Ana Sayfa Blog Sayfa 36

KADIN CİNAYETLERİNİN PSİKO-SOSYAL ANALİZİ

0

KADIN CİNAYETLERİNİN PSİKO-SOSYAL ANALİZİ

Bir türlü önlenemeyen kadın cinayetleri, konunun adli olay olmaktan çıkıp toplumsal bir olay olmaya başladığını bize göstermektedir.
Neredeyse günde 1 kadının öldürülmesi haberini duyan toplum, sık ve sürekli  duyarak , sistematik olarak duyarsızlaşmaktadır.
Daha fazla dikkat çekmek için, istatistikten başka elinden bir  şey gelmeyen dernekler ise, sadece sayılar ile  haber niteliği olarak gündeme gelmektedirler.
Diğer yandan istatistik oran arttıkça önemsemenin de artışı, az gelişmiş  toplumların niteliksel değer=niceliksel değer, denklemini göstermektedir.

kadın cinayetleri ile ilgili görsel sonucu

Bazı veriler :
2010-2017 YILI
Öldürülen kadınların yüzde 62′ sinin faili;  kocası erkek arkadaşı ya da eski erkek arkadaşı ya da eski kocasıdır.
2017 yılında 15-18 yas ve 19-28 yas arası ölümlerin daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
2017 yılında aralık ayında en yüksek kadın cinayetleri islenmiştir.
2017 de erkekler tarafından 409 kadın öldürülmüştür.
 2016 yılı
Bu tabloda  ve diğer yılların tablolarında göze çarpan şey,cinayetlerinin çoğunun  büyükşehirlerde yaşanmasıdır.  Lakin elimizde bu durumun nedenleri ile ilgili kapsamlı bir çalışma  olmayıp, ölenlerin veya cinayetleri işleyenlerin sosyo ekonomik veya kültürel  yapıları hakkında analiz yapabilinecek her hangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Prof. Tülin İçli’yaptığı çalışmada kadının çaresizliğinin şiddete boyun eğmesini uzattığını, evden ayrılması halinde belirsizliğin onu daha da korkuttuğunu ifade etmiştir.
İngiliz sosyolog Sylvia Wallby, acil durumlarda 100 sterline (380 TL) kadar bir paraya erişme imkânı bulunmayan kadınların diğer kadınlardan 3 kat daha fazla erkek şiddetine maruz kaldığını söylüyor.
Bu açıdan bakıldığında şiddet gördüğü ortamdan ayrılamayan kadın, kaldıkça şiddetin şekli ve yoğunluğu artıyor.
Diğer yandan  İçli “ Türkiye’de erkek kadını istediği gibi kullanabilme düşüncesine sahip” diyerek, kadının erkeğin gözünde sahip olunan bir varlık olarak algılandığını tanımlamaktadır.
Aslında erkeklerin kadını kendi uzantısı gibi görmelerinin en büyük göstergesi de, boşanmadan önce eşi, boşandıktan sonra ise eski eşi olarak görmeleridir.
Çoğu erkek, boşandıktan sonra bile eski eşinin kendisini tanımladığını düşünmekte, onun hayatını takip etmektedir. Çevresi bile ona bunu dayatmakta, onun bir sorumluluğu gibi erkeğe rol biçmektedir. Boşanma sonrası cinayetlerin altında da uzantısı görme algısı yatmaktadır. Bu cinayetlerin erkekler tarafından daha işlenmeye yatkın olmasınıda Prof İçli şu nedenlere bağlıyor:
-Kadınların suç frekansının erkeklerden düşük olduğuna
-Kadınların riske atmak istemeyecekleri sosyal yapıdaki anne eş  ve ebeveynlerinin çocuğu olmak rollerine bağlamaktadır.
Kavramsal sorunlar:
Öldüren erkek, hangi bilişsel sürecin ürünü olarak bu eylemi yapıyor ?
Medya hangi dili kullanıyor?
Cinayetlerin derlenmesinde cinayeti işleyenlerin  3 ana nedene yoğunlaştığı görülmektedir.
  1. Namus için öldürenler! :
Cinayetleri incelediğimizde çoğunlukla yüceltilmiş “namus cinayeti” ile açıklanmaya çalışıldığı görülmektedir. “namusum için öldürmek”  haklılık hissi ve onaylanma yarattığı için çoğu cinayet, bu açıklamayla haberlerde olayın gerçekçesi olarak sunulmaktadır.
Basın ve medyanın  cinayet haberlerini “namus cinayeti olarak sunarken cinayetleri belki de meşrulaştırmaktadır.
Bu sunuş şekli : Kadını namussuz göstermekte, katili ise namusuna düşkün ve haklı  göstermektedir. Namus için öldürmenin adını  Sev’er (2013) ‘namus cinayetleri’ yerine ‘ataerkil cinayetler’ (patriarchal murders) terimini kullanmıştır.
Namus cinayeti yerine, ataerkil  veya töre cinayeti denilmesi, daha fazla önemi ve cinayete karşı daha fazla karşı duruşu yaratabilir.  “Namus cinayeti” kavramı ile, adeta kadının namusu erkekten sorulur ,yeri gelirse erkek, namusu için cinayet işleyebilir algısı yaratılmaktadır.
kadın cinayetleri ile ilgili görsel sonucu
Burada namus yerine kullanılması gereken doğru kelime, töre ve kültürel kodlu cinayetlerdir. Yöresel kıyafeti giymediği için, töreye uymadığı için hatta kumasını kabul etmediği için bile işlenen cinayetlere “ namus cinayeti “ denilerek, sosyolojik yapı neden gösterilerek “indirim alma” planlanmaktadır. Namus cinayeti yoktur, töre ve ataerkil yapının desteklediği  cinsiyet ayrımcılığı cinayeti vardır.
Ayrıca  işlenen cinayet “namus  cinayeti “ olarak anlatılırsa  maktülün suçlu olabileceği iması yaratılır. Belli kesim tarafından ise “ hak edecek ne yaptı?” sorusunu akıllara getirilmeye çalışılmaktadır.
  1. Sevdiği için! öldürenler:
Abu-Odeh (2004) , ilişkinin dinamiğinden kaynaklanan cinayetleri namus cinayetleri değil, ihritas cinayetleri olarak tanımlar.
Aldatma/aldatılma, kıskançlık, partner üzerinde kontrolü kaybetme gibi nedenlerden dolayı eşin/sevgilinin çaresiz ve baş edememesinden kaynaklanan cinayetler, sevgiden   değil, ihtirastandır.
Tim Healey’e (1990) göre ihtiras cinayetleri ,seven kişinin kıskançlık veya çaresizliği neticesinde işlediği suçların tümünü kapsar.
İhritas cinayetleri, kişinin ilişkideki rolü ve partneri üzerindeki etkisine göre işlenmektedir.
Medya dilinde “ aşk cinayeti”, “sevdiği için öldürdü”  ifadeleri, “seven öldürebilir”, “çok sevmenin  göstergesi kimseye yar etmemektir” olarak yorumlanmaktadır…
Bu tip cinayetler sevgi değil, ihritas cinayetleridir. Ilişkisine veya eşine bağımlı olanlar, narsistik ve anti sosyal kişilik yapısı olanların işlediği cinayet tipleridir. En son bir  cinayet haberinde muhabir katile sordu:
M:  Neden öldürdünüz?
Katil:  Çok seviyordum.
Işte bu denklem bile “ çok seviyorsan öldürebilirsin” algısına hizmet etmektedir.  Insan sevdiği için değil ,istediği olmadığı için  öldürür. Ya da onsuz başının çaresine bakamayıp, kendisini o durumda bıraktığı için ( sevgiden değil, bencilliğin getirdiği intikamdan) öldürür.

kadın cinayetleri ile ilgili görsel sonucu

Söz konusu ister namus cinayeti ister ihtiras cinayeti olsun bu şekilde isimlendirmek, katili haklı ‘mış’ gibi ifadesine sürükler bu kavramları devleştiren insanları..
Abu-Odeh (2004) iki tipinde aynı anlamı taşıdığını, Doğu toplumlarında bunun namus cinayeti olarak isimlendirilmesine karşın Batılı toplumlarda bunun ihtiras cinayeti şeklinde olduğunu vurgulamıştır.

 

3. Başkaldırdığı için  öldürenler:

  • Türkiye’de son dönem kadın cinayetleri gelenek ve görenek kalıpları dışında değerlendirilmelidir.Bu cinayetler, gelenek ve modernlik arasındaki çatışma bağlamında, kadının modern Türkiye’de son yıllarda elde ettiği kazanımlarıyla birlikte kurduğu yeni statüsü ve buna direnç gösteren geleneksel ataerkil sistem ile kodlanan erkek ile bir değerlendirme geliştirilmeye çalışılmaktadır. Çetin (2014)cinayetlerin başkaldırı cinayetleri (revolt killing) kavramı altında yeniden tanımlanmasını uygun görmüştür.
  • Özellikle erken yaşta evlenen kadınların 35 li yaşlardan sonra yaşamını kurmak istemeleri, başkaldırı olarak algılanmaktadır.
  • 35 li yaşlara kadar çocuk doğuran, ev hanımlığı ve annelik rolleri arasında sıkışan kadın,ne zaman ki kendine zaman ayırmak veya işe girmek istediyse erkek bunu “yoldan çıkmak”, aileden kopmak, boşanmaya hazırlık olarak algılayıp tehdit ederek veya şiddet uygulayarak engellemeye çalışmaktadır. Bu değişim süreci, ilişkinin içinde yol bulamadığında, gerçekler değil kaygılar devreye girerek şiddete başvurum artmaktadır.
  • Cinayetlerin en çok işlendiği yerlerin çoğunlukla büyükşehir olması anlamlıdır.  Evde yaşanan kültür ile dışarda yaşanan kültür arasındaki fark, kendini kimlik arama olarak göstermektedir. Aynı zamanda bu fark, kadının eşi için  “başkaldırı” , Kadın için ise fırsat ve çözüm alanı olarak görülmektedir.
  • Büyükşehirlerde cinayetlerin daha fazla olmasının nufüs yoğunluğunun yanında, kadının kendine alan bulması, iş arayışı, fırsat imaknları nedeniyle, kontrol eden erkekler için tehlike olarak görülmektedir. Kadının, feodal yapıya veya küçük yerleşim yerlerine göre “boşanabilme” ve ayakları üzerinde durma “ ihtimali büyükşehirlerde daha fazla olduğu için, cinayetler daha fazla işlenmektedir.
  • Kadının kimlik arayışı,varoluşunu tamamlama isteğ; ona sahip olduğunu düşünen, kendi uzantısı gibi görenler için başkaldırı olarak algılanmaktadır. Mesela bazı cinayetler, sadece Kadın işe girmek istediği için işlenmiştir. Işe girmek, istediği gibi giyinmek istemek, sosyalleşmek, karşı taraf için “yoldan çıkmak” veya “ başkaldırı olarak algılanmaktadır.
  • Kadınların değişime daha açık olması, erkeğin değişimi dejenere olmak ve kontrolü kaybetmekle özdeşleştirmesi, erkeğin değişim sürecinde eşiyle çatışmasını arttırmaktadır. Erkek kendisini ,kültürü, dini,ahlakı hatta namusu koruyan kişi olarak görmektedir. Toplumun bu rolü adeta ona doğuştan verdiğini düşünmektedir.

kadın cinayetleri ile ilgili görsel sonucu

 

4. Boşanma sonrası mağduriyet  oluşması ile öldürenler

  • Süresiz nafaka sorunu
  • Boşanma sonrası cocuğun baba ile görüşmesiyle ilgili sorunlar
  • Boşanmadan hemen sonra ortaya çıkan ilişki
  • Adil olmayan mal bölüşümü

 

Öneriler:

  •  Tamamlanmış bir evlilik için boşanma kolaylığı sağlanmalı, taraflar aile terapisine yönlendirilip bu süreç sağlıklı şekilde sürdürülmelidir.
  • Erkeğin ayrılıkla baş edebilmesi, kabullenmesi için psikolojik destek mekanizmaları zorunlu hale getirilmelidir.
  • Tehditlerde güvenlik önlemi yetersiz bir hamle olarak kalmaktadır. Tehdit edenin belli bir süre hem adli kontrol altına alınması hem de tehdit edene psiko-sosyal destek  verilmesi gerekmektedir.
  • Kadının güçlendirilmesi ve bu konuda desteklenmesi için sadece güvenlik desteği değil, iş kurma,yerleşme ve psikolojik destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
  • Kadınların ayrılıkdan sonra öz benliklerine bakabilmek adına terapi desteği sağlanmalıdır.
  • Şiddetin ve cinayetlerin önlenmesi için, kamu spotlarında “cinayet ve şiddetin çözümüszlüğü“ vurgulanmalıdır.
  • Özellikle pişman olan şiddet uygulayanlardan itiraflar yayınlanmalıdır.
  • Medya, cinayetleri verirken “namusu cinayetleri” veya  “sevdiği için öldürdü” gibi açıklamaları kullanmamalı ve yayınlamamalıdır.
  • Gerek bütün  erkeklerin aynı olduğu gerekse  bütün kadınların aynı olduğuna dair (olumlu veya olumsuz fark etmez) genelleyici haberlere yer verilmemelidir.
  • Süresiz nafaka, nafaka alanı tembelleşmesini, çalışmasına gerek kalmamasına neden olurken, nafaka vereni ise “talepkar” ve mağdur ” hissettirmektedir. Adil çözüm gerekmektedir.
  • Boşanma sonrası baba-çocuk ilişkisi için “çocuk avukatı” sistemi geliştirilmelidir.
  • Hem erkeğin hem de kadının boşanma üzerinden en az 12 ay geçmeden bir ilişkiye başlamaması önerilir. Öfkeler, ayrılık acılarının dinmesi beklenmelidir.
  • Boşanma sonrası taraflar birbiri hakkında konuşmamalıdır.
  • Tehdit, şiddet ve girişimlerde bile adli makamlar anında haberdar edilmelidir. Dozunun artması beklenmemelidir.
  • 6284 sayılı koruma kanunu güncellenmelidir. Kadın ve ailenin korunması sadece şikayete bağlı olmamalıdır.
  • Kadının kıyafeti, yaşam tarzı gibi konularda yöneticilerin, medyanın ve akademik çevrelerin  müdahale etmemesi.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

 

 

KAYNAKLAR

 SEV’ER A (2013) Patriarchal Murders of Women. A Sociological Study of Honour-Based Killings in Turkey and in the West. Lewiston: The Edwin Mellen Press.

  1. http://www.posta.com.tr/2016-yili-kadin-cinayetleri-istatistikleri-haberi-1274474
  2. http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net
  3. ÇETİN İ (2014) Gelenek ve Modarnite Arasında Türkiye’de Son Dönem Kadın Cinayetleri: Sosyoloji Dergisi/Journal of Sociology- Yıl/Year 2014/ Sayı/Vol.: 30: 41-63
  4. ABU-ODEH L (2004). Arap Toplumlarında Namus Cinayetleri ve Toplumsal Cinsiyet İnşası. Içinde. Pınar İlkkaracan (der). Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik. İstanbul: İletişim Yayınları.
  5. 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve İlgili Yönetmelik, T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara, 2010.
  6. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve İstanbul Sözleşmesi, T.C. Ail eve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara, 2013.

Geçmişin olumsuz etkisini azaltmak mümkün mü?

0

Geçmişin olumsuz etkisini azaltmak mümkün mü?

Sana yapılan haksızlıkları unutamıyorsun, Kaçırdığın fırsatlardan dolayı kendine kızıyorsun, Bazılarına gösterdiğin tahammülden dolayı hem onlara hem de kendine kızıyorsun.

Yaşadığın olumsuzlukların bugününü de etkilemesinden dolayı kendini “an” da bulamıyorsun. Geçmişten gelen kronik öfkelerin, pişmanlıkların, suçlulukların ve keşkelerin sürekli önünde. En küçük bir kıvılcım onları tekrar hatırına getiriyor ve tekrar dibe batıyorsun.

Zihnin depoları o kadar çok olumsuz geçmiş yaşantılar ile dolu ki. Gün içinde yaşadığın her şey,geçmişten bir olumsuzu da beraberinde getirip daha yoğun yaşatıyor. Küçük haksızlığa maruz kalsan hemen abartılı tepki veriyorsun. Geçmişte maruz kaldığın haksızlıkların da bedelini ödetircesine.

Bunlardan nasıl mı kurtulacaksın?

1. Yaşanmış hiçbir şeyi değiştiremem.Kabul ediyorum ama beni sürekli etkisi altına almasına izin vermiyorum.
2. “Ben artık değiştim. Bir daha böyle bir duruma izin vermem”
3. O gün tecrübem ve farkındalığım o kadardı. Bugünkü aklımla o günkü olayları yorumlamam, gerçekçi ve sağlıklı olmaz. Kendimi suçlamaktan vazgeçiyorum.
4. Kendimi,kendim için affediyorum..
5. Onları yaşamasaydım, bugün böyle düşünmeyecek bu tecrübeyi de kazanmayacaktım.
6. Sürekli “bir daha eskisi yaşanır mı?” diye tetikte olmama gerek yok.İnsan bir kez farkına var mı bir daha istese de eskisi gibi olamaz. O halde sürekli savunma yerine normal hayata dönmeliyim.
7. Artık farkına vardığım için kaygılanmama,önlem almama gerek yok.Eğer ilerde öyle bir şey olursa, onu o zaman düşünürüm. Şu anımı,ilerde bir şey olacak diye heba etmemeliyim.
8.Her insan, olgunlaşana- pişene kadar zorluklar yaşar. Bunları tecrübe olarak görmeliyim.
9. Artık sınır çizmem gerektiğini biliyorum.Beni eskisi gibi görmek isteyenlere net davranırım. Israr edenleri de hayatımdan çıkartırım.
10. Ben değiştim.Bu halimi kabullenmeyenler,benimle görüşmek,benimle devam etmek zorunda değil.
11. Geçmişi unutmadım. Tecrübesini de. Ama üzerimdeki olumsuz etkisinin de sürmesine izin vermiyorum.

12.Şimdi geçmişi bir kenara bırakıp,bugünümü daha güzel nasıl yaşayabilirim ona odaklanmalıyım.
13. Bugünümü güzelleştirdikçe geçmişin etkisi azalacak.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Kibir seni daha önemli yapmaz..

0

Kibir seni daha önemli yapmaz..

Kendini övmen,” beni fark et” “aslında ben değersiz değilim”  demektir.
Oysa kimse seni öyle görmezken senin çabalama içine girmenin nedeni ,kendini öyle görmenle alakalıdır.

Sen kendini öyle gördüğün için, herkesin de öyle gördüğünü sanırsın.
Sonrasında da başkasında olmayan bir algıyı çürütmek için,
Ya kendini översin,
Ya başkasını küçümsersin,
Ya üstünlük kurmak için ulaşılmaz görünmeye çalışırsın.

İnsanlar ise senin kendini övmene anlam veremezler. Çünkü kendine güvenen ve değer sorunu olmayan insanlar için bunun  bir anlamı olmadığı gibi,bunlardan dolayı da seni daha ayrıcalıklı görmezler..

Farkında olmadan kaçtığın duyguyu daha çok yaşamaya başlarken ,korktuğunda da başına gelir.  Değersizlikten kaçarken kibirli olursun. Kibirli olduğun için yalnız kaldığın için tekrar değersiz hissedersin.

Kişi kendini değersiz biri olarak algıladığında, ya çok önemli biriymiş rolüne girer ve kibirli davranır. Ya değersizlik algısını benimser ve silik pasif hayatı seçer. Ya da yüksek başarı,güzellik,kariyer para elde ederek değersizlik ile savaşmaya çalışır.

Oysa üç yöntem de yeni ve başka sorulara yol açar.

1.si,yalnız, ve uyumsuz birine

2.si,depresif ve asosyal yaşama

3.sü ise işkolik veya takıntılı birine dönüştürür.

Bu durum bize gösteriyor ki, çoğu çözüm yöntemimiz,sorunu kronikleştir.

Belki de bu konuda en doğrusu kaçmak,savaşmak veya kabullenmek değil,önce onunla yüzleşmektir.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Mutluluk Nerde? Kimde? Nasıl Bulunacak?

0

Mutluluk Nerde? Kimde? Nasıl Bulunacak?

Yusuf, 20’li yaşlarda bir gençti. Aslında hayatında her şey iyi gitmekteydir. Büyük sorunları, sıkıntıları yoktu. Fakat Yusuf kendini mutlu hissetmiyordu. Sanki hayatında hep bir şeyler eksikti. Hep melankolik duygular içindeydi. Yaşantısındaki güzel şeyler onun mutlu olmasını sağlamıyordu, yüzünü güldürmüyordu. Öncelikle bunun yalnızlıktan kaynaklandığını düşündü ve arkadaş çevresine daha çok vakit ayırmaya karar verdi. Fakat kısa bir süre sonra gördü ki arkadaşlarıyla vakit geçirmesi de mutlu hissetmesini yetmiyordu. Sonra çevresine baktığında sevgilisi olan arkadaşlarının genelde mutlu ve heyecanlı bir hayat sürdüklerini fark etti ve yeni tanıştığı bir kızla flört etmeye başladı. Fakat tartışmaların sürekli artması ve aralarındaki sorunları halledememeleri canını sıkmaya başlamıştı sonçta kız arkadaşından ayrıldı. Anladı ki o da mutlu olmasını sağlayamamıştı. Sonra belki işimde güzel başarılar elde edersem kendimi mutlu hissederim diye düşündü ve işine yoğunlaştı.

Mimarlık bölümünden yeni mezun olan Yusuf, güzel projeler ortaya koyarak önemli başarılar elde etti. Bu başarılar kendini iyi hissetmesini sağladı, ama yine de mutsuzluğuna çare olamadı. Yusuf, bunlar gibi orada burada mutluluğu ararken fark etti ki aslında her şey kendisinde bitiyor. Mutluluğu önce kafasında kabullenmeliydi. Uzakta aramamalıydı, çünkü insan kendini mutlu olduğuna inandırdığında zaten mutludur…

Mutluluk her yerde! Gökte yerde, havada suda, yalnızlıkta, kalabalıkta, doğada eşyada, yemekte içmekte, dokunmakta, gözyaşında, kalpte, akılda, evlatta, annede, babada, kardeşte, arkadaşta, işte, eşte, aşkta… Daha da sayabilirim. Mutluluk her yerde. Mutluluk aslında bu bahsettiğim her yerde, ama görebildiğin, anlayabildiğin, fark edebildiğin sürece var.

Bize mutluluk veren şeyleri keşfetmekle yola çıkabiliriz. Öncelikle, mutluluk ile haz arasındaki ayrımı yapmalıyız. Mutluluk genel bir duygu durumunu ifade ederken, haz anlık bir duygu ve tatmin durumunu ifade eder. Haz mutluluğa kısa süre için götürürken, haz veren şey, tatmin ettikten sonra mutlu etmeye devam etmez. Bu nedenle bize haz veren şeylerin peşinde koşmak veya haz noktaları ile hayatımızı doldurmak hiçbir şekilde kalıcı mutluluk sağ- lamaz. Çünkü her haz veren unsur, ilk anda verdiği mutlu ve tatmini zamanla vermeyecektir. Tıpkı üzümü çok seven birinin devamlı üzüm yiyemeyeceği gibi.

Aslında bu noktada hayatı bir meyve sepetine benzetebiliriz. İçinde elma, armut, üzüm, portakal, mandalina muz vb. meyveler var. Her birinin tadına bakıp yersek, tümünden faydalanmış oluruz. Her biri ayrı bir tat verir. Lakin sadece üzüm yersek bir noktadan sonra üzüm bitecek ve biz kendimizi mutsuz hissedeceğiz. İşte hayatta bunun gibidir. Hayatın her nimetinin farkında olmalı ve tadını çıkarmalıyız.

Sadece bir tatmin unsuruna bağlı kalırsak, devamlı onu ister ve zamanla bağımlı hale geliriz. Tıpkı, sadece eşinin ilgisine bağımlı kalan eş veya sadece arkadaşının var- lığıyla kendini iyi hisseden biri gibi. Her zaman seçeneklerimizi arttırmalıyız.

Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan, İnsanlara ya da eşyalara

değil…
Einstein

Mutlu olmak istiyorsan

  • İyi kazanmaya çalış,
  • İşinde başarılı ol,
  • Konforunu arttır,
  • İlişkine ait ol,
  • Güzel giyin,
  • Güzel yemek ye,
  • Dostlarınla buluş,
  • Paran oldukça biriktir,
  • Oturduğun eve yatırım yap,
  • Güvenli bir araban olsun,
  • Gülebildiğin insanları ara,
  • Zor durumdaki herkese yardım etmeye çalış,
  • Paraya tapma,
  • Hiçbir şey yapmadan otur,
  • Kitap oku, bir dernek /vâkıfa üye ol,
  • Spor yap,
  • İyi hissetmeyi şartlara bağlama,
  • Sesli gül,
  • Dik yürü,
  • Tanıdığın herkese selam ver,
  • Aldığın her hizmet için teşekkür et,
  • Ailenle ilişkilerini sıcak tut,
  • Sağlığına para ve zaman harcamaktan çekinme,
  • Kendin için istemediğin bir şeyi başkasına önerme,
  • Sevilmeyen noktalarını fark et ve düzelt, kendini sevdirmeye çalışma,
  • Bir hatadan dolayı, emek verdiğin ilişkilere şans ver,
  • Küskünlüğü kısa tut,
  • Hayatındaki insanları özgür bırak,
  • Bağlı ol, bağımlı olma,
  • Terapi desteği al,
  • Her kesimden insanla arkadaş edin,
  • Önce arkadaş ol, güven oluştukça dostluğa dönüş- tür,
  • Doğru nefes almayı öğren,
  • Düzenli ve sağlıklı beslen.

Mutluluk mucizelerde mi gizli?

Dükkâna giren küçük çocuk çok telaşlı görünüyordu. Zaten bu telaşı yüzünden dikkatimi çekti. Hızla ra arı taradı, mühim bir şey aradığı her halinden belliydi. Aynı telaşla yanıma yaklaştı. O kadar hızlı soluk alıp veriyordu ki ciğerlerindeki nefes cümlelerine yetmiyordu. Biraz soluklanmasını sonra tane tane anlatmasını rica ettim.

-“Şey, ben ‘mucize’ satın almak istiyorum, hemen şimdi ve ne kadar varsa satın almak istiyorum” diyerek kesin ve kararlı tavrını ortaya koydu.

Şaşırmıştım, bu şaşkınlığımı ele vermek istemeden,

-“Tabi ki alabilirsin, ama biraz pahalıdır. Var mı pa- ran?” diye onu konuşturmak ve asıl sorunun ne olduğunu öğrenmek istedim.

-Evet, param var. Yetmezse de bulabilirim siz yeter ki bana bir ‘mucize’ verin.

-Peki, kaç tane ve ne için lazım?

-“Aslına bakarsanız bir tane sürekli kaygılanan kendi sorunlarına çözüm bulamazken benim sorunlarıma çö- züm arayan annem için; bir taneişi, eşi, maaşı sorun olan babam için ve tüm bunlara katlanabilmek için bir tane de bana ‘mucize’ lazım efendim” dedi.

Yüzümdeki buruk gülümsemeyle baktım küçük çocuğa:

-”Keşke” dedim, keşke bu dükkânda herkesin sorununa iyi gelecek mucize satılıyor olsaydı. Mucize aramak yerine sorunlarımıza çözümler aramalıyız. Bulduğumuz yahut bulacağımız her çözüm bir “mucize” kadar kıymetlidir sakın unutma.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

 

Negatif Duygu Durumundan Nasıl Çıkarız?

0

Negatif Duygu Durumundan Nasıl Çıkarız?

“Ahmet, kız arkadaşının evlilik teklifini geri çevirmesinden dolayı melankoliye bağlamıştı. Kaç gündür yemiyor, içmiyor hatta uyuyamıyordu. En son annesinin ısrarıyla terapiste gitti.

Terapist:Neden bu kadar derin yaşıyorsun?

Ahmet:Siz de olsaydınız bu hayal kırıklığı için bu kadar üzülmez miydiniz?

Terapist: Neden?

Ahmet: Çünkü terk edildim, bütün emeklerim boşa gitti. Yarı yolda bırakıldım.

Terapist: Bu senin için ne anlama geliyor. Ahmet: Değersizlik, kandırılmışlık.
Terapist: Kendini değersiz hissediyorsun. Ahmet: Evet aynen öyle. Gururum çok kırıldı. Terapist: Peki neden ayrıldı?

Ahmet: Ailesi onay vermemişti zaten. O da ailesinin sözünü dinledi ve beni terk etti.

Terapist: Yani ailesine çok mu düşkün?

Ahmet: Fazlasıyla. Hatta ailesi onun üzerine gelecek planları kurdu. Kızımız mezun olacak bize bakacak ve bizim yanımızda olacak.

Terapist: Peki böyle bir aile ve böyle çocukları olan biriyle evlendiğinizde beklentileri bitecek miydi?

Ahmet: Elbette bitmeyecekti. Belki de daha fazla olacaktı. Çünkü iki maaşımız olacağı için daha çok isteyeceklerdi.

Terapist: Peki sen bu durumda ne yapacaktın?

Ahmet: Tabi ki izin vermem. Ben çekirdek bir aile olmak istiyordum. Zaten bunu onunla da konuşmuştuk.

Terapist: Demek ki kız arkadaşın da evlenilmesi durumda daha fazla sorun yaşanacağını tahmin etmiş.

Ahmet: Aslında çok kez bunu söyledi. “Ben ailemsiz, ailem de bensiz olamaz demişti. ”

Terapist: O halde evlilik teklifini kabul etmemenin nedeni sana verdiği değer değil daha çok kendisi ve ailesi ile çözemediği sorunlar mı?

Ahmet: Sanırım.

Terapist: Bu konuda çabalarınız oldu mu?

Ahmet: Kız arkadaşım çok çabaladı. Günlerce ailesine yalvardı ağladı. Ama nafile.

Terapist: Aslında seni kaybetmemek için ciddi emekler vermiş.

Ahmet: Aynen öyle.

Terapist: Demek ki sana çok değer veriyormuş.

Ahmet: Evet…

Terapist: İnsan sorun yaşayacağını ve mutsuz olacağını bile bile evlenmeli midir?

Ahmet: Bilmiyorum.

Terapist: Mesela senden küçük kardeşin Ali böyle bir ilişki yaşasaydı, onu evlenmek için motive der destekler miydin?

Ahmet: Kardeşimi bile bile ateşe atamam.

Terapist: Şimdi bunu kendin için düşün.

Ahmet: Sanırım, olması gereken buydu. Peki, ne yapmalıyım.

Terapist: Taziyeni tutmak ve bu süreci doğru analiz etmek için biraz zamana ihtiyacın var mı?

Ahmet: Hem de çok. Zaman geçtikçe sorunları kız arkada- şım gibi göreceğim sanırım.

Ahmet, kız arkadaşının onunla evlenmekten vazgeçmesini onu yeterince sevmemesine ona yeterince değer vermemesine bağlamıştı. Oysa kız arkadaşı da bir çıkmaz- daydı. Yıllardır üzerine planlar yapan ve bunu ona telkin eden bir ailesi ile sevdiği adam arasında kalmıştı. Ahmet, onu anlamaya çalışsa da duygularının yoğunluğu ve kaybetmenin acısı nedeniyle okları kendine yöneltmişti. Bu tip durumlarda yoğun ve uzun süreli üzüntümüz, bizim kendimize yüklediğimiz anlamlara ve ilişkiye yüklediğimiz anlamlara dayanır. Elbette ayrılık sonrası üzülmeliyiz. Başka birini hayatımıza almamalıyız, ama bu süreci de doğru analiz etmek için farklı düşünme kaynaklarına ve zamana ihtiyacımız vardır.

Duygu durumumuzu değiştirmek için, önce duygumuzu kabul etmeli ve bundan kaçmamalı, sonra ise bunun hangi düşüncemizden çıktığını bulmaya çalışmalıyız.

Negatif duygu durumu, bir olaya bağlı olarak yaşa- nacağı gibi zihnimizde geçen düşünceler nedeniyle de ya- şanabilir. Bazen bu duygu durumuna kendimizi kaptırır, dakikalarca hatta saatlerce bunun kontrolüne gireriz. Butip duygu modları, hem zihni yanlış kullanma hem de bu duygu durumundan çıkmayı bilememek ile alakalıdır. İs- tisna da olsa bu duygu durumundan (acıdan) keyif alanlar da olabilir.

Nedeni ne olursa olsun bu duygu modundan en kısa zamanda çıkmamız gerekir. Çünkü bu durum zamanla alışkanlığımıza dönüşmekte ve genel ruh halimize dönüş- mektedir.

Peki, negatif duygu durumundan nasıl çıkabiliriz?

Zihinsel öneriler
  • Üzülmem normal, ama bu uzun ve çok derin ise burada abartılı bir düşünme tarzı mevcuttur. “Eğer çok üzülüyor ve derinden yaşıyorsam, olayı zih- nimde, olduğundan abartılı yaşıyorum. ”
  • Zihinsel yöntem, duyguları bastırmak değil, yönetmektir. Doğru düşünmeyi ve doğru şekilde anlamlandırmayı öğrenirsek, duygu ve düşüncelerimizi kontrol altına almış oluruz
  • Zihnimizin geri dönüşüm kutusundaki duygu ve düşüncelerden iyi olduğumuz zaman kurtulmalıyız. Kötü hissettiğimizde, kendimizi zayıf hissettiğimiz için; hem o an ki, hem de geçmişteki negatif duygu ve düşüncelerle baş edemeyiz.
  • Yaşamsal hiçbir olayın bizi uzun süreli ve derinden üzemeyeceğini, sadece olaylardan çıkardığımız anlamların bizi üzebileceğini hatırlamalıyız.
  • Yaşanılan olayı, geçmişle ilişkilendirmeden yorumlamalıyız. “Şuan, burada, somut olarak şu davranış- tan dolayı bu kadar üzülüyorum” diyerek sınırları daraltmalıyız. Geçmiş olaylarla bağlantı kurmamız,

10 derece üzüntü veren bir olayı 60-70 derece yaşa- mamıza neden olur.

  • İlk yapılması gereken zihni kontrol edebilmeyi sağlamaktır. Zihnimizi kontrol edebilmek için, “duygularım ve davranışlarım benim hamurumdur”, “düşünce ve duygularım benim kontrolümdedir, istediğim zaman kontrol edebilirim” düşüncesine inanmalıyız. O durumlarda sık sık bunu tekrar et- meliyiz. Düşünce ve duygularımızı negatif duygu anında, istediğimiz zaman kontrol edebileceğimizi mümkün olduğunca sık bir şekilde düşünmeliyiz.
  • Hiçbir olayın olurundan daha fazla bizi üzemeyeceğini tekrar hatırlamalı ve kendimizle konuşmalıyız. Eğer küçücük bir olay yaşayıp derin negatif duygu yaşıyorsak, “bunu ben uzatıyorum, ben büyütüyorum ” demeliyiz.
  • Negatif duygu durumundan çıkmak için illaki tam dibe batmayı beklememeliyiz. Bazıları buna inandıkları için “dibe vurup yukarı çıkacağım” diye düşünüp tam batmayı beklerler. Fakat hem batarken hem de çıkarken süre uzar ve acı daha fazla yaşanır. Bu nedenle dibe vurmayı beklemeyeceğiz. Bu çözüm şeklini artık kabul etmiyoruz. Zararın nere- sinden dönülürse kardır.
  • Yaşadığımız anı, bir de daha kötüsünü düşünüp var olan durumun olumlu yönlerini görebiliriz.
  • Zihninizdeki düşünceden uzaklaşmak için “düşünmeyi 10 dakika erteliyorum” diyerek ara vermeliyiz.

Davranışsal öneriler

  • Bulunduğunuz ortamı değiştirelim. Aynı yer, aynı düşünceleri çağrıştırabilir.
  • Dikkatini ve zihnini dağıtacak bir aktiviteye odak- lanalım. TV, internet, dışarı çıkmak vs. gibi.
  • Pozitif bakış açısına sahip bir arkadaşını arayabiliriz.
  • Dua ve şükür edebilirsiniz. Var olan sıkıntının azaltılmasını sağlar.
  • Keyif aldığın birşey yapabiliriz. (Yemek, sinema, yürümek, yarım kalmış bir işi tamamlamak…)
  • Derin nefes egzersizleri yapabiliriz. Önce bedensel gerginliği giderebiliriz. Derin nefes egzersizi: 3 parça halinde burundan nefes alıp, içinde 3’e kadar sayarak tutup, daha sonra 3 parça halinde vermek… Bunu 20’şer saniye aralıkla 3-4 kez tekrar etmek.
  • En kısa sürede sosyal ortama girebiliriz. Mümkün olduğunda içe kapanmamak, yalnız kalmamak gerekir. Arkadaşlarla, eş, aile, çocuğun ile hemen beraber olmalısın. Birlikteyken ister istemez ortama uyarken dikkatin dağılır.
  • Duş almak ve uyumak ile bedensel gevşemeyi hızlandırabilirsin.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Romantik ilişkilerde daha güçlü bağ kurmanın 6 maddelik formülü

0

Romantik ilişkilerde daha güçlü bağ kurmanın 6 maddelik formülü

Hayatta hepimiz bir kez bile olsa mutlaka bir iletişim hatası yapmışızdır. İletişim sadece diyalog kurmaktan ibaret olmadığı için ağzımızdan çıkan sözlere dikkat etsek de beden dilimizle ya da yazılı iletişimle karşı tarafa yanlış anlayabileceği bir mesaj vermemiz mümkündür. Özellikle, yazılı iletişimin sözlü iletişimden daha fazla öne çıktığı günümüzde sosyal ve ikili ilişkilerin hatalı iletişimden kaynaklı zarar görmemesi için bazı tavsiyeler vermek istiyorum.

“Sen” değil “ben” de.

Günlük hayatta farkında olarak ya da olmadan yaptığımız en net hatadır “sen” dili ile konuşmak. Rahatsız olduğumuz bir durumun bize hissettirdiklerini karşı tarafa aktarırken kurduğumuz cümle genelde karşı tarafın suçlu hissetmesine, dolayısıyla bizden uzaklaşmasına sebep olur.

  • Bu durumda olmamızın sorumlusu sensin.
  • Bir kere bile aramıyorsun. Eskiden böyle değildin.

Ben dilini günlük hayatınıza adapte etmek çok kolay olmayabilir. Fakat denemeye devam ettikçe alışacağınızdan emin olabilirsiniz.

Direkt kişiliği hedef alan bu tarz cümleler karşımızdaki kişiyi suçlayıcı ve yargılayıcı tarzda cümlelerdir. Kişi bu tür cümlelere maruz kaldıkça kendisini sürekli savunmak zorundaymış gibi hisseder. Savunmanın sonu ise kişiden / ilişkiden kaçınmadır.

  • Ortada hoş olmayan bir durum var. Beraber özeleştiri yaparsak belki kolayca çözebiliriz.
  • Beni aramadığın zaman kendimi değersiz ve unutulmuş hissediyorum.

Karşı tarafın kişiliğini değil de davranışlarını hedef aldığımızda, iletişim bambaşka bir boyuta taşınmış oluyor. Onu suçlamıyoruz, davranışından ötürü bize hissettirdiklerini söylüyoruz. Yalnız burada sık yapılan bir yanlış var ki “ben” dili kullanmak isterken yine “sen” diline geçiş yapılıyor. Karşı tarafa davranışından ötürü hissettiklerinizi söyleyin derken “bana değersiz hissettiriyorsun” gibi bir cümle kullanmak suçlayıcıdır. Size kendinizi olumlu ya da olumsuz hissettiren hangi davranışsa mutlaka belirtmeniz gerekmektedir. Böylece karşı tarafın empatik yaklaşıp sizi anlamasını sağlarsınız.

“Ben” dilini günlük hayatınıza adapte etmek çok kolay olmayabilir. Fakat denemeye devam ettikçe alışacağınızdan emin olabilirsiniz.

Dinle, anla ve anlat.

Sağlıklı iletişimin formülüdür dinle – anla – anlat. İkili diyaloglarda, özellikle bir konu hakkında tartışırken karşımızdaki kişiyi ne kadar sağlıklı dinliyoruz? Tartışmalarda çoğunlukla yaptığımız şey, dinlemek yerine bir sonraki söyleyeceğimiz cümleyi düşünmek oluyor. Aslında yapmamız gereken can kulağıyla dinlemek, ne demek istediğini anlamak ve sonra kendi söylemek istediğimizi anlatmak olmalı.

Değiştirme, dengele.

İlişkilerde en çok yapılan hatalardan biri karşımızdaki kişiyi kendi isteklerimiz doğrultusunda değiştirmeye çalışmak. Unutmayın ki partnerinizin de ayrı bir karakteri, farklı zevkleri var. Sizin sevdiğiniz şeyleri sevmek zorunda değil. Aynı şekilde siz de onun sevdiği şeyleri sevmek zorunda değilsiniz. Önemli olan şey dengeyi sağlamak. Ortak bir noktada buluşmak ilişkiniz için yapacağınız en önemli iyiliktir.

Önemli olan şey dengeyi sağlamak. Ortak bir noktada buluşmak ilişkiniz için yapacağınız en önemli iyiliktir.

Önce partnerinle tartış sonra arkadaşlarınla dertleş.

İlişkimizle ilgili sorun yaşadığımızda ilk koştuğumuz kişiler genelde yakın arkadaşlarımız oluyor. Dertleşmek, sıkıntıyı paylaşmak kesinlikle iyi gelen bir şey ancak arkadaşlarımız bazen bizi korumak adına objektif bakamayıp ilişkide acele kararlar almamıza sebep olacak yanlış tavsiyelerde bulunabilirler. Bunun önüne geçmek adına var olan sorunu partnerinizle konuşup çözmeden arkadaşlarınızla paylaşmamanızda fayda var. Çözemediğiniz durumlarda bir uzman yardımı da alabilirsiniz.

Özel alan yarat.

Biriyle ilişkide/evli olmak demek her şeyi beraber yapacağınız anlamına gelmez. Her iki tarafın da kendilerine özel alanları olmalı. Birbirinize özlem için fırsat tanıyın. Özel zevkleriniz veya hobileriniz için kendinize özel zaman ayırın ve düzenli olarak uygulayın. Böylece birbirinizle paylaşacak daha çok konu bulabilirsiniz.

Sınırlarını belirle.

İnsan ilişkilerinde tartışmalar kaçınılmazdır. Ancak tartışma için sınır belirlediğiniz zaman dönüşü olmayan yollara girmemiş olursunuz. Beraber oturup iki tarafı da rahatsız eden kelimeleri, cümleleri ve davranışları belirleyin. Tartışırken bunları kullanmamaya dikkat ederseniz sağlıklı iletişimi devam ettirmiş olursunuz.

Uzman Psikolog Merve Saraçoğlu

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

Başarılı Çocuklar Yetiştiren Ailelerin 13 Ortak Özelliği!

0

Başarılı Çocuklar Yetiştiren Ailelerin 13 Ortak Özelliği!

Her anne baba çocuğunun okulda başarılı olmasını, beladan uzak durmasını ve büyüyünce de iyi bir hayat yaşamasını ister.

Elbette iyi ebeveynler olmanın bir tarifi olamaz fakat bazı psikolojik araştırmalar çocukların başarılı olmalarını öngören birtakım faktörler ortaya koyuyor.

Tabi ki bunların çoğu da anne babadan ve çocuklarını nasıl yetiştirdiklerinden başlıyor. Businessinsider’ın haberini sizler için hazırladık.

1. Çocuklarına ev işleri yaptırıyorlar.

Stanford Üniversitesi eski dekanı Julie Lythcott-Haims’e göre çocuklar iş yaptıklarında hayatın bir parçası olmak için bir şeyler yapmaları gerektiğini anlıyor ve gelecekte meslek sahibi olduklarında çalışma arkadaşlarıyla daha iyi işbirliği kurup daha empatik bireyler oluyorlar.

2. Sosyal beceriler öğretiyorlar.

Pennsylvania State University ve Duke Üniversitelerinin 20 yıl süren, 700 çocuk ve genci kapsayan ortak araştırmasına göre, anaokulundayken sosyal becerileri olan öğrenciler; daha yardımsever, problem çözme yeteneği gelişmiş yetişkinler oluyor ve üniversite bitirip 25 yaşında meslek sahibi oluyorlar.

3. Çocuklarından beklentileri daha yüksek oluyor.

  
2001 yılı doğumlu 6600 çocukla yapılmış bir araştırmadan edindikleri veriler sayesinde, Kaliforniya Üniversitesi profesörü Neal Halfon ve çalışma arkadaşları, ebeveynlerin beklentilerinin çocukların gelecek başarıları üzerinde çok büyük bir etkisi oluğunu ortaya çıkarttı.

4. Çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kuruyorlar.

İllinois Universitesi araştırmalarında boşanmış veya birlikte olmaları fark etmeksizin; çatışmaların ve tartışmaların olduğu bir ailenin parçası olan çocukların olmayan çocuklara göre çok daha az başarı elde ettikleri görülmüş

5. Kendileri de daha yüksek eğitim seviyelerine sahip.

Michigan Üniversitesi’nden psikolog Sandra Tang’in 1998-2007 arasında anaokuluna gitmiş 14000 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre, genç anne olan kadınların çocuklarının üniversiteye gitme oranları çok düşük. Eğitim almış anneler ise çocuklarını daha çok o yönde etkiliyorlar.

6. Çocuklarına matematiği erken yaşta öğretiyorlar.

Matematiği erken öğrenen çocuklar okulda hem matematikte hem de okumayı öğrenmede daha başarılı oluyor.

7. Çocuklarıyla sağlam ve hassas bir ilişki geliştiriyorlar.

2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre, hassas bir şekilde bakılan ve özen gösterilen 0-3 yaş arası bebeklerin gelecekte özellikle akademik anlamda daha başarılı oldukları gözlendi. Çocuklarına özen gösteren ve onlardan gelen isteklere zamanında ve uygun bir dille cevap veren bireyler daha özgüvenli çocuklar yetiştiriyorlar.

8. Stres seviyeleri çok daha düşük.

Özellikle çalışan annelerin çocuk bakımı ve iş hayatı arasında kaldıkları zaman yaşadıkları stres çocuklarını da olumsuz yönde etkiliyor. ‘Duygusal bulaşıcılık’ adı verilen psikolojik fenomen bu durumu büyük ölçüde açıklıyor; yani çocuklar çevrelerindeki ruh hallerinden etkilenip aynı duygulara kapılabiliyor.

9. Başarısızlıktan kaçınmak yerine, gösterilen çabaya değer veriyorlar.

Çocukların başarının kaynağının ne olduğunu düşünmeleri de sonuçta elde ettikleri başarıyı etkiliyor. Stanford Üniversitesi’nden psikolog Carol Dweck uzun yıllar boyu sürdürdüğü araştırmalar sonucu başarıya iki şekilde yaklaşıldığını keşfetti. Bunları sabit veya gelişimci zihniyet olarak ikiye ayıran Dweck, gelişimci zihniyette başarısızlığın bir zeka eksikliği olarak görülmesi yerine ilerlemeye yönelik bir sıçrama ve gösterilen bir emek olarak algılandığını açıklıyor.

10. Başarılı çocukların anneleri genellikle çalışan anneler.

Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne göre annelerin ev dışında bir işe sahip olmalarının çocukların üzerinde gözle görülür bir etkisi var. Çalışan annelerin kız çocukları çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha uzun süre okuyor, daha yüksek mercilerde çalışıyor, erkek çocukları ise hem çocuk bakımına hem de ev işlerine daha çok vakit ayırıyor.

11. Daha yüksek bir sosyo-ekonomik seviyeye sahipler.

Yine Stanford Üniversitesi’nin araştırmasına göre düşük gelir seviyesi ve daha iyi gelir seviyelerine sahip ailelerin çocuklarının arasındaki başarı oranı farkı yaklaşık %30 – %40 civarında ve üzücü bir şekilde büyük.

12. ‘Otoriter’ veya ‘fazla serbest bırakan’ aileler olmak yerine ‘saygı uyandıran’ ebeveynler olmayı tercih ediyorlar.

Kaliforniya Üniversitesi gelişim psikoloğu Diana Baumride tarafından ilk kez 1960’ta yayınlanan araştırmaya göre anne babalar bu üç kategoriye ayrılıyor. Saygı uyandıran ebeveynler olmayı tercih eden ailelerin çocukları ise otorite tarafından bastırılmış hissetmek yerine buna saygı duymayı öğreniyorlar.

13. Çocuklarına ‘dayanıklılığı’ öğretiyorlar.

2013 yılında, Pensilvanya Üniversitesi’nden psikolog Angela Duckwort’un başarıya götüren bir kişilik özelliği olarak tanımladığı ‘dayanaklılık’; çocuklara uzun dönem hedefler belirlemeyi ve yaşamak istedikleri geleceğe giden yola kendilerini adayabilmeyi öğretiyor.

Huzurlu evlilik

0

 

Son zamanlarda,duygusal bir ilişkide bile risk alamayan,fedakarlığı karşındakinde bekleyen,koşulsuz itaat eden ve hiç sorun çıkarmayacak eş arayan bir akım başladı. Oysa ilişki iki kişilik olduğuna göre, huzur da hata da sorumluluk da çözmek de iki kişiliktir.
Hatasızlık gerek evlilikte gerekse bekarlıkta mümkün olamayacağına göre,hatayı çözebilmek,mümkün olduğunca tekrarlamamaktır önemli olan.
Çoğu zaman esas sorun yapılan hatadan çok, onu çözme(me) isteği ve çözüm şeklidir..
Bir hatanın çözümünün ilk adımı, samimice kabul etmektir.. Hata olarak görülmeyen davranış için zihin,kontrol etme ve değişim komutları vermez.
Hatayı;
Durumu kurtarmak,
Krizi atlatmak,
Konuyu uzatmamak için değil,
Sadece ve sadece inandığınız için düzeltmeye çalışın.
Sevgiler..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

Biten İlişkilerde Pişmanlıklarımızı Nasıl Tamir Edeceğiz?

0

Biten İlişkilerde Pişmanlıklarımızı Nasıl Tamir Edeceğiz?

Bir ilişkide bitişlerdeki pişmanlıklar, hem sonuca hem de ilişkinin sürecine göre değişir. Sonuç boyutunda, kimin bitirdiği pişmanlığı etkiler. Eğer ayrılık kararını haklı nedenlerden dolayı veren sizseniz daha az pişmanlık duyarsınız. Hiç duymazsınız demiyorum. Mutlak olarak, zamanında bitirmediğiniz, emekleriniz için pişmanlıklarınız olacaktır. Ama ortada bir mutsuzluk var ise kimin bitirdiğinin bir önemi yoktur.

 

Kimin bitirdiğini açıkladıktan sonra diğer pişmanlık içeriği evlilik süreci ile alakalıdır. Evlilikteki fedakârlıklar, emekler, özveriler, boşanma/ayrılma sürecinde size acı verir. Pişmanlıklarınızın temelini oluşturur. Yapılması gereken yerde yapmadıklarınız ile yapılmaması gereken durumlarda da yaptıklarınız, pişmanlığınızın ana bileşenleridir. Biten ilişkiyi geriye dönük analiz ederken öncelikle her olayı zamanına göre yorumlamalıyız.

 

  • İlişkide yaptığınız fedakârlıklardan pişmanlık duymayın. Çünkü ilişkide fedakârlık, çok sevmek, emek vermek, ilişkinin gereğidir. İnsan sonunu düşünerek “İlerde bir gün bu ilişki biter daha az seveyim.” ya da “ Az destek olayım belki bir gün boşanırız.” diye hesap ile ilişki yürütemez.
  • İlişkinin akışı içinde yapılanlar, olması gerekenlerdir. “O an onlar gerekiyordu, öyle yapıldı.” demeliyiz.
  • İlişkimizi yorumlarken, hep mutsuz ve olumsuzlukları hatırlamak hem gerçekçi hem de sağlıklı değildir. Mesela “10 yıllık evliliğimde hep mutsuzdum.” diyen biri, daha çok pişmanlık duyar ve üzülür. 10 yıl boyunca buna katlandığı için kendini yetersiz hisseder.
  • İlişkinin sonunun ne olacağını kestirememe konusunda kendimizi suçlamamalıyız. Hiçbir şekilde normal giden bir ilişkinin sonucu kestirilmez.
  • İlişkinin sonunu tahmin etmek, gömleği düğmelerini iliklemek gibidir. Son düğmeye gelmeden yanlış iliklediğinizi fark edemezsiniz. O nedenle de ilişkilerin de sonu, her zaman baştan belli olmaz.
  • İlişkiniz ve evliliğiniz için yaptığınız hiçbir şeyden pişman olmayın. Çünkü mutlak olarak aldıklarınız, güzel günleriniz oldu. Onları da düşünmeye çalışın. % 100 mutsuz evlilik yoktur.

Hiç emek vermeden ayrılanlar, daha fazla üzülür.

 

  • Bize en çok acı veren, emeklerimizdir. Emeklerimizi değerlendirirken, o insan için değil, ilişkinin gereği için yapıldığını daha fazla düşünmeliyiz.
  • Emek vermek, sizi bir süre pişman hissettirebilir ama suçlu hissettirmez. Suçluluk, pişmanlıktan çok daha ağırdır.
  • Emek verdiğiniz için bitişten dolayı kendinizi suçlamazsınız. Ya hiç emek vermeseydiniz? O zaman da “keşkeler” den kurtulamazdınız.
  • Bir ilişkide verdiğiniz özveri ve emek, sizin varlığınızı ve kişiliğinizi de yansıtır. Siz, size düşeni yaptınız. Yani kendinize yakışanı yaptınız.
  • Son zamanlarda şayet bir şeyler yapmadıysanız, “ bugün bir şey yapmamanızın, dün elinizden gelen her şeyi yapmanızdan” kaynaklandığını unutmayın.
  • Her insan, bir ilişkide o an ki tecrübe, bilgi ve yönlendirilmesine göre hareket eder. Yanlışlarınız, hatalarınız için niyetinizi düşünün. Örneğin ilk defa evlenen birinin mükemmel davranmasını beklemek, bekleyenin hatasıdır. Yani pişmanlık ve suçluluk duyduğunuz zamanlar için “ o gün o kadar bilgim ve farkındalığım vardı” demelisiniz.
  • Ayrıca karşıdaki istemedikten sonra siz tabiri caizse ağzınızla kuş tutsanız bile bir işe yaramaz. Hiçbir ilişki, tek tarafın çabasıyla sürekli yürümez.Bu nedenle kendinizi suçlamanız, kendinize yaptığınız haksızlıktır.

Pozitif bakarsan mutlu, gerçekçi bakarsan güçlü olursun.

Unutmak mı Affetmek mi kitabımdan. satın almak için tıklayın..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

 

 

 

Mutluluk Nedir?

0

MUTLULUK NEDİR

Mutluluk ; yaşamımızın temel amacıdır. Tüm çabalarımız onun içindir. Yemek yemek, gezmek, eğlenmek, para kazanmak, arkadaşlarla olmak, ibadet etmek, bir amaç için çabalamak, kendimizi geliştirmek vs. tümünün altında bize verdiği mutluluk vardır. Sadece olumlu davranışlar değil, olumsuz davranışlar ve yaşantılar da mutluluk amacına hizmet eder. Taziye görevini yerine getirmek,hastaya bakmak, inancı ya da düşüncesi için zorluklara katlanmak vb. gibi.

Davranışlarımızdan bazıları doğrudan bazıları ise dolaylı olarak bizi mutlu eder. Güzel bir yemek yemek direkt mutlu ederken, bir insana yardım etmek ise sorumluluk duygumuzun tatmin edilmesi nedeniyle dolaylı mutlu eder.

Mutlu olmak isterken hayatın gerçekleri acı tarafları da göz ardı edilmemeli. Sadece olumlu duyguya odaklanan kişi, hayatın yapısı gereği karşılaşacağı her olumsuz durumda kaçmayı veya yok saymayı deneyecektir. Oysa yok sayarak veya kaçarak hayatı yaşamak mümkün değildir.

Çağımızda mutluluk, görsellik ve maddiyatla çok ilişkilendirilir oldu. Çok para kazanmak, güzel yemekler, güzel arabalar, güzel ilişkiler, konforlu yaşam, her türlü imkana sahip olmak vb gibi unsurlar mutluluğun kaynağı gibi görülmektedir. Oysa bunlar mutlu eden değil, bizi mutluluğa götüren araçlardır. Bunlar elbette mutlulukta etkin paya sahiptir. Ama bunlara ulaştıktan sonra hep mutlu kalacağımızın garantisi yok. Mutsuz olan birine “araban,evin,maaşın, vs imkanların var halen neden mutsuzsun” diyemezsiniz. Bunun yanı sıra sınırlı geliri olan insanlarında mutsuz olduğu iddia edilemez.

Para mutluluk için gereklidir. Ama salatanın tek bileşeninin maydanoz olmadığı gibi,yaşamdaki tek mutluluk kaynağı da para değildir. Sadece para, yaşamı tüm yönleriyle mutlu etmeye yetmez.

Mutluluğun parayla ilişkisi doğru orantılı değildir. Para size, mutlu olmak için imkan, güvenlik, sağlık ve konfor verir. Paranın bir noktadan sonra mutlu etmesi mümkün olmaz. istediğiniz kadar, aktivitelere katılın, harcayın,yiyin,için,gezin. Aslında bunların tümü hayattaki mutluluğu arama çabasının denemeleridir. Oysa sizin bunlardan al(ama)dığınızı, evinde oturup çekirdek çıtlatan kişi de alabilir.

Haz ; mutluluk değil, ona götüren bir araçtır. içsel olarak mutluysanız hazlarınız keyif verir. Aktiviteye, “beni mutlu etsin” diye anlam yükleyip mutlu olmayı beklerseniz, bu zoraki bir mutluluk oyununa dönüşür. Günün her saatinde kendinizi meşgul edecek şeylerle uğraşır durursunuz. Bu ise hem mümkün değil, hem de yorucu. Durduğunuz an, kendinizi kötü hisseder ,dibe vurursunuz.

Esas olan huzurdur. Hayatınızdaki eksiklik duygusunun nedenini bulursanız ve onu çözmeye çalışırsanız huzur kapısı açılır. Aksi takdirde zamanınızı günlük hazlar ile doldurmaya ve olumsuz duygular yaşamamak için geçiştirmelere başvurursunuz.

Koşturmayı bırakıp, ben neyi arıyorum diyebilmeliyiz. Bunun için de hayatımıza kısa ve uzun vadeli planlar, hedefler koymalı aynı zamanda nasıl bir prensip içinde yaşamak istediğimizin sınırlarını çizmeliyiz.

Aristo’ya göre “Mutluluk, insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir ve mutluluk, ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir. Kişi ancak hayatının bütününü soylu bir biçimde yaşarsa mutlu olabilir.”

Epikür göre : Mutlu olmak için insanın üç şeye ihtiyacı vardır: “Dostluk, Özgürlük ve Düşünmek.”

Descartes, mutluluğu “bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu” olarak tanımlar. Descartes’a göre mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır.

Nörolog Nancy Etcoff beynimizin evrimsel olarak mutluluk ve acıyı azaltmaya odaklı olduğunu söyler. Şekerli şeylerin tadını doğuştan sevmemiz ve acı olanları da reddetmemiz, mutluluk arayışının içgüdüsel olduğu görüşünü destekler niteliktedir.

Mutluluk, var olan yaşamınızı öncelikle kabullenebilmekle başlar. Yani gerçekçi olmakla başlar. Bu kabullenmek, pes etmek değil, gerçeği görmektir.Yok saymak ya da yakınmak, değiştirme gücünüzü elinizden alır. Sizi kaderciliğe sürükler.

Uçurumları sevenin kanatları olmalı (nietzsche).

Mutluluk öğrenilir. Çünkü insanlar, mutluluğu da mutsuzluğu da yaşadığı doğup büyüdüğü aile ve toplum içinde öğrenir. Ailede hep yakınan, şikayetçi, mutsuz, hayattan zevk almayan birinin olması, ayrıca bunun ebeveyn olması halinde bu ailenin çocukları, mutsuzluğu bir hayat şekli ve hayatın kendisi sanırlar. Ailenin liderleri olan anne-baba, çocukların ruhsal durumlarının da kaptanlarıdır. Çocuklardaki ruhsal ve davranışsal tepkiler ise ailenin termometresidir.

Mutluluk, bir duygudur. Bir duygunun oluşumu ise düşünce şeklimizdir. Çünkü insan, nasıl düşünürse öyle hisseder.

Mutluluk, düşünce şeklidir. Düşünen için düşündüğü gibi yaşamak, düşünmeyen için yaşadığı gibi düşünmektir. Hayatımıza nasıl mutluluk katacağımızı zihnimizde çizdiğimiz harita ile belirleriz. Yani hedeflerimiz, amaçlarımız, yaşamı anlamlandırma şeklimiz düşünce olup bizi harekete geçiren güçtür. “Ben artık şöyle yaşayacağım, bundan sonra bu şekilde davranacağım” gibi kararlar zihinsel süreçlerin ürünüdür. Sonuçta insan, inandığı bir şeyi sürekli şekilde yaşar. Yani inandığımız gibi yaşarız.

Mutluluk, zihinde başlar. Hayattaki olumlu ve pozitif noktaları görebilmektir. Klasik yarı dolu yarı boş bardak örneğinde olduğu gibi gerçekliklerdeki olumlu noktaları görmek gerekir.

Mutluluk, bağımlı kalmadan ama bağlı kalmaktır.

Mutluluk yetinmektir, var olanın kıymetini bilmektir. Olması gerekene değil, olana odaklanmaktır. Sahip olduğunuz şeylerle çok mutlu olacak o kadar çok insan var ki.

Mutluluk, bakış açısı sonucudur. Var olan yaşam içindeki olumlu yönleri görmek, fark etmek ve onları bir artı olarak kabul etmektir.

Mutluluk, kimseye muhtaç olmamak için çabalamaktır. Eğer hayatınızı kimseye muhtaç olmamak için çabalıyorsanız hem süreçte hem de sonuçta mutlu sizsiniz.

Mutluluk, sağlıklı olmaktır. Aslında herşey kazanılır, acısı geçer veya azalır ama sağlık kaçan tren gibidir. Sağlıklı iseniz, siz inanmasanız bile mutlusunuz.

Mutluluk, hayatın farkında olmaktır. Yaşamın her saniyesi mutlu hissetmek için vardır.

Mutluluk çalışmak ve sevmektir (Freud). Hem çalışır hem de sevgi dolu iseniz sizi kimse yıkamaz. Çalışmak, belirli saatlerde belirli bir işi para kazanmak için yapmak anlamında olan çalışmak değil, kendine ve insanlığa bir şeyler katmak ,kazandırmak anlamında bir çalışmadır ve severek yapılması sonucunda insanı mutluluğa götüren bir aktiviteye dönüşür. Sevmek duygusu evrende mutlak bir güçtür ve” insanda her şeyle baş edebilirim” duygusu uyandırır. Severek yapılan iş, severek yürütülen ilişki vs. durumlar kişilere mutluluk kapılarını açar.

Mutluluk; realist bakıp, pozitif görmektir. Yaşamın gerçeklerini göz ardı etmeden içinde bulunduğumuz durumun olumlu ve öğretici taraflarını yakalamak bizi olgunlaştıracak ve mutlu edecektir.

Mutluluk, üretmektir. Yaşamı üretmeden, kendini geliştirmeden yaşamak mutsuzluğa neden olur. Sonbaharda dökülen yapraklar üretkenliğin bitişi gibi düşünüldüğünde doğada ve insanlarda bir hüzün meydana gelir,oysa ilkbaharla yeşeren doğa üretkenliği simgeler ve insanlarda neşe ve yaşama duygusu ortaya çıkarır. O halde üretmek ve bunu paylaşmak mutluluk sebebidir. (emeklilerin depresyonu ve mutsuzlukları da artık üretmeyecekleri ve işe yaramayacakları hissinden kaynaklanır.)

Mutluluk, aidiyettir. Kendini bir yere ait hissedebilmektir.

Mutluluk, kendin olabilmektir. Maskesiz ve rolsüz.

Mutluluk, sevebilmek ve karşılığında sevilmektir.

Mutluluk, ibadettir. İnandığın değerler için bir şey yapmaktır.

Mutluluk, güvendir.

Unutmak mı Affetmek mi kitabımdan. satın almak için tıklayın..

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Randevu iletişim:

0216 371 33 83

 

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR