Ana Sayfa Blog Sayfa 61

İlişki bağımlısı,mantıklı bulur ama kopamaz

0
İlişki bağımlılığı    
Son zamanlarda ilişkilerde yaşanan en büyük sorunların başında gelen, ilişki bağımlılığı, hem bağımlıyı, hem de bağımlı kılınan kişiyi mutsuz eder. Bağımlılık, kişinin kontrol etmek istemesine rağmen, davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini kontrol edememesi, kendisiyle çatışma yaşamasıdır..
Bağımlılığın temel düşüncelerinin başında, ilişkiye zarar gelecek kaygısı, terk edileceği ,endişesi, ilişkiyi istediği noktaya götüremeyeceği düşüncesi ve açılımları ile ilgili oluşturduğu senaryolardır.. bu kaygılar, ilişki boyunca, her defasında teste tabi tutulsa da, kişinin bağımlılığı&kaygısında bir azalma sadece anlık olarak yaşanmaktadır. Kişi, bağımlılığın yarattığı “ o benim her şeyim, ben onsuz yapamam, onsuz olmayı, hayal edemiyorum” gibi rasyonel olmayan düşüncelerini yaşadığı ilişkinin bitmemesi adına devamlı kontrol ederek güvenirliğini sağladığını düşünür. Kontrol etme düşüncesinin temelinde aslında görüldüğü gibi çok ilgilenmek ya da Leyla-Mecnun aşkı yoktur. Yani çok seviyor gibi görünse de esasen bir kayıp korkusunun dışa vurumudur. Kişi, kaybetmemek adına, mükemmel sevgili olmak, her türlü beklentisini karşılamak,onun her anını doldurarak başkasına muhtaç olmamasını sağlamak ister. Aynı zamanda kaybetme kaygısının senarize olmaması için,parterini hem cinslerinden uzak tutmak ister. Sanki, biri onu her an aklını çeldirir diye düşünerek kendinden uzak tutmaz. Burada kişinin farkında olması gereken ilk nokta, ilişkideki davranışlarını doğru yorumlamaktır. Yani onu çok sevdiğini zannetmek ve onu çok özlemek , bazen farkında olmadan bir kaybetme kaygısının kendisidir. Kişi, bunun farkına varırsa, bu davranışlarını daha rahat kontrol etmektedir. Psikolojik olarak Kişi mutsuzluklarının nedenlerini bilirse, çözümü daha kolay olur.
Kişi, kendince çok seviyor, çok arıyor,ilgi gösteriyor ve karşılığını alamıyor. İlk bakışta ilgisiz bir partneri var diye düşünebilirsiniz, ama esas olan, bunu hangi dinamikler ile yaptığıdır. Burada bağımlılığın başka bir noktasına geleceğiz.
Bağımlılık kokan ilişkilerde izole bir ilişki yaşama şekli vardır. Çevre daralmış, çiftin baş başa geçirdiği zaman artmış, aileler ile iletişim azalmış, arkadaşlar ile ilişkiler azalmıştır.
Bağımlı ilişkilerde, ilişki bağımlılığı arttıracak şekilde ilerler.yani tarafların birbirine muhtaçlığı ,izole edilmeye bağlı olarak artmıştır. Bu durum, bireylerin birbirine olan mecburiyetlerini arttırır.bu durumlarda, bir taraftaki duygusal-düşünsel değişim, diğer tarafı direkt etkilemektedir. Yani bu kadar iç içe olmak, ilişkinin yürümesi için bir engel iken, bağımlılık oranını da arttırmaktadır.
İlişkiyi matematiksel olarak açıkladığımızda siz A kümesisiniz.Sevgiliniz B kümesi, ilişkiniz ise , ortak küme olarak C kümesidir. C kümesi hiçbir zaman A yı ve B yi kapsamaz. Ve C ortak kümesinin oluşması için A ile B , kendinden bir şeyler vererek B yi oluştururken,kimse kendi kümesini olduğu gibi ortak alana aktarmaz. Bu açıdan bakıldığında, ortak kümeye katkınız en fazla %50 olmalıdır. Yani siz yaşamınızın en fazla %50 sini ,parteriniz de %50 sini verirse, bir bütün oluşur. Siz de bu şekilde bir yandan ilişkinizi yürütürken, diğer yandan da , sosyal-kültürel ve diğer alanlardaki ilişkilerinizi devam ettirirsiniz.
Yine mutluluğu bir havuz olarak kabul edersek, bu havuzu farz edelim altı musluk dolduruyor. Bu musluklar, aile, iş, arkadaş, sevgili, hobiler, bireysel çalışmalar vs.. olsun.
Siz eğer diğer beş musluğu kapatıp sadece sevgili musluğu ile hayatınızda mutluluk havuzunu dolduramazsınız. Hem havuz dolmayacak, hem de tek musluğa aşırı yüklenip onu da tahrip edeceksiniz. Ki bir yanda da o sevgili musluğu da aşırı beklentiden dolayı bir noktadan sonra, kendisi de mutsuz olacaktır. Mutsuz insan ise ,size mutluluk akıtamayacaktır. Yani kısaca, mutlu olmayı sadece partnere yüklemek,sorunu çözmez. Ne matematiksel olarak ne de insani durumlar olarak..mutluluk havuzumuz ancak musluklardan en az dördünün açık olması ile normal düzeyde olur.
İlişkilerinde bağımlı olanlar, genelde bir noktadan sonra,partnerlerini aşırı derecede eleştirmeye ,onları ilgisiz, kalpsiz, duyarsız olarak suçlamaktadır. Çünkü madde bağımlılığında olduğu gibi, ilişki bağımlılığında da bir noktadan sonra, kişiden beklentiniz git gide artmaktadır.tolerans denilen bu arttırma süreci, karşıda kişinin pes etmesi, ben sana yetmiyorum demesi, sizden ayrılmak istemesi (vicdanı el vermez genelde) ile sonlanabilmektedir.
 
İlişki bağımlılığı bir hastalık mıdır?
Aslında süreç olarak uzun sürmesi bir psikolojik problem olarak tanımlanabilir. Fakat ayrım yapılması gereken nokta şunlardır: o Tecrübesiz ise, o İlk ilişki ise, o Kişinin çevresi da ise, o Asosyal ise, o Kendine özgüveni düşük ise, o Kendine, çirkin, yetersiz, güçsüz, gibi nitelendirmeler yüklemiş ise, o Daha önce yaşanılan olumsuz içerik ve sonuçlu bir ilişki ise, Kişide bu tanımlanan durumlar yaşanabilir. Fakat bu durumlar, çözüme kavuşabilecek düzeydedir. Özellikler ilişki ve bireysel terapide farkındalık ve ego gücü seansları ile bu tip durumların aşılması ve yaşam kalitesinin attırılması mümkündür.
Bu tip ilişkilerde ;
Kıskançlık: çok sevmenin ya da sahiplenmenin bir göstergesi değil, daha çok kaybetme duygusunun bir göstergesidir. İyice izole olmuş ve hayatında sadece sevgilisi olan kişi, elindeki son kişiyi kaybetme kaygısıyla hareket eder. Eğer partneriniz, bu tip bir ilişki içinde ise,onu sosyal çevresinden koparmamalısınız.
Sık görüşmek: ilişkinin geleceği ve güvenliği için görüşülen zamanların iki tarafın kendine ayıracağı zamanı aşmaması,haftanın belli günleri ya da belli saatlerde görüşülmeyi sağlanması gerekir. Bu tip durumlarda, partneriniz, bu öneriyi sizin az sevmenize ya da sıkılmanıza yorsa da mantıklı açıklamalar ya da ilişki danışmanına giderek çözebilirsiniz. Sık görüşmek, birinizi özlemenizi engelleyeceği gibi, bir noktadan sonra ilişkiyi de monotonlaştırıp, sıkıcı hale sokabilir.ayrıca ilişkilerde önemli olan sık görüşmek değil, aktivite yapmaktır.
Evlilik Israrı: bazen partner, evliliği evlenmek için değil, ilişkini sağlamlaştırmak için ister. Yani kaybetme kaygısını aşmak ve aidiyet duygusu yaratmak için. Bu durumda, kişi esasen evliliği değil, güveni ve istemektedir.
Öfke : bağımlı ilişkilerde,kişi aşırı vericiliği karşıdakinden bekler. Fakat partnerinin bunu karşılayamayacağını bilemez. Beklediğini alamamasını, karşıdakinin vermemesi veya vermek istememesi olarak yorumlayan kişide öfke oluşur. Bu durum, onu değersizleştirdiği içini, kendisini hissetmeye neden olan partnerine öfke duyar. Bu öfkeler genelde ani ve birikip beklenmeyen şekildedir. Öfkenin ilişkideki nedenlerinde, beklentinin karşılanmaması ,kendini değersiz ve kötü hissetmesini partnerine bağlamak gibi düşünceler vardır.
Sevgiliyi Kontrol etme : kontrol etme ile ilişki bağımlılığı arasında doğru orantı vardır. Kendini partnerine , muhtaç ve mahkum hisseden kişi, onu daha çok kontrol eder. Devamlı mutluluk kaynağı olarak gördüğü partnerini hem tatmin duygusu için hem de kaygılarını rahatlatmak adına takip-kontrol eder.
Neler yapılabilir ?
• İlişki bağımlılığının bir algılayış ve bilişsel bozulmadan kaynaklandığını kabul etmeliyiz.
• İlişkide, sadece tüm beklentiyi ve mutluluğu partnerine bağlamak yerine, kendine bir yaşam alanı yaratmalıyız.
• Aile,iş arkadaşları, sosyal ilişkiler, hobiler ve ilişkiden önceki faaliyetlere ağırlık vermeliyiz.
• İlişkinin bozulması,beklentinizin kaynağı zorlaması ise, ilişkide mutsuzluğu partnerinize çıkarmak yerine ,hayatta mutlu olmayı tek nedene indirgememeliyiz.
• Partnerinizin ilişkideki ısrarlarının temel nedenlerini bulmaya çalışın.. mesela evlilik ısrarı var ise; bunu evlilik için mi kaybetmemeyi garantilemek için mi istediğini bulup, ilişkideki güveni güçlendirmelisiniz.
• İlişkide öfke var ise, öfkenin nedenini bulun. Öfke ani ve parlak ise,olaydan bağımsız olduğunu unutmayın.
• Partnerinizin kaybetme kaygısı için, ona güven verici net ifadelerden bahsedin. Onu kıskandırmak veya gizli öfkenizi yansıtmak adına güvensizliğe sürüklemeyin. Geri dönüşü zordur.
• Hem onun alışması hem de ilişkinizin sağlığı için ortak zaman dilimlerini kaliteli zamana çevirin. Çok sık görüşmek,çok sevmenin göstergesi değildir.
• Kıskançlığı, sevgi olarak görmeyin. Eğitilebilir bir duygudur. Kaygılarınızı kanıtlara dayandırın.Mesela :
1 kıskanmak için ne gibi kantlarım var?
2 Beni terk edeceğine dair kanıtım var mı?
3 Bu gerçek mi yoksa benim yarattığım bir senaryo mu?
4 Bu senaryoyu yaratan ben isem, onun bozacak olan neden o olsun?
5 kendimi güçsüz ve yetersiz hissetmem, güçsüz ve yetersiz olduğumu mu gösterir?
6 Kendimi süperman hissetsem,süperman olur muyum?
7 Hissettiklerimiz, her zaman bizi tanımlar mı?
8 Hisler gerçekler için kanıt olabilir mi?
9 Biz öyle hissediyoruz diye öyle olmalı mı ?
10 Duygular,düşüncelerden çıktığına göre, olayları gerçekçi yorumlamak,duygularımızı da değiştirir mi?
• Bu değişiklikleri yapmanın zor olması,çözümsüzlük değildir. Önemli olan bu zorluğa dayanabilmektir. Çözümün uzaması, çözümsüzlük olamaz.
• İlişkiyi bir tedavi olarak görmemeliyiz. Sonuçta siz ne kadar beklerseniz, partneriniz de sizin kadar bekleyebilir.
• İlişkideki duruşunuzu değiştirmediğiniz sürece, partnerinizi değiştirmek sorunu çözmez.
• Düşüncelerimizi sorgulamalıyız. Mesela “hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir” diyebilmeliyiz.
• Kendine verdiğin değeri,başkasının sana verdiği değerle ölçersen,kendini değerli hissetmek için hep başkalarına ödün vermek zorunda kalırsın.
• Ne fark eder ki, kör için elmas da birdir camda…Sana bakan bir kör ise; sakın kendini cam sanma(mevlana)
• Senin kendine değer vermediğini fark eden insanlar, sana değer vermeyecektir. • Mutlu bir yaşam için sevmek ve çalışmak gerekir (Freud)
• İlişkinde, aynı yöntemler ile farkı sonuç alamazsın.Farklı sonuç beklemek, boşa emektir.
• İlişkiler bizi mutsuz etmez. Bizim onu yaşayış,tercih ediş ve algılayış tarzımız bizi mutsuz eder.
• Tüm mutsuzluklarımızı çocukluk dönemlerimize bağlamak bize yeni bir şey katmaz. Hayat, sorgulanmış ve düşünülmüş tercihlerimizden ibarettir.
Serhat Yabancı

Aile-Evlilik İlişki Danışmanı

Yazar

instagram.com/serhatyabanci

HAYIR DİYEBİLMEK, EVET OLABİLMEKTİR

0
   Hayır demek, kişiyi reddetmek değildir.  Kişinin teklifini veya isteğini  kabul etmemektir.
    İnsanlara kişiliğimize, zevklerimize, beklentilerimize göre cevap vermek, onları reddetmek değil, onlara kendimizi tanıtmaktır. Bizim neyi sevip sevmediğimizi, nasıl bir insan olduğumuzu, nelerden rahatsız olup olmadığımızı, ancak evet ve hayırlar ile yansıtabiliriz. İşte böyle bir ifade şekli varken, yalnız kalma korkumuzdan, çevremizdeki insanları küstürmekten, kırmaktan ve buna bağlı olarak kaybetmekten korktuğumuz  için hep alttan alıp evet demek zorunda hissederiz.  Oysa insanlara,        “ hayır, istemiyorum, beğenmiyorum, gelemem, yokum vs. demek, onları reddetmek  ve istememek değil, talep ve önerilerini istememektir..
   Bir kişiyi sevmek demek , onun sevdiği her şeyi sevmek, istediği her şeyi de istemek değildir.  Biz onu sevebilir, ama onunla her konuda aynı zevklere sahip olmayabiliriz. Bu durum, iyi dost olmamıza da engel değildir.  Şayet, onun isteklerine hayır diyemezsek, sanal bir kaybetme korkusuna yakalanır, hayır dediğimizde ise onu kaybedeceğimizi sanırız. Kaldı ki karşımızdaki kişi de bizim böyle düşündüğümüzü fark eder ve bunu kendi menfaati için kullanmayı düşünürse, o zaman istediği olmadığında  bizi terk etmekle, yalnızlaştırmakla tehdit edebilir.  Yani zayıflığımızı kullanabilir. Ta ki , biz, onun kendi beklentilerinden dolayı bizi terk etmesinden korkmadığımızı ona yansıtana kadar. Ne zaman ki “ eğer senin istediğini yapmadığım için benimle küseceksen/ilişkini koparacaksan sen bilirsin” dersek işte o zaman o bize karşı bu şantajı artık kullanmayacak ve bizimle ast/üst, güçlü/güçsüz ilişkisi değil, eşit ilişki kurmaya başlayacaktır.
   Ayrıca biz güçsüz ve ondan ayrılamaz göründükçe o güçsüz birini kaybetmekten korkmayacak, bizi kaybetmeyi de ciddi bir kayıp olarak görmeyecektir.
    Çünkü; “güçlü olursam insanlar beni kaybetmekten daha çok korkarlar. Güçlü insanları herkes hayatında tutmak ister” güçlü olduğunun göstergesi de, bana ters ve yanlış gelen şeylere, üslubumu bozmadan itiraz etmem veya kendimi ifade etmemdir.  Tabi ki her şeye itiraz etmek değildir.  Her şeye itiraz edersem uyumsuz, hiçbir şeye itiraz etmezsem güçsüz algılanabilirim.
   Gerek özel ilişkilerde gerek se sosyal ilişkilerde, hayır demenin bir oranı ve dengesi vardır. Az önce denildiği gibi her şeye itiraz etmek veya hayır demek gibi her şeye evet demek de hatalı bir davranıştır. Esas olan bunu genel bir duruma yormadan, olaya ve duruma göre ayarlamaktır. Hayır demek veya dememek, süreklilik değil durumsallık arz eden bir davranıştır.  Bizimle alakalı olan, bizi direkt etkileyen ve dahil eden konularda istediğimizi  ve hakkımızı talep etmemiz gerekirken, istemediğimizi ya da yapmamamız gerekeni de  “hayır “ ile yanıtlamalıyız.
   Hayır diyebilmek için, bunu denemek lazım. Denedikçe hipotezlerimizi gözden geçirir ve yanlışları eleriz. Eledikçe de düşüncelerimiz değişir. Değiştikçe de davranışlarımız değişir. Davranışlarımız da değiştikçe güçlenmeye başlar, kendi hayatımızın kaptanı oluruz.
   Hayır dersem yanlış anlaşırım düşüncesi de bir hipotezimizdir. Aynı zamanda bu düşünce bir zihin okumadır. Biz öyle algılanacağını zannederiz.  Oysa istediğiniz kadar en güzel ifade şeklini en yalın dili kullanın yine de yanlış anlaşılma düşüncesi aklınıza gelebilir. Çünkü yanlış anlaşılma  bir hipotezdir, gerçekliğe dayalı değildir.   Yapmamız gereken kendimizi ifade etmektir. Yanlış anlamak, anlayanın sorunu, bunu belirtmeyen de yanlış anlayanın ikinci sorunudur. Biz insanların yanlış anlamasından değil, kendimizi ifade etmekten sorumluyuz.
   Hayır diyememek gibi bir sorunumuz varsa, ancak ifade ederek ve aşama aşama egzersiz  yaparak bunu çözebiliriz. Sustukça, hem cesaretimiz körelir hem de zamanla kendimizi ifade etmek bizi daha fazla kaygılandırır.
   Örnek verelim:  Mesela akşam takımızın maçını izleyeceksiniz ama arkadaşınız sizi dolaşmaya çağırıyor.  Siz o akşam kesinlikle maç izlemekten daha çok keyif alacaksınız ama arkadaşınızı kırmaktan çekiniyorsunuz.  Şayet arkadaşınıza evet derseniz, bu arkadaşınızın penceresinden dolaşmayı daha çok sevdiğiniz anlamına gelecektir. Oysa size göre ise belki fedakarlıktır.  Ama  “ ben bugün evde maç izlemeyi planladım, maç izlemeyeceğim “dediğinizde. Olası  tepkiler;
  • Bende maçı çok severim, sana uyarsa eşlik edebilirim.
  • Gelmeyeceksin. O zaman ben başka arkadaşı arayayım.
  • Peki maçtan sonra  dolaşalım mı ?
  • Maç, benden mi önemli?
                Gibi en az 5-6 tane daha gelebilecek muhtemel cevap bulabiliriz.  Ama bizim zihnimizdekinin olma ihtimali  çok düşük olabilir.  Velev ki , hayır dediğimiz için bize kızıyor ve gönül koyuyorsa da bu onun benmerkezci yaklaşımının göstergesi olur.  Kaldı ki bazılarına evet bazılarına hayır dediğinizde de o bunun sizin tercihiniz olduğunu da zamanla kabul eder.
                Hayır cevabından önce nedeninizi de açıklamak, cevabın olumsuz etkisini azaltır. Mesela direkt “gelmek istemiyorum” yerine “ akşam için şöyle bir plan yapmıştım bu nedenle gelemeyeceğim” dediğinizde daha mantıklı ve olumlu bir hayır cevabı vermiş oluruz.
                Nedenini açıklamanıza rağmen ısrar gelebilir. Şayet ısrara rağmen istemediğiniz bir şeye evet derseniz, bundan sonrası için de “ ısrar edersem yapar” düşüncesini ona aşılamış oluruz.  Böylece arkadaşlarınızın daha fazla ısrar etmesine neden oluruz. Israrlarda da  yumuşak ve kararlı bir ifade ile aynı nedenleri ve cevabı vermemiz gerekiyor.  “ gerçekten canım istemiyor”.
                Tüm cevaplarınıza  rağmen ısrar ediliyorsa nadir de olsa erteleyici veya konuyu dağıtıcı cevaplar da verilebilir.  “bugün olmaz ama  yarın veya X gün sana eşlik edebilirim.”  “ bu arada senin  iş durumun ne oldu”
   Sonuç olarak, evet demek nasıl ki normal bir  cevap ise hayır demek de bir okadar normal bir cevaptır.  Yaptığımız şeylerden  ve yaşadığımız anlardan keyif almak istiyorsak benliğimizin  ve ruhumuzun sesini dinlemeliyiz. Ayrıca başkasını mutlu etmekten vazgeçmeli, herkesin kendi kendisine yetmesine fırsat sağlamalıyız.
Unutmayın, bazı “hayır” cevapları hayra neden olabilir.
Serhat YABANCI
Psikoterapist
www.serhatyabanci.com

EVLİLİKTE  İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?

0
   Bir ilişkinin kalitesi, iletişimin kalitesi ile ölçülür. İletişim, evlilik, flört,vb.  tüm ilişkilerde ilişkinin şeklinin kalitesinin ve düzeyinin göstergesidir.
   Bizim toplumumuzda kendini ifade etmek, onu ikna etmek,  karşıdaki üzerinde bir etki yaratmak olarak algılanmakta. Oysa gerçek iletişim, kaygılardan uzak olmalı, kendini ifade etme odaklı olmalıdır. Şayet ikna amaçlı ya da etki amaçlı bir  iletişim dinamiğine sahipseniz, o iletişimin sonunda öfke veya kavga kaçınılmazdır.  Ayrıca sadece çözüm odaklı ve ikna odaklı iletişim kuran çiflterin kendi aralarında da sohbet edemedikleri ve güncel konularda da paylaşım yapamadıkları görülmektedir.
O halde iletişimde ilk kuralımız ikna etmek ve kabul ettirmek amaçlı olmamalıdır.
    İletişim, bir evlilik/ilişkideki sorunların çözümü için en temel ortak anahtardır. Ekonomik, sosyal, duygusal, cinsel vb. gibi yaşanan tüm sorunlar doğru bir iletişim tekniği ile çözülebilir.  Evlilik terapistleri olarak bizler, iletişim ile her türlü sorunun çiftler tarafından çözüleceğine inanırız. İletişimi düzeltmeyen çiftler, dışsal etmenlerle, farklı destek güçlerle sorunu çözmeye çalışırlar.  Daha çok para kazanmak, araba,ev , alışveriş kalitesini arttırmak vb. gibi etmenler , ilişkinin değil evliliğin konfor düzeyini arttırır. Dışsal destekler, iyi giden ve belli sorunları çözülen evliliklerde yapıcı etki yaratırken, kötü giden evliliklerde, kişilere boşanma gücü verir.
O halde, evlilik içindeki iletişim sorunu, dışsal destek kaynakları ile değil, iki eş arasında karşılıklı çözülmelidir.
    İletişimin evlilikte sorunlu olması, eşlerin birbirlerine olan ön yargısı ve etiketlerinin  ürünüdür. Eşler, birbirlerine güvenmezler, değişeceklerine inanmazlarsa konuşmalar kısa ve  emir vaki olur, içeriğinde de duygu barındırmaz. Birbirleri hakkında negatif algılara sahip olan çiftler, sigorta attıran konularda genelde 30.saniyeden itibaren kontrolden çıkarlar.  Bunun nedenlerinden biri de çiftlerin birbirini zihnini okuması ve söylenene değil, onunla ilgili aklından geçene inanmasıdır. Mesela, siz ne söylerseniz söyleyin eşiniz  ailesi hakkında sizin ön yargılı olduğunu ve sevmediğinizi söyleyecektir.  Eğer ön yargılar oluşmuşsa, konuyu konuşmaktan çok ön yargıya odaklanıp hem ön yargı sahibinin  hem de buna neden olan eşin öz eleştiri yapması gerekir.
O halde,iyi bir iletişim için eşler birbiri hakkındaki ön yargılarıyla yüzleşmelidirler.
Bir ilişkide sağlıklı iletişim, sağlıklı güven duygusuna bağlıdır. Birbirine güvenmeyenler, birbirinin söylediklerine de güvenmezler. Güven ilişkisinin oluşması için ise mutlak olarak öz eleştiri, özür dileme ve hatayı kabullenme gerekir.  Birinin güvenini kazanmak istiyorsak, haksız ve hatalı olduğumuz noktalarda, (en kötü) onu kaybetme ihtimali olsa bile, özür dilemeli, kabul etmeli ve öz eleştiri yapmalıyız.  Olayların üstünü kapatarak  sorunlar çözülmediği gibi kalıplar ve güvensizlikler oluşur.
Hatalarını kabul etmeyen yada kendi hatalarını eşinin hatalarıyla kapatmaya çalışan kişiler, her geçen gün daha fazla iletişimi bozan taraf olur. Mesela, eşinizin eve geç gelmesi, sizin hakaret etmenizin nedeni veya sabunu olamaz.  İkisi ayrı birer hatadır.  Ayrıca bir hatanın bedelini onun canını acıtarak ödetirseniz, ödeşmiş olur ve özür dileme gereği oluşmaz.  Başkasının canını acıtarak ,kendi  canınızın acısını azaltmaktan vazgeçmeliyiz.
                O halde  sağlıklı bir  iletişim için ,hatalarımızı kabul etmeli haksız olduğumuz noktalarda da karşıdakinden özür dilemeliyiz.  “ama” ve ya “ sende şöyle yapmıştın” kalıplarını kesinlikle kullanmamalıyız.
İyi bir iletişimde temel olan, iki tarafın olduğu gibi kabullenildiği duygusu yaşamasıdır. İletişimde karşıdakini değiştirmeye çalışmak, beyhude bir çabadır. Hiç kimse karşıdakini mutlu etmek için değişmemeli. Ama  zarar veren bir davranışı var ise bunu , inandığı ve mantıklı bulduğu için değiştirmeye çalışmalıdır.  Değiştirmeye çalışmak konusunda ne kadar ısrar ederseniz, karşıdaki  de değişmemek için bir o kadar direnç gösterir.   İletişimde sorunlu davranış varsa amaç değiştirmek değil, “farkındalık yaratma” olmalıdır. Siz ona fark ettirin, ama ısrarcı olmayın. Fark edip değiştirmemesi  zaten sizi yok saymasıdır ki, bir insan bir ilişkiyi yürütüyorsa mecburen yok saymanın sa bedelini öder. Eşinizin davranışının farkında olmasını sağlamak zordur. Bu konuda en etkili yöntem ,yumuşak uslup ve duygu içerikli cümlelerdir.  Bağırarak öfkelenerek  kimseyi değiştiremezsiniz. Korku dolu  telkinler, istediği ve inandığı  için değil korktuğu için yapılmıştır. Cesaretini topladığında da yapmayı bırakacaktır.
Farkındalık için emir cümleleri kullanmamalıyız. Daha .çok o davranışın bizim üzerimizdeki etkisini, nasıl etkilendiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü belirterek ifade etmeliyiz. Mesela ; sesini yükselttiğinde çok korkuyorum, çok üzülüyorum, beni sevmediğini düşünüyorum” gibi . burada dikkat edilmesi gereken esas nokta, bu durumun süreç  odaklı olduğudur. Birkaç deneme ile sonuç almak mümkün olmayabilir. Çünkü hem o buna alışık değil, hem de siz kalıplarınızın dışında bir iletişim kalıbı oturmaya çalışıyorsunuz. O sizin samimiyetinizi sorgular siz ise sabrınızın zorlanması ile savaşırsınız.Sıkıntıları söylerken 2 yol izlemeliyiz.
Önce bu davranışın bizim üzerimizdeki etkisini söylemeliyiz.
2.nasıl davranmasını istediğimizi yani beklentimizi söylemeliyiz.
O halde sağlıklı iletişim için ,eşimizi değiştirmeye değil, davranışının farkında olmasına çalışmalıyız.
İlişki ve evlilikte iki farklı cinsiyetin, farklı yetişme ve kişiliklerin bir arada olduğunu kabul etmeliyiz.  Eşler birbirleri ile yarışmamalı. İletişim için ortak dili bulmaya çalışmak, bu ortak dilin ise aynı kelime veya üslup değil, birbirinin hassasiyetlerini gözeten  şekilde olmasını sağlamak gerekir.  Esas olarak da iki taraf, birbirinin bam teline basmamalı, sigorta attıran kelimelerden kaçınmalıdır.
O halde iletişimde esas olan  hırs ve intikam tatmini değil, sorun çözmek, rahatlamak ve kendini ifade etmektir.
Evlilikte iletişim kurulmadan önce kendimizi sorgulamalıyız. Amacım ne, hangi sonuca ulaşmak istiyorum, onun karşı tezi nedir?, onun haklı olduğu kırıldığı noktalar nedir ? vb. gibi sorular ile kendimizi test etmeliyiz.
 İletişimde amaç egomuzu tatmin etmek, haklılığımızı vurgulamak olmamalıdır. Haklı olmamız iletişimde her şeyi söyleme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmemelidir. Çünkü haklı olmak ve devamlı buna sığınmak, bunu silah olarak kullanmaktır.  Oysa haklı olmak, evlilikte sizi mutlu kılmaya yetmez.
Şuana kadar hep konuşmak üzerine odaklandık.. iletişimde gözden kaçan önemli ayak ise dinlemedir. “biz konuşamıyoruz” diyen çiftlerin evliliklerini incelediğimizde az dinleme, çok konuşma ve aralarında haklılık savaşı olduğunu görürüz. Oysa iletişimde esas olan dinlemektir. Bağırmalar, gürültüler ve kavgalarda esas neden dinlememektir. İki kişi kavga ediyorsa dikkat edin aynı anda konuşuyorlardır.
O halde sağlıklı iletişim sırayla dinlemek ve konuşmak şeklinde olmalıdır.
Dinlemek , konuşmak için sırasını beklemek değil,  söylenenin içindeki mesajları almaktır. Bazen siz konuşursunuz o susar. Sonra bir bakarsınız hiç dinlememiş gibi  sorular sorar. Oradan da anlaşılacağı üzere aktif dinleme değil, pasif dinleme yapılmıştır.
 O halde sağlıklı iletişim de dinlemek, anlamanın ilk şartıdır.
O HALDE SAĞLIKLI BİR EVLİLİK SAĞLIKLI BİR İLETİŞİM İLE MÜMKÜNDÜR.
Serhat YABANCI
 Evlilik-Aile-İlişki Terapisti
www.serhatyabanci.com
05321642584

Eşinize sık sık söyleyebileceğiniz 15 cümle

0
EŞİNİZE SIK SIK SÖYLEYEBİLECEĞİNİZ 15 CÜMLE
  1. Eşinize sık sık varlığının sizin için önemini söyleyin.
  2. Eşinize sık sık onun hayatını ne kadar çok kolaylaştırdığınızı söyleyin.
  3. Eşinize sık sık hakkını helal etmesini söyleyin.
  4. Eşinize sık sık, hayatını ne kadar olumlu etkilediğini söyleyin.
  5. Eşinize sık sık onunla olmanın büyük bir şans olduğunu söyleyin.
  6. Eşinize sık sık güzel yemek yaptığını söyleyin.
  7. Eşinize sık sık, evliliğinizden çok memnun olduğunuzu söyleyin.
  8. Eşinize sık sık kokusunu beğendiğinizi söyleyin.
  9. Eşinize sık sık onu beğendiğinizi söyleyin.
  10. Eşinize sık sık temiz olmasının sizin için önemini söyleyin.
  11. Eşinize sık sık becerikli olduğunu söyleyin..
  12. Eşinize sık sık evinizi sevdiğinizi söyleyin.
  13. Eşinize sık sık güzel cinsel hayatınız olduğunu söyleyin.
  14. Eşinize sık sık onunla sohbet ettiğinizde rahatladığınızı söyleyin.
  15. Eşinize sık sık en iyi arkadaşı olduğunu söyleyin.
EŞİNİZE ARA SIRA SÖYLEYEBİLECEĞİNİZ 15 CÜMLE 
  1. Eşinize ara sıra güldürmeyen espri yapın.
  2. Eşinize ara sıra güzel güldüğünü söyleyin.
  3. Eşinize ara sıra   “iyi ki seninle evlenmişim” deyin.
  4. Eşinize ara sıra seni seviyorum deyin.
  5. Eşinize ara sıra el şakaları yapın.
  6. Eşinize ara sıra bugün çok güzelsin deyin.
  7. Eşinize ara sıra aile bütçenizi güzel yönettiğini söyleyin.
  8. Eşinize ara sıra iyi bir ebeveyn olduğunu söyleyin.
  9. Eşinize ara sıra çok fedakâr olduğunu söyleyin.
  10. Eşinize ara sıra sosyal ilişkilerinize katkısından memnuniyetinizi söyleyin.
  11. Eşinize ara sıra akıllı olduğunu söyleyin.
  12. Eşinize ara sıra yaptığı işte başarılı olduğunu söyleyin.
  13. Eşinize ara sıra ne kadar özlediğinizi söyleyin.
  14. Eşinize ara sıra çok iyi arkadaş olduğunuzu söyleyin.
  15. Eşinize ara sıra güçlü olduğunu söyleyin.
 Serhat Yabancı
Aile Ve Evlilik Terapisti

Eleştiriyle ve iftirayla bakış açısı ile baş etme yolu

0
İnsanları susturamazsın, eleştirilerini engelleyemezsin.
Ama onlardan etkilenmek senin elinde..
Eğer eleştiri ile kendinden bir parça olduğuna inanırsan ciddiye alır etkilenirsin.
Eğer kendinden eminsen ciddiye almaz güler geçersin.
Bu onun kendi fikri, beni bağlamaz dersin.
Herkes kendine yakışanı yapar dersin.
Ben kendimin ne olduğunu bilirim dersin.
Ben, beni, beni sevmeyenlerden öğrenmem dersin.
İnsanlar bizi eleştirebilir. Bu eleştiriler olumlu olabileceği gibi olumsuz ve yıpratıcı hatta iftiraya da olabilir. Yaşamımızın her döneminde böyle bir şeyle karşılaşmamız mümkündür. Biz insanlardan kaçarak, tepki göstererek, insanların konuşmasını engelleyerek bunların önüne geçemeyiz. Bunları engellemeye gücümüz yetmeyebilir ama bundan etkilenmek bizim elimizde. Yorumlama ve analiz ile bu durumla başa çıkabiliriz. Haksız eleştirinin bizde anlam bulabilmesi için onu kendimize yontmamız ve bizde bir parçayla uyuşması gerekir. Yani kendimize böyle bir anlam yüklüyorsak, kendimizden emin değilsek, kendimizden şüphemiz varsa eleştiri bizdeki hipotezle uyuşur ve bizi etkiler. Acaba öyle miyim?  Gibi.
Eleştiriyi üstlenmemek için kendimize “ben kendimden eminim, ben kendimin ne olduğunu biliyorum, kendimi başkasının yorumuyla ve algısıyla ölçemem” telkinleri verebilir bu bakış açısını geliştirebiliriz. Eleştirinin yarattığı duygu durumundan çıkmak için, anında düşünce müdahalesi ile duygunun yönünü değiştirebiliriz. Daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi  kendilik değerimizi düşünmeli, ve kendilik değerimize devamlı yatırım yapmalıyız.
 Tüm eleştirileri bertaraf etmemeliyiz. Bazı eleştiriler olumlu olup pekiştireç niteliği taşırken bazıları ise olumsuz olsa da yapıcı niteliği taşır. Her eleştiriyi analiz etmek gerek.  İçeriğine göre davranış sergilemek gerek.   Mümkün oldukça da eleştiriye yeri ve zamanında tepki vermek gerekir.  Yapıcı  içerikli eleştiriler için “ bu yorumunu düşüneceğim, haklısın, bunları düşünmem lazım” cevapları verilebilir.
Haksız eleştiriler için ise “ bunlar senin fikrin, beni tanımlamıyor, beni yeterince tanıdığını düşünmüyorum, ben bu bahsettiklerinle kendim arasında bir bağlantı kuramadım.” Cevapları verilebilir.
İftira niteliğindeki söylemler için, “ bu fikirlerinizi hakaret olarak kabul ediyorum, art niyetli ve küçük düşürmek amaçlıdır, beni çok üzdü/rahatsız etti” gibi cevaplar  verilir ve özür beklentisi bildirilir.
            Kendimizi algılamamız ne kadar önemliyse emin olun anında cevap vermek ve kendimizi ifade etmek de bir o kadar önemlidir. Bazen ciddiye almamak lazım. Lakin bulunduğunuz yaşam alanı içinde , kalabalıkta veya sık olabilecek bir durum ise yok saymak yerine gereken tepki söylemler ile verilmelidir.  Her zaman eleştiriye sakin bir ses tonu ile, öfkelenmeden  ve düşünce ve duyguları ifade ederek cevap verilmelidir. Saldırmak, onun gibi iftira atmak veya haksız eleştiri ile aynı kanaldan cevap vermek, hataya hata ile cevap vermemizden dolayı bizi hatalı duruma düşürür.  Biz eleştirdiğimiz şeyi yapmamalıyız. Hem iftira atmanın hatalı olduğunu söyleyip hem de aynı yöntem ile kendimizi savunmak tutarsızlık olur.
@serhatyabanci

Değerli olanı mı önemli olanı mı seçmeliyiz?

0
Değerli olanı mı önemli olanı mı seçmeliyiz?
                 Bu kavram aslında çoğu insan için pek fark etmez. Hatta birbiri yerine kullanılır. O benim için çok değerli, o benim için çok önemli. Fark var mı? Dil kalıbı olarak belki aynı yerde kullanıyor olabilirsiniz ama bu yazıda gramerden değil, bir ilişkide ( özel veya genel) önem peşinde mi değer peşinde mi koşmamız gerektiğini, neye ihtiyacımız olduğunu bu iki kelime içinde açıklamayı umuyorum..
Tanım:
Önemli Olmak :
Önem, bir işe yarayan, bir görevi olan, o “an” o “dönem” ile sınırlı olan bir niteliktir.  Mesela tornavida bir arıza esnasında bizim için çok önemli iken, başka zaman sıradan bir alettir. İnsana yorarsak: Bir insanın hayatımızdaki rolü ve çözüm yeteneği ile ilgili bir niteliktir. Belki de tornavida örneğini oryante edersek, tamirci gibi.  Elektrik kesildiğinde “o an” elektrik tamircisinin çok önemli olması gibi.
Bir başka tanım; İnsana gerçek kişiliğinin dışında verilen, kimlik, makam ya da mevki ile kazanılan geçici olgudur, ülkemizde önemli kişi olmak için üstün meziyetleriniz olması gerekmez.( M. Çetinkaya)
Bu durumda bir insan önemli göreve, makama, yeteneğe sahip ise onun bu vasfına ihtiyacı, teması olan veya olabilme ihtiyacı olan kişiler için o insan önemlidir.
Değerli Olmak:
Değer;  taşıyanın herhangi bir durumda veya zamanda değil, genel olarak bir niteliğidir.  Sadece ihtiyaç anında değil,iyi günde de kötü günde de bizdeki olumlu algısının değişmemesidir. Bu genel düzeyinin nedeni ise, sahip olduğu vasıflardan çok; kişiliği, hayata bakışı, davranışı bize karşı yaklaşımıdır.
Bizim için değerli olanın kişiliğini öncelikle sevmişizdir.  Onun bizim hayatımızda işe yarayıp yaramamasına değil, onunla olmaktan mutluyuzdur. Beklentimizi karşılayacak güce sahip olmamasına rağmen uyum, anlayış, ortak noktalar, saygı,sevgi,sorumluluk vs. gibi nitelikleri ile  onu hep hayatımızda isteriz.
Değerli olmak, kişilik, kişisel bakış, düşünce davranış ve duygudan oluşan kişisel+ içseldir. Önem ise dışsal niteliklerimizdir. Rolümüz, etkimiz veya sahip olduklarımızla alakalı olup, onlarla ilgilenenler veya temas edenler için anlam ifade ederiz.
Hem değerli hem önemli olmak mümkün.   Her değerli kişi,önemliyken her önemli kişi değerli olamayabilir.  Önemli kişi,bizim hayatımızda görevi veya işlevi bittiği zaman bizim için anlam ifade etmeyebilir. Etmesi  için onun düşünce ve davranışlarının bizim  hayata bakış açımıza uygunluğuna bağlıdır.
Mesela  Başbakan olabilirsiniz. Mevkiiniz çok önemlidir. Bu mevkiye herkes saygı duymak zorundadır.  Lakin mevkinizi hak eden ve genel kabul gören niteliklere sahipseniz, hem her görüşten hem de göreviniz bittikten sonra da insanlar için bir anlam ifade etmeye devam edersiniz.
                Önemli insanların hayatımızda görevleri vardır. İş bitirici, çözüm üretici, imkan sağlayıcı vs. Böyle olunca bu vasıflarını yerine getiremediklerinde veya getirdikten sonra onlara yüklediğimiz olumlu anlamda azalma olabilir.
Mesela: “ çok önemsedim, kaybeden ben oldum”,  “ çok değer ,başını eğer”  cümlelerini sosyal medyada çok fazla görürüz.  Bunu yazanlar iyi bir şeyin kötü bir şeye neden olduğunu vurgularlar. Oysa bu mantıken mümkün değildir.  Peki neden  oluyor?
Tanımadan anlam yüklüyoruz.
Değerli mi önemli mi olduğunu anlamadan hayatımızın merkezine koyuyoruz?
İhtiyaçlarımıza göre ilişkilerimizi şekillendiriyoruz?
İhtiyaçlarımız giderilmediğinde o insanları suçlu ilan ediyoruz.
Oysa , bir insanı hayatımızın merkezine almamız için öncelikle onun bizim için önemli değil, değerli olması gerekir. Değerli olursa durumsal değil, sürekli bir uyum mümkündür. Ama sadece belli ihtiyaçlarımız ( duygusal, ekonomik, statüsel, sosyal, cinsel vs.)  için birinin hayatımızın değeri gibi görürsek, ihtiyacımızın karşılanmasına göre ona bakışımız değişir.
Yol arkadaşı seçerken, kişinin ergonomik nitelikleri, elverişli yaşam standartlarını esas almak, onu önem kategorisine koyar.  Lakin sadece önemli ama değer niteliği yok ise, bir yerden sonra sırf onun size sağladığı imkânların esiri olup ondan kopamaz (bağımlı ) hale gelirsiniz.  O halde önemli olan bir insanın size uygun değerleri de taşıması gerekir.   Her ikisinin bir arada olması da mümkün. Ve birbirinin alternatifi gibi de düşünülmemelidir.
Mesela bir insan hem çok değerli olabilir. Aynı zamanda zengin, yönetici, tüccar, iş adamı/kadını olabilir.
Eş seçerken o dönemdeki temel ihtiyaçlarımıza göre değil, uzun vadeli ve  genel değerlerimize uygun uygunluğuna göre  bakmalı, buna ek olarak da yaşamsal kolaylıklar için 2.aşamada önemli niteliklere bakmalıyız.  Üzülerek söylemeliyim ki, insanların çoğu önce öneme, sonra değere bakmaktadır.   Günümüzde çoğu insan etiketiyle size yaklaşıp ilişkiyi başlatmaya çalışır. Etiketi size uysa da evliliğin temel dinamiğinin değerler uyumu  olduğunu unutmamamız gerekir.
Çünkü önem niteliği, iyi bir başlatıcı, değer niteliği ise iyi bir sürdürücüdür.  Önemli ama değeri size uymayan biri ancak, iyi bir başlatıcı lakin kötü bir sürdürücü olur.
Değerli insanları hem sever hem sayarız.. Önemli insanlara ise sadece saygı duyarız Bazen isteyerek bazen de mecbur kalarak.. İçinde sevgi olması için de  değer olması şart.
Özetle:
  • Değersiz ama önemli birini seçmeyin.
  • Değerleri olmayan, değerli hissettiremez.
  • Önemlilik, bedene ve göze, değer ise ruha hitap eder.
  • İlişkiyi sürdürecek olan temel dinamik, kişiliklerdir.  Sadece önem aramak,  konforlu ama mutsuz bir ilişkiye neden olabilir.
  • Her ikisi olduğunda ise zirvedesiniz.

Serhat Yabancı

Aile-Evlilik İlişki Danışmanı

Yazar

instagram.com/serhatyabanci

Biten İlişkiden Hemen sonra Sevgili Yapmak

0
    Sağlıklı bir ilişki için biten  ilişkinin ardından bir otopsi  süreci tanınmalı ve yaşanılan ayrılığın ve süresi ne olursa olsun yaşanılan ilişkinin taziyesinin tutulması gerekir.  Biten ilişkinin süresi onun taziyesinin  süresini göstermez. Önemli olan ne kadar çıktığın değil, ne kadar paylaşımlar ve etkilenmeler olduğudur. Yani 1 yıllık bir ilişkinin şiddet, aldatma, istismarlarla dolu gçemesi ile 3 yıl gül gibi geçinip sonra ayrılan bir çiftin sürelerini kıyaslamak doğru olmaz. Yani sürenin uzunluğu değil, ilişkinin bitiş  şekli ve süreçte yaşananlara göre taziye belirlenmelidir..
 Taziye dediğimiz, otopsili olmalıdır. Yani kuru kuru üzülme ve ağlama ile geçmemeli, biten ilişkinin süreci ve sonucu incelenmeli, ilişki sürdürme, problem çözme yöntemlerinizi  sorgulamalısınız.   Mesela ; bu ilişkide nerede hata yaptım, nasıl bir tarzım var, tarzımın kazandırdıkları ve kaybettirdikleri  neler?, biten ilişkide hatalarım var mı, elimden geleni yaptım mı, neleri sonradan fark ettim, neleri görmezden geldim vb. gibi sorgulamalar otopsinin içeriğidir. Otopsisi yapılmayan her ilişki patinaja mahkumdur. Yani biten ilişkinin otopsisini yapmazsanız, aynı bitişleri, aynı tercihleri aynı süreçleri farklı kişiler ile tekrarlarsınız. Yani senaryonuz değişmez sadece aktör/aktristler değişir. Başka biriyle denemek, size fayda sağlamaz. Aynı yöntemlerle farklı sonuç alacağını ummanın delilik olduğunu söyleyen Einstein in sözü bunu özetler. Aynı sonuçları almak  ise ilişkiye ve karşı cinse olan güveninizi azaltır, inançsızlaşırsınız. Sağlıklı  ilişki için kişinin enerjik olması, bir ilişkinin yükünü taşıyacak güce ulaşması lazım. Karşıdakinin nazını çekememek, fedakarlık yapamamak, mutluluk veren birine üzüntü yansıtmak sizin taziyenizin bitmediğini gösterir.
   Kalbinizin ve zihninizin nadasa ihtiyacı vardır.eski yaşantıların boşalması ve aşılması için bir süreç lazımdır.  Bir tarlada bir yıl fasulye ekip  bir sonraki yıl soğan ekmek için bile 1 yıl nadas yapılır. Neden? Çünkü soğan ile fasulye birbirine karışmasın diye.  Bir ilişkinin de bitmesinden sonra zaman vermezseniz eskisi ile yenisi birbirine girer. Hatta gititğiniz kafeye bile kimle gittiğinizi karıştırabilirsiniz. “ben artık hiç bir şey için çabalamayacağım, yoruldum, hayatıma girecek kişi herşeyi yapsın,kimseye güvenmeyeceğim” gibi cümleler biten ilişki sahibi kişilerin söylemleri ve depresif ve yorgun ruh hali göstergesidir. Böyle bir ruh haline sahip olan birinin  ilişkiye  eleştiri ,suçlama ve mutsuzluktan başka katacağı bir  katkı yoktur. Böyle birinin güvenini kazanmak da zordur. Genelde  yeni ayrılan birinin güvenini kazanmak zor olduğu için, ilişki başlamadan bitebilir yada güvensizlikten dolayı ilişki bir türlü oturmaz.  Fakat genel ilişkileri incelediğimizde, ayrılık acısı yaşamak istemeyen  ya da acıya dayanamayanlar kısa süre içinde yeni ilişkiye atılmak isterler. Buna sosyolojik olarak da “çivi çiviyi söker” denir J. (Oysa fiziksel olarak da iyi çakılmış bir çiviyi başka bir çiviyle çıkaramazsınız.)
   Biten ilişkinin duygusal acısına ve sonuçlarına( yalnızlık, acı, duygusuzluk, cinsellik yoksunluğu vs.)  katlanamayan kişi, farklı bir bedende teselli arar. Aslında yeni beden bir pansumandır. Yani eski yarayı iyileştirmek için vardır. İyileştirir mi iyi hissettirir mi diye sorarsanız iyi hissettirir. Yara iyileştikten sonra ilişkinin devamı ise genelde bitiş bazen tesadüfi uyum olabilir. Ne kimseye pansuman olun ne de kimsenin yara bandı olun. Biten ilişkiden sonra ısrarla taziyenin uzaması da ayrı bir konudur. Kabullenmemek, duygusuz kalmak yerine onun hayaliyle avunmak, yalnızlık ve umutsuzluktan dolayı yüzleşmekten kaçmak gibi algılar taziyeyi uzatır. Biten ilişkiden sonra çeşitli hayaller! Vardır.  Geleceğini beklemek,ayağına kapanmak, özür dileyeceğini sanmak, sokakta karşılaşırsa sarılacak vs. gibi düşüncelere ilişki terapisinde ilişki sonrası FANTAZİ deriz.  Bir ilişki ciddi derecede bitiyorsa genelde bu fantazilerin hiç biri olmaz. Ama kabullenmek istemeyiz. Ya da bu hayal bizi  mutlu eder, egomuzu ise güçlü kılar.
Buna rağmen  illaki biten ilişkiden sonra ilişki yaşamak isterseniz,size yol haritası.
1.yeni tanıştığınız kişiye açık olun. Geçirdiğiniz süreci ona olduğu gibi anlatın. 2.ona, ilişkinin yeni bittiğini ve bir ilişki için emek verecek bir güce sahip olmadığınızı söyleyin.
3. ona taziye döneminde ve otopsi sürecinde olduğunu söyleyin.
4. şu aşamada ilişki olsa bile mutluluk yerine olumsuzlukları bulaştıracağını ve kötü bir başlangıçla başlanacağını belirtin.( söylerken de düşünün)
5.sizin hayatınıza girmek/ ya da almak istediğiniz kişiyi kaybetme  korkunuzun olması lükstür. Kaybetmekten korkmayın. Sizin açık yürekliliğiniz cesaret değil, dürüstlük ve sağlıklı olandır.
6. Herşeye rağmen sizinle sevgili olmak istiyorsa ve sizde boş değilseniz ( beğenmek, ihtiyaç duymak vs.) ilk aşamada sadece birbirinizi tanımak için iletişim kurun.
7. doğru okudunuz iletişim olsun ilişki olmasın.
8.1 taşla 2 kuş vurun.( hayvan hakları savunucuları pek kızar bu cümleye ) yani hem taziyeyi tutup kendinizi ve eski ilişkinizi tanıyıp analiz ederken , bir yandan da yeni  kişiyi tanırsınız.
9. yeni kişi ile duygusal ve cinsel iletişimden kaçının   O sizi  kaybetmemek ve ilişki sorumluğunu size yüklemek için  süratle ilişkiye çekmek istese de kontrol sizde olmalı. Sonuç olarak belli bir süreç tanımadan yeni bir ilişki ,ilişki değil çelişkidir. Ama ısrarcı olmak ve çivi yöntemini kullanmak isteyenler için yukarıda yöntem sundum. Sağlıklı ilişki : emek, doğru zaman ve doğru yöntemle mümkündür. Doğru kişiyi bulmasanız bile her şey doğru ise doğru insan bulunur. Ama her şey yanlış ise doğru kişiyi bulsanız bile yürütemezsiniz. Yanlış insan sanıp yenisini ararsınız. Doğru yolda doğru seçimler dileğiyle.
Serhat YABANCI
Evlilik-İlişki Terapisti
serhatyabanci@hotmail.com
0505 540 09 77

Birbirinizi Seviyorsanız, her sorun çözülür

0
Ne kadar doğru insan olursak olalım, h ne kadar doğru yürütebilme yeteneğine sahip olursak olalım, mutlu ilişki konusunda esas olan doğru seçim yapmaktır.  Doğru seçim, bizim ilişkiden ne beklediğimizle ortaya çıkar.  İlişki veya evlilikten  ne bekliyoruz? Neden bir sevgilimiz veya eşimizin olmasını istiyoruz? Hangi ihtiyaçlarımız için ilişki istiyoruz? Bu soruların cevabı , hem ilişkiden beklentilerimizi ortaya koyacak hem de yanlış bir seçimin nedenlerini ortaya koyacaktır? Öncelikle bu sorulardan yola çıkarak  “neden bir ilişkimiz olmalı?” onu konuşalım..
İlişki, bir hayatı beraber yaşamak, karşılıklı olarak paylaşımlarda bulunmak, yalnızlık ihtiyacını gidermek için tercih edilmelidir.  Eşimiz, bizim yol arkadaşımız olmalıdır. Yalnızlığımızı paylaşan, bu hayatta bir çok konuda paylaşım yapabilen  duygu alışverişi sağlayabilen bir kişi olmalıdır
 Sevilmek için,  kendini güvende hissetmek için, konforlu bir yaşam için, ileride yalnız kalmamak için, sorunlarına bir destek bulmak için evlenmek veya sevgili olmak, duyguyu ikinci plana atacağı için mutsuzluk yaratma ihtimali olan seçimlerdir.  Şayet bu ihtiyaçlardan biri veya bir kaçı için evleniyorsanız, bu talepleriniz gerçekleşmeye başladığında, ilk başlardaki yüksek çaba ve motivasyonunuzda sönme başlar. Amaca ulaşmanın verdiği rahatlama ile ilgi ve arzu azalması görülür.
Peki ne için seçeceğiz?
Bize uyduğu, iyi anlaştığımız, sevdiğimiz  ve duygularımız için tercih etmeliyiz.
İlişki/evlilik, ihtiyaç giderme etiketinden kurtulursa özgürce yaşanır.
ilişki bir tedavi değildir.
   ilişki ilaç değildir.
İlişki pohpohlama mekanizması değildir.
İlişki, korunma mekanizması değildir.
İlişki, anne-baba değildir.
İlişki tedavi etmez.
İlişki size bunları sunabilir. Bunlar zaten içinde olacaktır. Ama olmadığında da ilişki bitirilmemelidir. Kaldı ki , yukarıdakiler için evlenirseniz, devamlı o ihtiyaçlarınızın doyurulması için talepkâr olursunuz. Ve taşıma su ile değirmeni döndürme misali günlük tatminler ile kendinizi iyi hissetmeye çalışırsınız. Oysa kendiniz iyi ve mutlu hissetmek için, karşıdakinin size iyi davranmasını beklemek, size ilgi göstermesini beklemek, sizi ona bağımlı yapar. Aynı zamanda da güçsüz ve kendine yetemeyen bir görüntünüz oluşur.
Kendi sorunlarını çözemeyen bireylerin, ilişkiler veya evlilikler üzerinden kendilerini var etmeye çalışması, hem birlikteliği çökertir hem de var olan zayıflığı daha da arttırır.
İlişki, zayıflıklarını tedavi etmiş, geliştirmiş, özgürce hislerini yaşayan bireylerin birbirleriyle  yaşadığı beraberliktir. Elbette her ilişki için insanların  hiç sorunlarının olmaması beklenemez. Ama en azından güçlendirilmesi gereken kısımları fark etmesi, bunların da her hangi bir ilişki ile tedavi edilmeyeceği ile yüzleşilmelidir. Aksi taktirde ilişkiyi ilaç, eşini de  aşk doktor olarak görecektir. Ve ısrarla eşinin  onu tedavi etmediğini ( ilgi v.s) düşünecek ve daha  fazla değersizlik yaşayacaktır.
Sevilmek yeterli mi?
Sadece ilgi odaklı bakan bir kadın, kendisiyle çok fazla ilgilenen, ilgi ihtiyacını maximum gideren bir erkeği en doğru insan olarak görebilir.  İlginin yüksekliği, erkeğin diğer yönlerini gölgede bırakır. Kadın göremeyebilir , kaldı ki görse bile bu ilgiyi ve  verdiği duyguyu kaybetmemek için görmezden gelebilir. Bu açıdan, esasen çok ilgi değil, uyum, ona duygulan sevgi, paylaşımlar, benzerlikler ve ortak yaşam amaçları da göz önüne alınmalıdır.
Her birey, hayalindeki kişiyle bir evlilik/ilişki düşünür. Ama çoğu zaman hayalimizdeki kişinin niteliklerini kaldıramayacağımızı, onu elimizde tutamayacağımızı, ona yetemeyeceğimizi düşündüğümüz için daha azıyla yetinmek, ya da bize daha çok güven veren birine yöneliriz. Oysa kişiliğimiz ile hayal  ettiğimiz kişi arasında uyum ve orantı olmalıdır. Hayal ettiğimiz kişinin de hayali olabilmek lazım. Ama yalnız kalma korkusu, yetememe korkusundan dolayı da standardımızı düşürmemeli, yapamayacağımız biriyle bir sürece girmemeliyiz.
Acelecilik
İletişim , ilişkiye dönüşmeden önce iki tarafında özgürce hareket etmesi, birbirine kendilerini olduğu gibi  tanıtmaları gerekir  süreç doğal olursa hem tadı çıkar hem de iki taraf kendi duygularını da ilişkiyi de tartmış olur. Oysa, taraflardan biri kaygılı ise, kaybetme korkusu yaşıyorsa, acele davranır. Bir an önce iletişimi ilişkiye taşımak ister. Nedeni ise,  partnerine aidiyet yüklemek, onun kararsızlığının önüne geçmek ve böylece kaybetmeyi engellemektir. Bir yandan bağlayıcı bir unsur olması için AD KOYMA ısrarını sürdürür. Diğer yandan da partnerine  “BİR İLİŞKİN VAR” sorumluluğu yüklemek için  hemen adını koydurmak ister.  “çıkıyor muyuz, ciddi mi düşünüyorsun, ailemle tanıştırmak istiyorum, gelecek ile ilgili ne düşünüyorsun?” gibi sorular ile ilişkiyi bir zemine oturtmaya çalışır. Oysa nu bir yandan ısrarcıya geçici güven sağlarken, ısrar edilen ise baskı altında hisseder ve hislerini tanıyamaz. Uzak durur. Bazen ısrarcı,arkadaşının aidiyet duygusunun düşüklüğünü ad koyarak arttırmak ister. Ve uzun sure  ısrar edilen kişi, kendini sıkıştırılmış ve baskı altında hisseder. Oysa ısrar edende ise ilerde “ acaba sevdiği için mi yoksa ben ısrar ettiğim için mi benimle beraber” kaygısı başlar. Ki uzun sure devam eder. Hatta kıskançlıkların da bazen kaynağı budur.
Bir ilişkide  yalnızlığı paylaşmak ve duygusal köprü sağlamak dışında aradığımız her şey bizim zayıf noktamızdır. Kendi zayıflığımızı, bir başkasıyla gideremeyiz. O halde neyi arıyorsak, o bizim zayıf noktamız.
Bunun yanında  kişinin sevme şekli, sevilme şeklidir. O nasıl seviyorsa, öyle sevilmek ister.
SERHAT YABANCI
wwww.facebook.com/serhatyabanci

Aşk için ağları delenler

0
Geçen günlerde Gonzolnsight, Twitter Duygusal Atlası’nı ortaya çıkardı.
Twitter kullanıcılarının en çok paylaşım konularını baz alıyor bu Atlas. Çıkan sonuçlara aslında çoğumuzun şaşırmayacağını düşünüyorum: Aşk, nefret ve öfke.
Nefret ve öfke konusunda ciddi anlamda bir sakinleştiriciye ihtiyacımız olduğunu hepimiz biliyoruz.
Şu günlerde beni en çok etkileyen paylaşımlar “iyi niyet, sevgi, hoşgörü “ üzerine yapılan paylaşımlar.
Merhamet, aşk, iyilik içerikli videoları izlediğimde gözlerimizin yaşarıyor olmasına bir taraftan seviniyor, bir taraftan da “olması gereken bu değil mi, neden şaşırıyoruz ki” demekten de kendimi alamıyorum.
Şiirlere ve masallara daha çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde, masal gibi beraberliklerin ve aşkların yaşanmıyor olması hazin. Üstelik en çok paylaşımların aşk üzerine olmasına rağmen….
En çok paylaştığımız şey, ruh halimizi yansıttığı gibi, yoksunluklarımızı da anlatıyormuş, benden söylemesi.
Psikolojik Danışman Serhat Yabancı ile yaptığımız bu söyleşide ortaya çıkan bir çıkarım bu. Serhat Yabancı’nın anlattıklarına bakılırsa, artık dağları delen değil, ağları delen Ferhat’lar mevcut günümüzde. Dağları Ferhat’ın yerine dominant Şirin’ler deliyormuş, söylene söylene…
Buluşmaların yerini, önünde cips ve cola ile pencerede sevgili gelsin diye bekleyen adamlar ve kadınlar almış.
Sevgiye emek vermek naftalinlenip sandıklara kaldırılmış ,yerini ise kolaycılık almış…
Peki, neden emeksiz bir yolu seçiyor ve sevgiliye bizzat söylemektense arkasından yazmayı tercih ediyoruz?
Neden eş yerine kedimiz, köpeğimiz olsun istiyoruz?
Fedakâr erkek rolü yok mu oluyor? Her yaşadığımız duygunun ve coşkunun adı AŞK mı?
Uzaktan uzağa sevmemizin sebebi özgüven problemi mi?
Kıskançlık sevginin göstergesi midir yoksa bir özgüven sorunu mu?
Çoklu ilişkiler yaşayanlar, her parça ile bir bütünü mü oluşturmaya çalışıyorlar?
Peki, ama neden? Erkekler neden reddedilmekten korkuyorlar?
Evlilik Terapisti – Psikolojik Danışman- Serhat Yabancı, tüm sorulara yanıt veriyor…
Twitter, her gün milyonlarca insanın duygu ve fikirlerini anında paylaştığı bir mecra. GonzoInsight’ da bu temel durumdan yola çıkıp, atılan Türkçe tweet’leri baz alarak, 3 milyonun üzerinde Twitter kullanıcısının 2014 yılı boyunca hangi duyguları paylaştığını tespit edip “Twitter Duygular Atlası”nı ortaya çıkardı.
Bu Atlasta ilk sıralarda yer alan paylaşımlarımız arasında aşk, nefret ve öfke yer alıyor. Normal hayatta aşk hakkında çok fazla konuşmuyor, duygularımızı şiir gibi anlatmıyorken, sosyal paylaşımlarımızın aşk ile yoğun olmasının sizce anlamı nedir?
Duygular bizim en spontane durumumuzu yansıtır. Yani içimizde yaşadığımız ve kısmen dışa vurduğumuz duygularımızı.
Bu duygular kişinin en rahat ettiği anda ve yer de dışa vurur. Sosyal medya bu anlamda uçsuz bir boş saha gibi… Bize kendimizi ifade etmek için sınırsız bir alan tanıyor.
Nefret daha çok sosyolojik olarak ele alınabilir. Toplumun geçirdiği dönemle alakalıdır ama aşk farklıdır.
Aşkı neden bu kadar sosyal medyada vurguluyoruz? Aşk, herkesin yaralandığı hem de yine aradığı bir duygusal süreç. Görüş ve inanç ayrımı olmadan herkesin birleştiği tek nokta. Herkesin bilinçaltında kendini iyileştireceğine inandığı bir aşk var. Hem kutsal hem de tehlikeli.
Sosyal medya, aslında insanın bilinçaltındaki aşk arayışını, içinde aşk geçen söz ve paylaşımlarla dışa vurmayı sağlıyor. Yani aşka yönelik paylaşımları retweet yapıyor ve paylaşıyorsanız, ya âşıksınız ya aşk arıyor ya da aşka özlem duyuyorsunuz.
“Sanal ilişkiler günümüzde en kolay ilişki tarzı.”
Geçenlerde sayfanızda sanal aşkların patladığına dair bir yazı paylaştınız. Bu tespitinizi nasıl yaptınız, bize bundan biraz bahsedebilir misiniz?
Gerek görüştüğümüz danışanlar ve bize Türkiye’nin veya dünyanın her yerinden ulaşanlar, gerekse konu ile ilgili yapılan araştırmalar bu iddiamın alt yapısını oluşturmaktadır. Mesela, her 100 kişiden 35’i internet üzerinden tanışıp evlenirken, her boşanan 100 kişiden 30’u da internet üzerinden aldatma nedeniyle boşanıyor. Sanal ilişkiler günümüzde en kolay ilişki tarzı.
Düşünsenize, oturduğunuz yerde bir elinizle bir yandan cips ve kola tüketirken diğer elinizle yazışarak ilişki yaşıyorsunuz. Neredeyse emeksiz bir şekilde olduğunuz değil, olmak istediğiniz profille sevgili ediniyorsunuz.
Ve enteresan olan da, herkes “üst düzey yönetici, “ manken” iş adamı /kadını” olarak tanımlıyor işini. Tabii bu mümkün değil ve gerçekçi değil. Hem kolaylığı hem de ego tatmini nedeniyle sanal ilişkiler patladı.
Tabii diğer boyutta gitgide özgüvensiz ama yüksek egolu bireylerle dolu bir toplum olmamız da bunda etkili. Yani kendini ifade edemeyen, sıkıntıya gelemeyen, olumsuz duygularla baş edemeyen, naz çekemeyen, yüksek beklentili bireylerin de artışı, onları sosyal medyada sevgili yapmaya sürüklüyor.
Okurlarımız, ilişkiler ve evlilikler ile ilgili kitabım Unutmak mı Affetmek mi?’de bu konuyu detaylı olarak okuyabilir.
Son zamanlarda uzakta olana, “olmayana“ bir özlem olduğunu görüyorum paylaşımlardan. Bu özlemin altında nasıl bir psikoloji yatıyor?
Uzak özleyen insanlar gelene değil de, gelmeyene özlem duyacak ve hep gelmeyeni bekleyecekmiş hissi veriyor bana. Bu sağlıklı bir bekleyiş mi? Bu normal bir durum mu?
Uzak olan, aslında az kullanılmış ve yıpranmamıştır. Hep onunla daha iyi olacağına dair bir algı vardır. Hem uzakta olana hem de yarım kalan aşklara olan özlem, onların yıpranmaması ve az yıpranmasının getirdiği bir “umuttur”.
Aynı zamanda sürekli uzak özlemler, var olan sistemde aradığını bulamadığını düşünenlerin hayalidir. Aslında bu toplumda bu zaman diliminde yaşıyorsanız, bulunduğunuz toplumda ve zamanın içinde çözüm bulmalısınız. Bu maalesef ütopiktir.
“Reddedilmek, en çok erkeklerin korkulu rüyası.”
Neden gerçek yaşamda duygularımızı net ifade edemiyorken, nette bunu çok rahatlıkla yapıyoruz? Yoksun olduğumuz duyguları mı anlatıyoruz?
Gerçek hayatta gerçek bir reddedilme kaygısı taşıyoruz. Reddedilmek, toplumumuzda en çok erkeklerin korkulu rüyası, ilk neden bu. Sanal dünyada reddedilmenin en fazla bir engelleme ve silme kadar etkisi var. Sanal dünyada daha kısa sürede hedefe ulaşmak mümkün. İnsanlar 3-4 gün yazışıp hemen sevgili olup, cinsellik yaşayıp sonra bu ilişkiyi bitirebiliyorlar.
Özellikle özgüven sorunu olanlar maskeleri ile rahatça dolaşabiliyorlar. Duygumuzu ve beklentimizi sanal dünyada rahatça söylemenin diğer nedeni de yüzyüze olmamamız. Yani ekranın arkasında olmanın getirdiği sahte bir güven.
Son olarak gerçek hayatta doğal şekilde içten duyguları yaşamanın ve iletmenin bedelleri varken( kullanılma, zayıf algılanma, sömürülme..) sanalda böyle bir tehlike nispeten daha az.
“Her yaşanan heyecanın, yoğun duygunun adı aşk değildir.”
Günü birlik yaşayan da yaşadığı şeye aşk diyor, bu duyguyu içinde yoğuran da. Aşk nedir? Ya da şöyle sorayım, aşk ne değildir?
Aşk, aslında hazır olduğunuzda hayalinizdeki senaryoyu biriyle oynamaktır. Aynı zamanda hormonaldir. Aşkın süresi 18 ay’dır. Mantığın çok az devrede olduğu bir durumdur. Aynı zamanda, zihnimizde resmettiğimiz kişiye en yakın olanı gördüğümüzde ona sarılmaktır. Yani aslında kime âşık olacağımızı önceden kafamızda sınırlarını çizerek kısmen netleştiririz.
Her yaşanan heyecanın, yoğun duygunun adı “aşk” değildir. Aşk bir anlık değildir, bir süreçtir.
Hem somut yaşanan hem de zihninizde yaşanan. Her beğeni, her hoşlanma değildir. Aslında aşık olduğunuzda normal olan hiçbir şey kalmaz hayatında. Bazen olumlu bazen de olumsuz anlamda.
“İnternet yüzünden aşkların süresi ve kalitesi düştü.”
Sizce internet aşka nasıl bir evrim yaşattı? Bu sağlıklı bir durum mu?
Eğer interneti ilişkiyi yürütme değil de sadece tanışma amaçlı kullanırsanız bir riski yok. Tanışma sonrası sizin seçiminizdir.
Ama siz ilişkiyi internetten yürütürseniz riskler çok yüksek. En çok da “güven “ konusunda sınırsız risk var. Bu insanların aşklara olan güvenini zedeliyor. Diğer yandan internet yüzünden aşkların süresi ve kalitesi düştü.
Aşktaki sadakati azalttı. Bunun yanında ilişkilerde coğrafi sınırları kaldırdı. Binlerce kilometre ötede görmediğiniz birine âşık olmanızı sağladı. Hatta gerçek görüşme olmadan aylarca yürütmenizi sağladı.
Sağlıklı mı derseniz? Eğer gerçek hayatta görüştüğünüz kişi, zihninizde tasarladığınız gibi çıkmazsa tam bir hayal kırıklığı.
İlişkiler neden uzun sürmüyor sizce?
Temelde bencillik önümüze çıkıyor; diğer konu ise, ego savaşı. Başta belirttiğim gibi, sağlıksız bir ego oluşumu virüs gibi artıyor. Herkes kendisini vazgeçilmez görüyor ve seçeneği çok sanıyor, kimseyi çekmek istemiyor artık.
Bu algı, tahammülü ve çabalamayı azaltıyor. Diğer yandan bağımlı yapılarda artış var. Kendini sadece kariyer ve iş olarak yetiştiren kişilerin kendini mutlu etmeyi bilmediği için eşine bağımlı olması da ilişkilerin ömrünü kısaltıyor.
“İnsanlar eş edinmek yerine kedi-köpek edinmeyi tercih ediyorlar.”
Kadın erkekten, erkek de kadından bir ilgi bekliyor gibi sanki. Herkes yalnızlıktan şikâyet ediyor fakat beraberlik için de hareket etmiyor. Bunun sebebi nedir sizce? Korku mu, sorumluluk almak istememek mi?
Yeni dönemde herkes garantici artık, “eğer bir şey olacaksa adım atayım” diyor. Yani “karnım doymayacaksa, açlığımı belli etmeyeyim” diye düşünüyor. Güvensizliklere bir de kendini yetersiz hissetme ve bencillik eklendiğinde, insanlar eş edinmek yerine kedi-köpek edinmeyi tercih ediyorlar.
Sanki kadınlar erkek rolünü, erkekler de kadın rolünü aldı. Önceden ilk adımı erkek atsın diye beklerken, şimdi kadınlar seçen oluyor.
Bu kadınların en büyük şikâyetleri arasında. Eskiden üşümesin diye ceketini çıkartıp sevdiğinin omzuna atan erkekler vardı. Şimdi ceketi kadınlar çıkarınca duygusal anlamda da üşüyorlar. Bu rol değişiminin sebebi sizce nedir? Bu sağlıklı bir durum mudur?
Sağlıklı değil elbette. Nedeni ise içeriği incelenmemiş bir “eşitiz” kavramı. Kadın sevilmek, ilgi görmek ister ve erkeğin onu sevmesini sever. Yani, kendini önemli ve seviliyor hissettiğinde kapılarını açar kadın.
Erkeklerin son zamanlarda bu konularda adım atmaması kanımca emeksiz ilişkilerin yansımasıdır. Erkek, artık strese daha çok dayanıksız…
“Şişirilmiş egolu erkeklerin artışı, kadına karşı kibar ve fedakar erkeği yok etti. ”
Buna çabuk tüketmek ve fasfood yaşanan ilişkiler neden oluyor olabilir mi?
Kişilerin birbirini çabuk elde etmesi, seçeneklerin çokluğu ve şişirilmiş egolu erkeklerin artışı, kadına karşı kibar ve fedakâr erkeği yok etti adeta.
Bunun yanında, kadının da dominize olan yapısı, erkekten bir şey beklemeyi “zayıflık” olarak algılamasına neden oldu. Bu da kadını erkekleştirdi. Erkek daha da duygusallaştı. Böylece sahiplenici erkek yerine sahip olmaya çalışan erkek profili türedi.
Sosyal siteler, kızgın sevgililerin yorumlarıyla adeta bir nefret sahasına dönüşebiliyor. Gördüğüm kadarıyla birçok insan birbirlerinin sayfalarını, telefonlarını, en son mesaj dakikalarını kontrol ederek yaşıyor.
Teknolojiden sonra ilişkiler daha da mı zorlaştı? Telefonla, internetle, bilgisayarlarla kavga eden insanlar olarak nereye gidiyoruz. Gittiğimiz yer sağlıklı mı?
Paranoya ve şüphenin zirvesindeyiz. İnsanlar artık ilişkilerde mutlu olmaya değil, güvende olmaya çalışıyorlar. Hatta bazıları sırf güvende hissetmek için kriterlerini bile değiştiriyorlar. Sınırlar kalkıyor; evli olan birine insanlar sınır tanımadan asılabiliyor. İnternetin getirdiği sınırsız hareket alanı nedeniyle de, internete giren herkese “hata yapma potansiyeli” gözüyle bakılıyor.
Böyle olunca sabah yataktan kalkan eş, önce yatağındaki eşin sayfasına göz atıyor. Yani kısaca, herkes herkesten, her şey bekliyor. Toplum da: “ babana bile güvenme “diyerek bu güvensizliği inanca dönüştürüyor.
“Kıskançlık, “kaybetme düşüncesinin” sonucunda oluşan bir duygu durumudur.”
Kıskançlık bir özgüven problemi midir?
Öncelikle şuan karar vermek lazım. Kıskançlık iyi mi kötü mü? İyi diyen biri bundan şikâyet etmemeli. Ayrıca azı çoğu olmaz bunun. Çünkü zamanla kontrolden çıkar. Bence kötü bir şey.
Kıskançlık, kaybetme düşüncesinin sonucunda oluşan bir duygu durumudur. Partnerini birine kaptırmak, ilgisinin başkasına akmasından korkmak gibi çeşitli kaygılar barındırır içinde. Kıskançlığın temel nedeni, kendine yetememek ve özgüven sorunudur. Sevginin işareti değildir. Kıskanan ya kendine, ya eşine ya da çevreye güvenmez.
Oysa esasen eşine ve çevresine güvenmemek aynı şeydir. Eşine güvenen, bir dış tehdit durumunda ona güvenir.
Ama güvenmeyen ise dış çevreyi tehdit gibi algılar. Kendine güvenmeyen ise, sürekli kendisini yetersiz gördüğü için partnerinin daha iyisini bulduğunda terk edeceğini, aldatacağını düşünür. Rekabet edemez olduğunu sanır. Sonuç olarak tüm kıskançlıklar, kişinin kendi özgüvenine gelir. Eşinize güvenmeseniz bile, en azından yanlış yaptığında ayrılacağınıza dair kendinize güvenseniz bile kıskançlık yapmaz ama yaparsa da ne yapacağınızı bilirsiniz.
Kendime özgüvenim tam ama kıskanırım diyenler ne olacak?
Öyle bir şey yok. Kıskanma bir kaybetme düşüncesi ise, somut olmayan bir durumdan kendine güvenen biri neden korksun ki?
Aslında kıskanmak biraz da öğretiliyor. Erkeğin ve kadının kıskanması dayatılıyor. Kaldı ki yapan yapıyor; korku ile gelen sadakat, cesaret ile gider.
“Aşk, akıl işi değil gönül işidir” sözüne bir uzman olarak nasıl bakıyorsunuz?
Aşk akılda başlar. Uçlardaki kişilikler hariç, ortalama her insanın zihninde âşık olacağı kişinin formu mevcuttur. Yani her seçim, bir zihinsel faaliyettir. Zaten beyin olmadan hissedemeyiz. Bu nedenle bence aşkı akıl başlatır, kalp sürdürür. Akıl tekrar devraldığında da aşk biter, sevgi başlar.
Sağlıklı bir ilişki için olmazsa olmaz diyeceğiniz mottolarınız var mı?
Üç S mottom var. SEVGİ, SAYGI, SADAKAT. Bunlar sağlam ise paylaşımlar süresiz ve mutluluk vericidir.
Erkek ve kadın ne zaman aldatmaya başlar? Aldatmanın altında yatan temel nedenler neler? Sadece Güzellik olmamalı çünkü güzellik dediğimiz zaman Adriana Lima, Hülya Avşar bile aldatılıyor sonucu çıkıyor ortaya.
Aldatma öncelikle cinsiyet değil, şahsiyet meselesidir. Diğer yandan aldatma, aldatanın kusurudur.   Bağımlılar, yüksek egolular, bağlanma sorunu olanlar, depresifler ve ilişkiden kopmuş kişiler aldatır. Aslında kopamadıkları için de aldatır. Kopamıyorum bari kendimi de ihmal etmeyeyim gibi.
Erkek, daha çok cinsel aldatır. Hatta bazen hormonaldir ve nedensizdir. Kadın ise, duygu odaklıdır. Güvendiğinde ve sevdiğinde aldatır. Güzellik aldatmayı olumlu/olumsuz etkilemez. Güzel kadın değil, güzelliğini ilişkide baskı olarak kullanan kadın aldatılır. Yani dominant kadınlar ile aşırı tavizkar kadınlar daha çok aldatılır.
Diğer yandan, ihmalkâr ve şiddet eğilimli eşler de aldatılır. Ama sonuçta nedeni ne olursa olsun insan ilişkisini ya iyileştirmeli ya da bitirmelidir. Aldatma, zayıf ve kişisel bir tercihtir.
“Çoklu partner ilişkileri; “bağımlı veya narsist” yapıların tarzıdır.”
Aynı anda bir çok kadını ya da erkeği idare eden insanların ruh hallerini ve onları buna iten nedenleri çok merak ediyorum. Siz de farkında mısınız? Erkekler de, kadınlar da çoklu ilişkiler yaşıyor ve bunun adına açık ilişki diyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açlıktan çok, psikolojik bir alt yapısı var.
Çoklu partner ilişkileri, “bağımlı veya narsist“ yapıların tarzıdır. Her partnerden bir parça alıp, bir bütünü tamamlamaya çalışmak, aslında kişinin çocukluğundaki bağlanma sorununun da dışa vurumudur. Bağlanma objesi olan anne-babayı oturtamamadır. Ayrıca mükemmeliyetçilik de bazen buna nedendir.
Ayrılık ve aşk acısı çekenler için acıyı hafifletecek çözümleriniz var mı? Şu an ayrılıkla burun buruna gelmiş, aşk acısı çeken kişilere ne önerirsiniz?
Öncelikle aşk açısının ilacı taziyedir. Bu acı yaşanmadan iyileşme olmaz. Yasınızı tutarken de bir yandan biten ilişkinin otopsisini yapmak, diğer yandan da normal hayatı sürdürmeye çalışmak gerekir. Bu dönemlerde iş, arkadaşlık, aile, sosyal ve sporsal faaliyetlere ağırlık vermek gerekir.
Ortalama 6 ay geçmeden ilişki yaşanmamalıdır.   Otopsi sürecinde kendini suçlamak yerine “anlaşamadık ayrıldık” telkini esas olmalıdır. Kendisi veya karşı cins için genelleme yapılmamalıdır. Ayrılmayı terk edilme ve boşlukta kalma değil, sonu olmayan bir ilişkiden kopma olarak değerlendirmek gerekir. Ayrıca kimin bitirdiğine değil, neyin bitirdiğine odaklanılmalıdır.
Ve asla çivi çiviyi söker çelişkisine düşülmemelidir.

Serhat Yabancı

Aile-Evlilik İlişki Danışmanı

Yazar

instagram.com/serhatyabanci

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR