Ana Sayfa Blog Sayfa 34

Güçlü kadın para kazanan kadın mıdır ?

0

Güçlü kadın para kazanan kadın mıdır ?

Güçlü kadın, bir mesaisi olan bir işi olan kadın değildir. Güçlü kadın denildiğinde aklımıza direkt para kazanan kadın gelmektedir. Peki ne yapacağız o zaman para kazanmayan kadın zayıf mı diyeceğiz? Peki, para kazanan kadın ilerde çocuk için işi bıraktığında ya da emekli olduğunda artık güçsüz mü diyeceğiz?
Tabi ki de hayır.
Son zamanlarda “güçlü kadın” etiketinin bu kadar çok kullanılması kadının genelde güçsüz olduğu paradigmasının da ironisidir. Bir sıfat bir cinse veya bir kişiye sık sık ekleniyorsa oradaki vurgunun özellikle belirtilmesinin altına bakmak lazım.
Güçlü kadın, başarılı kadın, ayakları yere sağlam basan kadın, X kadın, Y kadın.
Sanki diğer kadınlar uçan halıyla yaşıyorlar. Ya da bazı kadınları rüzgar uçuruyor..
Bir cinsiyete mensup kişileri kategorize ederseniz kategorinin diğer tarafını da aşağılamış olabilirsiniz.

Oysa güçlü kadın kategorisi olamaz. Çünkü güç kavramı tek bir parametreye bağlı değildir. Para,iş,koltuk,annelik,güzellik,boy veya dekolte gibi..
Mesela işkolik biri bana göre zayıf biridir. Erkek -kadın fark etmez. İşiyle hayatını çizememiş,kaygılarına yenilip yaşam sistemini kuramamış biridir..

Peki kimdir güçlü kadın?
Annelik; Anneliğin daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi annelik tek başına güçlü olmak değildir. Kaldı ki bu bazıları için bir tercih hatta bir özel çaba bile değildir.

İş kadınlığı: Sadece 8-5 çalışmak , bir kadının güçlü kadın olduğunu göstermez. Makinenin bir parçası misali otomatiğe bağlanmak veya sadece iş hayatında başarılı olmak, güçlü kadın sıfatını hak etmez. Bir de düşünün ki o kadın evde bir domatesi kesmeyi bilmez. Veya ilişki yürütmeyi. Bilmediği için sevme-sevilmeden mahrumdur. Ya da anne olma duygusundan. Yine de güçlü kadın diyebilecek miyiz?

Ev hanımlığı;Evin için iktidarını ilan etmek, gri eşofmanını çekip burası benim çöplüğüm,istediğim gibi öterim demek, güçlü kadın olmak mıdır ? Sizi bilmem ama bana göre değildir.

Evli olmak; Son zamanlarda moda olan yeni gelin sendromu misali Zeytine kurdele takmakla, bütün gün koca yolu gözlemekle, gün içinde iyi hissetmek için araması nı beklemekle güçlü kadın olunmaz.

Bekarlık; Hiç sanmam. Bekar olmak, güçlü olmak mı,risk almaktan, reddedilme,terk edilme, başarısız olma,sorumluluk alamama kaygılarından mı bilinmez ama bekar bir kadın olmak da güçlü kadın sıfatını hak etmez.

Son olarak yalnız yaşamak; Yalnız yaşamak,belki bir tercih(alt nedenlerini tartışmak gerek) belki de zaruret veya mecburiyet. Oysa toplumumuzda yalnız yaşayan erkek, çapkınlık açısından bununla övünürken, kadın ise ayakta durmak olarak tanımlamaktadır.

Ee Serhat Bey geriye ne kaldı diyeceksiniz? Peki kim güçlü kadın?

Ne sandınız,güçlü kadın kaşları çatık kaşlı,agresif araba kullanan,erkekleşen kadın mı sandınız?
Erkekleşen kadın zaten kimliğinden çıkarak zayıflaşmış olmaz mı zaten?

Güçlü kadın ,yaşamından zevk alan,tek bir role sıkışmayan,mutluluk havuzunu tek bir muslukla değil,bir çok muslukla dolduran bir kadına denir. Başında “Sadece” olan her rol mutsuzluktur ve kimseyi güçlü kılmaz.
Kendiyaşamını,işini,eşini,evini,hobilerini,hedeflerini,arkadaşlarını kısacası hayatını tadında yaşayan dengede sürdüren kadındır. Belki mevcut yaşam şartlarında bu çok zor diyeceksiniz ama en azından üç alanda aktif olmalısınız. Mesela; iş,ilişki,bireysel alan. Veya ; bireysel alan,ilişki,hedefler.

Ayrıca ,güçlü kadın; kendine yetebilendir,kazandığı paranın kendisine yetmesi olarak algılamayın hemen,kendini mutlu edebilmek adına demek istedim.eşine,işine ,ilişkisine veya arkadaşına bağımlı olmamaktır.

Mesela; yalnızsın, mutsuzsun ama iyi para kazanıyorsun,güçlü hisseder misin?
Ya da evlisin ama işe yaramaz hissediyorsun?
Ya da annesin ama sadece çocuğunla bir hayatın var,sen yoksun…

Belki kaygılar,hedefler ve benlik algısını başka bir yazıda ele alırım ama bu yazıda esas amacım,güçlü kadın olmanın iş hayatı ve para kazanmaktan ibaret olmadığını vurgulamaktı.

Sevgiyle

Serhat YABANCI
İnstagram takibi>>> serhatyabanci

8 Mart mı? O da ne?

0

8 Mart mı?   O da ne?

Legalleştirilmeye çalışılan çocuk gelinler,inanca veya kültüre dayandırılıp  normalize edilmeye çalışılan çok eşlilik, tecavüzü ve tacizi kadının kıyafetiyle  savunmaya çalışan bir guruh ile nasıl Kadın cinayetleri durdurulacak.

Kadın cinayetlerini durdurmak  için, panik butonu, silahsızlanma,polis koruması ne kadar işe yarıyabilir ki?

Üstelik cinayeti, tecavüzü, tacizi, çok eşliliği savunurken.

Bugün 8 mart kadınlar günü. Bazıları için kadınlar, bazıları için emekçi kadınlar bazıları için ise  ezilen kadınlar vs.

Fark eder mi?

Kadın kadındır.

Emekçi olmuş emekçi olmamış.

Zaten bu ülkede emeği olmadan sevilen, değer gören babasının evinde bile rahatça yaşayabilen kaç Kadın var ki?

Bu ülkede zaten Kadın olmak ve Kadın kalabilmek zaten bir emek  değil midir?

Namusu sadece kadının temsil ettiği, erkeğin içgüdü sorumluluğun kadına ait olduğu,Kadın olduğu için yeri  ( işine ) geldiğinde pozitif işine geldiğinde negative ayrıma maruz kaldığı  bir yerde  emeksiz Kadın mı var ?

Yine bir 8 mart kadınlar gününü kutluyoruz.

En çok da, Kadın cinayetlerini, kadının iş güçündeki yerini tartışacağız.

9 martta ise her şey aynı devam edecek…

Erkeklere:

• Iletişim ile çözemediklerinizi   fiziksel  veya sözel şiddetle çözmeye çalıştığınız için, agresif ve  çatışan kadınlar yarattınız.

• Kadınları sürekli güçsüz  görerek çatık kaşlı kadınlar yarattınız.

• Onları ikinci sınıf gördüğünüz için,kendileri olmak yerine,  sürekli erkeklerle yarışan bir Kadın profile yarattınız.

• Ayakkabısından  tahrik olduğunuz için istediği gibi değil, korunmak amaçlı giyindirdiniz.

• Fiziksel  gücünüzle her şeyi çözeceğinize inandığınız için kendinizi geliştirmeye gerek duymadınız.

• Tv dei zlerken bile Tecavüze uğrayanda, şiddete maruz kalanda kusur aradınız.

• Başkasının karısına kızına baktığınızda onları suçladınız. Sizing karınıza kızınıza bakıldığında ise bakanlara saldırdınız.

Kadınlara :

• Kendinizi  geliştirmek yerine,  sürekl i erkeklerin yaptıkları ile kendinizi ölçmeye çalıştınız. Gelişmişiliğinizin ölçütü erkekler oldu.

• Çocukluktan itibaren kız çocuğunuzu itaatkar ve alttan alıcı yetiştirdiniz.

• Eşitlik adı altında erkeği, kadınlaştırmaya çalıştınız.

• Akla değil, göze hitap etmeyi esas aldınız.

• Kendimi ezdirmeyeceğim felsefesi ile olur olmaz her şeye itiraz ettiniz.

• Her şey eşit olsun derken, otobüslerde yer vermeyen ,aramadığınızda aramayan,sizinle aynı efor yarıştıran,light erkekler yarattınız.

• Erkek bileğine, Kadın da diline güvendiği sürece çatışmalar bitmez…

Sözün özü;

Hukuki haklar dışında eşit değiliz. İnsan cinsinin iki farklı cinsiyetiyiz. Yarışmak ve savaşmak yerine birbirimizin farklılıklarına saygı duymalı, kendi kaygımızı, düşük özgüvenimizi kıskançlığa, control etmeye ve baskıya dönüştürmemeliyiz.

SERHAT YABANCI

Aile-Evlilik Danışmanı

Yazar

Instagram👉🏽👉🏽 serhatyabanci

BİRİNİ SEÇME NEDENİNİZ GÜN GELİR ONDAN VAZGEÇME NEDENİNİZ OLABİLİR

0

BİRİNİ SEÇME NEDENİNİZ GÜN GELİR ONDAN VAZGEÇME NEDENİNİZ OLABİLİR

Pembenar-Röportaj


Günümüz modern Türkiye’sinde evlilikler hızlı başlıyor, hızlı bitiyor. Son yıllarda yapılan araştırma verilerine göre ülkemizde evli çiftlerin boşanma oranında artış gözlemleniyor. Önce Vatan Gazetesinde   Bu haftaki röportaj konuğum; Düşündüğün gibi değil ve Unutmak mı? Affetmek mi? Kitaplarının yazarı TBMM  Araştırma komisyonunda çalıştaya  uzman olarak davet edilmiş; evlilik programları, medyanın ve tv dizilerinin Türk aile yapısına etkileri konularında görüşleri alınmış ,kariyer yolunda hızla ilerleyerek  adından  sıkça söz ettirecek,  ezber bozan TERAPİST , bakış açısı ve anlatım diliyle  ile fark yaratan, dikkat çeken  bir yazar ve bir profesyonel…SERHAT YABANCI..

B. Franklin’e ait sevdiğim bir söz vardır;
’’ Eğer unutulmak   istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz, 
   yada yazılmaya değer şeyler yap’’… 
Serhat Yabancı mesleğine olan sevgisi, donanımı ve bilgisiyle bana öyle geliyor ki;’’ uzun yıllar okunacak şeyler yazıp, yazılmaya değer işler  yapacak… ‘’

Serhat Bey,
Ülkemizde  TÜİK verilerine göre verilen ve resmi rakamlar aracılığı ile de açıklanan sonuçlarda  gördüğümüz üzere boşanma oranı geçmiş yıllara göre hızla artıyor. Geçtiğimiz haftalarda ‘’Boşanıyoruz Türkiye ‘’adlı bir yazı dizisi hazırlamış, araştırma sonuçlarını incelerken    gördüğüm rakamlar karşısında hakikatten çok şaşırmıştım. Size şu soruyu sorarak başlamak istiyorum;

Sizce son yıllarda boşanmalar neden  bu derece  arttı? Evlilikte seçimlerimizi ne belirliyor? Başlangıçta yanlış seçimler mi  yapıyoruz ? Bir uzman olarak değerlendirir ve bizleri aydınlatır mısınız?
Balık baştan kokuyor aslında insan kendisini nasıl algılıyorsa, onu sürdüreni seçiyor. Mesela kendini değersiz hisseden onu değersizleştireni çekici buluyor. Yine kendini üstün gören ise boyun egen fedakâr birini seçiyor ve bu durumunu koruyor. Sorun medyatik olan  “elektrik alma” dan başlıyor. İnsan, kendi şemasını fark etmediği sürece, anne veya babasına benzeyenle evlenmekten kaçamıyor.

Boşanmaların nedeni “evlilik” diye espritüel bir duvar yazısı var. Aslında çok doğru. Birini seçme nedeniniz gün gelir ondan vazgeçme nedeniniz olabilir.  Unutmak mı affetmek mi kitabın arka kapak sözü ; “Eğer çocuk sahibi olmak için evleniyorsanız, ilerde o çocuğun psikolojisini korumak için boşanırsınız. Eğer para için evlendiyseniz, doyum sağladığınız ya da doyum alamadığınız için boşanırsınız. Kısaca, hangi amaç sizi ilişkide evlenmeye sürüklüyorsa, o amaç sizin ilişkinizin geleceğini belirler. O halde amaç yanlış ise, ileri ki süreçte kısmi de olsa evliliğin ya da ilişkinin geleceği hakkında bilgi sahibi olabiliriz…
Mesela ?
Onun sessiz sakin ve uyumlu olması gün gelir size sıkıcı ve  yük algılamanıza neden olabilir.  Ayakları yere basan güçlü birini istersiniz. Ya da:  Onun zor memnun olması sizi sürekli motive ederken ondan onay aldığınızda ise iyi hissediyor olabilirsiniz. Lakin zamanla yorulup geri çekildiğinizde ilişkiniz bitebilir. Aslında kimse öylesine hayatımıza girmiyor. Ya yaramıza hitap ediyor ya da içimizdeki olumlu veya olumsuz alanı aktive ediyor.
İlişkilerimiz de  tahammülsüz müyüz? Sadakatsiz  mi? Bencil mi?
Bencil  birey yapılarının  git gide artışını söyleyebilirim. İnsanlar artık kimse için fedakârlık yapmak istemiyor. Ayrıca insanlar artık kimseye güvenmek istemiyor.   Kendine odaklı kadın ve erkek, istedikleri olmadığında agresifleşen, terk etmeye tehdit eden davranışlar gösteriyor. Bunun altında ise, bir önceki neslin hastalıklı ilişkileri yatıyor. Sürekli boyun eğen anne kızını asla boyun eğme diye büyütüyor. O da uyum sağlamakla boyun eğmeyi karıştırıyor. Baba sadece eve para getirmekle görevini yaptığını düşündüğü için, oğlu da bu bayrağı devralıyor.  Durum böyle olunca eğitimli, kariyerli yeni nesil bireyler, ilişki özürlüsü haline dönüşüyor. Başarısızlıklarını örtmek için ise işkolik oluyorlar.  Duygusal sorunları çözme yetenekleri, uzlaşma yönleri minimum.  Eş seçerken de tüm aradıklarını taşıyan birini istiyorlar yorulduklarında ise sıra dışı bir seçim ile hatalar yapıyorlar.

Türkiye’de Aile ve Evlilik kavramına dair bir erezyon  yaşıyoruz da farkında mı değiliz? 
Toplum olarak evrim geçiriyoruz. Bu nedenle bazı kavramaların yanlış anlaşıldığını düşünüyorum.
Birey olmayı bencille karıştırmak
Kendini ezdirmemeyi  tahammülsüz olmakla karıştırmak
Uyum sağlamayı, boyun eğmek sanmak
Arada hoş görmeyi, taviz vermek sanmak.
Hatasını kabul etmeyi, zayıflık sanmak gibi.

Geçtiğimiz günlerde röportaj yaptığım meslektaşlarınızdan biri olan Psikolog ve psikoterapistin  ‘’Seni mutsuz edenle mutlu olmaya çalışmak kadar mutsuzluk verici bir şey yoktur’’. Sözünü hatırlıyorum. Bir evliliğin onarılamayacak derecede bittiği an duyguların bittiği son anı hissettiğimiz son  sürece nasıl gelebiliyoruz?
Yargıtay, eşini sevmemeyi  boşanma nedeni olarak kabul ediyor. Ve sevmeyen birini hukuki olarak evliliğe zorlanmamalı diyor. Çok doğru.  Sevgi bitiyorsa, mecburiyet ve ihtiyaçlar devre giriyor. Yani “rağmen evlilik” süreci başlıyor.  “Yaşamımızı memnuniyetsiz birini memnun etmeye, mutsuz birini sırtlamaya ve  bizi değersiz ve mutsuz kılan birine emek vermeyle harcayamayız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR EVLİLİĞİN FORMÜLÜ 5 S + 1 İ  FORMÜLÜ
Sevgi aslında öylesine oluşmaz öylesine de bitmez. Bu nedenle sevginin sürdürülmesi için  bazı kaynakların olması lazım. Bu anlamda 5S +1 İ yöntemini öneriyorum. Saygı +sorumluluk+sex+sohbet+sosyallik+İlgi.  Bu 6 unsurun yürüdüğü bir sistemde sevgi asla bitmez. Bu 6 unsur da zaten insanı zorlayan ve potansiyelinde olmayan şeyler değil.

BEN NE YAPARSAM YAPAYIM O BENİ YİNE SEVSİN 0-3 YAŞ ÇOCUK-ANNE İÇİN GEÇERLİ SİSTEMDİR…
Oysa eş; ben ne yaparsam yapayım o beni yine de sevsin. Beni bırakmasın diye ister. Bu sistem 0-3 yaş çocuk –anne için geçerli bir sistemdir. Toplumda bunu oturtmalıyız. Her şeye rağmen sevginin olmadığını ve olmaması gerektiğini. Sevgi bittiğinde, eşinizin öksürüğü bile batar. Artık her şeyi sizi rahatsız eder. O halde iki taraf birbirinin sınırlarına saygı duymalı ve sevgiyi ortak bir fidan gibi korumalıdır. Evlilik aşkı da sevgiyi de öldürmüyor aslında. Öldüren eşlerdir.
Duygunun arkadaşlığın paylaşımın bittiği aseksüel  nice evlilik var. Kağıt üstünde kalmış bir evlilikte başrol olmuş  aynı evde yaşayan iki yabancı kadınlık kocalıkve  eş ilişkisi sürdüren çiftler..
 Bu kadar vahim bir tabloyu bir evlilik terapisti kurtarabilir mi?

Eşler istedikten sonra her evlilik kazanılabilir. Sevgi bitmiş midir yoksa yaşanmıyor ve yaşatılmıyor mudur? Önce bunu görmek lazım. Bazen o kadar çok kırılmışsınızdır ki, sevgiyi yansıtmanız için önündeki kırgınlık, değersizlik, öfke, özür gibi duvarları aşmanız gerekir. Bunu da ancak partnerinizle beraber yıkabilirsiniz. Bitmiş bir evlilik, ancak ekonomik, sosyal ya da dini nedenlerden dolayı sürdürülür. Bu ise evlilik değil, mecburi ev arkadaşlığıdır. Zaten tünelin sonunda parayı bulan ya da yeni bir destek bulan yolunu çizmek isteyecektir.

Serhat bey zaman zaman her insanın hayatı, sıkıntıları, sorunları ve ilişkisi ile ilgili açmazları sorunları oluyor. Kitap ve gazete Okuma alışkanlığımız son derece düşük  dolayısıyla siz ve diğer uzmanların yazılarını makalelerini okumayan böyle bir kültürü bilgisi olmadığından terapiste evlilik  danışmanına gidemeyen nice kadınlarımız var. Bazen de eş ikna olmuyor ve  terapiste gitmiyor. Evlilik danışmanına gitmek sorunları konuşmak , çözmek kültürüne  eşlerini  nasıl ikna edecek Türk kadınları? Bu konuda algıyı nasıl açmak lazım? Hakikatten bazı erkeklerin bu konuda çok keskin kırmızı  çizgileri var. Ayakkabısını bile lostrada boyatan bakım yaptıran adam evliliğinde bu özeni neden göstermez?
Terapiye sıcak bakmayan erkek, evlilik terapistine gitmeyi güçsüz ve acizlik olarak algılıyor. “ben çözemiyorsam o ne yapabilir ki?” diye düşünüyor.
Terapiye sıcak bakmayan erkek, evlilik terapistine gitmeyi güçsüz ve acizlik olarak algılıyor. “ben çözemiyorsam o ne yapabilir ki?” diye düşünüyor. Ya da sorun olmadığını, eşinin büyüttüğünü düşünüp yanaşmıyor. Ta ki kadın terk etme veya boşanma adımı atana kadar. İşte o zaman da iş işten geçmiş oluyor. Çünkü kadın bitirene kadar taziyesini tutuyor. Acısını yaşıyor. Erkek ise bittikten sonra …

EVLİLİĞİNE ÖZEN GÖSTERMEYEN ERKEK ,EŞİNİ ANNELEŞTİRMEYE ÇALIŞIR…
Evliliğine özen göstermeyen erkek, eşini anneleştirmeye çalışır. Kendine geniş bir alan yaratıp, kendi odaklı yaşamak ister. Biraz narsistçe. Eşi “beni de gör” dediğinde ise bunu sorun çıkarmak olarak algılar.  Terapiye bir erkeği ikna etmek, eskisi kadar zor değil. Çünkü erkek de biliyor ki evlilikte sorun varsa bu onu da etkiliyor. Şimdi biraz daha yumuşamalar var. Yine de ısrar etmek yerine “ bir kez gidelim memnun kalmazsan ısrar etmeyeceğim” denilebilir.

Beni son derece rahatsız eden bir şey var  bazen tematik,  bazense alternatif kanallarda yayınlanan bir gurup genç adam ve genç hanımefendilerin bir program stüdyosuna yada ev mi desem? Bilemediğim mekanlara toplandığı işim gereği kenarından kıyısından takip ettiğim kısmet arama formatlı programlar, bazen de ulusal kanallarda yayınlanan stüdyoda talibini arayan bir gurup insanın ekrana çıkarıldığı  evlilik  programları.  Siz, Meclis Araştırma Komisyonu tarafından ‘’Medyanın dili, evlilik programları ve dizilerin ailelere etkileri konularında ‘’uzman’ ‘olarak çalıştaya davet edilmiş ve yine bir uzman olarak konuyla ilgili çalışmalar yapmış bir isimsiniz .
 Nedir bu evlilik programı gerçeği? Hakikatten samimi bir evlilik yolculuğu çıkar mı buralardan sizce? İnsanların bu programlara katılma ve izleme dinamiği nedir?

NEREDE TANIŞTIĞIN DEĞİL ,KİMİNLE TANIŞTIĞIN ÖNEMLİ…
İlk kitabım “unutmak mı affetmek mi” de evlilik programlarını bir bölüm olarak ele aldım. Hatta anket çalıştım.
Ben evlilik programları konusunda iki yüzlülük olduğunu düşünüyorum. İzlemeyenlerin zaten umurunda değil. Bari izleyenler ise bu kadar ateşli eleştirmesin. Zaten izlenmezse doğal olarak kalkar.  sonuçlarımı da ekledim. Sonuç: zararlı ve kaldırılmalı diyenlerin %99 u günde en az bir kez izliyor. Esasen, nerede tanıştığından çok, kiminle tanıştığın önemlidir. Evlilik programında tanışmak, çok absürt değil. Sorun kişiyi yeterince tanımadan ve yapımcının zorlaması ile bir an evvel evlenmeye sürüklenmesidir.  Çoğu yapımcı sırf skor ( biz daha çok evlendiriyoruz) için adaylara baskı yapıyor. Oysa 1 çay içmeyle 3 dakikalık sohbetle koca bulunmaz. Evlilik programları ve  kısmetini tanıma programları aslında belli normlara göre sürdürülse “fırsat ve imkanı  olmayanlar “ için faydalı olacaktır.

EVLİLİK PROGRAMLARI BU ÜLKENİN BOŞANMASINIDA AHLAKINIDA ÇOK DEĞİŞTİRMEDİ. PROGRAMLAR BİZİM GENETİĞİMİZE KÜLTÜRÜMÜZE  ŞEKLEN UYMADIĞI İÇİN ELEŞTİRİYORUZ…
Lakin  programlar, katılanların egolarını yarıştırdığı, birbirini küçümsediği, aynı anda bir kişinin bir çok kişiyle flörtleştiği bir karmaşık yapıya dönüştü. TBMM araştırma komisyonunda bu konuda  daha çok denetim yerine formal bir yapı önerdim. Adayların ekranda kalma süresi, aday tanıtım şekli, paravanın hiç olmaması gibi. Evlilik programları, bu ülkenin boşanmasını da ahlakını da çok değiştirmedi. Sanki bu programlardan önce çok mu değişikti her şey. Sanki “kurban “ gibi.. lakin programlar bizim kültürel genetiğimize şeklen uymadığı için çok eleştiriyoruz. Yoksa izleyenlerin büyük çoğunluğu  sadece  dedikodu yönünü ve mahrem merakını gideriyor.
Yazmış olduğunuz iki kitabınız var ‘’Düşündüğün gibi değil’’ ve 2. Kitabınız  Unutmak mı Affetmek mi? Kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz bize? Okuyucu bu kitaplarda neler bulur? gözlemler? İçerikten söz eder misiniz?
•    Kitabım unutmak mı affetmek mi ,ilişkiler üzerine. Bir ilişki veya evlilikte yaşanan veya yaşanması muhtemel her sorun için, kültürümüze ve sosyal yapımıza uygun, uygulanabilir çözümler ve analizler ile dolu bir kitap. Aldatma, kıskançlık, güç savaşı, ayrılma vb.. tüm konularda kendi terapistiniz olacaksınız. Yeni baskısı sürekli devam ediyor. Dünyanın her yerinden ciddi derece dönüşler alıyorum. Sanırım ilk defa bu kadar net çözümlü bir kitap piyasaya çıktı.
‘’OKURLARIMIZ ARTIK UMUT SATAN,TEORİK  VE KENDİSİNE UYMAYAN KİTAPLARDAN SIKILMIŞ …DAHA ÖZGÜN KISA –NET ARAYIŞLAR İÇİNDELER’’…
2.kitabım “düşündüğün gibi değil” de ise bireysel sorunlarımıza  çözüm için yol haritası sunan bir kitap. Değersizlik, mükemmeliyetçilik, aşırı fedakarlık, hayır diyememe “ vb gibi bir çok sorunun nedenleri ve çözümleri için uygulanabilir çözümler içeriyor.
Okurlarımız artık umut satan, teorik ve kendisine uymayan kitaplardan ve çözümlerden sıkılmış.. daha özgün ve kısa-net arayışlar içindeler ben de iki kitabımı bu yönde yazdım.
Ezber bozan ve hakikatten samimi bir üslubunuz var. Bu açıdan farkınız çok net gözlemlenebiliyor. Bu sebeple okurlarınızla aranızda çok sağlam bir köprü var bence …

Kitaplarınız dışında okurlarla, kitlelerle  buluştuğunuz noktalar var. Yazdığınız makaleleri takip ediyorum ve çok kişide takip ediyor benim gibi . Serhat  Yabancı’ nın faydalı ve  uzman gözünden değerlendirilmiş  ustalıklı yazılarına kitapları dışında okurları nereden ulaşabilir? 
Sosyal medya hesaplarımdan mümkün olduğunca geniş takipçi kitleme ulaştırmak istiyorum. İnanın her sabah, “hocam 4 gözle bekliyoruz paylaşımlarınızı” diye mesajlar alıyorum. Hatta şehir dışında olduğumda  merak edip mail atan ve arayanlar oluyor. Neden bugün yazmadınız diye.  Facebook.com/serhatyabanci, www.serhatyabanci.com ve instagram.com/serhatyabanci hesaplarımı takip edenler, tüm ve günlük yazılarımı okuyabilirler.
Sadakatsizlik evlilik tarihi kadar eski bir şey hatta belki de evlilikten bile eski. İnsanlık tarihi boyunca karşılaşılmış çetrefil konu erkek yada kadın bilinen vakalar genellikle erkekler üzerinden konuşulur özellikle toplumumuzda;  bu sebeple sormak isterim: evli bir erkek kendisini seven ailesini bir arada tutmaya çalışan  eşini neden aldatır?
Aldatmanın haklı veya makul nedeni olmaz. Ya iyileştirirsin ya da bitirirsin. Aldatma bir seçenek değildir. B u nedenle aldatma aldatanın kişisel bir eylemidir.  Lakin bu böyleyken herkes  iyileştirme veya bitirme cesaretini gösteremiyor. Bazı nedenler, ya bencil ya bağımlı insanlar için aldatma nedeni olabiliyor. Erkeğin aldatması, çoğunlukla cinsel olarak gerçekleşiyor. Eğer cinsellik aynı kişiyle sık sık yaşanıyorsa zamanla duygusallık da oluşuyor ve kopuş başlıyor. Diğer yandan erkek, hükmettiği egosunu okşayan kadın ile ulaşamadığı kadına ulaşmak için aldatmaya yöneliyor.  Bu tamamen erkeğin bir seçimi. Evliliği sorunsuz giden bu tip  erkekler, hormonlarıyla aldatmaya sapabilir. Burada belki bir eleştiri olacak ama , Türk kadını evlendiğinde ev anne rolünü çok fazla ön plana çıkarıyor. Bu rolü ise en çok cinselliği vuruyor. Diğer yandan erkek, kendisiyle güç savaşına giren kadını, aşırı boyun eğen kadını ve kendini üstün gören kadını aldatıyor.

Peki kadın aldatmaları da var. Bir kadının ancak duygusal ihtiyaçlarından dolayı sadakatsiz olabileceğini düşünüyorum. Büyük bir yalnızlık yada ihmal edilmişlik olabilir. Magazin camiasında çok sık rastlanan bir öyküdür. Zengin varlıklı eğitimli ünlü  biridir hatta çok saygın bir isimde olabilir. İnsanları bu noktaya getirecek içlerinde oluşan fırtına ve büyük bir gitme isteği mi ?
Evli kadın neden aldatır? 
‘’KADIN ALDATMALARINDAKİ ESAS PARAMETRE DUYGUSAL VE İLETİŞİMSELDİR’’…

Kadının ihmal edilmesi, değersiz hissetmesi asla aldatmayı haklı kılmaz.. Aldatmaya sürüklemiş diyebiliriz. Lakin kadın aldatmalarındaki esas parametre duygusal ve iletişimseldir. İyi anlaştığı, değer gördüğü, sohbet edebildiği, beğenildiği kişiye doğru ilgisi kayabilir.  Diğer yandan kocasını yetersiz, güçsüz gördüğü  için de güçlü, koruyucu veya patronsu özellikleri olana yönelir. Kadının ihmal edilmesi, değersiz hissetmesi asla aldatmayı haklı kılmaz. Her iki cinsiyetin de aldatma nedeni farklı olsa da sonuç aynıdır. Nedenlerin farklı olması, aldatmayı haklı veya geçerli kılmaz.

Serhat Bey, sizin de bildiğiniz gibi biz kozmopolit bir toplumuz kentlerimizde  bir  bölgede oturan evli bir kadınla atıyorum bir Sultan beyli yada ne bileyim Bağcılar ile Nişantaşı Cihangir kültürü bakış açısı farklıdır. Homojen bir yapımız yok kent kültüründe . Örneği kendimden vereyim Balkan göçmeni bir baba ile ( dedem ,babam İstanbul doğumlu). Annem ise Elazığlı bir Ailenin ataerkil ve geleneksel çizgideki boşanmaların çok rastlanmadığı bir eşrafının  kızı. Eşim ise Yurt dışında doğup büyümüş ve o ülkenin vatandaşlığını tercih etmiş Avrupai bir insan hiç birimiz diğerimize uymuyoruz.
Doğal olarak birimiz için tercih olan bir ayrılık durumu diğerimiz için töre ölüm  ve ceza olabiliyor. Değerler katılaştıkça danışanınızın sorunlarının  çözümü daha da zorlaşıyor mu sizler için?

Türkiye de evlilik çekirdek değil geniş aile. Böyle olunca da bireysel bir seçmiş gibi görünen boşanma da ciddi sorunlar yaratmakta. İki tarafın evlilik veya boşanmaya karşı  farklı bakış açısı, sorunların çözümünü tıkayabilir. Bir taraf boşanmayı özgürleşme olarak görürken , diğer taraf terk edilme veya kusurluluk olarak algılayıp direnç gösterir Ülkemizde evlilikler üzerinde anne-babaların ciddi beklentileri var. Kendi yaşlılıklarını çocuklarının evlilikleri veya torunları üzerine kurmak gibi amaçları var. Böyle olunca da “ her şeye rağmen” evlilikler artıyor.. Benzerlik ilkesi, evliliğin kalitesini de ömrünü de uzatır. lakin Farklılıkların olması çözümü her zaman engellemez. Çözümün kilidi, doğru iletişim ve uzlaşmaya açık olmaktır. İki taraf birbirini olduğu gibi kabullendiğinde ve o güce sahip ise farklılık renk ve zenginliktir.
Muhafazakar bir çerçevede yetişmiş ve üstelik  ataerkil eşini bir psikoloğa, evlilik danışanına gelebilmeyi ikna edebilmiş görece varlıklı bir kadınımız meselesini daha mı ciddiye alır? Evliliği kurtarır? 
Muhafazakarlık aslında terapi ile çelişen bir durum değildir. İnsanın her şeyi çözmesi, her şeyi tek bir yöntem veya  bakış açısı ile çözmesi de mümkün değildir.  Muhafazakar kadın terapi desteğinde ısrar ediyorsa evliliğini kurtarmak için olabileceği gibi  canı çok yanıyor olduğu için de gelmek istiyordur. uzman desteği almak , evlilik, eş ve çocuklar için yapılan bir fedakarlık ve verilmiş bir çabadır. Ben her zaman boşanmadan önce bir uzman desteği alınmasını öneririm. Kesin karar verilmiş olunsa bile. Lakin artık muhafazakar kadınlar da evliliklerini kaliteli yaşamak, eşiyle güzel zaman geçirmek ve daha fazla paylaşımda bulunmak istiyor. Eski dönemlerdeki gibi sadece evde aktif olan bir kadın profili çok az.

Siz bir uzman gözüyle daha iyi değerlendireceksinizdir eminim  evliliklerdeki’’ kültürel mozaik ‘’diyelim, çeşitlendikçe sorunlar ve yaşananlarda aynı çeşitlilikte fazlalaşıyor mu? Farklılaşıyor mu?

Kültürel ve ekonomik düzey arttıkça çiftin problemlerini çözmek kolaylaşır mı uzman açısından ? Eğer çiftlerin sorun çözme becerileri düşükse, her farklılık bir soruna dönüşür. Ne kadar farklılık ve sorumluluk varsa o kadar çatışma olur.  Lakin iki taraf  sorun çözme becerilerini iletişim yoluyla oturturlarsa farklılıklar asla soruna dönüşmez. Sorunun kaynağı ,tarafların kendi doğrularını dayatmaları, birbirinin sınırlarına ve özgünlüğüne saygı göstermemeleridir. Bu bakış açısı olduğu sürece, benzerlik de işe yaramaz. sürece, benzerlik de işe yaramaz.
KADININ GÜÇLÜ OLMASI BOŞANMAYI HIZLANDIRIYORSA KADININ EVLİLİĞİNİN YAPISINA BAKMAK LAZIM…
Kaldı ki aynı kültürden hatta akraba eşlerde  bile boşanma yüksek iken, benzerliğin sorunu kesin çözeceğine inanmak güç olur. Eğitim, ekonomik güç, sosyalleşme ile evlilikte sorunlar daha çabuk çözülür. Oysa toplum, okuyan para kazanan kadının daha çabuk boşandığını düşünüyor. Meslek veya eğitim iyi bir şeydir. İyi bir şey ise kötü bir şey yaratmaz.  Kadının güçlü olması boşanmayı hızlandırıyorsa, kadının evliliğinin yapısına da bakmak lazım.  Olayı sadece paraya veya eğitime bağlamak, gerçekçi bir analiz değildir…
Bu gün sizinle yaptığımız röportajı okuyacak olan  çiftler açısından çok faydalı olacağına inandığım bir çalışma gerçekleştireceğimizi düşünüyorum.  Zaman ayırdığınız için teşekkürler…
Milliyet gazetesi-pembenar köşesi röportajı

 

Sürekli Kurban Rolünü Oynayarak Üste Çıkmaya Çalışan Kişilerin Dikkat Etmeniz Gereken 8 Özelliği

0

Sürekli Kurban Rolünü Oynayarak Üste Çıkmaya Çalışan Kişilerin Dikkat Etmeniz Gereken 8 Özelliği

1. Sorumluluk almazlar.

Kurban, yaşadığı sıkıntılar ve sorunlu ilişkiler için başkalarını suçlar. Patronunun çok talepkar ve mantıksız olduğunu söyleyip mızmızlanır. Kız arkadaşı sırtından bıçaklamıştır. Erkek arkadaşı ilişkide tek problem çıkartan kişidir. Başlangıçta, arkadaşınızın anlattığı bu istismarcı erkek arkadaş hikayelerine inanırsınız ama sonra arkadaşınızın ona kötü davranan erkeklerle sevgili olmayı alışkanlık haline getirdiğini fark edersiniz.

2. Manipüle ederler.

Kurban, korumacı tavrınızın ve merhametinizin üzerine oynamak için dert tasa dolu hikayelerini kullanır, böylece sempatinizi ve desteğinizi kazanır. Sizi etki altına almak için suçluluk duygusunu ve gizliden gizliye hissettirdikleri baskıyı kullanırlar. Böylece sadakatinizi kazanarak ona yanlış yaptığını düşündüğü insanları sizle düşman ederler.

3. Duygusallıklarıyla bezdirirler.

Başta, arkadaşınızın yaşadığı talihsiz durumlarda yardımcı olduğunuz için iyi hissedersiniz ama daha sonra bu kişi arkadaşlarına ve meslektaşlarına bir ihtiyaç ve bağlılık durumu yaratır. Problemlere sebep olan davranışlarının sorumluluğunu alması hususundaki reddedişi sabrınızı, enerjinizi ve duygularınızı tüketir.

4. Hayatlarında sıkışıp kalırlar.

Kurbanlar hayatlarında güçsüz olduklarına inanırlar ve hayatta neden donup kaldıklarıyla alakalı uzun bir mazeret listesi sunarlar. Bu kişiye hayat kalitesini arttırmak için bazı önerilerde bulunursunuz ancak o sizin fikirlerinizi umursamaz.

5. Kin tutarlar.

Kurban sizi sürekli bir gözlem altında tutar ve bir çeşit üstünlük kazanma arzusuyla hatalarınızı kollar. Eğer bu kişiyi memnun etmezseniz, size kin besler ve gizlice intikam almak ister.

6. Kendilerine güvenmekte sorun yaşarlar.

Kurban, hayatta ne istediği ve neye ihtiyaç duyduğu konusunda sorun yaşar. Sağlıklı ilişki sınırları yoktur ve ona kötü davranan birinin karşısında duramazlar.

7. Sizi hayatlarından silip atarlar.

Eğer bu zarar veren davranışını ona göstermeye çalışırsanız sizi aniden ve kesin bir şekilde hayatlarından çıkarırlar, sonra diğer insanları yanlarına çekmek için sizi kötüleyip dururlar.

8. Sahte gözyaşları konusunda ustadırlar.

Karşılarındaki kişiyi etki altına alabilmek ve sorumluluktan kaçmak için zorda kaldıklarında kolayca gözyaşı dökebilirler. Diğer insanların bu konudaki hassasiyetini kullanmaktan asla çekinmezler. Gözyaşı dökerek, haklı olduğunuz bir konuda kendinizi kötü hissetmenize yol açarlar.

Elif Balemir Çakın

 

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Lâ tahzen! (Üzülme!)

0

Lâ tahzen! (Üzülme!)

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!

Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..

“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…

Ayağın kırıldı diye üzülme!

Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…

Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!

Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…

Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildi

Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur…

Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah’tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !…
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil…!

Hz. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî.

“ Ailem evliliğime müdahale etmiyor” mu dediniz?

0

“ Ailem evliliğime müdahale etmiyor”  mu dediniz?

Ülkemize özgü bir durum olmasa da bizim toplumda sanırım daha fazla yaşanmakta, evlenen çocuğuyla sağlıklı ayrışmayı tamamlayamamak. Çocuğunun evliliğini kendi uzantısı gibi görmek, ondan evlenmeden önceki tavırları beklemek, çocuğundan beklediğini onun eşinin de yapmasını istemek.

Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün 1200 ayrılmış kişi üzerinde yaptığı “boşanma nedenleri” araştırmasında ,boşanan kadın ve erkekler, evlilik ilişkilerine eşlerinin ailesinin müdahalesinin olduğunu söylüyor. Çiftler bu müdahalenin de en çok ekonomik nedenler (yüzde 50) ve evin düzeni (yüzde 40) konusunda olduğunu söylüyor.
Aslında bunlar, sağlıklı “hoşça kal” yapamayan ebeveyn-çocuk ilişkilerinde görülür. Ebeveyn-çocuk arasında bağlı olmaktan öte bağımlı bir ilişki oluşmuştur. Bu ilişki şekli çocuğun aidiyet ihtiyacını giderirken anne-babanın ise duygusal tatmini ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderir. Ama genelde bu şartlı ve daha çok çocuğa sorumluluk yükleyen bir sistemdir.
Evlilik terapilerine başvuran çiftlerin büyük çoğunluğu bu konuda sınır konulmaması, kök ailelerin evliliğe müdahale etmesi ve kararları etkilemeye çalışmasından rahatsızdırlar.
Ben bu konuda ailenin sorun çıkardığını ele almaktan öte, eşlerin bu konudaki tavrının daha önemli olduğunu düşünüyorum. Müdahale eden aile yoktur, buna izin veren eş/eşler vardır.
Toplumun eleştirmeyeceğini düşünse, fırsat verilse, danışılsa; kanımca büyük çoğunluktaki anne-baba çocuğunun evliliğine müdahil olacaktır.
Toplumsal yapımıza baktığımızda bu konuda, ağırlıkla kayınvalidelerin sorunun merkezinde olduğunu görürüz. Genelde damat da gelin de eşinin babasıyla kronik sorunlar yaşamaz.

Peki, neden anneler?
• “Ben doğurdum” ile “benim kocam” savaşı
• İki kadının ( gelin ile kaynana) erkeğin gözünde değerli olma yarışı
• Annenin eşinden yeterince beslenememesi
• Annenin kendi gelinlik sürecini gelinine yaşatmaya çalışması
• “Oğlumun evi ”düşüncesi
• Esas ailenin hangisi olduğu belirsizliği
• Annenin kendini otorite görmesi
• Çevrenin anneden beklentisi ( sözün geçiyorsa değerlisin)

Vb. gibi nedenler annenin ( kayınvalidenin) çocuğunun evliliğine çok fazla müdahil olmasına neden olmaktadır.

Aslında bunlar küçük küçük dolduruşlardır, kendi isteğine uygun hale getirme çabalarıdır. Muhtemelen siz bunları iyi niyetli olarak görürsünüz. Onlar da belki art niyetli yapmıyor olabilir ama sonuçta siz olumsuz etkilemekte ve ilişkiye zarar vermektesiniz
Toplumsal değişime bağlı olarak, geniş aileden çekirdek aileye dönüşüm ile roller hem değişti hem netleşti. Ortalama çoğu kadın artık kendi evliliğinde başka bir kadının izni dışında söz sahibi olmasını istememektedir. Peki, doğru mu? Evet doğru.

Kişinin Esas aile hangisi, eşi ve çocukları mı anne-baba ve kardeşleri mi?

Cevap: Eşi ve çocuklarıdır. Bu cevaba anne-baba kızabilir. Peki bu soruyu anne-babaya sorsak : Esas aileniz kim diye: anne-babaları mı derler yoksa eşi ve çocukları mı derler ? evet % 99 eşim ve çocuklarım derler. O halde sizin de esas ailenizin eş ve çocuğunuz olduğunu kabul etme zamanınız geldi. Ama bu diğerlerinden vazgeçmek değildir. Kaldı ki eş ile anne/baba birbirinin alternatifi değildir. Seçenek olarak sunulamaz.
Bu tanımlamadan sonra müdahale konusunu ele alalım

Çoğu eş ailesinin müdahale etmediğini söylerken eşi buna itiraz eder. Bu farklılık neden kaynaklanır ? bu farklılık geniş aileden çekirdek aileye geçişle şekil değiştirmiştir. Eskiden eşin ailesi alınacak koltuğun rengine, evin düzenine vs. karışırken şimdi uzaktan kumanda ile telkin ile bunu yapıyor ?

Yeni dönem ailelerin müdahale şekilleri neler ?
• Kendini ezdirmemelisin
• Neden onlara iki kez gidiyorsun da bize bir kez geliyorsun?
• Eşin sanırım annesinin sözünden çıkmıyor.
• Eşin niye bizi aramıyor.
• Eşin niye şu arabayı aldı ne gerek var?
• Eşin neden şunu giyiyor, sanki seni takmıyor
• Asla taviz verme, yoksa ipi boynuna takar.
• Neden kararları en çok o veriyor.
• Neden sizde X konusu şöyle oluyor ?
• Oraya tatile gideceğinize neden bize gelmiyorsunuz.
• Siz orda keyif yaparken biz burada sürünüyoruz.
• Elin kızı, anneden daha kıymetli olur mu? Seni ben doğurdum..
• Evlendikten sonra çok değiştin, eşin seni yönetiyor.
• Eşini neden gelirken getirtemiyorsun. Seni yok sayıyor. Değer vermiyor.
• Komşunun gelini/damadı annesine şöyle yaptı.
v.b gibi telkinler, eleştiriler ve yakınmalar ile aklınıza virüs bulaştırdığını fark edebildiniz imi?
Ve genelde gereken söylemler ve müdahaleler yapıldıktan sonra da adına “ SENİN İYİLİĞİN İÇİN” denilerek final yapılır.
Oysa her birey bu tip sözde iyi fark edişlerle çeşitli savunmalar ve isyanlara başlar. Normal giden evliliğini kurcalamaya başlar. İşte bu psikolojik hareket, genelde siz izin verdiniz sürece devam eder.
Ne yapmalı?
• Bu tip yorum ve eleştirilere karşı net olarak “evliliğimi konuşmak ve sizin ameliyat etmenizi istemiyorum” demelisiniz.
• Beklentilerin karşılanması için “bunu eşimle konuşup ortak karar vermeliyiz” demelisiniz.
• Onları sürekli memnun etmek zorunda olmadığınızı fark ve kabul etmelisiniz.
• Eşiniz ve aileniz arasında köprü olmaktan vaz geçmelisiniz.
• Ailenizin eşinize söylemenizi istediklerini “ ben söylemem, siz arayın söyleyin “ diyerek yüz yüze iletişimi sağlamalısınız.
• Evliliğinizin mutluluk ve huzurunu korumak adına gerekirse ailenizin sizin üzerinizdeki “yalnızlaştırma” “dışlama” tepkisiyle baş etmeli ve bunun için evliliğinize daha çok sarılmalısınız.
• Siz neden şöyle yapmıyorsunuz ? sorularına “bizim evliğimiz böyle” demeli ve evliliğinizin farklı ve özerk olduğunu fark ettirmelisiniz.
• Evliliğinizle ve eşinizle mutlu olduğunuzu vurgulayarak, onların istediği olmasını sizin de istemediğinizi vurgulamalısınız.

Sonuç olarak, evliliği dış etkenlere karşı korumak, iki tarafın sorumluluğundadır. Eşler iyi anlaşıp dayanışma sağladığı sürece her türlü dış etkenle baş edebilir. Evlilik her iki aileden oluşmuş, bağımsız bir aile ve sistemdir. İki aile ile de ilişkisini sürdürebilir ama bunlar evliliğe zarar vermeden olmalıdır..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Koşullu sevgi ile oluşan evlilikler

0

Koşullu sevgi ile oluşan evlilikler

Eşinizin mutluluğundan,onun yaşamdan keyif alıp almamasından, tercihlerinden sorumlu değilsiniz.
Onun da mutluluğunu size bağlaması,
İsteklerini dayatması,
Bunları da haklılıkla savunması kısır döngü yaratır.
Eşler, birbirlerine karşı sorumludur ama birbirinden sorumlu değildir.
Çoçuk ve ergenliğinde çok fazla korunmuş veya çok fazla beklenti yüklenmiş(küçük yaştan itibaren sorumluluk yüklenmiş) kişiler, karşıdakini sırtlamaya müsait yapıdadır. Genelde de kendisini sırtında taşıyacak( bencil) kişileri ya da kendine güven sorunu olan/bağımlı kişileri seçerler. Çünkü geçmişten gelen bir öğrenmeyi sürdürürler.
Oysa bu sırtlama, zamanla yorgunluk ve hayattan keyif alamamaya dönüştüğü için hem eşine hem de başka insanlara karşı tahammülsüzleşmeye dönüşebilir.
Kaldı ki siz gereğinden fazla aldığınız sorumlulukları iade ettiğinizde görceksiniz ki kendisi de bunlarla baş edebilmektedir..
Diğer eş, bazı sorumlulukları üstlenirse veya yapılanlardan dolayı eşini sık sık onure edip takdir eder ve daha az surat asarsa ilişkide denge bozulmaz.
Sırtlayan en azından onaylanma ve takdir görme ve kısmi görevlerinin azalması ile mutlu olur ve nefes alır.
Aksi taktirde yüksek sorumluluk sahibi,zamanla depresifleşmeye ve umursamaz olmaya başlar. Hatta aldatmaya kadar giden gevşeme girişimlerine başvurabilir.
Şayet siz de ilişkinizi sırtlayan iseniz,sorumluluklarınızı paylaşın.
Kendi isteklerinizi ve sınırlarınızı biraz daha netleştirin.
Eşinizin kişisel tercih veya mutluluk/mutsuzluklarını üstlenmekten vazgeçin  ve kendinizi suçlu hissetmeyle yüzleşin aşmaya çalışın.
Bu arada hem kök ailenize hem de size yaşamsal sorunluklarını yükleyen diğer insanlara da sınırı çizmeye başlayın.
Muhtemelen ilk yaşayacağınız,sizden beklentileri karşılanmayanların size surat asması,sonrasında da acı acı eleştirmesi olacaktır.
Bunun yanında dik durmaya devam ettikçe bazıları sizden beklentilerini gözden geçirecek ve üstlenecek bazıları da sizinle iletişimi terk edecektir.
Bunun da yaratacağı yalnızlık sürecini de göze almalısınız.
Lakin bu yalnızlık,kendiniz için bir şey yapma ve karşılıklı,yetişkin-yetişkin ilişkileri bulmaya ve kurmaya hazır olmak için nadas süresi olabilir.
Zaman geçtikçe de “koşullu”sevilmenin sonuçları olan, geçmişinizi fark edeceksiniz.
Ve artık sevilmek için çabalamak yerine karşılıklı sevgi+saygı+sorumluluk ile de ilişkilerin yürüyebileceğini görebilecek ve kendinizi sevilmeye bırakacaksınız.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Neden mutsuzuz?

0

Neden mutsuzuz?

Gerçekten mutsuz muyuz yoksa mutsuzluğumuzu abartıyor muyuz? Ya da  hassas ve kırılgan yapımız nedeniyle küçük mutsuzlukları derin mi yaşıyoruz?

Neden mutsuzuz?

1.Geçmiş yaşantılarımızı kabullenmeyi  ve onlarla el sıkışıp ayrılmayı başaramıyoruz. Sürekli olarak “ keşkeler “ içindeyiz. “ o gün keşke onu yapmasaydım, öyle bir karar almasaydım” ve daha fazlası.

2.Bugünümüze daha iyi bir şey katamadığımız için, geçmişten ve patinaj yaşam tarzımızdan kurtulamıyoruz. Yeni bir şey yapmayı,  dönüp dolaşıp “paraya” bağlıyoruz.  Aslında yeni bir şey yapmanın ne olduğunu bilmiyoruz. En pasif yöntemler ile en aktif mutluluk peşindeyiz. Mesela günde 5 saat internete girip 1 saatlik kitap okuma veya spor yapmayı tercih edemiyoruz. Ya da bunları mutluluk kaynağı olarak görmüyoruz.

3.Neredeyse halkımızın çoğu, mutlu olmayı, iyi şartlarda yaşama  ve zengin olmayla fixleştirmiş. Meslek hayatım boyunca  mutlu olmak için neye ihtiyacınız var? Sorusuna % 90 a yakın “para” cevabını aldım. Oysa mutluluğu paraya bağlamak, ( kimse kusur bakmasın) bağımlı ve tembel bir birey talebi geliyor bana. “ Param olursa mutlu olacağım” talebi, “ben mutlu olmayı bilmediğim için dışsal bir güce ihtiyacım var” anlamına gelmektedir.  Diğer yandan da paraya bağlanan umut; kişinin yüksek beklentilerinin gösterir.  Beygiri yüksek araba,mutfağı geniş ev, ekranı geniş plazma… oysa ne acıdır ki İslam toplumu için büyük çelişki değil midir maddeye bağlanmak ve nefsine yenilmek.

4.Mutluluğumuz,başkalarının bizi algılaması üzerine kurulu. Hatta mutlu olup olmadığımızı bile insanların yorumları ile ölçmekteyiz. İnsanlar bize özeniyorsa mutlu olmamız gerektiğini düşünüyor, ilişkimizi alkışlıyorlarsa ilişkimizin iyi olduğunu düşünüyoruz. Yani kendimiz bir duygu ve algıya sahip değiliz. Böyle olunca “alkış delisi” ( Ege bölgesi) veya “desinlerci” (Elazığ civarı) karakterler olduk. Sanırım, birey olamamak ve ne istediğini bilememek, bu bağı koparamamamızdan kaynaklanıyor.

5.Duygularımızı tanımıyoruz. İyi bir yaşam tarzında olup olmadığımızı, mutlu olup olmamamız gerektiğini hatta şükretmemiz gerekip gerekmediğini  ve eşimizin iyi bir eş olup olmadığını başkalarının düzeyi ve sahip olduklarıyla kıyaslıyoruz. Yani bağımsız bir “ben” algımız yok.

6. Ülkemizde her apartman  küçük bir BBG evi adeta. Herkesin gözü birbiri üzerinde. O kadar çok başkasının  hayatıyla ilgileniyoruz ki, sosyal iletişimimizde bile başkalarının dedikoduları temel konularımız. Başkası da olmasa ne konuşacağız o kadar zaman. Başkalarını izlemek, onları modellemek, özenti ve bazen de haset, bizi bir şey yapmaktan çok sürekli yetersiz ve cezalandırılmış hissetmekten başka ne işe yarayacak  ki. Sadece birey düzeyinde mi?  Toplumsal ve kurumsal olarak da sürekli bir yabancı hayranlığı, sürekli başkalarının hedeflerini hedef yapma ve onlara göre kendini güçlü ve değerli hissetmek…

7.Yanlış bilinen din. Tutarsızlık, her insanı mutsuz eder. Kanımca mutsuzluğumuzda İslam dininin yanlış bilinmesi ve yaşanması büyük etken. Sorun islamda değil elbet Lakin inancı camiye sıkıştıran bir millet olduğumuzdan dolayı, ilişkilerimizde, çalışma hayatımızda, sosyal hayatımızda inandığımız dinden maalesef faydalanmıyoruz. “OKU “ ilk emri olan bir dinin bu kadar cahil kalması ve kendini geliştirmemesi de dinin yanlış algılandığının/ yaşandığının bir göstergesi olduğunu yeterince göstermektedir.

8.Kadercilik  Evet, damarlarımıza kadar kör kaderciliğe batmışız. Bir şeyleri değiştiremeyeceğimize inancımız çok sert. Toplum kurtarıcı bekliyor, şans oyunlarına bağımlılık ciddi oranda, kızlar kendilerini bu mutsuzluktan kurtaracak beyaz atlı prens, erkekler zengin ve güzel kadınların kendini ne zaman keşfedeceğini bekliyorlar.  Oysa kimse amaçları için bir şey yapmıyor. Lakin %99 u Müslüman olan toplumun sanırım tevekkül kavramı çok farklı. Nedense herkes keşfedilmemekten ve istediği hayatı yaşamamaktan yakınıyor. Peki sen istediğin hayatı yaşamak için ne yaptın?

“Nasip, kısmet, olacağı varsa olur,böyle yazılmış” gibi sözcükler bizi bir şey yapmamanın verdiği stres ve suçluluktan kurtarıyor. Lakin elimizden gelenleri yeterinc yapmadığımız bir gerçek. Zaten elimizden geleni yaptığımızda, olmaması bizi daha az üzer. Çünkü insan emek verdiğinde değil, vermediğinde daha fazla suçlu hisseder. Yani insan yaptıklarından değil, daha çok yapmadıklarından dolayı suçlu hissetmeye meyillidir. Önemli bir sınava iyi hazırlanıp kaybeden mi çok üzülür çalışmadan kaybeden mi? Eğer iyi  çalışanın şematik bir bozuk düşünce yapısı yoksa,”elimden geleni yaptım” diyerek  başarısızlıkla baş edebilir. Ama diğerinin bir rahatlama kanalı olmayacaktır. Keşkeleri daha fazla olacaktır.  Yani ; tembelliğin ve sorumsuzluğun adını; nasip, kısmet,kader” koymuşuz.

9.Kendimizi nasıl mutlu edeceğimizi bilmiyoruz. “kendini mutlu et” kavramını, gezme,tozma,istediğini giyme veya yeme olarak algılamamız da bundan. Peki nereye kadar alışveriş yapabilir, ne kadar yiyebilirsin. Bunlar çözüm mü?

10.Sürdürülebilir mutluluk sorunu: kalıcı bir mutluluk için belki de esas konu bu. Anlık çözümlerden sürdürülebilir olanı seçmek. Bunun için de ısmarlama veya kopyalama yöntemler değil, kendimize özgü yöntemler keşfetmeliyiz. Herkesin, kendi imkanlarına, zevklerine, gücüne göre sistem kurması gerekir.

11.Bireye bağımlılık. Türk toplumunun bana göre ciddi mutsuzluk kaynaklarından biri de “eş/arkadaş/aile/iş bağımlılığı. Kadın kocaya bağımlı, koca anne-babaya bağımlı, doğal olarak gelin kaynana kavgası bitmeyen bir aile modeli. Yalnız kaldığında huzursuz olup ya kendini internete, ya içkiye ya da başkasının kollarına atanlar. Kendini sadece işiyle var edenler. İşi olmadığında kendini mutlu edemeyip, yine iş yaratıp kendini oyalayanlar. Anne-babasının onayı olmadan kıyafet bile alamayanlar… yani  o kadar çok ki.

Özet: yazılan tüm maddeler aslında bizi temel soruna götürüyor. “Birey olamamak”.

Şayet birey olursak;

Kişisel mutluluğumuzun sorumluluğuna üstlenecek,

Kararlarımızı da kendimiz alacak,

Başkalarını rakip veya düşman değil, sadece sosyal bir kaynak olarak görecek,

Sınırlarımız olacak,

Kimseyi sırtlamayacak,

Kimsenin sırtına binmeyecek,

Kimseyi kurtarıcı olarak görmeyecek,

Kendi gemimizin kaptanı olacak,

Kendi tespit ettiğimiz hedef için kendimizi motive edeceğiz.

Evet, temel sorunlarımızdan “müstakil kişilik” olmakla ilgili zorluklarımız. Bu konuda da en çok çevremiz ve ilişki içinde bulunduğumuz insanlar bizi yönlendiriyor.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Değersizlik ile baş etmek isterken başka biri olmak.

0

Değersizlik ile baş etmek isterken başka biri olmak.

İnsanları eleştirenler, küçümseyenler, kibirli davrananların ortak yönleri, kendinden kaçmalarıdır.                          

Değersizlik duygusu yaşayan kişi, çoğu zaman davranışlarının altında bunun yattığını bilmez. Mesela kendisini olduğu gibi kabul eden ve sevgiyle yaklaşan insanları küçümser. Çünkü ona göre onu seven de kabul eden de onun gibi biri, yani değersiz sıradan biridir.  Çünkü “değersiz birini ancak değersiz biri kabul eder” temel düşüncesi vardır.

Genelde sürekli birilerinin onayını alma, kendini birilerine kanıtlama çabası içindedir. İstediği onayı ve kabulü aldığında ise ışık hızıyla ona olan yoğunluğu azalır. Genelde “elde ettikten sonra uzaklaştı” dediğimiz tiplerdir bunlar. Aslında sizi elde falan etmemiş sadece değer verip kabul etmişsinizdir.

İstediği onayı ve kabulü aldığı için kendini kısa süreliğine iyi (değerli) hisseder ve tekrar arayışa geçer. Bu sadece partner bulmak olarak değil, sosyal çevre içinde böyledir. Yüksek fedakârlıklar, boyun eğici uyum davranışları gibi tutumlar, aslında istediği onayı almak içindir. Aldıktan sonra ise sizi sıradanlaştırır ve sizi yükselttiği yükseklikten aşağı bırakır.

Buna karşılık, kendisine değer vermeyen, küçümseyen soğuk veya kibirli birinin duygularını kazanana kadar aşırı ilgili ve uyumlu görünür. Ona göre ona soğuk davranan, ilgisiz ve muhatap olmayan biri üstün ve değerli biridir. Eğer onun değerini ve onayını alırsa o düzeye çıkacağını zanneder. Ve yaşamı bu patinaj içinde devam eder.

Kendin için ne düşünüyorsan, kendine benzettiğine de onu yüklüyorsun.

 

Kendisi değersizliğinin ve bunu tamamlama yönteminin farkında olmadığı için adeta insanları öğüten bir değirmen gibidir. Hep yeni insanlar, sevgililer hatta evlilikler.

Kendilik değerini başkalarının onayıyla, alkışıyla veya kabulüyle sağladığını düşünen birinin “Olan ben” , “olması gereken ben” diye 2 maskesi  vardır.  Etkilemek zorunda olmadığı, kendi ailesi veya onaylayanlar içinde olduğu ortamda fabrika ayarları ile hareket eder. O sadece onay ve kabul ile değerli hissediyorsa onun olmadığı  ya da onu elde ettiği ortamlarda daha sorumsuz ve ilgisiz davranacaktır.

Değersizlik duygusu içinde olan biri,kendisi gibi algıladığı insanları ,küçümser. Yani başkasını küçümseyen aslında kendini küçük görendir.  Onlara da Ters davranır.  Uzantısı gibi algıladığı: akraba, hemşehri, meslektaşı ve geçmişini yansıtan kişileri önemsemez, istemediği çağrışımları yaşattıkları için onlardan kaçar ya da gereksiz yere iletişimi koparır. Çünkü farkında olmanda olmadan onlarda kaçtığı görünmeyen yönlerini görür.

Yukarıda bahsettiğim olan ve olması gereken benlik arasında sıkışan veya bocalayan kişi, zamanla içsel sıkıntılara sahip olur. Nedensiz mutsuzluk, boşluk, dünyaya ve ortama ait hissetmeme gibi. Oysa ne statüsü ne geçmişi ne de diğer nitelikleri ve nicelikleri onu değersizleştiremeyeceğini farkında olmuş olsa sorun çözülmüş olacaktır. Buradan da anlaşılıyor ki değersizlik yaşayan kişi,  kendisiyle barışık değildir. Kendisini koşulsuz kabul edemediği için başkasının da onu olduğu gibi koşulsuz kabul edemeyeceğini düşünür.

Kendisini sürekli içten içe eleştirirken asla başkasına eleştirmez. Özellikle de kendi uzantısı gibi gördüğü kişilere.   Yüksek haklılık ve üstünlük görüntüsünü, kendi içindeki düşük benlik saygısını kılıflamak için kullanır.

Emeğini hak etmeyen veya verdiğinin karşılığını alamadığı ilişkilerde yüksek fedakârlıklar yaparken, kendisinin sürekli yanında olan ve onu kabl edenlere karşı duyarsızdır. Onun  silahları: fedakarlık, aşırı uyumlu görüntü, para, baştan çıkarma,dış görünüş ve statüdür.Onaylanma ve değerli hissetme adına bu silahları yeri ve zamanına göre kullanır.

Esasen;  değerli olmayı ilgi ve iltifattan ayırırsa çoğu sorun çorap söküğü gibi ardı sıra gelecektir. Oysa sürekli ilgi ve iltifat peşinde koşarken onun bedeli olarak da ciddi hatalar ve tavizler verecektir.

Kendini güçlü hissettiği alanlarda olmayı seçecek, yetersiz olduğu ya da o kulvarda güçlü olmadığını düşündüğü ortamlardan ise kaçacaktır. Mesela zengin ise, daha düşük gelir düzeyine sahip kişilerle arkadaşlık yapmak,güzelse kendisi kadar güzelin olmadığı ortamları/ilişkileri seçmek veya kariyer örneği gibi..

İlişkilerinde koca bir duvar vardır. Her zaman en küçük kırılma anında o duvar örülür ve yıkılmaz.

                Değersizlik duygusu içindeki Erkek:

·         Sürekli güçlü görünmek için işkoliklik

·         Öfkeli duruş

·         Kalbini kazandığı kadına değersizce tavırlar

·         Aşırı dış görünüş hassasiyeti

·         Çapkınlık ve bununla gurur duymak

·         Aşkıyla  yandığı kadınla evlenip sonra adam yerine koymamak

·

 

                Değersizlik duygusu içindeki Kadın:

·         Sürekli “ farklıyım” çabası

·         Yüksek limitler şeması

·         Erkeksi tavırlar ( öfke, asilik )

·         Kadın kimliğinden memnuniyetsizlik

·         Karşı cinste etki bırakma çabası

·         Aşkıyla yandığı erkekle evlenip sonra adam yerine koymamak

 

Devamı bir son

Benliğini, geçmişini, cinsiyetini ailesini reddeden veya onunla barışık olmayan kişinin sürekli  bundan kaçmak için maskeler yarattığı, maskelerin de zamanla içsel bir çatışmaya neden olduğu görülür.

 

 

Neler yapılabilir:

·         Geçmişinle barışın: Geçmişinden gelen her ne olursa olsun ( aile,köken,ekonomik- etnik-dini  özellikler vs.) tümünü kabul edin. Bunlar sizin utanacağınız şeyler değil. İnsanların da sizi bunlardan dolayı yargılamasına veya suçlamasına izin vermeyin. Siz sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz.  Bir insanın kendisiyle barışmasının ilk yolu geçmişi ve kökeniyle barışmasıdır.

·         Kendinizle barışın: Şekliniz, ekonomik düzeyiniz,eğitiminiz  vb. tüm niteliklerinizi önce kabul edin sonra da onları sahiplenin. Onlar sizsiniz. Bir bütünsünüz.  Beğenmediklerinizi de kabul edin. Sadece gücünüz yettikçe değiştirmeye çalışın.

·         Herkes tarafından sevilmek ve ilgi görmek düşüncesinden vazgeçme zamanı geldi. Sizi herkes değil, sadece sizi tüm gerçeklerinizle ( geçmişiniz, kökeniniz ve şu an ki haliniz)  kabul edecekler tarafından kendinize sevilmeye bırakın.

·         “Olan ben” i geliştirin. “ Olması gereken ben” i azaltarak bitirmeye çalışın.

·         Artık onay ve dışsal kabul ile sürekli mutlu olamayacağınızı kabul edin. Doğru bir yol ve yaşam seçin. Sizi seven zaten öyle de sevecektir.

·         Tek taraflı ilişkileri gözden geçirin. Sadece sizin verici olduğunuz ilişkileri eşit hale getirin kabul etmeyenleri bitirin.

·         Sizi koşullu seven, koşullu değer verenler için fedakârlıklarınızı azaltın. Beklentilerinizi söylemeyen başlayın.

·         Kendiniz gibi değersiz zannettiğiniz uzantılarınıza daha fazla sarılın.

·         İnsan değerinin doğuştan geldiğini, başka bir insan tarafından insanın değerleşmediğini kendinize telkin edin.

·         Kendinizi ilgi, onay alma, iltifatla mutlu etmek yerine kendi kendinizi mutlu etmeye yatırım yapın. Sizi nelerin mutlu edeceğini keşfedin.

·         Değersizlik duygusu doğuştan gelmez,başka insanların bize karşı davranışları ile bizde oluşur.Bu nedenle çözümsüz değildir.

·         Hatayı kabul etmeyi, özür dilemeyi sıklaştırın. Bunları yaptığınızda sömürülmeyeceğinizi ve değersizleşmeyeceğinizi önce kabul edin. Sonra küçük adımlar ile test edin.

·         İnsanları yeterince tanımadan 100 puan da 0 (sıfır) puan da vermeyin. Tanıdıkça karar verin.

·         Sadece sizden sütün olanlarla değil, sizinle eşit veya statü itibariyle sizden düşük düzeyde olanlarla da ilişkilerinizi geliştirin.

·         Dengeyi kurun. Ya” hep ben” ya da “hep başkası” yerine “önce ben” i geliştirin.

·         İnsanların gözünde değerli olmak yerine  önce kendiniz için saygın biri olmaya çalışın.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

“AMA ” LI HAYATLAR..

0

“AMA ” LI HAYATLAR..

Hayatımıza yön vermek için hep bir şeyin olmasına, bir aşamanın atlatılmasına ihtiyaç duyarız. Bunlar bazen küçük bir neden, bazen, gözümüzde büyüttüğümüz bir aşama, bazen de sorumluluğu almak istemediğimiz için sığındığımız bir bağlaçtır, AMA ….

Her insan yaşamında mutluluğu sağlayabilecek donanıma sahiptir. Fakat yetişme tarzları, hayattan beklentileri, enerjileri, kendileri tanımaları gibi unsurlar nedeniyle bu donanımlarını yeterince kullanamazlar. Mutluluğu elde etme konusunda yöntem eksiklikleri olanlar olduğu gibi her türlü yönteme ve yol önerisine karşı bir türlü adım atamazlar.
Bazen mükemmeliyetçilikleri buna engeldir. Olursa en iyisi olsun diye. Bazen kendilerine güvenemezler yapamam diye. Bazen yapıp yapmama konusunda emin değillerdir. Bazen de enerji harcamadan elde etmek isterler.

Herkes bu kişilere yardımcı olmak ister, yol gösterir, eleştirir bazen bazı adımları onlar adına atar. Fakat yaşamanın sorumluluğunu almak istemeyen kişi, mutlak olarak “AMA” lar ile bize gelirler. Çünkü amalar, onların sorumluluğu almamalarının en büyük silahıdır. Çünkü “ama”lar, insanların onlarla ilgilenmesi için güçlü silahlardır.. Çünkü amalar, çoğu zaman ilgi odağı olmayı sağlayabilir.

“Ama” lar, zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Zamanla, tembelleştirip, beklenti sahibi aynı zamanda kaderci bir yapıya büründürüyor insanı.

“Ama” demek, hayatı hep bir şarta bağlamak, mutluluğu ise ötelemek demektir. Hep amalarımız olur bir şey yapmak için. Hep bir engel varmış gibi hissderiz.

“Ama”ları olan, sanki çok çabalıyor çok istiyor da, hayat ona hep engel oluyor gibi kendini kader kurbanı gibi hisseder ve yansıtır.
“Ama”ları olan için, “ama” kelimesinden önceki açıklamaları bir değeri yoktur. her türlü çözüm ve önerinin geçerliliğini değil, engelini düşünür.
“Ama”lar, sahibine pasif bir hayat sunar. Ama bu pasif hayat ise kişinin devamlı yakındığı bir hayattır.
“Ama” larımız olmasın mı ? olsun, tabiki olacak. Esas olan ise bunun devamlı olmaması. Yaşamımızın tüm sorumluluğunu elimize almamız ile amalarımız da azalır
Hayatımızın akışı ve yönünün bizim elimizde olduğunu kabul etmeli ve bu gidişata yön vermek için çabalamalıyız.
Yaşamdaki milyonda bir oluşan şans ve bunlara denk gelen insanlar bize örnek olmamalı. Çünkü milyonda bir şans peşinde koşmaktansa , kendi şansımızı kendimiz yaratmalıyız. Çünkü hayat şansa bırakılacak kadar kısa ve ucuz değil.
Yaşamımız ve beklentilerimiz, kendi gücümüzle, kendi isteğimizle orantılanmalı, hedefi belirledikten sonra da bu hedefe hizmet etmeliyiz.
“Psikolojide bir yasa vardır. Zihninizde nasıl olmak istediğinizin bir resmini oluşturursanız ve bu resmi orada yeterince uzun süre tutar ve korursanız, çok geçmeden tam da düşünmüş olduğunuz gibi olursunuz.” William James
“Ama” lar,denendikçe, test edildikçe ortadan kalkar. Deneyelim, test edelim, başarısız olsak bile, yeni bir yöntem geliştirelim. Her deneme, aslında yeni bir tecrübedir.
Unutmayalım ki, “ama”lı bir yaşamınız varsa çok bahaneniz ,az yaşantınız olmuştur.. artık çok yaşamak, az düşünmek zamanı…
“ama”lar yaşamak,yıllarca ertelenen bir hayat demektir. Geriye dönüp baktığımızda, hep bir nedene, bir bahaneye, bir ama ya takılmış, patinaj bir hayatımızın olduğunu görürüz ki, bu bizi daha da üzer. “ama” mız ne kadar gerçekçi olursa olsun, her “ama” nın çözümü için “ bir “ama” vardır.

“şöyle yapmak istiyorum “ama”….. diyorsanız, bende sizin “ama”nız için, evet “ ama” şöyle bir çözümü var derim.

Sizin her “ama”nızın bir antitez “ama”nın olduğunu unutmayın. Harekete geçmek için zemin ve zaman aranmaz, her yer zemin, her zaman uygun zamandır.
Unutmayalım ki, ‘ama’ lar sadece bizim için engel teşkil eder. Onlar başkası için engel değildir ,belki sadece bahanedir. Başkası bunları engel olarak görmüyorsa, bizde görmeyebiliriz.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR