Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Sorun insanların memnuniyetsizliği değil, Sorun senin bunu kafana takman.

0

 

Gizli onaylanma ihtyacın, başkası üzerinden mutlu olma yöntemin, kendi hayatının kıymetini bilmemen ve kendi mutluluğunu yaratmaman nedeniyle başkasına hizmet ederken bulursun kendini.

İnsan,kendi mutluluğunu kuramadığında başkasından talep eder. Çoğu zaman da daha mutlu olandan değil, mutsuz ve talepkar birinden ister bunu.
Böyle bir durumda da onun memnuniyeti ile var olmaya çalışırken,kendini yok eder.
İşte başkasının memnuniyeti odaklı ilişkiler,bizi esir alır.

İnsanların memnun olamaması ile uğraşmak yerine, kendi memnuniyetimizle uğraşmalıyız. Bu, bencillik değil,önceliktir.
Bazılarının memnuniyetsizliği,kişilik kronikleşmiştir. Onlarla uğraşmak yerine kendine dön.
Onlara olan ihtiyacını sorgula ve fark et.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Kendinizi kandırmayın!

0

Kendinizi kandırmayın!

Ne kadar da keyifle bu dolandırıcıya para kaptıranları aşağılıyorsunuz?
İnek diyorsunuz…
Salak diyorsunuz.
Ağza alınmayacak hakaretler, bel altı espriler yapıyorsunuz.
Aslında onlarla dalga geçerken, “ben kandırılmadım” duygusuyla kendinizi övüyorsunuz.

Ya siz?

Pazarcının poşete koyduğu çürük domatesten,
Yolu bilerek uzatan taksiciden,
Seçmenini kandıran siyasetçiden,
BİM den aldığı yumurtaları saman dolu sepete koyup sana köy yumurtası diye satandan,
“Açım” deyip aldığı 5 lira ile içki içenden haberiniz var mı?
Organik diye 3 katı fiyata aldığın sıradan yumurtadan,
Dünyanın en pahalı benzinini kullandığından,
Verginin vergisini verdiğinden,
Hatta tanıyıp evlendiğini sandığınız kişinin ambalajdan ibaret olduğundan,
Haberin var mı?

Ağzından din, iman, vatan, millet, Atatürk, barış kelimelerini düşürmeyip her haltı yiyenlerden haberiniz var mı?

Karşı elde edene kadar yükseltip, elde ettikten sonra o yükseklikten paraşütsüz bırakandan,
Para için her şeyi görmezden gelip, paraya doyduktan sonra dürüst ayağına yatanlardan haberiniz var mı?

Peki hiç düşündünüz mü bu insanlar neden bu dolandırıcılara kandı?

Ülkedeki yoksulluktan haberiniz var mı?

İnsanların yarını bile kestirememe kaygılarından haberiniz var mı?

Kendini güvende hissettikleri için, telefonla arayıp terör örgüyle ilişkiniz var denilip koca profesörlerden bile yüzbinlerce parayı nasıl kaptıklarınızdan haberiniz var mı?

Ya fetö?

İlkokul mezunu bir imamın 40 yıl ülkeyi kandırdığından haberiniz var mı?
Şimdi söyleyin bana kimmiş kandırılan?
Toptan bir parayı kaptıran mı yoksa bizler gibi perakende ama hissettirilmeden kandırılanlar mı?

Bir tek ona inanıp parasını kaptıranlar mı kandırıldı?

Hepimiz…

Kendinizi kandırmayın kardeşim..
Hiç birimiz kül yutmaz değiliz.
Hiç birimiz çiftlik bank mağdurlarından daha zeki, daha kurnaz değiliz..

Kendinizi kandırmayın…

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

KİBRİN DÖRT YÜZÜ

0

KENDİLİK SAYGISI EKSİKLİĞİNİN GÖSTERGESİ OLARAK

KİBRİN DÖRT YÜZÜ

Doğan Şahin

KİBRİN İKİ TEMEL ÇEŞİDİ

TDK sözlüğü kibri “Kendini beğenme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme, benlik, gurur” diye tanımlamış. Oysa kibrin bundan başka bir anlamı daha var: Soğuk bir küçümseme. Burada kişi başkalarıyla arasına mesafe koyarak, adeta bir ulaşılmazlık zırhına bürünmek suretiyle olası incinmelerden kendini korumaya çalışır. Başkalarını önemsemediğinde onların eleştiri ya da olumsuz yargılarından da kendini muaf sayar.

Kibir burada tanımlanan iki hali ile de narsisistik olarak yorumlanabilecek bir olgudur. Büyüklenmeci kibir ile küçümseyici soğukluk aynı kişide farklı durumlarda ortaya çıkan bir madalyonun iki yüzü gibidir. Kişi onay gördüğünde, büyüklenmeci bir tutum takınırken, onaylanmadığında, rekabet hissettiğinde ya da olası bir eleştiri ufukta belirdiğinde madalyonun küçümseyici yanı, soğuk yüzü ortaya çıkar. Mesela herhangi bir davranışı dolayısıyla eleştirilen biri “sen benim seviyemde değilsin”, “benim muhatabım değilsin”, “benim ayarımda değilsin” gibi sözlerle karşı tarafı değersizleştirerek oradan gelen eleştiriyi etkisiz hale getirmek isteyebilir.

Tüm narsisistik tutumlar ya benlik saygısını yükseltmeye ya da korumaya hizmet ederler; gene tüm narsisistik tutumlar aslında yeterince sağlam olmayan bir benlik saygısının varlığını gösterirler. Ancak büyüklenmeci kibir, daha çok benlik saygısını yükseltmeye hizmet ederken küçümseyici kibir daha çok benlik saygısının zedelenmesini engellemeye yöneliktir. Büyüklenmeci kibir içinde olan biri kendini iyi, neşeli, coşkulu, hissederken; soğuk kibirlilik içerisindeki kişi tedirgin ve sıkıntılıdır. Büyüklenmeci kibirlilikte amaç başkalarında hayranlık uyandırarak kendilik saygısını yükseltmek iken, küçümseyici soğuk kibirlilikte maksat narsisistik yaralanma olasılığına karşı savunma pozisyonu almaktır.

Yalın hali ile kibirliliğin iki temel biçimini bu şekilde açıkladıktan sonra ayrıntılarına ve farklı görünümlerine biraz daha bakabiliriz.

BÜYÜKLENMECİ VE SOĞUK KİBRİN DÖRT BİÇİMİ

Kibrin dinamiklerine girmeden evvel Kohut’un narsisizme dair kuramının kendimce bir özetini aktarmak istiyorum. Kohut’u eleştiren değil anlamaya çalışan bir Kernberg gözüyle okuduğumda, şöyle bir şey çıkıyor ortaya.

Kendilik saygımız iki yoldan gelişir. Birincisi çocukluğumuzda büyüklenmeci ve teşhirci tavırlarımıza karşı gösterilen eş duyumdur. Bebekliğe ait kadiri mutlaklık yanılgısından çıkıp, ne kadar zayıf olduğu ile yüzleşen çocuk, bu zayıflığını inkâr etmek için büyüklenmeci ve teşhirci bir tutum benimser. İşte bu dönemde çocuğun büyüklenmeci ve teşhirci tavırlarına sevgi ve hayranlıkla yapılan aynalama, kendilik saygısının gelişimi açısından oldukça önemlidir. Anne çocuğun yapıp ettiği şeylere hayranlık ve sevgi ile ilgi gösterdiğinde çocuk da kendisini onaylanmış ve değerli hisseder. Buradaki temel nesne ilişkisi, bir yanda onaylanmak, beğenilmek isteyen kendilik, diğer tarafta ise çocuğuna hayranlık ve sevgiyle ilgi gösteren nesnedir. Çocuğun bu durumla ilgili duygusu da onaylanmışlık ve değerliliktir. Diyelim çocuk kağıda bir resim yapar ya da legoları birleştirerek bir şey oluşturur ve ne kadar güzel bir şey yapmış olduğunu söylesin diye annesine gösterir. Annenin çocuğu onaylaması ve yaptığı şeyi güzel bulması sayesinde çocuk da kendini özel ve değerli hisseder. Bazen bu beğenilme ihtiyacı dolayısıyla çocuk abartılı, gerçekdışı iddialarda bulunabilir. Mesela doğaüstü güçleri olduğuna inanmak isteyebilir. Çocuğun büyüklenmeci tavırları küçümsenmeden anlayışla karşılanır, teşhirci tavırları uygun biçimde takdir edilirse kendisini değerli ve özel hissedecek, böylelikle de giderek gelişen ve sağlamlaşan bir biçimde kendisine saygı duyacaktır. Kendilik saygısı gelişip sağlamlaştıkça da bu büyüklenmeci, teşhirci tutumlara daha az ihtiyaç duymaya başlayacak, gerçekdışı yanları ortadan kalkacaktır. Ebeveynleri tarafından çocuğun büyüklenmeci arzuları ve teşhirci tutumları kabullenildikçe bunlar yavaş yavaş yatışır ve erişkin tutku ve amaçlarına dönüşür. Böylelikle kendi etkinliklerinden keyif alan, bunlara yönelik heyecan ve tutku hisseden ve tüm bunlar dolayısıyla kendini değerli hissedip kendisine saygı duyan bir kişi gelişir.

Kendilik saygısını güçlendiren ikinci husus idealize edilen ebeveyn(ler) ile kurulan yakın ilişkidir. Çocuk idealize ettiği ebeveynle kendisini bir bütün olarak hisseder ve ona atfettiği gücü kendisinde de hissettiğinden kendisini de güçlü ve değerli hisseder. Buradaki temel nesne ilişkisi güçlü, değerli ve idealize nesne ile onun kendisine verdiği değer ve kabullenme dolayısıyla kendisini de değerli, güçlü hisseden çocuk biçimindedir. Bu ilişkideki çocuğun duygusu ise ebeveynin gücünü kendisiyle paylaşmasına dayanan bir tamamlanmışlıktır. Çocuğun ebeveyni ile yaşadığı bu dayanışma duygusu, kendi zayıflığı ile baş etmesini kolaylaştırır ve benlik saygısını geliştirerek sağlamlaştırır. Benlik saygısı pekiştikçe de idealize bir nesneye yakın olmaya çalışarak kendini saygın hissetmeye çalışma tutumları azalır. Bu süreçte, idealize ebeveyn ile yaşanan küçük hayal kırıklıkları ile idealizasyon tedrici olarak çözülürken ebeveyne yatırılan libido ebeveynden çözülerek benliğe yatırılır ve içselleştirilir. Bu sayede de benlik saygısı güçlenmiş olur. Bu yoldan idealler ve değerlerden haz alma, yaratıcılık, mizah duygusu ve eşduyum yeteneği gelişmiş olur. Ebeveyninde beğenip idealize ettiği şeyler içselleştirilmiş olduğu için idealleştirilmiş ebeveyn imgesi erişkinliğin ideallerine dönüşmüş olur. İdealler daha kısa süreli olan tutkuların aksine uzun soluklu yol göstericilerdir. Gerçekleşmediklerinde üzüntü yaratırlar.

Dolayısıyla kibir de bu iki hatta olan olaylarla ilişkilidir. Yani ya büyüklenmeci, teşhirci kendilik ile onunla ilişkideki nesne arasında cereyan eden olaylarla ya da idealize bir ebeveyn ile onunla ilişkideki kendilik arasında olup biten ilişkilerle ilgilidir. Önce büyüklenmeci, teşhirci kendilik ile onunla ilişkideki aynalayan ya da onaylamayan nesne arasındaki olası ilişki biçimlerine; sonra da idealize ebeveyn ile onunla ilişki içinde olan kendilik arasında olabilecek temel ilişki biçimlerine ve bunların kibir ile bağlantılarına bakalım.

1.Büyüklenmeci, teşhirci kendiliğin tezahürü olarak büyüklenme, böbürlenme, atıp tutma şeklinde ortaya çıkan kibir.

Hoşumuza giden, bizi iyi hissettiren ilişki biçimlerini tekrarlama yönünde bir eğilim hissederiz. Diyelim anne ile bebek arasında bebeğin kendisini sevilen ve değerli hissettiren bir ilişki cereyan etmektedir. Bebek annesine yaptığı şeyi göstermiş ve annesi de onun yaptığı şeye hayranlıkla ilgi gösterip mutlu olmuştur. Annesi tarafından yapıp ettiği şeyler yeterince beğenilmiş ve kendini bu sayede değerli hisseden birinde daha sonra bu şekilde beğenilme ve hayran olunma gereksinimleri azalır. İnsanda başkaları tarafından beğenilme ve hayran olunma arzusu hiçbir zaman tam olarak geçmez ancak buna duyulan ihtiyaç sağlıklı bir bireyde onun hayatını yönlendiren temel bir öğe olmaktan çıkmıştır. Büyüklenmeci teşhirci davranışları yeterince ilgi, beğeni ve hayranlık görmemiş birinde ise beğenilme ihtiyacı halen devam ettiği için büyüklenmeci tavırlar sürekli bir biçimde tekrar eder. Bu kişilerde büyüklenmeci kibir, doyurulması güç bir biçimde varlığını sürdürür. Doyurulması güçtür çünkü zamanında doyurulmamış şey sonradan daha güç telafi edilebilmektedir.

Bu dinamiğe bağlı gelişen büyüklenmeci kibrin diğer kendini ortaya koyma biçimleri şunlardır: Kendilerini çok över ve yaptıklarını abartarak anlatırlar. Kimse olmadığı zaman da büyük başarılar kazanmış gibi hayaller kurarlar. Kendilerini övmeleri ya da çok özel ve büyük başarılar kazanmış biri olarak çeşitli hayaller kurmaları, kendisine ve etrafına değersiz biri olmadığını gösterme ihtiyacından kaynaklanır.

Tüm bunlar, aslında kendilerini ne kadar değersiz hissettiklerini ve ancak bir şeylere sahip olduklarında ya da sahip olacaklarını düşündüklerinde kendilerini iyi hissedebildiklerini gösterir.

Sürekli kendilerinden söz ederler ya da kendilerinden söz edilmesini isterler.

Zamanında büyüklenmeci teşhirci davranışları ilgi, kabul ve onay görmemiş kişilerde onay arayışının tam tersine tekrarlayıcı bir biçimde reddedildikleri, ilgi görmedikleri hatta küçümsendikleri ilişkiler kurma eğilimi de görülebilir. Hatta kişi aktif olarak itileceği, reddedileceği davranışlar sergileyerek bunu sağlamaya çalışabilir. Mesela bazı kimseler rahatsız edici bir biçimde kötü espriler, soğuk rencide edici şakalar ya da insanları rahatsız edecek küstah tutumlarla, çocukluklarında yaşadıkları reddedilme davranışını tekrarlarlar. Bu kişiler çocukluklarında yaşamış oldukları nesne ilişkisini arzu ettikleri biçime dönüştürmeye çalışmak yerine aynen tekrarlayarak yaşamlarını sürdürürler. Kendilerini istenmeyen, yeterince değer verilmeyen biri olarak deneyimleme tutumları, kendisini sevip önemsemeyen ötekilere duyduğu öfkeyi haklı hale getiren bir etkinlik olduğu için sürer. Kişi itelenip, dışlandıkça, (itelenmesindeki kendi rolünü inkâr ederek) haksızlığa uğradığına daha çok inanır ve çocukluğundan beri duymakta olduğu öfkeyi haklı bir nedene bağlamış olur.

2.Büyüklenmeci, teşhirci kendilikle ilişki içinde olan ötekinin küçümsenmesi biçiminde ortaya çıkan kibir.

Burada kendisininki gibi büyüklenmeci-teşhirci tutumları olan ya da ileride büyüklenme olasılığı mevcut birinin değersizleştirilmesi söz konusudur. Çocukluğunda kendi büyüklenmeciliğine yeterince izin verilmemiş hatta küçümsenmiş, ezilmiş olduğu için, büyüklenme ve kendini ortaya koyma isteklerini bastırmış biri, kimse büyüklenmesin isteyebilir. Herhangi birindeki büyüklenmeci, teşhirci tavırlara karşı nefret hissedebilir. Kendisi büyüklenmeci, teşhirci isteklerini bastırmış hatta reaksiyon formasyonla tam tersine, tevazuya dönüştürmüştür. Tevazusunu ancak başkalarının da büyüklenmeci davranmaması koşulunda sürdürebildiğinden, büyüklenmeci-teşhirci tavırları olan insanları küçümsemek zorunda hisseder. Bunu yapmadığı zaman başkasının büyüklenmeci, teşhirci tutumları kendisinde de büyüklenmeci-teşhirci arzuları kışkırtır, harekete geçen büyüklenmeci-teşhirci arzular küçümsenme korkusu nedeniyle ruh içi bir çatışmaya dönüşür; bir yanıyla büyüklenmek, kendini ortaya koymak ister diğer yandan bunlardan dolayı küçümsenmekten korkar.

İnsanlardaki büyüklenmeci, teşhirci tutumları küçümseme ve bunlardan nefret etme tutumu bundan başka kendi büyüklenmeciliğine izin vermeyen ebeveynle yapılan özdeşimin sonucu da olabilir.

İnsan hoşuna gitmeyen bir nesne ilişkisini o ilişkideki rolleri tersine çevirerek de tekrarlama eğilimi gösterebilen enteresan bir varlıktır. Diyelim babası tarafından aşağılanıp, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış biri, kendi çocuğuna veya eşine babasının kendisine davrandığı gibi davranabilir. Daha önce mazlum rolde iken, kendi çocuğu ve/veya eşiyle ilişkisinde zalimce davranabilir. Bu şekilde olan tekrarlama davranışının ardındaki motivasyon, çocukken hissedilmiş olan eziklik, edilgenlik, güçsüzlük algısını aşmak ve kendini bu kez güçlü ve etkin biri olarak algılayabilmektir. Kişi kendisine adeta ben artık ezilen, zayıf ve güçsüz biri değil, tam tersine güçlü ve etkin biriyim demektedir.

Ayrıca büyüklenmeci-teşhirci arzularını bastırmamış ve sık sık sergilediği halde başkalarındakinden rahatsız olup, onları küçümseyen biri bunu rekabet dolayısıyla da yapıyor olabilir. Diğerlerini küçümseyerek asıl beğenilmesi gerekenin kendisi olduğunu söylemiş olur.

3.İdealize ebeveyn imagosunun özgün bir tezahürü olarak “kaliteli” insanlarla olmak, “kaliteli” bir takım içinde yer alma çabası biçiminde ortaya çıkan kibir.

Çocuğun kendilik saygısını artırmasının ve kendini değerl, özel biri olarak hissetmesinin bir yolu da ebeveyni idealize edip onun çocuğu olarak kendini değerli hissetmesidir. Çocukluğunda çeşitli nedenlerden dolayı bu şekilde ebeveyni idealize edememiş veya idealize etmiş olsa bile ebeveyniyle yeterince duygusal yakınlık kuramadığı için onun gücü ve saygınlığından beslenememiş kişilerde yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde bunu telafi etme çabalarına rastlanır. Bu kişiler sıklıkla birilerini idealize ederler, onu çok özel ve üstün biri olarak algılarlar ve kendileri de onun yakını, arkadaşı olmaya çalışarak çocukluklarında bu şekilde elde edemedikleri kendilik saygısını onarmaya çalışırlar. Bu kişiler kendi adlarına kibirli davranmazlar, daha çok idealize ettikleri ebeveyn yerine koydukları kişileri yüceltme ve diğerlerini küçültme biçiminde davranış sergilerler. Diğerlerini küçültürken kendilerini o insanlardan daha üstün olarak nitelemezler. İdealize ettikleri insanın ondan üstün olduklarını söylerler. Kendilerini değil, idealize ettikleri kişileri kullanırlar. Bu “benim babam senin babanı döver” tutumunun erişkinlikteki biçimidir.

4.İdealize ebeveyn ile ilişkideki sorunlara bağlı olarak idealize edilmiş “kaliteli” gruplar içine girmeye çalışanlara karşı ortaya çıkan küçümseyici kibir.

Bir önceki paragrafta anlatmaya çalıştığım karakter, kendisi idealize kimse veya gruplarla yakınlık kurmaya çalışırken aynı şekilde davranan ötekilere karşı küçümseyici ve saldırgan davranışlar gösterebilir. Diyelim tanınmış, prestijli kişilerle arkadaşlık yaparak kendisini saygın biri olarak hissetmeye çalışan biri, bu şekilde davranan başkalarını eleştirip, küçümser. Sadece insanları veya çevreleri değil, daha prestijli kabul ettiği kimi şeyleri edinmeye çalışan insanlara da küçümseyicilik gösterebilir. Mesela kendisi de daha saygın biri olmak için yabancı dil öğrenirken, yabancı dil öğrenmeye çalışan insanların yaptıkları dil yanlışlarını alay konusu edebilir. Yabancı dile yanlış çevrilmiş yemek isimleri ile dolu “komik” lokanta menülerini sosyal medyada paylaşarak hem bu kimseleri küçümsemiş olur hem de kendisi yabancı dilde hata yapmıyormuş gibi bir izlenim yaratmış olur.

Sonuç olarak kibrin tüm biçimleri eksik olan benlik saygısını telafi etmeye yönelik olarak ortaya çıksalar da bunu ancak kısa süreliğine gerçekleştirebilirler. Kibri sayesine kendilik saygısını ayakta tutmaya çalışan bazı kişiler kibirli olmasını tolere eden ve hatta destekleyen bir çevre edinebilirlerse daha uzun süreliğine kendilik saygısını ayakta tutabilirler. Ancak bu kişiler, çevrenin de desteği ile giderek daha kibirli ve küstah olabilirler. Böyle kibirli bir insanın çevresinde toplanan ve onun kibirli küstah tavırlarını destekleyenler, benzer bir biçimde benlik saygısı eksikliğinden muzdarip olup, büyüklenme ya da küçümseme tavırları gösterecek cesareti veya sermayesi olmayan kişilerdir. Çocukluklarını yeterince takdir etmeyen, onun yapıp ettiği şeylere dair olumlu geri bildirim vermeyen aksine daha çok eleştiren, kusur arayıp söyleyen bir toplumda gerek böylesi liderler gerekse de böyle bir liderin etrafında toplanıp, kendi büyüklenmeci fantezilerini bir lider aracılığı ile dile getirmek isteyen kişiler çok olur. Aynı şekilde ebeveynlerini idealize edememiş ya da idealiz etseler de onlarla yeterince yakın ve sıcak ilişkiler kuramamış bireylerin çok olduğu toplumlara kibirli liderlerle onlara büyük hayranlık duyup itaat eden kişiler de çok olacaktır. Böyle bir lider etrafında bir araya gelen kitleler birbirlerinden beslenerek toplumun geri kalanına karşı küstah, dayatmacı, ve büyüklenmeci bir tutum takınabilirler.

FARKINDA MISIN KENDINE NE KADAR HAKSIZLIK YAPTIĞININ?

0

 

FARKINDA MISIN KENDINE NE KADAR HAKSIZLIK YAPTIĞININ?

EMEKLERININ BOŞA GITMESINE ÜZÜLDÜĞÜNÜN?

UĞRUNA O KADAR RISK ALDIĞIN,
O KADAR FEDAKARLIKLAR YAPTIĞIN
VE BUGÜNE BAKTIĞINDA ISE,
PIŞMANLIK, SUÇLULUKLA
DILINDEN DÜŞMEYEN KEŞKELER YAŞADIĞIN FARKINDA MISIN ?

NASIL TANIYAMAMIŞIM,
NASIL DA GÖREMEMIŞIM,
NASIL DA FARK EDEMEMIŞIM
ÖTEKİ YÜZLERİNİ…. ASLINDA HIÇ DE #düşündüğüngibideğil
NEDEN MI:? -SENI KANDIRMAK ISTEYEN HER ŞEKILDE BIR KILIFINA UYDURUR BUNU FARK EDEMEZSİN.
-BIR GÜN KÖTÜ BIR ŞEY OLACAK DÜŞÜNCESI ILE HER ANIMIZI KONTROL EDEMEZSİN
-ILERDE ZARAR GÖRÜR, TERK EDILIR ÜZÜLÜRÜM DIYE ÖNLEM ALARAK BIR ILIŞKIYI YÜRÜTMEZSİN
INANMAK SENİN HATA DEĞIL.
GÜVENMEK DE.. PIŞMAN OLMA.
KENDINI DE SUÇLAMA.
INANMAK, GÜVENMEK BIR ERDEMDIR.
SEN DOĞRU BIR ŞEYI YANLIŞ BIRI IÇI YAPMIŞ OLABILIRSIN.
BU HERKESIN YAŞADIĞI BIR ŞEY.
VE HEP DE YAŞANACAK.
ASLA YANLIŞ INSANLARDAN DOLAYI DOĞRULARINDAN,
GÜVENSIZLERDEN DOLAYI, GÜVENINDEN,
IYI NIYETININ SÖMÜRÜLMESINDEN DOLAYI IYI NIYETINDEN
VAZGEÇME.. ÇÜNKÜ IYI INSANLAR KAYBETMEZ, KAYBEDİLİR…

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

Eşini kontrol etmen,ilişkide güveni arttırmaz

0

Kontrol mü ?

Kontrol etmeye harcadığımız emeği,mutlu etmeye-mutlu olmaya harcarsak zaten güvensizliğe neden olan-ben yetersizim,- benden daha iyisini bulabilir, düşünceleri de ortadan kalkar.

Kendimizi, ona göre yetersiz görüp onu gözümüzde büyüttüğümüzde, onu ve ilgisini  kaybetme kaygısı yaşarız. Hem kendimizi yetersiz hissetmemiz, hem de kendimizi mutlu etmeyip,ona bağımlı olmamız, kıskançlığın bileşenleri olup,kontrol davranışını ortaya çıkarır.

Ailesinden,arkadaşlarından,çevresinden kıskanmak da kendini mutlu edememe ve ona adeta bağımlı hale gelmeyi besler.

Kendimizi mutlu etmeye başladıkça taleplerimiz gerçekçi düzeye iner.
Biz mutlu olduğumuz için,o da bizimle mutlu olacağından başkasıyla mutlu olma,başkasını arama düşüncelerimizden kurtulmuş da oluruz..

Özet sevenler için;
Kontrol ile güven artmaz. Kıskançlık, kendine yetememe ve kendinin partnerine oranla yetersiz görmekten doğar.

Tabi bir de sürekli istediğimi yaparım, ilişki kurallarına uymayanların(karşı tarafın) tetiklediği kıskançlıklar var. Onlar için ise,kontrol yerine net sınırlar koymak daha sağlıklı olmaktadır.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Biten İlişkinin Ardından Nasıl Daha İyi Toparlanırım ??

0

Biten İlişkinin Ardından Nasıl Daha İyi Toparlanırım?

Çivi Çiviyi Söker mi?

İlişkiler bitmeden önce görüşmeler azalır, ilişki bağlarında zayıflama başlar. Bu bağlar sosyal, duygusal, fiziksel ve zihinsel bağlardır. Bağlar ile ilgili olarak önce fiziksel bağ azalır, sonra ortamdan uzaklaşma ile sosyal bağ zayıflar sonra duygusal ve zihinsel bağlar zayıflar. Fiziksel bağ, dokunma ağırlıklıdır. Zaten ilk kopuş göstergeleri bunların azalması ile simgelenir. Sonrasında ortak paylaşım alanlarında azalma olur. Hem mekân hem de paylaşımda daralma görülür. Duygular üçüncü aşamayı oluştururken, en son kalpten değil, zihinden çıkar. Duygularınızın halen devam etmesi aslında halen aklınızda bitiremediğiniz veya cevaplayamadığınız (yanlış cevap dâhil) sorularla alakalıdır.

 

Ölmüş ilişkide mutlaka otopsi yapmalısınız.

Fisher

Ayrılık veya boşanmalar sonrası görülen temel duygu ve düşüncelerin başında “inkâr” gelir.

İnkâr: “Olamaz böyle bir şey, bu gerçek değil, bana bunu yapamaz, kısa süre sonra geri dönecek,” gibi düşüncelerdir. İnkâr devresi, en hassas ve en zor devredir. Bu adım aşıldıktan sonrası daha kolaydır. Biz danışmanlar için ilk aşama, zor aşamadır. Kabullenmek, inkârı aşmak ile başlar. Bunun yanında sadece reddetmek değil, hiç bir şey olmamış gibi davranmak, çok iyi hissetmek de inkârın yansımasıdır. Bu duyguların olması kişinin kendini tanımamasının sonucudur. Duygusunu tanımayan atlattığını sanır. Her kayıptan sonra acı yaşanmıyorsa, bu bir inkârdır. Babasını kaybedenin gülmesi veya bir şey olmamış gibi davranması gibi.

Bazen kişi inkârı boşluk korkusundan dolayı yapar. Çünkü kabul ederse kaybı hissedecektir. Yani; “Onunla ayrıldığımı kabul edersem o zaman hissiz kalacağım.” Kısacası boşluk yaşamamak veya duygusuz (acı veya mutluluk fark etmez) kalmamak için ya acıyı uzatır ya da hiç bir şey olmamış gibi davranır. Bunun yanında inkârın altında, bu acıyı veya üzüntüyü kaldıramamak, kendine güvenmediği için de adım atamamak vardır. Özetlersek inkârın pan zehiri, KABULLENMEK, birinci aşamanın başarısıdır.

İnkâr aşamasından sonra kaygılar, yalnızlık, çaresizlik, suçluluk ve öfke süreçleri vardır. Kaygılar daha çok “Ne olacak şimdi?” ile ilgili belirsizlik kaygılarıdır. Bu dönemde yalnızlık da kaygıyı arttırır.


Aklımdan Sildim Kalbimden Silemiyorum

İlişki bittikten sonra duygularınızı tanımalısınız. Duygularınız her zaman özlem, sevgi, aşk olmayabilir. Duygu sadece pozitif olmak zorunda değildir; nefret, öfke, intikam gibi duygular da devam ediyorsa ve yoğun ise halen eski eşinize/sevgilinize duygularınız devam etmektedir. Bir insanın, ayrıldığı birine “Ona karşı bir şey hissetmiyorum.” demesi gerçekçi değildir. Sadece olumlu duygular hissetmiyordur. Ama olumsuz duyguların varlığı ise halen bir şeyler hissettiğinin göstergesidir. Mantıken bitmesinin doğru olduğunu düşündükçe zamanla duygularınız da bu yönde değişecektir.

 

Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiştir. (M. Mungan)

Güvensizlik, özgürlük isteği, ciddi ilişki istememek ya da hemen birini bulmaya çalışmak ikinci aşamada görülen temel yaklaşımlardır.

 

Özlemek, sevmek midir?

İlişki sürecinde yaşanan her şeyin ayrılık veya boşanma sonrası bıçak gibi kesilmesine alışmak ağırdır. Bazen sanki partneriniz varmış gibi alışkanlıklara devam edebilirsiniz. Çünkü hayatınızda biri çıkmış ve büyük bir boşluk oluşmuştur. Elbette ne yapacağınızı bilememek normaldir. Ama ilişki sürecinde yaptıklarınızı devam ettirmek yerine yeni şeyler koymak ve onu çağrıştıracak unsurlardan uzaklaşmak gereklidir.

 

Biten ilişkinizi arada hatırlamak, sevgiliyi değil, o anları özlemektir.

Sevgi de alışkanlıktır. Birine sevgi yöneltmek ve almak büyük bir yaşamsal beslenmedir. Özlemek de sadece onu özlemek değil, onunla yaşanılan anları ve duyguları özlemektir. Fakat özlemek, aşk veya sevgi değildir. Yani onu hatırlamak özlemek olsaydı 17 Ağustos depremini hatırladığımızda depremi özlediğimiz anlamına gelirdi. İlişkiyi özlemek ile kişiyi özlemek farklıdır.

 

Kendimi Terk Ettirmem Lazım

Yeni trend “kendini terk ettir” ya da “ilgilenmeyi bırak, ilişkiyi çıkmaza sürükle ve bitsin” taktiğidir. Bu sadece ayrılmak isteyenin vicdan azabını azaltır ama bitiş daha kötü ve uzundur.

İlişkilerde bitiş de aynı başlangıç gibi karşılıklı konuşarak olmalıdır. Çünkü her biten ilişkide biri daha kararlıdır, biri daha az ister. Biri daha az duyguludur. Hiçbir ilişki eşit bitmez. Hiçbir ilişki anlaşarak bitmez. Anlaşmak bazen hukuksal bazen de mecburiyettendir.

 

Yenisi de Eskisine Benziyor

Hala herkesi ona benzetiyor iseniz, halen gözünüz onu arıyor ise, hayatınıza yeni giren kişiyi onunla kıyaslıyor  ve onu arıyorsanız, onu sık sık hatırlıyor ve fantezi kuruyorsanız eski eş/ eski sevgili sendromu devam ediyor demektir.

Onun diz çöküp özür dilediğini, hatasını kabul edip geri döndüğünü, başına kötü şeyler geldiğini, size muhtaç olması gibi beklenti ve hayallere “bitiş sonrası fantezi” diyoruz. İlişkiyi kayıp, yenilgi, mağlubiyet veya başarısızlık olarak görenlerde bu fanteziler üst düzeydedir.

Fakat unutmayın ki; bu fantezilerin gerçekleşme olasılığı çok ama çok düşüktür. Bu fantezileriniz sizin inkârınızın yansımasıdır.

Bir ilişkiyi sağlıklı olarak bitirmek için:

  • Kendinize zaman tanımalısınız.
  • Bunun için kalbinizi ve zihninizi nadasa bırakmalısınız. (ilişkisizlik)(1-3 yıl)
  • Biten ilişkinin analizini yapmalısınız. (Doğru analiz için terapist desteği önerilir.)
  • Şu ana kadar okuduklarınızı devamlı olarak uygulamalısınız.
  • Hayatınızı doldurmak için yeni aktiviteler koymalısınız. (İlişki hariç; o aktivite değildir.)
  • (unutmak mı affetmek mi kitabımdan)

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

İlişkiyi Bitiren Neler Yapmalı?

0

İlişkiyi Bitiren Neler Yapmalı?

 

  1. İlişkiyi bitirme isteğinizi yüz yüze ve başka kişilerin olmadığı bir ortamda ifade edin. Mesajla, maille, aracıyla ilişki bitirilmez.
  2. Kabullenme sürecinde mümkün olduğunca sorularına net cevap verin. Her soru kabullenmeye çalıştığı süreçteki tıkanmalarla alakalıdır.
  3. Kabullenme sürecinde onu suçlamayın. Kabullenmesi için güce ve özgüvene ihtiyacı vardır.
  4. Kabullenme sürecinde başka ilişkiye adım atmayın. Hem kendinize, hem eski ilişkinize saygınızdan hem de partnerinize yardım etmek açısından buna gerek yoktur.
  5. İlişkinin acısız bitmesini hayal etmeyin. Her bitiş acı içerir. Önemli olan acısız olması değil, kişiliği ve özgüveni yıkmamasıdır.
  6. Ondan ayrılma şekliniz ona verdiğiniz değer olarak algılanabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca “Benim başıma gelmiş olsaydı karşıdakinin nasıl davranmasını isterdim?” sorusunu kendinize sorarak hareket edin.
  7. Onun neyi hak ettiğine değil, sizin nasıl ayrılmayı kendinize yakıştırdığınıza odaklanın.
  8. Ayrılmak istiyorsanız, önce sorunları onunla açık açık konuşun. Eğer şans verecekseniz rahatsız olduğunuz noktaları çözüm için ortak çözümler geliştirin. Sadece bekleyen olmayın. Teknenin bir küreğini siz çekin.
  9. Ayrılma konuşmasını yaparken, sadece olumsuzluklardan bahsetmeyin. İlişkinin olumlu yönlerini, onu zamanında çok sevdiğinizi, onun olumlu yönlerini de dile getirin. Aksi takdirde kendini bir kişiyi hiç mutlu edemeyen başarısız biri olarak görecek ve acısı artacaktır. Bunun yanında kendini kanıtlamak için yakın zamanda bir ilişki yaşamak isteyecektir.
  10. Ayrılma sürecinde ayrılma nedenlerini duruma göre değiştirmeyin. Ayrılma nedeniniz, bir bahane değil, bir realite içermelidir. Tutarsızlıklar olması halinde ilişkinin bitişi gereğinden fazla zarar verecektir.
  11. İlişkiyi bitirdikten sonra takip eden 2-3 gün içerisinde facebookta veya diğer sosyal sitelerde ilişki durumunuzu değiştirin. Ortak resimlerinizi kaldırın.

 

“Erkek sonuçta, kadın süreçte üzülür.”

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Ayrılık sürecinde düşünce yoluyla üzüntüyü azaltma yolları

0

 

Ayrılık sürecinde düşünce yoluyla üzüntüyü azaltma yolları


Bitirilen ilişkiyi mağlubiyet olarak algılamak
:

Bu nedenle tıpkı bir maçın son saniyesine kadar direnmek ve taarruz etmek misali ısrarcı oluyoruz. Aslında ilişkinin bitmesinin doğruluğunu ve gerekliliğini kabul etsek bile “Bitecekse de ben bitirmeliyim. egosuyla önce direnir sonra ise acılar içinde bitmemesi için her türlü tavizi vermek isteriz. Kötü giden bir ilişkiyi tamir etmek, o şekilde devam etmek veya bitirmek seçenekleri önümüzdedir. Genelde seçimler birinci veya üçüncüdür. Ya iyileştirme çabalarına başvurur ya da bitirmeyi seçeriz. Ayrılmayı mağlubiyet algılamamız nedeniyle egomuz zedelenir.
Kendimizi yenilmiş gol yemiş takım gibi hissederiz. Oysa ayrılmak, bir mağlubiyet değil, bir mutsuzluğun sonucudur. Eğer bitirişleri mantıklı bir karar olarak değil de bir mağlubiyet veya karşıdaki tarafından reddedilme olarak algılarsak ayrılık girişimine karşı koyarız. Israr, tehditkar, ajitasyon,şiddet gibi davranışlara başvuruluabilir.lişkileri başlatmak ve bitirmek  konusunda tüm ezberler değişti. Ritüeller, artık eski Türk filmlerinde kaldı. Başlarken, vitrine yansıtılan yüzler, sürdürme ve bitirme aşamasında gerçek yüzlerini göstemektedirler. Tıpkı pazarda,en iyi domatesin en öne, kötülerin ise arkada olması gibi, insanlar da dışa yansıyan yüzlerinde en iyi yönlerini gösterir, zaman geçtikçe ise fabrika ayarlarına dönüp kendilerini oynamaya başlarlar. Peki kişi adam gibi başlayan bir ilişki neden şok şekilde biter ve adam gibi bitirilemez?
  1. Hazır olmamak: Bir ilişkinin bitişi için hiç bir zaman duygusal-zihinsel olarak iki taraf da aynı derecede hazır olmaz. O nedenle ilişki bitişlerinde hazır olduğumuz zamanda ayrılmak istemek veya ayrılmak için uygun zamanı beklemek doğru değildir. Mesela biteceği kararını size söyleyen biriyle o ilişkiyi nasıl yürütebilirsiniz? Ya da nasıl bir yandan ilişki yürütürken, bir yandan da kendinizi ayrılığa hazırlarsınız? Ayrılığa hazır olmak için ya önceden net ifade edilmeden ilişkide sorun yaratmak, ilgisiz davranmak, kötü muamele yapmak lazım ya da ayrılık kararı ile hazırlık sürecini başlatmak lazımdır. Taraflardan biri ayrılık kararı almışken, diğer tarafın “Bekle ben hazır olduğumda beni terk et-benden ayrıl.” demesi gibidir. Eğer karşıdaki size bu zamanı verirse siz zaten hazırlanmak yerine bu zamanı ilişkiyi iyileştirmek veya bitirmemek için kullanırsınız.

3.Kandırılma: Biz hazır olmadığımızı düşündüğümüz için partnerimizin bencilce ve acımasızca davrandığını düşünür; öfke nöbetleri ve depresif ruh halleri arasında geziniriz. Çünkü bize göre; biz bu ilişkide bir şeyler için çabalarken, o bizi kandırmış, ayrılık kararı almış ve kendini hazırlamıştır. Kendimizi kandırılmış ve değersiz hissederiz. Kandırılmışlık duygusu ile hem üzülür hem de ona öfkemizi kusmak isteriz. Bu iki duygu (nefret ile ona zarar verme ve tekrar sevgili olma isteği) daha fazla hata yaptırır ve ayrılık aşamasında da kendimizi daha suçlu hissetmemize ve onun da ayrılırken vicdani sorumluluğunun azalmasına neden olur. Oysa böyle bir durumda mağlubiyetin öfkesi yerine ilişkinin bitmesinin üzüntüsünün yaşanması en gerçekçi duygudur. Her zaman ki gibi esas olan nedenlere odaklanmaktır.

  1. Kendini terk edilmiş hisseden kişi: Kendi stadında ezeli rakibine farkla yenilmiş takımın taraftarı gibidir. Hem üzüntülü hem öfkelidir. Hem takımını sevmektedir hem ondan başarısızlıktan dolayı nefret etmektedir.
  1. Biten ilişki değil, egolardır: Biten ilişkinin kişide yarattığı bu kadar ağır etkilerinden biri de ilişkiyi hayatındaki gücün, başarının göstergesi olarak görmesidir. Kişilerdeki yüksek ego/hırs ilişkide de var ise karşıdakinin bu ilişkiyi bitirmesi, bir yandan büyük bir yıkım,bir yandan ise ağır öfke yaşatır. Partnerinin ilişkiyi bitirmesini hazmedemez. “O kim olur da bitirir, ancak ben istersem biter, ben terk edilmem, ederim” gibi söylemler zihinde uçuşur.
6.Eski kayıpları hatırlatmak: Her ayrılık, benzer deneyimleri de aktivite eder. Her ayrılık eski deneyimlerden kalan depo duygu ve düşünceleri de size yaşatır. Bu nedenle “kaderci” bir yaklaşım sergilendiğinde de kişinin acısı ve kabullenmesi bir o kadar zor olur. “Yine aynısı oldu, ben hep aynı şeyleri yaşıyorum”.

7.İlişkinin içselleştirilmesi: İlişkimizi benliğimiz, karakter veya duruşumuzun bir göstergesi gibi görürsek bitmesi halinde de yok olmak, hiç olmak olarak düşünürüz. Bazı şiirler ve şarkılarda geçen “sensiz hiçim, beni bırakırsan yok olurum” ifadeleri bağımlılık yapısı gösterdiği kadar aşırı içselleştirmenin de göstergesidir.

 

Peki, insanlar neden ayrılır?

 

  1. İlişki, beklentilerini karşılamıyordur.
  2. Zamanla kişinin gerçek niteliklerini fark etmiştir ve bu özellikleri ile yürütmeyeceğini düşünmüştür.
  3. İlişkinin akdini bozan davranışlar (şiddet, aldatma, kıskançlık, güvensiz davranışlar, alkol, değiştirmeye çalışma, vs. gibi)
  4. İlişkinin statikleşmesi ile heyecan veya duyguların bitmesi, özgürlük isteği, cinsel sorunlar, ilgisizlik.
  5. İlişkinin geleceğini belirsizliği ve güvensizliği
  6. Amacına ulaşma ( çocuk yapma ,para kazanma vs.)

Bu nedenleri özele indirip arttırmak mümkün ama konumuz ayrılma süreci olduğu için bu süreci incelemeye devam edelim.

Size göre karşı tarafın gerekçesi ne olursa olsun, ayrılmak istemiyorsanız bunları yeterli görmezsiniz. Her zaman da bir çözümünün olduğunu düşünürsünüz. Buna bağlı olarak da çözüm yöntemleri önerirsiniz, değişeceğinize dair sözler verirsiniz. Fakat ayrılmak isteyen kişi, daha önce şans vermiş ise veya ayrılmak konusunda kararlı ise önerileriniz geri tepecektir.

Partneriniz, emin olup, ayrılmaya karar vermişse, çabalar işe yaramayacak ve sizin çabanız zamanla karşılık bulmayacaktır. Her emek, bir beklenti oluşturacak, her beklenti karşılanamadığı takdirde bir hayal kırıklığı yaratacaktır. Hayal kırıklığı ise öfkeye dönüşecektir.

Ayrılığı tüm reddedişler, kabullenmeme sürecinde olduğunuzun göstergesidir. Zaten ayrılmak isteyen için de ayrılmak istemeyen için de en zoru kabullenme aşamasıdır. Ayrılmak istemeyen kabullenemez. Ayrılmak isteyene “Bana yardım et, kabullenmem için.” der. Bunu ise “neden “ ve “niçin” ler ile devamlı ister. Size sorulan her soru kabullenmeyi sağlayan bir yardım çığlığıdır. Ayrılma kararınızdan sonra partnerinizden gelen soruları cevapsız bırakmayın. Somut, net ve tutarlı cevaplar vererek kabullenmesini sağlayın. ama net açıklamalardan sonra iletişimi aşamalı olarak azaltın, bitirin.

Devamı ( unutmak mı affetmek mi kitabında)

İlişkiyi yaşarken ayrılık olmaz.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Benim Tek Görevim Memnun Etmek

0

Benim Tek Görevim Memnun Etmek

Memnun etmenin kendi gücü ve değerinin bir ölçütü olduğunu düşünürler.

Memnun ediciler herkesin derdini dinler, çözümler üretirler. Çok iyi dost ve arkadaş olmalarına rağmen bir sorun vardır. Kendilerinin sorunlarını çözemezler. İlişkileri sağlıksızdır ya da ilişkileri yoktur. Bu kadar yardımsever doğal terapist olmak neden onları mutlu eder? Çünkü insanlara faydalı oldukça içlerindeki güçsüzlüklerini yenerler. Bu yönleri ile kendilerini hem işe yarar hem de güçlü hissederler. Fakat seçimlerinde veya süreç yönetimlerinde kendi hayatlarında sıkıntıları vardır. Onlar duygularının bulaşmadığı her alanda başarılı olurlar. Çünkü mantıkları ile çok iyi çözücülerdir. Ama duyguları ile bir o kadar objektif olamazlar.

 

Memnun edicilerin aile yapılarına bakıldığında benzer tablolar anne-baba arasında da yaşanır. Evde ya anne hep memnun edilmeye çalışılır ya da baba. Aynı zamanda çocuklar memnun ettikçe değerli olup sevildikleri için bu tarzı ileriki dönemlerde hayatına aldığı kişiyi memnun etme veya ihtiyaçlarını gidermekle devam ettirirler.

 

Memnun edici tipler karşınızdaki kırılmasın üzülmesin diye sessiz kalırken, o sizin bu sessizliğinizi memnuniyet olarak algılar. Yani “Rahatsız olsaydı söylerdi ya da itiraz ederdi.” düşüncesiyle davranışlarına devam eder. Aslında bu hepimizin yaptığı bir şeydir. Yani itiraz edilmediği sürece ve doğru bildiğimizi zannettiğimiz sürece bildiğimizi uygularız. O halde bir şeye karşı çıkmamak veya sessiz kalmak fedakârlık değil, tavizdir. Hem de karşıdakinin istediği bir taviz değil. Yani kendi yarattığımız kaygı için kendimiz ilaç oluyoruz.

İlişki kimsenin mutluluğu için kurulmaz. Tek taraflı çabalar kadar tek taraflı mutluluklar da sağlıksızdır. Çünkü diğer taraf çabalamıyordur ama mutludur.

İlişki bir teknedir. Bu teknenin iki küreği varsa herkes kendi küreğini gücüne göre çekmek zorundadır. Zaten tek kürekle çekilen bir tekne olduğu yerde döner. Yani ilişki yıllarca bir adım ileri gidemez. Sadece küreği çeken boşa yorulmuş olur.

 

Partnerimizin her şeyden memnun olması beklememeliyiz.

 

Bu yaptıklarının karşısında ise aşırı ve haklı bir beklenti içinde de olacaktır. Bu beklenti ise karşılanmadığında bir o kadar da öfkeye neden olacaktır. Böyle ilişkilerde gördüğümüz manzara, aşırı fedakâr kişilerin zamanla öfke sorunlarının çıkması, bunun yanında bu yükü taşımayıp yaptıklarının onda birini bile yapamamaya başlamasıdır.

Yani bu tip bir ilişki yürütme tarzı sizi yoracaktır. Sonrasında yapmanız gereken kişisel sorumlulukları bile ‘ o hak etmiyor’  düşüncesi ile yapmayacak duruma geleceksiniz.

(unutmak mı affetmek mi kitabımdan)

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Bu Babayı Alkışlıyoruz: Eşime Yardım Etmiyorum!

0

Bu Babayı Alkışlıyoruz: Eşime Yardım Etmiyorum!

Karımın zaten bir yardımcıya ihtiyacı yok, bir partnere ihtiyacı var. Ben de bu evin bir ortağıyım. Toplumun bizi ayırdığı bazı sosyal işler var fakat benim ev işleriyle ilgilenmem bir ‘yardım’ değil.

Karıma evin temizliğinde yardım etmiyorum çünkü ben de bu evde yaşıyorum ve evi temizlemeliyim.

Karıma mutfakta yemek yapmasına yardım etmiyorum çünkü benim de yemek yeme ihtiyacım var ve bu yüzden yemek pişiriyorum.

Karıma bulaşık yıkamasında yardım etmiyorum çünkü ben de bulaşık çıkartıyorum.

Karıma çocukların bakımı ile ilgili yardım etmiyorum çünkü onlar benim de çocuklarım ve ben bir babayım.

Eşime çamaşır yıkamasında yardım etmiyorum çünkü o giysiler benim ve çocuklarımın da giysileri, yıkıyorum.

Ben, evde bir yardımcı değilim, bu evin bir parçasıyım.

alıntıdır

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR