında harçlık verilmemelidir.

Çocuklarınızı yetiştirirken cinsiyeti değil, kişiliği ve farklılıklarını esas alın. Erkek gibi kadın, kadın gibi erkek yetiştirmek yerine kendisi gibi olmasını destekleyin ve adaletsiz yaklaşımlarda bulunmayın.

İnsan, aileden ne gördüyse önce kendini ona göre algılar sonraki hayatını da ona göre şekillendirir.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Evlilik, hizmet almak mıdır?

0

Tek seçeneğe sıkışan mutluluk kültürü olarak evlilik;

Evli değilsen  sanki;

Evini b*k götürür,
Eksiksin,
Toplumda statün yarım,
Yetersizsin,
Sanki dünyanın nimetlerini kaçırıyorsun.

Ya yaşlılık;
İlerde bir bardak su versin diye,

Sırf yaşlılıkta işine yarasın diye bakıcınla evlenmelisin.

Bekarlık sanki her öğün makarna. O bekarlıkla alakalı değil ki, senin tembelliğin.

Zaten öyle biri evlendiğinde de elini bir şeye sürmez,o da ayrı bir konu.

Sanki bekarlık, düzensiz yemek, düzensiz  yetersiz hijen demek, gülmemek elde değil.

Evliyken zaten sanki nirvana.

Bekarsan kıyafetlerin pis ve ütüsüz.  Bu da senin tembelliğin.

Ve daha nicesi.

Oysa bunların hepsi hizmet sektörünün iş alanı değil mi?

Bunları esas alarak evlenmek ne kadar doğru olabilir ki?

Eş seçmiyor sanki hizmet satın alımı yapıyorsun..
Evlilik yüceltirken sürekli iş,fayda, temizlik,yemek,ütü ve makarna.
Ne kadar komik değil mi?
Alt mesaj şu dolaylı olarak; ihtiyacın yoksa evlenmeye ne gerek?

Yaşlılık için evlenmek,
3 çeşit yemek için evlenmek,
Çocuk için,
Kusurlu görünmemek için..

Oysa bir insan bekarken de kişisel bakımını sağlayabilir, yaşamını daha sağlıklı sürdürebilir.
Ama toplumumuz insanları birey değil,bir sistemin parçası olarak görmek istiyor.

Evlilik, sevginin, yol arkadaşlığının, birlikteliğin adı olmalı. Kaygının, beklentinin değil.

Evlilik, güç kazanmak için değil, güçleri birleştirmek için yapılmalı.

Evlilik, hizmet almak için değil, ilişkiyi el birliği ile daha iyi düzeye getirmek için yapılmalı.
Ne yaşlılık hesaplanarak, ne ütülü gömlek, ne geniş ev ne de sosyal imaj için evlilik yapılmamalı.
Evlilik; sevgi ve uyum üzerine kurulmadıkça, hizmet sektörü dışında bir işe yaramaz.
Hizmet almak için ise evlenmek; bir bardak süt için inek beslemektir.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

İlişkide bencil biri ile nasıl baş edilir?

0

Sevgiliniz çok mu bencil? Sadece kendi dediği olsun istiyor ve kendi çizdiği doğrular çerçevesinde mi şekilleniyor ilişki?

Ya da sevgiliniz ‘önce ben’, ‘sadece benim isteklerim’ mi diyor?

Eğer öyleyse bu haberimiz tam size göre. Bencil kişi ile nasıl baş edebilirsiniz?

Evet yanlış okumadınız. Partneriniz bencil biri ise onunla baş etmek elinizde. Bilmeniz gereken tek şey onunla nasıl baş edebileceğiniz. İşte tam bu noktada Aile-İlişki-Evlilik terapisti Serhat Yabancı’nın konuyla ilgili görüşlerini dikkate almanızı öneririz.

 

“Sürekli sizden beslenen, sorumluluklarını size yükleyen, ilişkide kendi alanını geniş tutarken sizin alanınızı daraltan, adaletsiz bir ilişkiye neden olan tüm davranışlar bencil ve kendine dönük davranışlardır. Fedakârlık, mükemmeliyetçilik, bağımlı, onay arayıcı ve boyun eğici gibi şemalardan birine veya bir kaçına sahipsek, bencil birine takılmamız yüksek ihtimaldir.  Bu şemalarımız bizi benmerkezci, her durumda kendini haklı gören birini çekici kılacak, onun cool hali, ulaşılmaz veya memnun olmayan hali ile sorumsuz hali bizi çekecek ve şemamızı besleyecektir” diyen Yabancı çok önemli bir uyarıda bulunuyor: Bazen bencil birinin hayatımızda var olması sadece şemamızdan kaynaklı olmayabilir. Kendini bize kabul ettirene, bizim kalbimizi çalana veya bizi kendi kontrolüne alana kadar uyumlu görünüp sonrasında bencil yönünü ortaya çıkanlar kişiler de olabilir yaşamımızda.  İşte bu noktada gerek biz o kişiyi çekmiş olalım gerekse o bizi kendine çekmiş olsun, fark ettikten sonra baş etme aşamasına geçmeliyiz.

BENCİL KİŞİ İLE BAŞ ETMENİN KURALLARI!

Serhat Yabancı ilişkide bencil olan kişiyle baş etmenin kurallarını sıraladı:

1. Bencil biri ile baş etmenin ilk kuralı altın kural da diyebiliriz buna, ilişkide sınır çizmektir. İstemediğin veya istediğin şeylerle ilgili – karşınıdaki kişi onaylamasa bile- net olmanız gerekir.  Siz net olduğunuzda sizi suçlayacak, eleştirecek, küsecek ve sizi yok saymakla cezalandıracaktır. Hatta sizi inatçılıkla ve bencillikle suçlayarak ilişkiyi bitirme yönünde tehdit edebilir. Bu bir varoluş ve kendini kabul ettiriş mücadelesidir. “Gerginliği yaşamaktansa ben de o kazağı almam. Zaten acil ihtiyacım da yok”  diyerek, isteğini rasyonalize ederek baltalamamalısınız.

2. Bencil biri ile baş etmenin ikinci kuralı rahatsız olduğunuz herhangi bir konuda düşüncelerinizi ifade etmekten kaçınmamaktır. Siz rahatsız olduğunuz durumları dile getirmezseniz,  zamanla değişir diye beklerseniz, yaptığının doğru olduğunu var sayıp “rahatsız olsaydı bugüne kadar söylerdi” diye düşünüp aynı davranışı sürdürmeye devam edebilir.

?Kendinizi ifade ederken, haklı olma ve ikna etme amaçlı değil, ifade etme ve mesajı verme amaçlı hareket etmelisiniz. Muhtemelen ilk başlarda sizi dinlemek istemeyecek, anlamayacak, abarttığınızı söyleyecektir. Sizi susturmaya ve geçiştirmeye çalışacaktır. Baş etmenin en önemli adımı ise bu ifade etme davranışınızı sık ve sürekli yapmanızdır.
Unutmayın ki: En çok alttan alan sizseniz, ona en çok gizli veya açık öfke duyan yine siz olacaksınız.

3. Bencil biri ile baş etmenin üçüncü kuralı rahatsız olduğunuz her konuda duygularınızı açıkça ifade etmektir. Bu kural, çok önemli ve uzun vadede karşınızdakinin kendini kontrol etmesi ve size saygı duyması için en etkili olan yöntemdir.

4. Bencil biri ile baş etmenin dördüncü kuralı ise ona  “hayır diyememe”  ve “sınır çizememe” ile ilgili kaygı ve korkularımızı fark etmektir.
Hayır diyememe ve sınır çizememe davranışının altında:
• Terk edilme korkusu
• Kusurluluk ve yetersizlik düşüncesi
• Kendine yetememe düşüncesi yatıyor olabilir.

Kendi içinizde de terk edilme korkusundan dolayı oluşan; fedakâr, alttan alıcı, boyun eğici özelliklerinizle yüzleşmelisiniz. Bu özelliklerin, bencil birini çekeceği gibi, bencil olmayan biriyle olduğunuzda da onun tüm sorumluluklarını alarak onu bencilleştirebileceğinizi söyleyebiliriz.

Bencil biri ile baş etmek, aslında öncelikle kendimizle ilgili bir sorun.  Sırf istedikleri olmuyor diye biri sizi terk etmeyi düşünüyorsa zaten yanlış yerde ve yanlış kişiyle birliktesiniz demektir. Bu sevgi odaklı değil, menfaat odaklı bir ilişki olup, sadece “hayatınızda herhangi biri olsun” düşüncenizi doyurur. Onun dışında ne bedeninizi, ne ruhunuzu ne de zihninizi doyurur.

(Akşam gazetesi roportajından : http://m.aksam.com.tr/yasam/iliskide-bencil-biri-ile-nasil-bas-edilir/haber-482093 )

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Karnenin sosyal medayada paylaşılması

0

Ey Veli;
Sen şimdi o karneyi sosyal medyada paylaşıyorsun ya, gurur duyuyorsun değil mi?
Nasıl da kasıldın.

Nasıl da övündün.

Ee artık bunu güzel bir hediyeyle süslersin.
“İşte bu benim çocuğum. Beni temsil ediyor.” u duyuyorum fotoğraflardan.
· Peki karne onunsa bundan sana ne ?
· Peki karne onunsa sen neden paylaşıyorsun?
· Karne onunsa neden izin almıyorsun?
· Karne onunsa, başarısız olsaydı da paylaşacak mıydın?
· Peki neden kendi karneni de paylaşmıyorsun?
Mesela ben senin eski bir karneni yayınlasam, resim 1, beden eğitimi 2 din kültürü 1 olsa. Ne güleriz be.

Ne dalga geçeriz be.

Hadi yayınlasana kendi karneni.

Karne ile ilgili görsel sonucu

Ödül diyorsun ya.

Sen ona hediye satın almış olmuyorsun, başarısını satın almış oluyorsun.

Mesai bitimi ,teri soğumadan emeğinin karşılığını veriyorsun.

Yani o işçi.

O bir bedel karşılığı profesyonel olarak 12 yıl öğrencilik yapıyor.
Verdiğin ödül, onun koşulu oluyor.

Artık o kendisi için değil, inandığı için değil, bilgiyi de kullanmak için değil, görevi ve hedefi gereği öğrenmiş oluyor.

 

 

Ne mi oluyor sonra?
12 yıl beden eğitimi görüyorsun olimpiyatlarda yokuz.
12 yıl din eğitimi alıyorsun, halen sakız orucu bozar mıyı soruyorsun
12 yıl Türkçe-edebiyat görüyorsun hala herkesi “herkez” diye yazıyorsun,
12 sağlık biyoloji görüyorsun ülkenin yarısı şeker hastası..
Karnendeki 4 ayağı unutma.
Öğrenci, öğretmen, veli,sistem. Bir başarı da bir başarısızlıkta tek ayaktan olmaz.

Karne ile ilgili görsel sonucu

Demem o ki;
O karneyi paylaşma kardeşim.

Çocuğun büyüdüğünde beni neden hava atmak için alet ettin der sonra..
Hem sosyal medya yeni elalemimiz.

Çocuğu başarısız olan üzülür, çekemeyen var, nazar var??alan var alamayan var.??
Sen gel çocuğunla olanı çocuğunla, yediğin yemeği komşunla, eşinle yaşadığın mahremi onunla paylaş.
Bu arada tatilde tatil yapılır.
Çocuğa ders çalıştırma..

Kitap okusa olur. Ama istediği kitap olsun.

Eğlensin, arkadaşları ile görüşsün..

Dersi derste, tatili tatilde yapsın.

Haa illaki ödül vereceksen, ödülü karnedeki başarıya değil, nedensiz ve içten olarak ver.

Bir şeye bağlama…

Karne ile ilgili görsel sonucu

İllaki paylaşmak istiyorsan ; notları, tc nosu, okulun adı, vs. görünmesin..

İyi karne nedeniyle methiyeler düzmeyip, kötü karne nedeniyle de eleştirileri sunmamalısın.

karneyi sadece notlardan ibaret zannetme. Karne termometredir. aileyi, eğitimi, çocuğu  ve sistemi yansıtır.

Mutlu çocuk, sadece başarılı çocuktan ibaret değildir unutma…

İyi tatiller .

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Sevgi ve ilgisi ile bizi esir alanlar

0

Sevgi ve ilgisi ile bizi esir alanlar
Ailede yüceltilen ve üzerine hayat kurulan bireyler, bireyselleşmek istediklerinde ya da özgürce hareket etmek istediklerinde beklentisi olanların üzülmesi, hayal kırıklığı yaşaması nedeniyle bu adımlardan vazgeçer. Sırf onlar üzülmesin diye kendi istek ve amaçlarından vazgeçer.  Kendisi için  bir şey yaptığında adeta, ebeveynlerinin değer ve sevgisine ihanet etmiş hisseder. Ani bir rahatlama ve birey olma girişimi, suçluluk ile sonuçlanır. Sürekli birileri ona, hayatımı sana adadım. Her şey senin için. Sen benim her şeyimsin” telkini ile  adeta sevgisiyle onu esir alırlar. O ise bu boğucu aynı zamanda kontrol  altına alınmış sevgiye zamanla hem minnet hem öfke duyguları hisseder. Kendisi için  bir şey yapmak ile onların istediği karakter olmak  arasında gel gitler yaşar,sıkışıp kalır.

Onların göz bebeği olmanın verdiği öz güven ve ego okşanması ile  kendi olamamanın verdiği üzüntü arasında sıkışır kalır. Ve sürekli onlardan izin alırken bulur Kendini.

Onlar size kafese koyup sevmektedir.

                İşte ebeveynlerin bizi kontrol edici sevgi ? ve değerleri!! Zamanla bizi özgüvensiz ve cesaretsiz yapabilir.  İlerleyen dönemlerde ise hayatımızda aldığımız  (ebeveyne benzeyen ) kişiler de aynısını bize hissettirir. Ne zaman girişimde bulunsak, onlar ya hastalanır ya depresyona girer ya da ağır suçlamalar ile vicdanımızı baskı altına alırlar.

Eşimiz de fedakarlıkları ve bizi hayatının merkezine koyarak bizim biz olmamızı engelleyebilir. Ama ilerleyen dönemlerde ise bizi engelledikleri için onlara kronik öfkemiz oluşmaya başlar.  Ayrılmayı bile düşünsek, bunun bizim için ne anlamama geldiğinden çok, eşimizin bu durumdan nasıl çıkacağı ve nasıl etkileneceğini düşünürüz. Vicdan azabı bizi esir alır ve kangren olmuş bir ilişkimiz olur.

Bağımlı hale gelen bu ilişkilerde, aşamalı olarak ve rest çekmeden ilerlemek gerekir.  Attığınız adımları açıklayarak ve bireyselleşmenin ilişkide kopma ve uzaklaşma olmayacağını telkin ederek adımlar atılmalıdır.

Kendi yaşamımızı, bizim üzerimize, bizden habersiz yaşam kuranlara feda edemeyiz. Aksi taktirde sürekli birilerini memnun etmeye çalışırız.  Onlar üzülmesin, tansiyonu çıkmasın, hastalanmasın diye; onların istediği yerde oturmak, istedikleri ( boyun eğecek) kişiyle evlenmek,istedikleri işi yapmak gibi boyun eğici ve memnun edivci bir yaşamı seçeriz.  Bir yanımız sürekli memnun etmeye çalışırken diğer yanımız sürekli öfke ve isyan halindedir.  Aslında pasif-agresif bir tutum oluşur.

Aslında ilişkide adım adım ilerledikçe, bizde nbüyük beklentileri olan ve bizi hayatının merkezine alan kişinin de bazen mantıklı bularak bazen de mecbur kalarak bu durumu kabullendiğini fark ediyoruz. Biz kısır döngüyü kırmış oluyoruz. O sürekli bizimle beslendiği için farklı bir aktivite veya mutlu olma kaynağı arayışına girmez. Biz de ona dur demediğimiz için onun arayışına veya boş kalmasına fırsat vermeyiz. Aslında yine kısır döngü.

Bu bağımlı,boyun eğici ve gizli narsizm dolu ilişki, döngünün bozulması ile düzelmeye başlar. Siz ona kendisini mutlu etmesi için bir şey yapması için zaman ve boşluk bırakmazsanız o hiç bir zaman böyle bir girişimde bulunmayacaktır.

Tıpkı,siz  çocuğunuzun ödevini yapmamaya başladığınızda ve o öğretmenden tepki görüp kendisini yapmaya  başladığındaki gibi.

Merkezde olmanın verdiği ego ve yüceltilmişlik sizi kısır döngüye çeker. Ama bu sağlıksız ve iki tarafı zehirleyen mekanizmadır.

İlişkiler,kiminle yaşanırsa yaşansın, önce birey olmak ve birey kalmak gerektirir.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Mutsuz eden düşüncelerden kurtulma yolu

0

Bireyler akla aykırı inançları besleyerek kendilerinde önemli derecede depresyon, bunaltı, öfke ve daha başka duygusal sıkıntılar yaratırlar. Bu akla aykırı inançlar aynı zamanda zarara yol açan çeşitli davranışların ve önemli amaçların gerçekleştirilememiş olmasının da sorumlusudur.

Aşağıda sıralanan akla aykırı düşünceler üzerinde durup düşünerek, duygusal düzeyde beslediğiniz inançları seçebilirsiniz. Sizde öfke ve sıkıntıya neden olan bu akla aykırı inançları irdeleyip köklerini kazımaya girişebilirsiniz.

 

1- Önem verdiğim hemen hemen herkes tarafından sevilmek ya da beğenilmek benim için vazgeçilmez bir zorunluluktur. 

Akılcı alternatif inanç: Önem verdiğim insanların çoğu tarafından sevilmeyi ve beğenilmeyi tercih ederim. Herkes tarafından sevilmediğimi ve beğenilmediğimi bilmek berbat bir şey değil, buna dayanabilirim, yinede kendimi değerli biri olarak görüyorum. Herkesin beni beğenmesini beklemek akılcı düşmez.

2- Başkalarının gözünde değerim olması için her bakımdan yetkin, yeterli ve becerikli olmalıyım

Akılcı alternatif inanç: Ben kusursuz bir insan değilim, yanlış yapabilen, yetersizlikleri olduğu gibi güçlü yanları da olan biriyim. Kendimi geliştirme yolunda çaba göstereceğim. Başardığım şeylerde var. Yaptığım yanlışlardan ve yaşamın darbelerinden ders alabiliyorum.

 

3- Dünya adaletli olmalıdır. İnsanlar adaletle ve başkalarını da hesaba katarak davranmalıdır; böyle yapmazlarsa onlar ya kötü, hain, alçak kişilerdir ya da inanılmayacak kadar geri zekâlıdırlar. Suçlanmaları ağır cezalara çarptırılmaları gerek. 

Akılcı alternatif inanç: Dünyanın ve öteki insanların adaletli ve mantıklı olmalarını tercih ederdim; ama yaşam çoğu kez adaletli değil. Mümkün olduğunda başkalarını adaletli davranmaları için bastıracağım.

 

4- Her şey olmasını istediğim gibi olmadığı zaman durum korkunç derecede kötü demektir. 

Akılcı alternatif inanç: Her şeyin istediğim gibi olmasını tercih ederdim. Olaylar ve durumlar kimi zaman istediğim gibi olur, kimi zaman olmaz. Her şeyin istediğim gibi olmaması tabi hoş değildir; ama “her şey berbatta diyemem. Böyle bir durum hoşuma gitmez ama dayanabilirim.Çevremdeki olayları her zaman denetim altında tutamam ki. Benim elimden gelen, olaylara ilişkin inançlarımı ve iç konuşmalarımı denetlemekten ve bu yolla duygularımı geniş ölçüde denetlemekten ibarettir.

 

5- Depresyonum, öfkem, bunaltım ve mutsuzluğum konusunda yapabileceğim fazla bir şey yok; çünkü bunların nedeni başıma gelenlerdir. 

Akılcı alternatif inanç: Duygularımın nedeni olaylar ve durumlara ilişkin inançlarım ile onlar hakkında kendi kendime söylediklerimdir.

 

6- Bir şey tehlikeli ya da ürkütücü ise ondan aşırı derecede tedirgin olmakta devam etmeli ve onun yeniden başıma gelmesi olasılığını aklımdan çıkarmamalı, sürekli tetikte olmalıyım.

Akılcı alternatif inanç: Potansiyel olarak tehlikeli durumların çoğu meydana gelmez. İhtiyatlı olabilir ve tehlikeli olayları bir dereceye kadar denetleyebilirim. Değiştiremeyeceğim kötü şeylerle uğraşabilir ve onlara uyum sağlayabilirim.

 

7- Yaşamın zorluklarıyla ve sorumluluklarıyla yüz yüze gelmekten kaçınmak ve bu karşılaşmayı ertelemek, onlarla yüz yüze gelmekten daha kolaydır. 

Akılcı alternatif inanç:  Zorluklarla, sorumluluklarla, günlük işlerle uğraşmak yaşamın bir parçasıdır. Sorunlara daha başlangıç aşamasında iken müdahale etmek işimize gelmeyebilir; ama çok kötü bir şey sayılmaz. Sorunlar ortay çıkar çıkmaz onlarla uğraşmaktan yılmam, buna dayanabilirim. Sorumluluklarla zamanında uğraşmak gerçekten yaşamı kolaylaştırır.

 

8- Başkalarına çok muhtacım, dayanmak için kendimden daha güçlü birine gereksinim duyuyorum; yaşamımı kendi başıma yürütemem. 

Akılcı alternatif inanç: Başkalarının bana yol göstermesini ve destek olmasını isterim; ama kendime dayanmak daha gerçekçi. Daha bağımsız olmayı öğrenebilirim.

9- Şimdiki duygularımın ve davranışımın başlıca nedeni geçmiş yaşantımdır; geçmişte beni çok etkilemiş olan şeyler yine çok etkilemeye devam edecek. 

Akılcı alternatif inanç:  Benim şimdiki duygularım ve davranışım, yıllar önce meydana gelen uzak olaylardan daha çok şimdiki inançlarımla iç konuşmamın denetimi altındadır. Geçmişimin bazı yanları tatsızdır; fakat onlarla yaşamayı öğrenebilirim, zaten o yaşantılardan çok şey öğrenmiş bulunuyorum. Geçmişimin hoş olmayan, tatsız yanlarından da daha az rahatsızlık duymayı da öğrenebilirim.

 

10- Başka bir kimseyi umursuyorsam, o kimsenin sorunları yüzünden çok öfkelenmeli, bunaltıya ve depresyona kapılmalıyım. 

Akılcı alternatif inanç: Başkalarının başına kötü şeyler gelmesinden üzüntü ve kaygı duyuyorum; elimden gelirse onlara yardım etme yolunda çalışacağım. Bununla birlikte, başkalarının talihsizliği ve mutsuzluğu bende aşırı depresyona ve mutsuzluğa doğrudan doğruya yol açmaz.

 

11- Hemen hemen her sorunun doğru ve mükemmel bir çözümü vardır, onu bulmamak çok kötü.   

Akılcı alternatif inanç: Mükemmel çözümleri olmayan sorunlar hoşuma gitmez; ama onlarla yaşayabilirim. Karmaşık ve çoğu kez düş kırıklığı uyandıran dünyamı etkileyebilirim; fakat tamamıyla denetleyemem.

Referans: Lynn Clark, Ph.D., SOS! Duygulara Yardım,2000

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Öğretmenler Neden Bu Kadar Yorgun?

0

Öğretmenler Neden Bu Kadar Yorgun?

Derslerden sonra yorgun hissediyor musunuz?

Daha doğrusu, en son ne zaman derslerden sonra yorgun hissetmediniz? Nasıl bu kadar yorgun olabiliriz? Üç sebebi var.

Karar Yorgunluğu ve İrade Psikolog Roy Baumeister, insanların sınırlı bir irade gücü olduğunu bulduktan sonra “benlik kaynaklarının tükenmesi” adını verdiği bir kavram ortaya koydu.

Baumeister irade gücünü, güçlenebilen ama aynı zamanda kullanılarak yıpratılan bir kasa benzetiyor. Benlik kaynaklarının tükenmesinin genel bir etkisi bulunuyor. Yani hayatınızın bir alanında öz-kontrol kullanmak, yaşamınızın diğer alanlarındaki öz-düzenleme (kendini regüle etme) becerinizi ciddi anlamda sarsıyor.

Baumeister, öz-kontrol için çaba sarf etmenin kan şekeri düzeylerinde belirgin bir düşüşe sebep olduğunu buldu. Düşük kan şekeri ise fiziksel yorgunluğa sebep oluyordu. Bu da, taşıdığınız en ağır şey ders kitabı olsa bile kendinizi bu kadar bitkin hissetmenize sebep oluyordu. Bir öğretmen olarak ne sık öz-kontrolünüzü kullandığınızı düşünün. Bütün gün kendi benliğimizi sansürlüyoruz aslında. Alaycı bir yorumu içimizde tutuyoruz, tek istediğimiz ona ders vermek olsa da tembel bir öğrencinin yanından uzaklaşıyoruz, müdürün en yeni fikirleriyle ilgili dürüst düşüncelerimizi kendimize saklıyoruz, bir ebeveynden gelen saygısız bir mail’e profesyonel bir şekilde cevap veriyoruz, bazen hiç istemesek de bir öğrenciyle çalışıyoruz, Facebook’u kontrol etmeyi yeğlediğimiz bir saatte ertesi günü planlıyoruz ve bazen neredeyse küfür edecek duruma gelsek bile kendimizi tutuyoruz. Öğretmenler öz-kontrollerini sürekli kullanan insanlardır.

Ama en büyük vurgunu yediğimiz şey başka: Karar vermek de irade gücünü kullanır. Araştırmacılar buna “karar yorgunluğu” diyor. Gün boyunca ne kadar çok karar alırsanız, o kadar fazla özgür irade kullanıyorsunuz. Araştırmalar, suçluların şartlı tahliye kurullarına günün erken saatlerinde gittiklerinde, günün sonuna yakın gittiklerinden çok daha iyi olduklarını söylüyor. Benzer bir şekilde, ilk sırada değerlendirilen bir öğrenci ödevinin en son değerlendirilenden daha adil bir not aldığını ortaya koyuyor araştırmalar. Koca bir günü kararlar vererek geçirdikten sonra iyi kararlar alacak enerjimiz kalmıyor. Öğretmenlerin her okul gününde yaklaşık 1,500 karar verdiği tahmin ediliyor. Bütün bu kararlarla, çocuklara öğretmenlik yapmanın gerekliliği olan bütün öz-kontrolü birleştirirseniz, irade gücümüzün saat beşe kadar tükenmesi hiç de şaşırtıcı değil. Gerçekten bitkin oluyoruz.

Yoğun duygular Öğretmenlerin yorgun olmalarının ikinci sebebi de yoğun duygular. Öfke, hayal kırıklığı, heyecan ve sevinç gibi yoğunluğu yüksek duygular fizyolojik olarak külfetlidir. Olumlu duygular, tıpkı olumsuz duygulara benzer fizyolojik tepkileri uyandırır: Nabzımız hızlanır, ter bezlerimiz harekete geçer ve kolayca tedirgin oluruz. İster olumlu olsun ister olumsuz, vücudumuzun stres tepkisini harekete geçirdiği için yoğun duygular bizi çok yorar.

Öğretmenlere, derslerinde coşkulu olmaları öğretilir. Pek çok öğretmen bunun en etkili yol olduğuna inanırlar. Enerjik olmalılardır. Bu doğru olabilir, ancak öfke, hayal kırıklığı ve hatta tedirginlik anlarıyla birleşen heyecan ve coşkunuz da sizi yoracaktır.

Endişe Beklendiği üzere kaygılanmak da yorgunlukla ilişkilendiriliyor. Endişelendiğimizde negatif olayları hayal eder ve bekleriz. Stres seviyemiz artar ve vücudumuz savaş ya da kaç tepkisini harekete geçirir. Kalplerimiz daha hızlı atar, terleriz ve bağışıklık sistemimiz bir tepkiye hazırlanır. Bunun sonucu olarak bitkin düşeriz.

Öğretmenler çok çeşitli sebeplerle kaygılanırlar:

* öğrenciler öğrenmiyor

* davranış sorunları

* bir ders fiyaskoya dönüşüyor

* yarın bir yardımcı öğretmen geliyor

* bir veli öfkeli

* müdür gözlem yapmak için geliyor

* fotokopi makinası bozuk ve ben şimdi ne yapacağım?

* öğretmen arkadaşım bana çok kızgın

* Sınıfta bir film gösterdim ve bir karakter “lanet olsun” dedi ve şimdi çocuklar eve gidip anne babalarına bunu söyleyebilir ve müdürü ararlar ve ben filmi izletmek için doldurmam gereken o aptal formu bile doldurmadım… (Eminim daha devam ettirebilirsiniz.)

Peki o zaman neden mi sürekli yorgunuz: Tonlarca karar veriyoruz, yoğun duygular arasında gidip geliyoruz ve çok fazla endişe ediyoruz. Ama bu konuda yapabileceğiniz bir şeyler var. Bir sonraki yazım, her bir nedene yönelik stratejiler olacak. Ve böylece umarım günün sonunda hepimiz evimize daha fazla enerjiyle döneriz.

Kaynak: http://teacherhabits.com/why-teachers-are-so-tired-and-what-to-do-about-it/

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

75 yıl süren araştırma :Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir?

0

Bir araştırma düşünün ki 75 yıl sürmüş olsun. Tam 75 yıl boyunca 750 kişiyi takip etmişler.
Birbiriyle çok zıt iki grup üstelik.. Bir yarısı Harvard Üniversitesi mezunu, diğer yarısı Boston’un en yoksul mahallerinde yaşayan gençler..

18 yaşında tutmaya başlamışlar kayıtları.
Gençlere sormuşlar, “Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir? “ Çoğunluk ne cevap vermiş tahmin edin…

İki zıt toplumsal kesim, tutmuş aynı yanıtı vermişler : Zenginlik ve şöhret !

Şimdi buraya kadar normal, ee ne olmuş ki diyebilirsiniz..

Ama iş o 750 genci, 70-80 yaşlarına kadar takip etmek olunca enteresan sonuçlar çıkıyor. Hem de öyle böyle detay değil, sağlık raporlarından, banka hesaplarına, aile bireyleri ile görüşmelerden , her yaşta ayrı fotoğraflarına kadar..

Araştırmayı sunan Amerikalı bir Psikiyatr Robert Waldinger. Fotoğrafları gösteriyor, 18 yaşındaki hali-80 yaşındaki hali.. Öyle enteresan ki görmeniz lazım..

O 750 kişiden kaçı ünlü ve zengin olmuştan öte, hedefte şu soru var, “ Kaçı mutlu ve sağlıklı yaşlılar olabilmişler? “

Hani zengin ve ünlü olunca mutlu olacaklardı ya…:)

Olabilmişler mi?

Sizce….?

Keşke yazı değil de sohbet olabilseydi bu, cidden aklınızdan ne geçtiğini duymak isterdim…

Neyse fazla merakta bırakmayım sizi..

Zengin ve ünlü olmanın, mutlu ve sağlıklı olmakla direkt bir ilgisini “kuramamışlar” efendim.!

Anahtar kelime ne biliyor musunuz?

“Sosyal ilişkiler” !

Onca 750 kişinin içinde, mutlu ve sağlıklı olan kişiler , etrafında dostları, akrabaları, komşularıyla, kısacası sevgi ile çevrili olanlar.. İster Harvard mezunu olsun, ister yoksul bir ailenin çocuğu.. Fark etmiyor.
Bu arada kaç arkadaşınız olduğu da önemli değil. İlişkilerin “kalitesi” önemli. Güven duygusu , kabullenilme, takdir edilme, aidiyet vesaire..

Yani anlayacağınız 60-70 yaşlarına geldiğinizde, kolesterolünüzün veya tansiyonunuzun kaç bastığı bile bir şekilde ilişkilerinizin güzelliğine bağlı. İyi ilişkiler sadece vücudumuzu değil, beynimizi de koruyor.

İyi bir ilişkinin de baş tacı “güven” diye vurguluyor adam..

Tam da geçenlerde kızımla bu konuda sohbet etmişken..

“ ‘Dostluk’, dedim, tabakta kalan son patates kızartmasını birbirine ikram etmektir. O üzülünce ona kıyamamak, biri onu hırpalarsa ona siper olup korumak, o başarılı olduysa kendin olmuş gibi sevinmektir. Dost demek güven demektir güzel kızım. Sen önce güvenilir bir insan olacaksın ki etrafına da güvenilir insanlar toplansın. Sen yalancı, sen kıskanç, sen kaba biri olursan etrafında da öyle arkadaşlar olur. Gül bahçesi mi, diken tarlası mı, sen seçeceksin. “

Diyeceğim o ki, günümüz dünyasında tüm mutlulukların maddiyata
endeksli olması bir tesadüf değil.
Bir kurgu. Bir yönlendirme.

Yok mu sayacağız maddiyatı?

Elbette ki hayır.

Ama birinci sıradan indireceğiz.

Çok zengin ve ünlü bile olsa bir insan, sana telefonu teklifsizce açıp, “Vayy be ..! Helal olsun kardeşim sana..!! Gurur duyuyorum seninle..” diyecek bir gerçek dostun yoksa neye yarar?

İçin katılıp ağladığında, ya da yüreğine kara kara isli bulutlar yürüdüğünde yargılanmayacağından emin olarak dertleşmeyeceksen bir can yoldaşıyla, zehrini nereye akıtabilirsin ?

Tabakta kalan son patates kızartmasını yayıla yayıla ağzına atıyor olabilirsin.. Atlar, katlar, yatlar sahibi olabilirsin.. Herkes önünde iki büklüm eğilip ceketini ilikliyor olabilir, ama hayat, sen evinin kapısından içeri girip, o kapıyı kapattığın an başlar..

O kapının ardında, yani senin iç dünyanda kaç tane sevgili varlık var?
Kaçına güvenebilirsin? Sen kaçı için güvenilir kişisin?
Gözlerin yaşlıyken kaçının kolları sana uzanır?
Kaçı senin hangi yemeği sevdiğini, veya ne bileyim kimyondan nefret ettiğini bilip, ona göre sana yemek pişirir?
Kaçı sen balkonda üşüdüğünde içerden bir pırtıl hırka alıp omuzlarına konduruverir?
Kaçını gecenin kör bir saati teklifsiz arayabilirsin, o seni arayabilir?

Yurdu yuvası olmayan, konacak yer bulamayan kuşlara döner yalnız insanlar…

Neticede Yaşar Kemal de dememiş mi ; “ İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” diye…

Yani evrende yakışıklı bir iz bırakmanın yolu zenginlik ve şöhretten değil de, “insanlık”tan geçiyormuş .

Anlamak için 80 yaşımıza gelmeyi beklemeyelim bence..:)

Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım -Hayykitap
Sayfa 179 ( 70 Yıl Süren Araştırma )

Unutma, sen değerlisin. Çalışsan da çalışmasan da… Ünlü olsan da olmasan da…

0

1. Unutma, sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da…
Ünlü olsan da olmasan da…
O erkek seni istese de istemese de…
Sen sen olduğun için bi’tanesin.

2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik,
biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his…
Sen şahanesin..

3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye,
saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.

4. Kendine güvenin en büyük silahındır
ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.

5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın,
sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana,
tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.

6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle
adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.

7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov,
sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.

8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.

9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin.
Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir.
Buna asla izin verme.

10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan;
herkes sana öyle davranır.
Asla ama asla kendini küçümseme.

11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!

12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.

13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin.
Kimse son değil, bunu bileceksin.

14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin.
Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!

15. Sevgilini çok sevmelisin.
Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakaaat çok sevmen demek,
kendini ayaklar altına alman demek değildir.
Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?

16. Her şeyin şık olsun.
Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.

17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç!
Onlar sen olamaz, sen de onlar…
Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.

18. Kız arkadaşların önemlidir,
en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin.
Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında,
mutluluğunda da yanında olan,
yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.

19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak,
icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.!

20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!

21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın
vizesini keseceksin.

22. Sen renklisin, sen beceriklisin,
sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın,
sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!

23. Her şey bir karar vermene bakar.
Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.

24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok!
Şu an silkelenip kendine geleceksin!

25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum,
SEN ÖZELSİN,
SEN Bİ’TANESİN,
ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN.

( AYŞE ÖZYILMAZEL)

Paylaşımlarımın daha fazlasını görmek isterseniz eğer beni instagram’dan da takip edebilirsiniz.
instagram.com/serhatyabanci

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR