Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Kaçan kovalansa da yakalandığında her ikisi de kaybedebilir.

0

Kaçan kovalansa da yakalandığında her ikisi de kaybedebilir

Kısa süre içinde ilerleyen ilişkilerde, kişiler birbirini, “Bana gerçek yüzünü göstermedi” diye suçlarlar. Oysa bunu iddia ettikleri zaman dilimi  belki de daha   birinci yıldır.
Bir ilişkide tarafların reel karakterin ortaya çıkması için belli bir paylaşım, zaman ve yaşantıların olması gerekir. Bunun yanında kişilerin özgürce kendini ifade etmeleri, iki tarafın da ilişkiye şans vermeleri, en küçük bir hata veya anlaşmazlıkta bitirmeyi değil, tamir  tanımaya fırsat vermeleri gerekir.
Mesela ;
Ayşe, ben maç izleyen biriyle yapamam” dediğinde, Ali, Ayşe’yi kaybetmemek için yanlış/yalan bilgi verebilir. Oysa sırf bu nedenden dolayı bir ilişki bitmemelidir. Ali, Ayşe’nin bu tavrını  ön yargı olarak görebilir. Zamanla alışır diye düşünebilir. Zamanla kabul ettirebilirim diye düşünebilir.
İlişkinin başında  kendinizi, her an kaybedilecek biri olarak yansıtırsanız, süreç tanıma odağından çıkıp kaçan-kovalayan odağına dönüşüyor. Oysa kaçacaksanız neden görüşüyorsunuz? Bu tip ilişkiler, istemem yan cebime koydur.  Sağlıklı tanışma süreçleri gerçekleşmez.
İlişkide karşıdakinin aidiyetinin peşine takılan yoğun ilgi, ikna ve vaatler verip onu kazanmaya çalışırken, aslında bir şeyleri unutur…
Onu tanımayı..
 
Onu gerçekten isteyip istemediğini..
 
Onunla yapıp yapamayacağını.
 
Sadece elde etmeye odaklanmıştır.
 
Eğer ilişkinin başında tanımaya değil, kaygılarınızı gidermeye odaklanmışsanız, sürekli garanti isterken bulabilirsiniz kendinizi…” emin misin, ciddi ilişki  mi istiyorsun..?”.. vs.  Oysa kaygılarımızı giderirken onu tanımayı ikinci plana atmış olabiliriz. Rahatlamış olabiliriz. Güvenin verdiği rahatlamayla onun çoğu olumsuz tavırlarını önemsemeyebiliriz. Çünkü biz sadece güven istemişizdir.
Bir ilişkinin başında tek şeye odaklanmamalıyız. Çünkü bir eş seçmek, bir hayat seçmek gibidir. Tek bir kulvarı yoktur.  Her yönden tanımalı ama küçük detaylardan dolayı da kesip atmamalıyız.
Peki ne yapılabilir. ?
En başta tanıma sürecinde önce iletişim, sonra ilişki  olmalıdır.
Farklılıklar çıktığında hemen kesip atmadan çözüm geliştirilmeli, ortak noktaların fazlalığına da bakılmalıdır.
İlişkinin gelecek hedefleri en baştan değil, tanıdıkça belirlenmelidir.
İlişkinin başında, her şey dengeli olmalıdır. Aşırı ilgi, aşırı iletişim aşırı zaman paylaşımı olmamalıdır. Kişiler,tüm enerjilerini ilişkiye aktarmamalıdır.
Tanıma sürecinde, sadece zaman geçirmek değil, birbirini tanımak için de süreç değerlendirilmelidir.
Taraflardan biri sürekli kendini elde edilmeye çalışan olarak görmemelidir. Çünkü o zaman sürekli karşısındakini kendisini kandırmaya çalışan kişiler olarak görüp şüphe ile yaklaşır.
Tanıma sürecinde, değerli olmak adına kendini üstün tutmak, karşıdakinin performansını arttırır ama samimiyetini sorgulatır.
İlişkinin başında  kendinizi, her an kaybedilecek biri olarak yansıtırsanız, süreç tanıma odağından çıkıp elde etme odağına dönüşüyor.
İlişkinin başında sadece kaygı gidermek değil, uyuşmak, anlaşmak, sevmek gibi diğer etmenlere de odaklanmalıyız.
İyi bir tanıma sürecinde, öncesinde biten ilişki ile arasında en az 6 ay olmalı. Ayrıca biten ilişkinin tersinin bizi mutlu edeceği düşüncesinin de doğru olmadığını unutmamalıyız.(Öfkeli sevgiliden ayrılan birinin ilk ve tek şart  olarak sessiz birini araması gibi)
Özetle; Sağlıklı bir tanışma süreci için, zamana yayma, paylaşımları dengeli yaşama ve hoşgörülü  olmalıyız.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Kıroyum ama para bende- kültürel gecikme

0

Kıroyum ama para bende- kültürel gecikme

KÜLTÜREL GECİKME

Maddi kültür öğeleri, manevi kültür öğelerinden hızlı olduğunda oluşan uyumsuzluk ve görgüsüzlük durumuna kültürel gecikme denilir.
Paranın; eğitimden kültürden, maneviyattan veya ahlaktan daha çabuk kazanılması nedeniyle, zengin ama görgüsüz tiplerin sivrildiği bir toplumsal akışa kaymaktayız.

“Kıroyum ama para bende”, “paramla her şeyi elde edebilirim”, “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” cümleleri birer kültürel gecikme metaforlarıdır.

Teknolojiye sahip ama onu doğru kullanmayı bilmeyen,arkadan gelen akım. Elinde ıphone 7 ama bağırarak kafede konuşan,camiye X6 cipiyle gelen, parasından aldığı güçle çapkınlığı meşrulaştıran evli adamlar,kadınlar ,yüzbinlierce liralık aracıyla kırmızı ışıkta geçenler ve eleştirildiğinde “cezası neyse öderiz” ile egosunu  savunanlar.

Özellikle gelişimin sadece bir sütunda olmasına bağlı olarak oluşan bir göstergedir kültürel gecikme. Yüksek beygirli araçlar, geniş metrekareli villalar, pahalı eşyalar, şatafatlı hayatlar fakat değişmeyen şive, satın alma gücüyle kendini değerli hisseden ve bu gücüyle insanlara hükmetmeye çalışan zengin kişi.

5 sütunlu bir gelişim yolunda;  eğitim, manevi gelişim, sosyal gelişim, zihinsel gelişim ve ekonomik gelişim içinde sadece ekonomik gelişimini tamamlamak.

Sosyoloji bu durumu, kültürel gecikme kavramıyla açıklar. Amerikalı sosyolog Ogburn’ un teorisidir; kültürel gecikme. Bizdeki adıyla görgüsüzlük.

Peki, ilişkilere nasıl yansıyor?

·         Parasıyla istediği kadını elde edebileceğini düşünen erkekler,

·         İlişkisindeki her sorunu maddi araçlarla kapatmaya çalışanlar,

·         Eş seçiminde tek seçim kriteri “zenginlik” olan kadınlar,

·         Kişilik uyumu değil, düzey (zengin-zengin) uyumunu esas alan adaylar,

·         İnternet aşkları ( interneti var ama kullanmasını bilmemek)

·         Sosyal onay için anlaşabildiğini değil, yakışabildiğini seçenler,

·         Takım elbise giydiğinde yürüyüşü değişenler,

·         Topuklu giydiğinde, özgüven patlaması yaşayanlar,

·         İlişkileri parasının gölgesinde yürüten erkekler,

·         İlişkileri güzelliğinin gölgesinde yürüten kadınlar

Ve bunların yanlış olduğunu düşünüp yine  de bunlara tav olan insanlar..

Kültürel gecikme…

Bir de ani değişimle yeni bir sınıfa girdiğinde yaşadığı bocalamadan dolayı,ne eskisi gibi kalabilen ne de yenisi gibi olabilen zengin sınıfının gettosu belki de.

 

Peki biz bu durumu nasıl sürdürüyoruz?

“Sen yeter ki başarılı ol( ders çalış)” telkini ile ,manevi,sosyal,zihinsel eğitimden mahrum bıraktığımız çocuklarımız. Sadece başarılı olması ( daha iyi mesleği- daha iyi para kazanması) için akademik eğitimi/başarıyı merkeze  aldığımız çocuklarımız.

Sonrasında ise güzel bir üniversiteden;  diplomalı ama narsistik, başarılı ama  topluma duyarsız , başarılı ama belki de üçkağıtçı nesil..

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Gelin-Damat ve kayınvalide üçgeni

0

Gelin-Damat ve kayınvalide üçgeni

Oğlan annesi sanki kanuni annesi misali oğlu evlendiğinde gelinini küçümser…

Bazen inceden inceye laf sokar, bazen sanki oğlu ucuza gitmiş gibi hüzünlenir…

Geline “kızım” demez ama “anneciğim anneciğim” diye peşinden koşmasını bekler…

Gelin de kendini sürekli sınavda hissettiği için ağzıyla kuş tutmaya çalışıp yaranmaya çalışır.

Neredeyse ilk iki yılı iki şey ile doldurur;
Başarılı eş olduğunu kanıtlama ve borç ödemek.

Sevgili GELİN HANIM;

Kendinle barışık ol,
Kendini kanıtlamaya çalışmaktan vazgeç.
Ne ailen ne de eşinin ailesi sana madalya takmayacak.

Saygısız olma,
Surat asma,
Tepkisel olma,
Eşine bağımlı olma,
Ailesini de rakip olarak görme.
Ama kendini de değersizleştirme ,
Kimsenin de değersizleştirmesine izin verme.

Seni seven böyle sevsin,
Kabul eden de böyle kabul etsin.
Kimse kafasındaki gelin kıyafetini sana giydiremez,
Kimse senden habersiz seni kafasına göre şekillendiremez.

Eşinin ailesinin hatalarının acısını eşinden çıkarma,
Eşini onların avukatı yapma,
Onlarla geçinemiyorsan,geçinebilecek kadar samimi ol.
Eşini,senin ve ailesi arasında bırakma,
Eşin üzerinden değil,birebir iletişimle çöz.
Eşini ailesiyle paylaşmayı kabullen.
Kendi ailenle eşinin ailesini kıyaslama.

Sevgili DAMAT BEY;

Her durumda aileni savunma,
“Öyle demek istemedi” deyip hatalı kişileri temize çıkarma.
Hata yapan olduğunda objektif ol ama aracı olma,
Artık senin yeni bir ailen var,sınırları zorlama.
Kimseyi memnun etmek için evlenmedin,
Ailenin onayına göre evliliğini ölçme.
Eşinin ailesi ile olan yakınlık ile kendi ailenle olan mesafeyi kıyaslama. Eşit olmak zorunda değil.

 

Sevgili KAYINVALİDE ;

Oğlunu doğurman,ona sahip olma hakkını doğurmaz.
Çocuğunu yetiştirirken,geleceğini onun üzerine kurmak yerine kocanla bir “yarın”hayali kur.
Sen Brad Pitt doğurduğunu düşünüyorsan,gelinin de kendisini Angelina Jolie sanmasını hesaba kat.

Onlar artık bağımsız bir aile,kabul et.

Gelini küçümsediğin sürece ondan samimiyet değil,en fazla prosedür ilişkisi yaşarsın.
Oğlunun hayatında vazgeçilmez olmak için gelinini kötülemene gerek yok.
Terk edilme kaygını,gelini yetersiz göstermekle,oğluna çok düşkünlükle gideremezsin.
Oğlunu ya kök ailen(aslında ben) ya da eşin arasında bırakmakla sorunu çözemezsin.
Gelininle olan sorunu onunla yüzleşerek çözmelisin.
Kendini,gelin annesiyle kıyaslama. Kızının evinde arı gibi hizmet edip,oğlunun evinde hizmet bekleyen olmamalısın.

Ek: kayınpederlerin sorun yaşamamalarının temel nedeni çoğu zaman kimseyi umursamamalarıdır..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Güvende hissetmek için evlenmek

0

GÜVENDE HİSSETMEK İÇİN EVLENMEK

Yaşadığımız dünyada kendimizi güvende hissetmememizin bize yüksek motivasyonla nasıl ev aldırdığını daha önce yazmıştım.

Güvenmek ve güvende hissetmek tüm insanların ihtiyacıdır. Bekar, evli, çocuk, yetişkin ayırt etmeksizin.  Durum böyle olunca insanın temel ihtiyacının sevilmek değil, güvenmek olduğunun söyleyebiliriz.

Güvende hissetmek için bazı adımlar atarız. Para biriktirir, yatırım yapar, meslek edinir,evlenir, ev alır çocuk yapar, sağlıklı yaşamaya çalışırız.

Insan en çok kendini güvende hissetmediğinde başka biriyle ortaklığa veya başka birinin varlığına ihtiyaç duyar. Böyle bir durumda da kök aileden kopmama, evlilik ve çocuk yapma  davranışları gelişir.

Özellikle başımıza olumsuz bir durum geldiğinde bu girişimlerimiz daha da hızlanır.

ABD de 11 eylül saldırılarının olduğu yıl içinde Evlilik sayısında patlama yaşanırken boşanmalar o yıl %4 ün altına düşmüştü.

Yine İbrahim Tatlıses saldırıya uğradığı dönemde, tedavisi devam ederken uzun yıllar beraber yaşadığı sevgilisi ile apar topar evlenmiş, 2 yıl sonra ise boşanmıştı.

Insanlar zor dönemlerinde evliliği veya birliktelikleri daha fazla güvenli bulmaktadır.  Güvende hissetmek için çok hızlı kararlar alınmakta bazen de o anki temel kaygının beklentisine göre hareket edilmektedir.

Peki evlilik bu ihtiyacı gideriyor mu?

Güvende hissetmek ve güvenmek, mutlu olmanın ilk şartıdır. Kaygılar, geleceğin fazlasıyla belirsizliği mutlu olmayı bloke eder.  Tıpkı can güvenliği sorunu  olan birinin o anki sahip olduğu imkanlarının onun için anlam ifade edememesi gibi.

Bizdeki evliliğin misyonları;

·Yaşlılığında bakacak biri olsun,

·Akşam kapını açan biri olsun,

·Sana sahip çıkan biri olsun,

·Ilerde sana bir bardak su verecek bir çocuğun olsun,

·Evlenirsen ev sahibi olursun,

·Evlenirsen, birikim yaparsın,

·Evlenirsen sağlıklı beslenirsin,

·Evlenirsen düzenli bir sex hayatın olur,

·Evlenirsen ailen gelir gider kalır,hizmet edersin..

 

Peki evlenirsen mutlu olur musun?

Işte o meçhul.  Yukarıdaki yüm maddeler güvende hissetmek için. Peki bunları sağlamış veya bunlara ihtiyacı olmayan birine evlililiği nasıl cazip kılacaksın?  Işte fark burada çıkıyor. Esasen bunlara ihtiyaç duymayan  veya ihtiyaç duysa bile bunlar için evlenmeyen biri gerçekten sağlıklı Evlilik yapacaktır.  Kendi ayakları üzerinde duran biri ancak, evlilikte paylaşımcı olur. Bağımlı değl bağlı olur. Geriye kalanı ise sadece kaygılarını dindirmek için evlenir. Zaten bir süre sonra da Evlilik, birikim yapan bir banka veya çocuk yapan bir kuluçkadan başka bir şey olmuyor.

 

Güven odaklı arayışların diğer yüzünde ise “elde etme “ odaklı flört süreci vardır.  Bir an önce güvenli alana ( evliliğe) geçişi sağlamak için oyunun kuralına göre oynanması gibi. “nasıl istersen öyle biri olabilirim” felsefesine sahip kişi, karşıdakini kendisi için ideal olarak görüyorsa, onu elde edip ilişkinin tapusunu almak adına ilişkiyi tanımaya değil, imzaya sürükler.

Bu hızlı süreçlerin temeli, kişisel  ve ilişkisel kaygılardır.

Garanticililer, “karnım doymayacaksa açlığımı belli etmeyeyim” düşüncesiyle sonuç odaklı bakarlar.

Karşıdakinin kararsızlığı tehlike olarak görenler, onu hemen Evlilik yoluna sürüklerler.

Belirsizliğe tahammülü düşük olanlar, sürekli pazarlık yaparlar.

Başlardaki bu acelecilik ve hız, kaygıyı yatıştırmak içindir.

 

Bir de ikinci boyut var: SÜREÇ

Evledikten sonra kendini güvene alan erkek, balkon gibi göbek yapmaya başlar.  Ne de olsa artık evlenmiştir. Seçme ve seçilme hakkını kullanmıştır. ( yitirmiştir). Performansı düşer. Ilgi ve memnun etme modu, saldım çayıra modudur.

Kadın mı? Evlenmeden öncee 50 li kilolardayım diye başlayan cümleleri söylerken en 60 lı haliyle konuşmaktadır. Çeker gri eşofmanını, alır kumandayı eline gerisi teferruat.  Kilo, bakım,arkadaşlar vs. hepsi ikinci plandadır.  Çünkü o da artık güvendedir. Evlenmiştir.

Güvende hissetmek, insanımızın maalesef motivasyonunu bozuyor. Sürekli korkutmak lazım,terk etmekle ya da aldatmakla..(şaka tabi)  Maalesef  ki içsel motivasyonu  dışa ( el aleme)  bağlı olan toplumsal/bireysel yapımız gereği bekarken vitrindeki biz ile evlendikten sonraki vitrindeki bizin ilk farklılığı şeklen başlıyor.

Güvende hissetme odaklı yapılan evliliklerde , evlendikten sonra ortaya çıkan değişimler, boşanmalar ve çatışmaların da gizli nedeni.

Evlilik, kendini kapaklayacağınız bir yer  değil.. yıllarca kendinizi ihmal edip, bastırılan yay misali gibi kontrolden çıkacağınız yer de değil.

Evlilik; mutlulukları birleştirmektir. Mutlu edilmeyi bekleyenlerin ineceği durak hiç değil.

Oysa toplumumuzda çoğu insan evliliği, beklentiler dünyası olarak görmektedir. Beyaz atlı prens fantezisi bundandır.  Kendisine bakamayıp,bakım bekleyen bekar erkeğin evlenmesi de bundandır.  Adeta Evlilik, hizmet alım sektörüne dönüşmektedir. Ki insanların eskiye oranla imkanlarının daha iyi olmasına rağmen.

 

 

Evlilik bizi güvende hissettirse de ;esasen evlilik mutluluk üretmek ve mutlu olabilecek biriyle bu sistemi kurmaktır. Yani güven üzerinden ulaşılacak mutluluğa direkt ulaşma yolu olmalıdır.

Çok mutlu çiftlerin biriktirme, sürekli çocuk yapma, sürekli ev alma,sürekli temiz ev,vitrinli evlilikleri yoktur. Onlar, zamanın tadına odaklanırlar. Kaygıları tarafından değil, akıl ve duygularının ortaklığı ile hareket ederler.

Güvende hissetmeyenin eylemleri geleceğe yönelik olacağı için, doğal olarak yaşanmamış hayatlar kesitleri olacaktır. Babalar işkolik, anneler çocuk veya evkolik olacak ve evlilik, hizmet üretme sistemine dönüşecektir.

 

Evlilik, taleplerin sürdürülebilirhalini yansıtır. Sürdürülebilir güven, ilgi, ekonomik destek, sosyal ilişkiler gibi. Günübirlik yerine daha stabil ama uzun vadeli. Flörtteki yüksek heyecan ama az güven yerine çok güven ama az heyecan takasıdır. Bu nedenle de güven arayışları olanların en çok tercihidir.

Mevcut sosyal yapı ve Evlilik ilişkisi

Toplumsal güvensizlik evliliği cazip hale getirse de kişiler arası güven sorunu, güvenilir birini sevme ve onunla hayat kurma adımlarını bloke etmektedir. Bir yandan güvende hissetmek için evlenmek, diğer yandan ise güvecek kimseyi bulamamak dualizmi..

Güvenmediğin bir toplumdan güvenilir bir eş adayı nasıl bulacağız çatışması gibi.

Aslında güvenilecek birini aramak yerine, analaşbilecek birini aramak daha gerçekçidir. Anlaşmak sürdürülebilir. Güvenmek ise yanıltabilir.  Söz vermek, yemin etmek bir güven kriteri değil ama anlaşmak güven vericidir.

Evlenirken güven ilk kuraldır. Hatta bunun ilk aşaması da : “hastalıkta sağlıkta iyi günde kötü günde hiç kimsenin etkisinde kalmadan” diye sorulan sorudur .. ki bana göre gereksiz ve bir o kadar da anlamsızdır bu cümle.  Evlenirken söz vermeye gerek yoktur. Söz vermek, bir güvensizlik göstergesidir. Bir taahhüttür. Taahhüt, şüphe/risk üzerine vardır.

Toplumsal güvensizlik, hem evliliği  kurtarıcı gibi gösterirken hem de kendi güvensizliği nedeniyle kaygılandırıcı hale getirmektedir.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.

0

Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.

 

AFORİZMALAR

• Evlendikten sonra birincil aileniz, eşiniz ve çocuklarınızdır.
• Evlenen değişir. Evlendiği halde bekârlığını sürdürmeye çalışan, evliliği hazmedememiştir.
• Evlilik, güç birliğidir, güç savaşı değildir.
• Evlilikte iki tarafında kendine ait özel alanı olmalıdır. Bu kafasına göre takılmak değil, birey olmasının koşuludur.
• Evlilikte kadın-erkek eşit değildir. Eştir. Ego yapmaya, her konuda yarışmaya gerek yoktur.
• Bir evliliğin düzelmesi için iki tarafın da çabalaması gerekir. İki kürekli teknede bir kişinin bir küreği çekmesiyle teknenin kendi ekseninde dönmesi gibi.
• Her evlilik, parmak izi gibidir. Başka evliliklere benzemez. Bu nedenle kıyaslamak asla doğru değildir.
• Evlilikte, eşler birbirinin ailelerine saygı göstermezse zamanla birbirlerine de saygı göstermezler.
• Eşini seven, onun mutlu olduğu konulara saygı duyar.
• Eşinizin ailesine mesafe koymak, eşinizin size daha çok ait olmasını, sizi daha çok sevmesini sağlamaz.
• Onaylamayan, takdir etmeyen, var olanın kıymetini bilmeyen eş, zamanla var olanı da arar hale gelir.
• Evliliğin ilk yılları, sistemi oturtma ve diş geçirme sürecidir. Sabırlı olmak gerekir.
• Kayınvalidesiyle yarışan gelin, eşini annesine daha da yaklaştırır.
• Eşinin güçlü ve kararlı olmasını istiyorsan önce sen hükmetmekten vazgeçeceksin.
• Eşini sürekli eleştiren, zamanla aynı tip eleştirilerin gelmesine kapı açar.
• Bir eş istediğini söylerse, zamanla istemediklerini de duymaya başlar.
• Eşini hayalindeki eşe çevirmeye çalışırsan, zamanla seni yok saymaya başlayacaktır.
• Kavgada ayıpları döken, sonrasında toplamak zorunda kalır.
• Çoğu tartışma mevcut olaydan çok eski olayların akla gelmesi ile uzar.
• Hatasını kabul etmeyen eş, bunu sürekli duymak zorunda kalır.
• Kendi ailesini üstün tutarsan zamanla eşin ailene tepki koyar.
• Aldatma, aldatının kusurudur, mağdurun değil. Evliliğin kötü gidiyorsa ya iyileştir ya bitir ama aldatma.
• Kendini mutlu edemeyen, başkasını mutlu edemez sadece fedakârlık yapar.
• Daha iyisine layık olduğunu düşünüyorsan o zaman elindekinden vazgeç ya da kabullen.
• Acaba daha iyisi seni kendine layık görüyor mu?
• Eşine iltifat etmek, seni zayıf göstermez. Sahte davranıyor olmazsın.
• Duygularını göstermemek, bir cesaret değil, korku göstergesidir.
• Alttan aldığın her şeyin bir gün altında kalırsın.
• Zıt seçimler yapman, kader değil, çocuklunla alakalıdır.
• İletişimin esas dili sözeldir. Trip veya kapris, ergenlik ve kibir göstergesidir.
• Eşini kontrol etmen veya kısıtlaman onu daha çok sadık yapmaz.
• Mutlu Evlilik, ihtiyaçların muntazam giderilmesi değil, keyifli ve mutlu bir ev havası demektir.
• Tribüne oynayan eş, hep sorun çıkarır.
• Dışarda hata yapmamaya çalışan, evde hataya karşı öfkeli olur.
• Bir değişikliği hazmet ve otomatikleştirmek için önce mantıklı bulman ve inanman gerek.
• Dominantlık, zayıflığı kılıflamaktır.
• Güçlü insan, kendisi gibidir.
• Dışarda eşiyle gurur duyup, evde eşini aşağılayana tribün eşi denir.
• Bir kadının benzini, ilgi ve sevgidir.
• Bir erkeğin benzini, adam yerine konulmaktır.
• Erkek, öfkeli kadına ilgi göstermek istemez.
• Cinsellik ve duygusallık yarışmaz. İkisi de lazımdır ve karşılıklı görevlerdir.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Evlilik Ne Değildir ?

0

Evlilik ne değildir ?

Sürekli evliliğin tanımı yapılır, evliliğin sınırlarından bahsedilip  eşlerin sorumlulukları hatırlatılır. Bir ters psikoloji ile bakmak daha iyi farkındalık yaratabilir.

 

–          Evlilik yatırım yapılacak bir şirket değildir. Yatırım, geleceğe yönelik, kazanç odaklı bir eylemdir. Oysa evlilik, varılacak bir hedef, meyvesi sonra yenilecek bir kazanç kapısı değil, yolun kendisi, sürecin adıdır. Evlilik, yaşamdır. Yatırım yapılmaz, yaşanır.

–          Evlilik, eşinin üzerine hayat kurmak değildir.

–          Evlilik, mutluluğu eşine bağlamak değildir.

–          Evlilik, mülk sanıp, tapusunu almak değildir.

–          Evlilik, eşinin her şeyini bilmek değildir.

–          Evlilik, ortak sosyal medya hesabı açmak değildir.

–          Evlilik, eşiyle şifre paylaşmak değildir.

–          Evlilik, aynı olmak hiç değildir.

–          Evlilik, eşi hayatına girdiğinde kendi hayatından çıkmak değildir.

–          Evlilik, çocuk yapma fabrikası değildir.

–          Evlilik, çocuk bakım merkezi değildir.

–          Evlilik, eşsiz bir şey yapmamak değildir.

–          Evlilik, evlendiğinde asosyal olmak değildir.

–          Evlilik, evlendiğinde uyum için kendinden vazgeçmek değildir.

–          Evlilik, erkeğin para kazanması, kadının evde çalışması değildir.

–          Evlilik, kadının annelikten ibaret olması değildir.

–          Evlilik, erkeğin bankamatik olmasından ibaret değildir.

–          Evlilik, çocuk olduktan sonra karı-kocalıktan vazgeçmek değildir.

–          Evlilik, eşinden her şeyi bekleme hakkı bulmak değildir.

–          Evlilik, cennet vaat etmek değildir.

–          Evlilik, sorumluluk ağı değildir.

–          Evlilik, her an birlikte olmak değildir.

–          Evlilik, eşsiz bir şey yapmamak değildir.

–          Evlilik, bağımlılık değildir.

–          Evlilik, kök ailenin kopyası değildir.

–          Evlilik, arkadaşlardan vazgeçmek değildir.

–          Evlilik, hobilerinden vazgeçmek değildir.

–          Evlilik, kendini mutlu etmekten vazgeçmek değildir.

–          Evlilik, sevgiyi içinde yaşamak değildir.

–          Evlilik, mesafeli olmak değildir.

–          Evlilik, içindeki çocuğu susturmak değildir.

–          Evlilik, eğlenmekten vazgeçmek  değildir.

–          Evlilik, gösteriş yaparken ilk üç yılı borç ödemekle geçirmek değildir.

–          Evlilik, ima ederek “anlamasını beklemek” değildir.

–          Evlilik, tek mevsim değildir.

–          Evlilik, kilo değildir.

–          Evlilik, göbek değildir.

–          Evlilik, bakımsızlık değildir.

–          Evlilik, eşlerin ailelerinin içinde olduğu sistem değildir.

–          Evlilik, eşlerin her şeyi başkalarına anlattığı sistem değildir.

–          Evlilik, izinsiz girilecek bir alan değildir.

–          Evlilik, beyaz atlı prens sunan bir mekanizma değildir.

–          Evlilik, anne-babanın devamı değildir.

–          Evlilik, salt çocuğu memnun etme değildir.

–          Evlilik, kıskançlıkla beslenmek değildir.

–          Evlilik, kıskanma hakkı görme  değildir.

–          Evlilik, şüpheyle  sürdürme  yeri değildir.

–          Evlilik, her konuda anlaşmak değildir.

–          Evlilik, hep bir kişinin özür dilemesi değildir.

–          Evlilik, hep bir tarafın haklı olması değildir.

–          Evlilik, ego savaşı değildir.

–          Evlilik, zenginleşme yeri değildir.

–          Evlilik, kurtuluş değildir.

–          Evlilik, bitmez aşk değildir.

–          Evlilik, monotonluk değildir.

–          Evlilik, sürekli heyecan değildir.

–          Evlilik, koşulsuz itaat değildir.

–          Evlilik, “her şeye rağmen” değildir.

–          Evlilik, sonsuz değildir.

–          Evlilik, kendiliğinden biten bir sistem değildir.

–          Evlilik, kendiliğinden mutlu eden bir sistem değildir.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

ÇOCUKLARDA OLUMLU DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME YÖNTEMLERİ

0

ÇOCUKLARDA OLUMLU DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME YÖNTEMLERİ

Disiplin çocuğa
istenilen davranışları ve alışkanlıkları öğretmek, kendi kendini denetleme yada
iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlamaktır. Etkili bir disiplin
oluşturabilmenin ilk şartı; ebeveyn ile çocuk arasında bir uyum
sağlayabilmektir. Herkes rollerinin ve statülerinin farkına varmalıdır. Bu uyum
çocuğunuz yürümeye ve konuşmaya başlayıncaya kadar genelde olumlu aile yapısına
sahip anne babalar tarafından gerçekleştirilir ama bu devreden sonra
ebeveynlerde geleneksel görev sayılan “iş buyuruculuk” başlar ve bu uyum
bozulur.

 

Anne-baba olarak
kural koymanız neden önemlidir?

 

Çocuğunuzun
mutluluğunu istiyorsanız, bazı isteklerine hayır diyebilmeli ve uyması gereken
kuralları öğretmelisiniz. Çocuğa sıcak, güvenli bir yuva ortamı sunmak;
paylaşmak, başkalarına saygı göstermek gibi yaşamın çeşitli kurallarını öğretmek
ve sağlıklı bir özgüven geliştirmesi için yardımcı olmak anne-babaların en
önemli sorumlulukları arasında yer alır. Çocuğa çeşitli kuralların
öğretilmesinde ise, doğru şeyleri yapmaya teşvik etmek kadar, bazı şeyleri
yapmasına engel olmak da önem taşır.

Çocuklar beklemeyi
bilmeli

İlk ayları geride bıraktıktan sonra, çocukların tüm
isteklerini hiç bekletmeksizin karşılamak doğru ve gerekli değil. Çocukların
isteklerinin ya da ihtiyaçlarının karşılanması için bazen beklemeleri
gerektiğini bilmeleri ve bekleyebilmeyi öğrenmeleri ise çok
önemli…

Beklemeyi ve beklemenin gerilimi ile baş etmeyi bilmek neden
önemli?

Hazzı erteleyebilmek ve bunun yarattığı gerilimi tolere
edebilmek çocuklara dünyanın kendi etraflarında dönmediğini öğretir. İstek ve
ihtiyaçlarının karşılanmasının başka insanların durumuna bağlı olabileceğini,
başkalarının da istek veya ihtiyaçlarının olabileceğini ve bazen bunların
kendininkilerden öncelikli olabileceğini anlamasını sağlar.
Beklemeyi
bilmeyen bir yetişkinin bu özelliklerinin değiştirilmesi zor ve bazı hallerde
olanaksızdır. Bu nedenle çocuğunuzun gerilimi tolere edebilme ve hazzı
erteleyebilmeyi öğrenmeye ihtiyacı olduğunu bilmeniz ve bunu dikkate almanız son
derece önemlidir. Bunun için:
● Çocuğunuzun ağlama, mızıldanma ya da öfke
nöbetleri karşısında pes ederek isteklerini bu şekilde yaptırabileceğini
öğretmemelisiniz.
● Her istek ya da ihtiyacının hemen
karşılanamayabileceğini göstermelisiniz.
● Başkalarının istek ve
ihtiyaçlarının da olabileceğini ve bunların kendi istek ve ihtiyaçlarından önce
gelebileceğini öğretmelisiniz.
● Bu durumdan kaynaklanan gerilimle nasıl baş
edebileceği konusunda yol gösterici olmalısınız.
Elbette ki bu, çocuğunuzun
ihtiyaçlarını göz ardı etmeniz ya da hiçbir ihtiyacını hemen karşılamamanız
gerektiği anlamına gelmez. Ancak çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılarken
kendinizin ve diğer kişilerin ihtiyaçlarına da gereken hassasiyeti göstermeli ve
her isteğinin karşılanmamasının çocuğa bir zarar vermeyeceğini
bilmelisiniz.

ÇOCUKLARDA OLUMLU
DAVRANIŞ GELIŞTİRMEK İÇİN;

İşbirliği Yaratmak
İçin Yeni Beceriler Geliştirmeli:

Olumlu
ebeveynliğin gücünü ne kadar erken yaşama geçirirseniz (bu beceriler her yaştaki
çocuk için geçerlidir) çocuklar da o kadar çabuk karşılık verirler. Bu
yöntemleri ilk uygulamaya başladığınızda hayır cevapları ile sıklıkla
karşılaşabilirsiniz. Çocuklar ya işbirliğine girmekten mutlu olacaklar ya da
direnmek onları mutlu edecektir. Bu yöntemleri kullanmak pratik gerektirir ama
zaman içinde doğal olarak kullanmaya başlarsınız. Çocuklar da olumlu ebeveynlik
yaklaşımına alıştıkça bu yöntemler daha etkili olacaktır.

İsteyin ama
emretmeyin ya da talep etmeyin:

Çocukların yaşamı emirlerle doludur.
Düğmelerini ilikle, dişlerini fırçala, yemeğe gel vs. Ebeveynler çocuklarına
sürekli olarak aynı şeyi söylemekten nasıl sıkılırlarsa çocuklar da aynı şeyleri
duymaktan sıkılırlar. Tekrarlanan emirler iletişimi zayıflattığı gibi etkisini
de yitirir.

Talep etmenin ve sürekli bir isteği yinelemenin alternatifi
sormak ya da rica etmektir. Örneğin; “Git ve dişlerini fırçala” demek yerine
“Gidip dişlerini fırçalar mısın” demelidir.

Aynı şekilde
karşınızdakinin yetenek ve yeterliliğini sınıyor izlenimi veren sorular da itici
gelebilir. “Oyuncaklarını toplamayı becerebilir misin?” “Oyuncaklarını toplar
mısın” cümlesinden farklı olarak “bunu yapabilecek yeteneğin var mı?”
çağrışımını yapar. Çocuktan birşey yapmasını istediğinizde asla dolambaçlı
yollara sapmayın.

“Yapabilir misin, becerebilir misin?” bir istek
değildir; içeriğinde birçok karmaşık ve dolaylı mesajı barındırır: “Bunu çoktan
yapmalıydın”, “Bunu yapmanı daha önce de söylemiştim.” “Sana söylediğim şeyleri
yapmıyorsun.” “Beni üzüyorsun” gibi.

“Yapabilir misin” diye bir soru
sorduğumuzda çocuğun sol beyninde tam olarak ne demek istediğinizi anlamaya
yönelik bir faaliyet gelişir oysa “yapar mısın” dediğimizde sağ beyninde bir
faaliyet olacak ve güdüleme merkezi harekete geçecektir.


“Yapar mısın”
sözcükleri çocukların direnişlerini kırar ve onları olaya katılmaya davet
eder.”

Uzun
Açıklamalardan Kaçının:

Ebeveynler olarak isteğinizi haklı çıkarmak
için konumunuzu açıkladığınızda gücünüzü yitirirsiniz, çocuğun da kafası
karışır. Halbuki çocuklara direnmenin bir sakıncası yoktur ve anne ve baba her
zaman patrondur.

“Artık yatman gerekiyor, yarın zorlu bir gün
olacak. Dişlerini fırçala” demek yerine sadece “Dişlerini fırçalayıp yatar
mısın?” demek yeterlidir. Erken yatmanın daha iyi olduğunu vurgulamak
istiyorsanız daha sonra, çocuğa sizinle işbirliği yaptığı için memnun olduğunuzu
söyleyin. Çocuk yatağa girdikten sonra “Dişlerini ne güzel fırçalamışsın, yarına
hazırlıklı olmak için şimdi bir güzel uyuyacaksın” diyebilirsiniz. Çocuklar iyi
bir şey yaptıklarında küçük konuşmalara daha açık olurlar.

Ergenlik
döneminde de çocuklar iyi ve itaatkar oldukları kadar başkaldırma ihtiyacı da
duyarlar. Bu durumda da işbirliğini yüreklendirmek için uzun açıklamalardan
vazgeçmek önemli bir fark yaratır. Örneğin; “Bugün çok fazla TV izledin; artık
TV’yi kapatmanın zamanı geldi. Zamanını kitap okuyarak, spor yaparak vs. ile
geçirmeni istiyorum.” gibi bir açıklama yapmaktansa “TV’yi kapatıp başka bir
şeyler yaparak zamanını geçirmek istemez misin” daha etkili olur.

Vaaz
Vermekten Kaçının:

Birçok ebeveyn çocuklarının kendileri ile
konuşmadıklarından yakınırlar. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ebeveynlerin
çok fazla öğüt ve ders vermeleridir.

Davranışı güçlendirmek için
iyilikler ya da kötülükler hakkında uzun söylevler verildiğinde çocuklar
işbirliğinden uzaklaşırlar. Dokuz yaşından küçükler buna hazır değillerdir,
dokuz yaşından büyükler ise bu vaazları dinlemezler. Çocuklara ya da gençlere
kaç yaşlarında olurlarsa olsunlar, söylev vermenin tek zamanı, onlar böyle bir
şeyi istedikleri zamandır. Çocuk sizden bilgi istemedikçe, söylev yada ders
vermek daha fazla direnç yaratır.

“Çocukların neyin
iyi olduğunu bilen güçlü
ebeveynlere
ihtiyaçları vardır.”

POZİTİF ÖDÜLLENDİRME
YÖNTEMİ

Çocuğunuza doğru
davranışlar öğretmek için en etkili yöntem pozitif ödüllendirmedir. Pozitif
ödüllendirmeyi kısaca özetlersek ödüllendirilen davranış tekrarlanır.
İki tür
ödül vardır. Manevi ödül, maddi ödül. Manevi ödül, takdir etme, öpmek,
kucaklamak vb. Maddi ödüller ise çikolata, dondurma, oyuncak almak vb.
ödüllerdir. Sisteme erken yaşta başlarsanız manevi ödüllerin çoğu zaman yeterli
olduğunu maddi ödüllere ise bazen ihtiyaç duyulduğunu görürsünüz. Ödül sistemini
belirlerken öncelikle aşağıdaki hangi tür davranışı değiştirmek istediğimize
karar vermeliyiz.

 

  • Kazandırmak
    istediğimiz davranışlar
  • Azaltmasını
    istediğimiz davranışlar
  • Onayladığımız ve
    devam etmesini istediğimiz davranışlar

Eğer bir davranışı
kazandırmak istiyorsanız öncelikle o davranışı nasıl yapacağını öğretmeniz
gerekir. Örneğin, çocuğunuzun ders çalışma programının olmasını ve ödevlerini bu
programa göre yapmasını istiyorsanız, öncelikle bu programın kendine ne tür
kolaylıklar sağlayacağını anlatmalı ve programı birlikte yaparak nasıl uyacağı
konusunda önerilerde bulunmalısınız. Çocuk programa uyduğu sürece hayatının
kolaylaştığını görecek ve doğal olarak ödülünü alacaktır. Fakat önerdiğiniz
olumlu davranışı uygulamayı becerdiğini gördüğünüzü vurgulamak, memnuniyetinizi
ifade etmek ve sevdiği istediği bir ödülle motive etmek bu davranışına devam
etme olasılığını güçlendirecektir. Mesela ödevini zamanında yaptığında birlikte
oyun oynamak, hafta sonu birlikte futbol maçı izlemeye gitmek gibi.

Eğer 

olumsuz bir davranışın azalmasını istiyorsanız yine ödüllendirme yöntemini
kullanabilirsiniz. Örneğin odasını dağıtan bir çocuğun bu davranışını gözardı
ederek ancak odasını topladığı zaman “Odanı topladığın için çok mutlu oldum”
diyerek teşvik edebilirsiniz. Bu yolla çocuğun yapmasını istemediğiniz
davranışını görmezden gelir ancak bu davranışın olumlusunu yaptığı zaman ise
takdir ederek çocuğun olumsuz davranışı bırakmasını, bunun yerine yaptığı olumlu
davranışı tekrarlamasını pekiştirmiş olursunuz.

Eğer çocuğunuz evde size
yardımcı olduysa ona sarılıp öpebilir yada “bu günlerde bana çok yardımcı oldun,
hadi dondurma yemeye gidelim” diyebilirsiniz.

Yeni bir davranış
kazandırırken ya da olumsuz bir davranışı değiştirmesine yardımcı olurken
sıklıkla ödül kullanabilir, çocuk öğrendikten sonra, davranış yerleştikten sonra
ise aralıklarla ödüllendirebilirsiniz.

Ödül Yöntemini Kullanırken
Dikkatli Olmak Gerek:

Sürekli ödül verdiğinizde çocuk ödüle bağımlı
hale gelebilir ve ödül olmaksızın olumlu davranışı kazandırmak mümkün
olmayabilir. Kazandırmak istediğiniz olumlu davranışı içselleştiremediği için
ödülsüz ortamlarda zorlanablir. Ödül olmazsa yaptıkları işlerden zevk alamaz,
başarı duygusunu tadamazlar. Övgü, not, özel ayrıcalıklar gibi ödüllerle
çocukları motive etmek ve denetim altında tutmak onların içten gelen kendi
motivasyonlarını zayıflatır ve etkinliklerden vazgeçmelerine neden
olur.

Çocuklar Yalnız Ödül Almak İçin Uğraşınca:

Resmim
güzel olmuş mu?
Ödevimi iyi yapmış mıyım?
Bugün yaramazlık yaptım
mı?
Odamı topladım gördün mü?
Tabağımdakilerin hepsini bitirdim. Daha çok
tv izleyebilir miyim?
Vb. gibi soruları sıklıkla sorarlar.

Övgü dış
ödüldür ve çocuk üzerinde etkilidir. Sık övgü alan çocuklar anne babalarını
mutlu edebilecek şeyler yapmayı, mutsuz edebilecek şeylerden kaçınmayı
öğrenirler. Bazı anne babalar için bu çok istenen bir davranıştır; ama böyle
çocuklar yeniliğe kapalı, kendi kendini yönetemeyen, yaratıcılığı gelişmemiş
kişiler olmaya adaydırlar. Değişmekten çok uyumu öğrenirler. Yeni bir şey
denemektense, kendilerine övgü getirecek kalıplara uyarlar.

Övgü ve
Takdir Farklıdır:

Çocukları takdir ettiğimizde yaptığı davranışın
bizi olumlu etkilediğini, mutlu ettiğini ve hoşumuza gittiğini söylemiş oluruz.
Anne babasının ya da öğretmeninin olumlu duygularını öğrenen çocuk bu şekilde
davranmaya devam etmek ister. Daha fazla takdir görebilmek için diğer
davranışlarını da değiştirmek için çaba sarfeder. Çocukları övdüğümüzde ise
kişiliğine yönelik yorum yapmış oluruz, yaptığı davranışa yönelik değil. Bu gibi
durumlarda çocuklar yapılan tüm yorumları kişiliklerine alırlar ve davranışı
değiştirmek kolay iken kişiliği değiştirmek çok daha zordur. Yani; sınavından
çok iyi not almış çocuğa “aferin, sen sınıfın en akıllısısın” dediğimizde onu
övmüş oluruz ve çocuk ya gerçekten sınıfın en akıllısı olduğuna kendisi de
inanıp bu beklentileri karşılamak zorunda hisseder ve en ufak bir başarısızlık
durumunda çok olumsuz etkilenir, ya da kendisi de sınıfın en akıllısı olduğuna
inanmadığı için ebeveynine ve kendisine güveni azalır ve olumsuz davranışını
değiştirmek için motive hissetmeyecek yahut da sürekli ebeveyn onayına ihtiyaç
duyacaktır.
Bu nedenle çocuğu takdir ederken;

· Hangi davranışının
olumlu olduğunu açıkça belirtmeli
· Takdir çocuğun kişiliğine değil davranışı
üzerine olmalı
· Takdir ederken yetişkinler kendi duygularını belirtmeli
·
Takdirin sonunda “Hep böyle yap” mesajını vermemeli

ÇOCUĞUN İSTENMEYEN
DAVRANIŞLARI İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR ?

Genelde anne ve babalar kötü
davranışları cezalandırma yoluna giderler ve cezalandırdıkları davranışın
sonlanacağını düşünürler. Fakat düşünülenin aksine ceza çoğu zaman ters tepki
yaratarak istenmeyen davranışı daha da kötüleştirir.

Cezanın en önemli
olumsuz sonucu yetişkin-çocuk ilişkisini zedelemesi ve çocuğa fiziksel ve
psikolojik zarar vermesidir. Çünkü ceza fiziksel disiplin uygulamak (dayak)
olabileceği gibi, çocuğu sözle hor görmek ve sevgiyi esirgemek
şeklindedir.

Her Türlü Cezanın Sonucunda;
· Çocuk sırf ceza
alma korkusundan olumsuz davranışını tekrarlamayabilir.
· Yaptığı olumsuz
davranışın sonucunu anlayıp bir daha yapmaması için olanak tanınmamış
olabilir.
· Yaptığının karşılığını ödemiş olduğunu düşünür, ödeşmiş
hissedebilir.
· Olumsuz davranışından dolayı kendine kızacağına cezayı
uygulayan yetişkine kızabilir.
· Ceza aldığı için kendini aciz
hissedebilir.
· Yetişkini örnek alarak kendisi de aynı yöntemleri sorun
çözmek için kullanmaya başlayabilir.
· Kendine güveni sarsılabilir.
· Ceza
almamak için gizli gizli olumsuz davranışı tekrarlayabilir ya da yalan söylemeye
başlayabilir.
· Saldırgan veya pısırık olabilir.

(Alıntıdır)

 

 

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Vitrinine esir olmadan “ben olmak”

0

Vitrinine esir olmadan “ben olmak”

Vitrininle övünmekten vazgeç dostum.
Artık “aslansın, kaplansın, sen halledersin” gazlarına gelme.
Senin de sıkıntıların var,
Senin de ihtiyaçların var,
Senin de isteklerin var. Neden erteliyorsun?
Neden gizliyorsun?
Neden kendi gerçeğinden uzaklaşıyorsun?
Sen sorunlarını paylaşmadıkça,

hayatında her şey mükemmel gidiyormuş gibi seni sömürmeye,
Talepkâr olmaya devam etmiyorlar mı?
Bazen hayır diyebilmenin en güzel yoludur, “ben de yorgunum”, benim sana faydam olmaz demek.

Vitrininin esiri olma…
Annene, babana, eşine, patronuna, arkadaşına “benim de ihtiyacım var” demekten çekinme.
Kendini öne alman için, daha ne kadar arkaya düşmeyi beklemelisin?
Daha ne kadar dibe batmalı,
Kendini ne kadar kaybetmelisin?
Bencillik değil bu,
Sınırlarına ve kendine sahip çıkmak,
Hep ben değil,
Önce ben diyebilmek. Ayaklarımın üzerinde duracağım diye,
Oturmayı unuttun,
Güçlü görüneceğim diye,
Kendini mutlu etmeyi,
Sorunsuz görüneceğim diye,
Kendin olmayı unuttun. Bak sen sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını anlattıkça, senden sürekli beslenenler yavaş yavaş olması gereken mesafeye çekilecekler,
Daha az talep etmeye,
Daha fazla dikkat etmeye başlayacaklar.
Duygusal yoksunluğunu ihtiyacı olan insanların hayatında işe yarayarak,
onlardan çevre yaparak gidermekten vazgeç.
Bu seni yorgun,
Onları da bencil ya da bağımlı yapar.

Unutma;

Sen onların merkezinde olmasan da,
Kimsenin kurtarıcısı olmasan da herkes başının çaresine bakar.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Yeni bir ben olmak için ne yapmalıyız?

0

Yeni bir ben olmak için ne yapmalıyız?

Aslında insan her zaman ,ilerlemek, yenilenmek, yeni şeyler öğrenmek ister.

Fakat bazen içinde bulunduğumuz durum bizi çok rahatsız etse de değiştirmek adına nedense adım atamayız. Hem şikayet eder ve yakınır hem de o ilk adımı atmaktan kaçınırız.

Peki neden bu çatışma?

İlk adımı atmak ve bir şeyleri değiştirmek için kişinin önce cesareti olmalı deriz. Cesaret için ise özgüvenin eyleme geçecek düzeyde olması gerekir.

Neden ilk adımı atamayız?

İlk adımı atamamanın psikoanalitik açıdan temelleri olumsuz yargılar,

çocukluğunda aldığı negatif telkinler,

geçmişindeki olumsuz yaşantılar,

öğrenilmiş çaresizlikler, kaygılar ve korkulardır.

Çocukluğundan itibaren özgüveni tırpanlanmış bir bireyin girişimcilik yönünün yetersiz olması kaçınılmazdır.

Fakat bu yazıyı okurken şunu özellikle belirteyim ki, hatanın %90 geçmişimiz, aile telkinlerimiz ve olumsuz yaşantılarımız olsa bile, geçmişe sığınmayı asla kabul edemeyiz.

Eğer şu anki durumumuzdan memnun değil, bir şeyleri değiştirmek istiyor isek, öncelikle bizi en çok korkutan ve engelleyen sonrası hakkındaki belirsizliği çözmemizdir. Kişi, sonraki aşamayı planladığı andan itibaren, belirsizlik yerini daha net bir yola bırakır. Böylece belirsizliğin yarattığı kaygılar azalır ve biraz daha kendimize olan güvenimiz artar.

Evlenmek, boşanmak, ilişki yaşamak veya ayrılmak, arkadaşlık, ruhsal durum değişikliği, yeni yaşam tarzı oluşturmak gibi sayısızca değişikliği yapmamız için her an bir fırsattır. Ama Türk insanın en büyük kaybı ise erteleme özelliğidir.  Bir şeyleri değiştirmek adına hep erteleme yapıyoruz.  Ertelemek için ise her zaman kendimizi ve çevremizi inandırdığımız mantıklı !!! nedenlerimiz vardır.  Aslında ertelemek zamanla alışkanlık olup,kişiliğin bir parçası haline gelir. Bu nedenle hayatımız hep hedef ve planlarla dolu ama sonuçsuzdur. Şu an bu yazıyı okuduğunuz anda bile düşünün .

HAYATTA NELERİ ERTELİYORUM,BUNLAR BENİM İÇİN NE KADAR ÖNEMLİ,ORTAYA KOYDUĞUM NEDENLER GERÇEKTEN AŞILAMAYACAK KADAR BÜYÜK MÜ?

Ertelemek sadece hedefleri ve eylemleri ertelemek değil,  yaşamı ve yaşamayı ertelemektir.

Oysa dönüp baktığımızda ne kadar olumsuzluk yaşadık, nelere boş yere tahammül ettik, neler için sabır ediyor sanıp taviz verdik.. Ve sanırım bunları okuduktan sonra da düşünüp eyleme geçemez isek yine bir erteleme kaçınılmaz olacaktır. Batılı ülkelerde insanlar, çok defa denemelerde bulunup, her aldığı olumsuz sonuçtan yeni bir yöntem geliştirmiş, aldığı olumlu sonuçlar ile de daha büyük adımlar atmışlardır. Çünkü o insanlar ki, hayatı birilerinin öngördüğü gibi değil kendi istedikleri gibi yaşamayı hedeflemişlerdir. En büyük işadamları, düşünüler bile defalarca denemeler yapmış,  istedikleri sonuçları alamasalar da her defasında yeni bir plan ile yola devam edip bugün insanlığa örnek olmuşlardır.

Bir örnek.:   Henry Ford: Otomobil geçici bir moda.. Otomotiv sektörünün kurucusu Henry Ford, 1903 yılında bankaya kredi talebinde bulunmuş; ancak ret cevabı almış. Müdüre, “Nasıl böyle büyük bir projeyi geri çevirebilirsiniz?” deyince, banka müdürü, “Otomobil ancak geçici bir moda olabilir.” cevabını vermiş. Ford ise bunun üzerine, “Bir gün yollarda at arabalarının yerini otomobil alacak.” demiş. Hedefine ulaşmak için beş kez iflas eden Ford, sayısız engelle de karşılaşmış.

Çocukluğumuzda bile “ bu çocuktan birşey olmaz” gibi çok söz duymuşuzdur.  Aslında duymamız gerken “ denemeden bırakma “ olmalıydı. B nedenle ülkemizde de ilk adımı atmak ,değişmek daha zor ve kırılgandır. Hatta değişimin olmayacağına bu toplum o kadar inanmıştır ki “ yedisinde ne ise yetmişinde odur “ denilerek değişimin mümkün olmayacağını telkin etmişlerdir.

Yine kendimizi ve yaşamımızdaki her hangi bir bölümü değiştirmek için en büyük engellerden biri de öğrenilmiş çaresizliktir. Öğrenilmiş çaresizliği önce tanımlamamız lazım : geçmişteki acı deneyimlerden çıkarılan olumsuz şartlanmaların bugünkü davranışları belirlemesidir. Daha önceki denemelerde karşılaşılan başarısız sonuçların bugüne olumsuzluklar yaratması ve kendini sınırlayacak şekilde yanlış yorumlamalar yapmaktır.

İki örnekle açıklamak istiyorum.

FİLLER
Hindistan da yavru filler yakalanıp büyükçe bir ağaca ayağından bağlanır. Fil ne kadar uğraşsa da bu ağaçtan ayağını kurtaramaz.sonunda vazgeçer.  Yeteri kadar büyüdüğü vakit fil bu ağaçtan çözülür, ama ayağına taşıyabileceği kadar bir ağaç parçası bağlanır. Ayağında o ağacı gördükçe hala kaçamayacağı bir durumda sanır kendisini. İnsanlar tarafından kaçmayacağından emin olunarak rahatça kullanılır.

KARTAL YAVRUSU
Kartal yavrusu, bir vesileyle civcivlerin arasına düşmüş. Civciv olduğunu zannederek civcivler gibi yürürmüş. Civcivler gibi yeri gagalayıp yiyecek arıyormuş. Bir gün havada bir kartal görmüş.
· Muhteşem bir kuş bu ya. Ne kadar yükseklerden uçuyor. Keşke bende onun gibi olabilsem. Onun gibi yükseklerden süzülerek uçabilsem. Diye söylenirken. Yanındaki civcivler demiş ki:
· Bak biz civciviz, o ise kartal. Boşuna hayallere kapılma. Onun gibi yükseklerden uçamazsın.
Kartal yavrusu çok üzülmüş. Çünkü kendisinin de bir kartal olduğunu bilmiyormuş. Birilerinin ona kartal olduğunu söylemesi ve onu buna inandırması gerekiyormuş. Ama söyleyen olmayınca hayatının sonuna kadar civcivler arasında yaşamış.

İşte öğrenilmiş çaresizlik budur.

Toplumun bize telkin ettiği, bizim denemekten çekindiğimiz, planladığımızda bile çevremizdekilerin hemen önümüze hep olumsuz sonuçları koyduğu, bizi korumak adı altında işkenceye, taviz vermeye, pişmanlığa ittiği bir durumdur.
Yaşadığımız toplumda negatif fikirlere, bizim engelleyecek önerilere kapalı olmalıyız.

Depresyona giren danışanlarımda gördüğüm en büyük nedenlerden biri de olaylara yeri ve zamanında tepki vermemek, zamanında gereken kararları almamak ve adımları atmamaktır. Bunun nedeni olarak da hep birilerini ve çevreyi suçlamak.Oysa kendimizi oyalamayalım, kişi her yaşta bir değişiklik yaratabilir. Yapılan her değişim ise bizim değerli ve güçlü olduğumuzu bize kabul ettirir.

Hazır 2009’a girmiş iken yenilikler yapmamız, hayatımıza yön vermemiz, yeni bir ben olabilmemiz için her şey hazır. Hani hep erteleriz . Pazartesi olsun başlayacağım,ayın bir olsun, bayramdan sonra, tatil dönüşü… işte yeni bir yıla başlarken ilk yapmamız gereken ertleme alışkanlığımızı atıp planları fikirleri eyleme dökmektir. Gerekirse bir psikologdan, bir yaşam koçundan da destek almak gerekir.

Kısacası YENİ BİR BEN OLMAK ADINA yapmamız gereken bir yol haritası çizmektir.

Eylem aşamasını planladığımız andan itibaren bocalamayan, nerede ne yapacağını bilen,önüne çıkacak engelleri hesaplayan ve çözüm hazırlayan birer kendini değerli gören bireyler olabiliriz.aşağıda örnek bir yol haritasından bahsedeceğim. Bunu kendimize göre düzenleyebiliriz.

YOL HARİTASI

1.problemi tanımlamak:
2.hedefimiz
3.zaman dilimi
4.önümüze çıkabilecek engeller
5.bu engeller için geliştirdiğimiz çözümler
6.bizi destekleyen etmenler
7.bizi neler motive edecek
8.değişimi nasıl göreceğiz ve hissedeceğiz
9.sonuç
10. eksik kalan kısımlar için değerlendirme ve yeni alternatifler

Şimdi örnekler üzerinden devam edelim. Yaşamımızın bir alanında değişiklik yapmak istiyoruz. Öncelikle ;

  • Şuan ki durumumuzu tanımlamamız gerekir. Neler yaşıyoruz, duygular, rahatsız olduğumuz noktalar, değiştirmek istediğimiz yaşamsal kısımları.. vb. gibi durumları fark etmeliyiz. Neyi değiştirmek istiyoruz?, bizi mutsuz eden şey-şeyler nelerdir?
  • Hedefimiz . bu değişim sonunda neye ulaşmak istiyoruz? Yani ulaşmak istediğimiz yeni durum nedir?hedefimiz ne kadar açık ve net olursa o kadar kararlı ve düz bir yoldan yürürüz. Burada esas olan hayatımızla ilgili her şeyi birden değil, kısım kısım veya tek tek ele alarak ilerlemektir hedef noktasında eğer ne aradığımızı biliyorsak, her bulduğumuzun aradığımız olmadığı biliriz.
  • Bu hedefe ulaşmak için kendimize bir zaman belirlemeliyiz. Ne kadar zamanda başarmalıyım?,zamanın hangi diliminde neleri yapmalıyım gibi, zamanı da planlamalıyız.yani kısaca adımı atıp akışına bırakmamalıyız.
  • Hedefi netleştirdikten sonra şimdi bu hedefe ulaşmada bizi neler engeller, önümüze ne gibi engeller çıkar?bunları tespit etmeliyiz. Belirlediğimiz hedefe uygun olarak ,aşamalarda önümüze çıkacak engeller,bizim motivasyonumuzu kıracak,caydırmaya çalışacak zorlamalar ve engelleri tek tek belirlemeliyiz. Tabi bunun yanında hesaplanmayan ama yol haritasında ilerledikçe önümüze planlamadığımız engellerde çıkabilir. Bu durumda ise yine doğru bir planlama ile sürprizleri minimize etmiş oluyoruz.
  • Engelleri tespit ettikten sonra bu engelleri aşmak için çözüm önerileri ve alternatifler geliştirmeliyiz ve hazırlamalıyız.
  • Desteklerimiz: Hedefe ulaşmak için ne gibi desteklerimiz var? Bize destek olacak birimler, kişiler, destek konuları ve nitel ver niceliksel olarak planlamalıyız.

Şimdi ise bu süreçte bizi motive edecek unsurları ortaya koymalıyız. Sonucu hayal etmek, şuanda yaşanılan negatif durumun bitmesi, hedefin gerçekleşmesi gibi düşünceler ve canlandırmalar bizi motive edecektir.

Peki yeni bir ben olmak adına ve hedefe ulaşmak adına değişiklikleri nasıl fark edeceğiz.? Bunları da tek tek yazmalı ve tespit etmeliyiz. Kendimi iyi hissedersem, işlerim düzelirse, ilişkimde sorunlar azalmaya başlarsa gibi

Sonuca gelindiğinde istediğimiz noktaya ulaştık mı ? neleri değiştirdik, neler eksik kaldı.?

Sonuçtan sonra ise bir değerlendirme yaparak, istediğimiz hedefe ulaştık mı,ne kadar değişim oldu,yeterli mi? Nerelerde aksaklıklar oldu gibi değerlendirmeler ile son gözden geçirmeyi yaparız.

Eğer hedefimizde aksaklıklar olduysa yada yetersiz hedefe ulaşım oldu ise aksaklıkların giderilmesi için ara planlar yapabiliriz.

Görüldüğü gibi bir yol haritamız var ise hedefe ulaşmak için çok fazla bir şeyler yapmaya gerek yok. Yeni bir yaşam haritasında ve yeni bir ben olma yolunda başarılar.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

“YA TAM YAP YA DA YAPMA”

0

“YA TAM YAP YA DA YAPMA”

T:Neden her şeyi hatasız yapmak istiyorsun?
D:Eleştirilmemek için
T: Eleştirilsen ne olur ?
D : Yetersiz ve değersiz hissederim
T: Yetersiz-değersiz hissedersen ne olur ?
D: Güçsüz görünürüm.İnsanlar tarafından önemsenmem
T: Güçsüz görünüp önemsenmezsen ne olur ?
D: Beni sevmeyeceklerini ,benimle birlikte olmak istemeyeceklerini düşünürüm.

“Yeterince iyisini yapamama”, “başarısız olma” ve “ insanların bu durumda ne düşüneceğini düşünme” kaygılarından dolayı da, gerginlik, tedirgin, huzursuz, bunaltı, kas ağrılar ve depresif ruh hali görünür

Genelde mükemmeliyetçilerde yürüttüğüm diyaloglarda, hedefler ve yüksek eforun altında başkaların onayı ve sevilme isteği olduğunu görürüm. Onaylanma, sevgi ve ilgiyi alma ve bununla Dolaylı yoldan Kendini mutlu etme, onun mutlu olma yöntemidir.
Mükemmeliyetçilerin “ daha fazlasını yapmak ve yetmek” yerine , kendisiyle barışık, kendisine yeten ve eleştiri ile baş eden yönlerini geliştirmesi ile, başkaları ile daha eşit ilişkiler yürütmeleri mümkündür.

Mükemmmeliyetçi; dışa bağımlı şekilde hareket eder. İnsanların ne düşündüğünü düşünür, yaptıklarının sürekli görünmesini ister. Sevgili veya eşiyle olan ilişkide de sürekli fedakarlık yapıp onay bekleyen bir kısır döngü içinde olur. Zamanla da haklılık şeması ile çatışır.. “Ben bunları yapıyorsam sen de istediğim ilgi ve onayı vereceksin” gibi.

Ve enterasan bir şekilde ya zor memnun olan kişileri seçerler. Ya da hayatına aldıkları kişilerden sürekli onay ve ilgi bekledikleri için onları müfettişleri haline getirirler.

(Altında, bağımlı veya mükemmeliyetçi bir anne-baba tutumu, koşullu sevgi ilişkisi)

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR