Ana Sayfa Blog Sayfa 43

Düşünceni Değiştir, Kilon Değişsin

0

Düşünceni Değiştir, Kilon Değişsin

Eğer kilo vermek için yola çıktıysanız, öncelikle bazı düşünce değişikliklerini yapmalısınız.  Genellemelerinizi önce gözden geçirmelisiniz. Iç sesinizi yönetmeye başladığınız anda ilerlemeleri göreceksiniz.

İnsanın her davranışının altında bir duygu, o duygunun altında da  düşünce yatar. Yani duygu ve davranış, düşünce tarzımızın bir sonucudur. Kontrolsüz yemek, stressliyken yemek aslında bir neden değil, bir sonuçtur. Kilo da en son çıktıdır.

Kişi düşüncesini değiştirdiğinde otomatik olarak hissedişi ve bunun sonucu olarak da davranışı değişir.

Bilimsel olarak kanıtlanan 21 gün kuralı burada devreye girer. Şayet 21 gün belli bir kurala göre beslenme ve yaşam tarzınızı oturtursanız sonrasında bu sizin alışkanlığınıza dönecektir.

W.James bu konuda şöyle der;

“Psikolojide bir yasa vardır.Zihninizde nasıl olmak istediğinizin bir resmini oluşturursanız ve bu resmini orada yeterince uzun süre tutar ve korursanız,çok geçmeden tam da düşündüğünüz olduğunuz gibi olursunuz” .

işte  James!in sözünde olduğu gibi esas olan düşüncenin değişimi ve sistemin oturması için  belli bir süre tutarlılığın sürmesidir.

 

Şimdi çekirdek düşüncelerimize bir göz atalım ve  doğrularıyla karşılaştıralım.

 

Yanlış: Diyetimi kesintisiz yapmalıyım (Hep-ya da hiç düşünce)

Doğru:  Bazı durumlarda (özel günler, yoğun istek olması vs) diyeti  bozmam, ipin ucunu kaybettiğim anlamına gelmez.

 

Yanlış :  Davetlerde  veya ikramlarda kendimi kontrol edemem.  (karamsarlık)

Doğru :  Elimden geldiğince karşı koyma gücüne sahibim.   Her insan isterse hayır diyebilme gücüne sahiptir.

 

 

Yanlış:  Hemen sonucunu  görmeliyim.

Doğru: Diyet, bir süreçtir. Vucudun diyet çalışmasına alışması bile 7 gün surer.

 

Yanlış: Hazır olduğumda başlamalıyım

Doğru:  Süreç içeren çalışmalarda hazır olmak beklenmez.  Çok zorlanıyorsak, küçük adımlar ile başlamalıyız.

 

Yanlış : En yoğun olanını yaparsam daha çabuk veririm.

Doğru: Kilolarınız fazla ise yoğun olan yerine süreç odaklı,günlük hayatınızı aksatmayacak olanı seçmelisiniz.  Mesela 6 ay yoğun bir program, günlük yaşamınızı ,işinizi ,ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.

 

Yanlış: Ne yesem yarıyor.

Doğru:  Alınan kalori, verilen kaloriden fazla olmadığı sürece  kilo alımı olmaz.

 

Yanlış : Kilo almamın nedeni, sorunları.. ( mantığa bürünme ,teşhis koyma)

Doğru: sorunlar herkeste kilo yapmaz.  Sorun kilo yapmaz. Sorunlarla baş etme yönteminiz kilo yapar.

 

Yanlış :  Kendimi ödüllendirmek istediğimde istediğimi yemeliyim. (Haklılık şeması)

Doğru : Ödüllendirmeyi sadece yemek ile yapmak zorunda değiliz.

Yanlış : bir kaç kez denedim olmadı

Doğru: Başarısız olmanın nedeni, yöntemin eksikliğidir.

 

Yanlış : Kesin kararlar almalıyım

Doğru: Kesin ve kati yerine “ azaltmalıyım”, “kontrol altına almalıyım” demeliyiz.

 

Yanlış : Benim kontrol sorunum var.

Doğru: Hayatımın bazı noktalarında ciddi derece kontrollü biriyim.

 

Yanlış : Asla başaramayacağım

Doğru: Arkadaşın bu durumda olsaydı ona ne derdin?

 

Yanlış : Canım çekiyorsa bunu yemeliyim

Doğru :  İstek ve ihtiyaç farklı şeylerdir. İtek anını yönetirsen, istek düşüncesi kısa sürede geçer.  Açıkmak ihtiyaç, canının çekmesi istektir.

Yanlış:  Bazı hedeflerim gerçekleşirse başlayacağım.

Doğru : kilo vermeyi başka bir değişkene bağlarsanız, sorumluluktan kaçmaya çalışırsınız. Her sorun, bağımsız olarak çözülmelidir.

 

Davranışçı bakış açısı:

Hareketsiz ve pasif bir yaşam ile kilo vermek hem daha zor hem de  yaşam tarzına dönüştürmediğiniz için kısa süre sonra alma riskiniz daha fazladır. Davranış terapisi , kilo kontrolü için mutlak olarak aktivite  yapılmasını ve yeme davranışının değiştirilmesi gerektiğini belirtir.

Aynı nedenler aynı sonuçları yarattığına göre, tarzımızı değiştirmeden sonuçlarını (kilomuzu) değiştiremeyiz.

 

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Sağlıksız Ayrılma Şekilleri

0

 Sağlıksız Ayrılma Şekilleri

  1. Suçlu hissettirerek ayrılanlar
  2. Nedensiz gidenler
  3. Kendini terk ettirenler
  4. Aldatarak gidenler
  5. İşi bittiğinde (elde ettiğinde) gidenler
  6. İlk zorlukta, soruna sığınıp gitmek için bahane arayanlar
  7. Suç ve sorumluluğu başkalarına atanlar( çevrenize veya ailenize)
  8. Ayrılıp sizin hatalarınıza sığınmak (size hata yaptırıp ya da tahammül sınırınızı zorlayıp ortaya çıkan davranışlarını neden gösterip ayrılanlar)
  9. İntikam ve mesaj amaçlı gidenler

Sağlıksız olarak ayrılma şekilleri, hem sevgiyi, hem ilişkiyi, hem de ayrılmak isteyenin kişiliğini sorgulatır. Çünkü karşıdakine verdiğiniz değer ile ayrılma kararınız birbirini etkiler.

Bunun yanında bazı partnerler ise, ayrılmanın konuşulacak kadar mantıklı bir nedeni olmadığını düşünüp, bahaneler üzerine ayrılık kararı alabilirler.

Bazen de ayrılma şekli, kişinin kendisiyle alakalı bir durumu sergiler. Özgüven eksikliğinden ayrılmayı konuşamayacağını, ısrara direnemeyeceğini, karşıdakini ikna edemeyeceğini, suçlamalara maruz kalacağını düşünen kişi, nedensizce veya birden ilişkilerden çekilerek ayrılabilir.

Bazı kişiler ise, size olan öfke ve kırgınlık/kızgınlığını, en çok canınızı acıtacak şekilde sizden ayrılarak dışa vurur.

TERKETMEK ile ilgili görsel sonucu

Aslında nedenleri arttırmak mümkün gibi görünse de genel olarak baktığımızda eşlerin, başladıkları gibi ortak karar almadan veya ayrılığı konuşmadan ayrılmaları, sağlıksız ayrılma biçimi olarak düşünülebilir. Ağırlıklı olarak bu tip ayrılma şekilleri; kendine güvenmeyen, üzüntüye karşı hassas, hem bitirmek isteyen hem de bu sorumluluğu taşıyamayanlara aittir.

Bilinmesi gereken: Tüm ayrılıklar acıdır. Acısız ayrılık yoktur. Eğer karşıdakini sizden sonra da düşünmek, hem yaşananlara saygı duymak hem de insani olarak görevinizi yapmak istiyorsanız, partnerinizle her şeyi açık açık konuşarak başlayın. Sonuçta başta söyleyemediğiniz nedenleri ve açıklamaları,  ısrar karşısında açıklamak zorunda kalacaksınız.

Açıklamalar ne kadar net ve somut olursa, karşıdaki kişi de ikna olup yeni sürece kendini hazırlamaya çalışır. Ayrılık ve nedenlerini konuşmak acımasızlık veya vicdansızlık değil, ona ve yaşadıklarınıza verdiğiniz değer göstergesidir.

İlişkide önemli olan, bitecekse de başladığı şekilde adam gibi bitirmektir.

 

Ayrılmayı isteyen kişi, karşısındakini suçlayarak ayrılırsa hem daha çok zarar verir hem de zamanla kendi iç sorgulaması ve haksızlıkları ile baş başa kaldığında kısır döngüler yaşar. Çünkü her insan, terk ettiği gibi terk edilir. Bir kişinin ilişki yaşama şekli, bitirme şeklinin göstergelerini taşır. Bu nedenle karakteriniz bir önceki ilişkiden nasıl ayrıldıysa, benzer bir şekilde de başkası sizden öyle ayrılacaktır.

 

Durup dururken, alakasız bir zamanda arayan eski sevgililer ikiye ayrılır: Canı çekenler ve acı çekenler.   C. Dündar

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Terk Edilen Ne Yapmalı?

0

Ekilen ( Terk Edilen / Kalan) Ne Yapmalı?

  1. İlişkiyi, mağlubiyet veya kayıp olarak algıladığınız sürece unutamazsınız. İlişki karşılıklı bir uyum ve süreçtir. Eğer karşı taraf kesin olarak bitirmişse, size süreci planlamak ve kabullenmek düşer.
  2. En zor süreç kabullenme sürecidir. Bu süreçte mümkün olduğunca sonucun ilişkisel bir uyumsuzluk olduğunu unutmayın. (İkimiz de iyi insanlarız ama anlaşamıyoruz.)
  3. Kabullenmek için devamlı sorular üretmeyin. Yeni şeyler bilmek, her şeyi öğrenmek acınızı azaltmaz. Her soru yeni sorular yaratır.
  4. Size lazım olan sadece geçerli nedenlerdir. Başka şeyleri sorgulamak gereksiz üzüntülere ve şüphelere yol açar.
  5. İlişkinizi bitişiyle algılamayın. Güzel günleri ve kendinizi değerli hissettiğiniz zamanların da olduğunu hatırlayın
    TERKETMEK ile ilgili görsel sonucu
  6. Partneriniz sizin çözümlerinizi reddediyorsa ve kesin kararlı olduğunu söylüyorsa bir süre bekleyin. Tekrar denemeniz halinde bunun bir uyarma veya mesaj değil de gerçek bir ayrılık kararı olduğunu anladığınızda kendinizi taziye sürecine hazırlayın.
  7. İlişkide iki tarafın da mutlu olması gerektiğini unutmayın. Sizin açınızdan sorun olmaması bir ilişkinin devam etmesi için yeterli değildir.
  8. Her ayrılıkta bir taraf önce adım atmıştır. Onun önce ayrılmak istemesi, onun artı yönlerinin değil, onun daha mutsuz/umutsuz olduğunun göstergesidir.
  9. Ayrılmak isteyen, güçlü, ayrılmak istemeyen ise güçsüz gibi bir durum doğru değildir. Bitirmek veya sürdürmek, bir seçenektir.
  10. Ayrılan kişinin o olması, onun haklı olduğu anlamına gelmez. Bu geleneksel bir yöntemdir. Önce kim şikâyet ederse o haklıdır gibi düşünmemek lazım.
  11. Onun ayrılması, bu ilişki için yapabileceği bir şeyinin kalmadığı ve gücünün yetmediği anlamına gelir. Kendini yetersiz hissettiği unutulmamalıdır.
  12. Her ayrılan kendini düşünerek ayrılmaz. Bir ilişkide mutsuzluk var ise, cesaret edip bitirenin takdir edilmesi gerekir.
  13. İlişkideki mutsuzluklar, değersizlikler, haksızlıklara siz de onay veriyorsanız, o halde bu kararı desteklemek zorundasınız.
  14. İlişkide sadece kendinizi emek veren olarak görmeyin. Ne kadar emek vermişseniz, o kadar da motive olmuşsunuz ve tatmin olmuşsunuzdur. Hiç kimse hiç alamadığı halde devamlı veremez.
  15. Partnerinizin sizden ayrılmak istemesini bir terk ediliş değil, bir ilişki sorunu olarak görmelisiniz.
  16. İlişki iki kişiliktir. Onunla ayrılmanız, onunla yapamadığınız anlamını çıkarır. Herkesle yapamayacağınız anlamını çıkarmaz.
  17. Taraflar, ayakkabı gibidir. Size olmaz ama bir başkasının tam ayağına göredir. Siz de başkasının tam ölçüsüsünüzdür. Olmayan (büyük veya küçük) numara eninde sonunda sizin canınızı acıtacaktır.

Son olarak: Önemli olan kimin bitirdiği değil, niçin bittiğidir…

 

Nokta koyduysan bir kere, çevirmeyeceksin onu virgüle,

ne soru kalmalı ne de tek bir soru işareti geriye.    Mevlana

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

İlişkiyi nasıl bitirmeliyiz?

0

İlişkiyi Bitiren Neler Yapmalı?

 

  1. İlişkiyi bitirme isteğinizi yüz yüze ve başka kişilerin olmadığı bir ortamda ifade edin. Mesajla, maille, aracıyla ilişki bitirilmez.
  2. Kabullenme sürecinde mümkün olduğunca sorularına net cevap verin. Her soru kabullenmeye çalıştığı süreçteki tıkanmalarla alakalıdır.
  3. Kabullenme sürecinde onu suçlamayın. Kabullenmesi için güce ve özgüvene ihtiyacı vardır.
  4. Kabullenme sürecinde başka ilişkiye adım atmayın. Hem kendinize, hem eski ilişkinize saygınızdan hem de partnerinize yardım etmek açısından buna gerek yoktur.
  5. İlişkinin acısız bitmesini hayal etmeyin. Her bitiş acı içerir. Önemli olan acısız olması değil, kişiliği ve özgüveni yıkmamasıdır.
  6. Ondan ayrılma şekliniz ona verdiğiniz değer olarak algılanabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca “Benim başıma gelmiş olsaydı karşıdakinin nasıl davranmasını isterdim?” sorusunu kendinize sorarak hareket edin.
  7. Onun neyi hak ettiğine değil, sizin nasıl ayrılmayı kendinize yakıştırdığınıza odaklanın.
  8. Ayrılmak istiyorsanız, önce sorunları onunla açık açık konuşun. Eğer şans verecekseniz rahatsız olduğunuz noktaları çözüm için ortak çözümler geliştirin. Sadece bekleyen olmayın. Teknenin bir küreğini siz çekin.
  9. Ayrılma konuşmasını yaparken, sadece olumsuzluklardan bahsetmeyin. İlişkinin olumlu yönlerini, onu zamanında çok sevdiğinizi, onun olumlu yönlerini de dile getirin. Aksi takdirde kendini bir kişiyi hiç mutlu edemeyen başarısız biri olarak görecek ve acısı artacaktır. Bunun yanında kendini kanıtlamak için yakın zamanda bir ilişki yaşamak isteyecektir.
  10. Ayrılma sürecinde ayrılma nedenlerini duruma göre değiştirmeyin. Ayrılma nedeniniz, bir bahane değil, bir realite içermelidir. Tutarsızlıklar olması halinde ilişkinin bitişi gereğinden fazla zarar verecektir.
  11. İlişkiyi bitirdikten sonra takip eden 2-3 gün içerisinde facebookta veya diğer sosyal sitelerde ilişki durumunuzu değiştirin. Ortak resimlerinizi kaldırın.

 

“Erkek sonuçta, kadın süreçte üzülür.”

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

Mutlu olmak için şanslı olmalı mıyım?

0

   

Mutlu Olmak İçin Şanslı Olmalı mıyım?

Piyango bileti almadan, size ikramiye çıkmaz. Buradan yola çıkarak şunu diyebiliriz. Şansımızı, attığımız adımlarla kendimiz yaratırız. Yeni adımlar, yeni imkân ve fırsatlar yaratır. Açtığınız her kapı, kendi kısmeti ve nasibiyle size gelir. Bunları değerlendirip değerlendirmemek ise sizin bakış açınız, dikkatiniz, yeteneğiniz, motivasyonunuz vb. gibi etmenlere bağlıdır. Kendini şanssız olarak tanımlayan insanlar var mı hayatınızda? Onları bir düşünün, hayatta ne kadar yer kaplıyor, ne kadar girişken, ne kadar cesur? Gerçekten cesaretli, azimli insanlar şansla yola çıkmazlar. Şans onların yoluna çıkar. Şans ile ilgili Profesör Richard Wiseman bir araştırma yapar. Wiseman çalışmasından şöyle bahseder.
“10 yıl önce şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyordum”.
Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim. Yüzlerce sıradışı erkek ve kadın araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca onlarla söyleşiler yaptım, yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım. Sonuçlar gösteriyor ki insanlar neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları bu durumu büyük ölçüde açıklıyor.
Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşılaşmalarına karşılık şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar. Bu durumun insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yaptım.
Hem şanslı hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim. Gazetenin ortalarında bir yere üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim. ‘Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin 250 dolar kazanın’ bu mesaj sayfanın yarısını kaplıyordu ve yüksekliği 5 cm’ nin üzerinde olan bir fontla yazılmıştı.
Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum. Şanssız insanlar bunu fark edemezlerken şanslı insanlar hemen fark ettiler. Şanssız insanlar genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak fırsatları kaçırırlar çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler.
Bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını kaçırırlar. Şanslı insanlar daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla yalnızca aradıklarını değil orada ne olduğunu da görürler. Araştırmam sonuç olarak şunu gösterdi: Şanslı insanlar 4 ilke sayesinde şanslarını yaratırlar.
Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda beceriklidirler. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler. Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar. Şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler.
Çalışmanın sonuna doğru bu ilkelerin şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim. Bir grup gönüllüden bir ay boyunca şanslı bir insan gibi düşünüp davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmasını istedim. Çarpıcı sonuçlar; bu egzersizler şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu. Gönüllüler 1 ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar. Sonuçlar çarpıcıydı. Bu insanların yüzde 80’i artık daha mutluydu, yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi daha şanslıydı. Sonuç olarak asla akla gelmeyecek şans faktörünü bulmuştum. ”

şanslıOLMAK ile ilgili görsel sonucu

Araştırma sonucunda da anlaşıldığı üzere şanslı olduğuna inanmak ile kendine güvenmek arasında ciddi bir benzerlik var. Kendinizi ne kadar çok şanslı hissederseniz, o kadar çok güvenirsiniz. Bu güveniniz; girişimciliğinizi, fırsatları fark etmenizi, enerjinizi olumlu etkiler, yeni şansların doğmasını sağlar.
Hep derler ya “şansını kendin yarat” diye… İşte hiçbir şey yapmasan bile kendini şanslı hissetmen ya da şansız biri olmadığına inanman bile hayatının akışına olumlu bir katkı sunar. Bu bir moral veya gaz verme gibi kişisel gelişim cümlesi değildir. Çünkü bilimsel olarak da mantıki olarak şans, herkesin kendi elindedir.
Şansını arttırmak için neler yapabilirsin?
  • Şanssızlığın bir önyargı olduğunu kabul et. Şansına anlam yüklemek, sorumluluktan kaçmaktır.
    • Kendini devamlı enerjik hisset ve fırsatlara karşı hazırlıklı ol.
    • Yeni fırsatların çıkması için farklı adımlar at, tek düze yaşamayı bırak. Algılarını sadece bir konuya odaklı olarak değilde çevrende olan biten her şey için açık tutman bu konuda yardımcı olabilir. Sadece şans oyunlarına baktığında iş fırsatlarını kaçırabilirsin yada sadece sporla ilgilendiğinde yatırım yapabileceğin fırsatları kaçırabilirsin. Sonrası ben şansızım deyip köşeye çekilmek olur.
    • Şanslı olmanın değil, ama şanslı hissetmenin senin elinde olduğunu unutma.
    • Şansını zorla! Kaybedeceğin hiçbir şey olmaz.
    • Yeni insanlarla tanış.
    • Hayatını tek seçeneğe indirgeme. En az üç seçeneğin olsun. Kararsızsan tümünü tek tek denemelisin.

Şanssız insan yoktur. Şansız olduğunu düşünüp, fırsatları başkasına kaptıran vardır.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

Uzaktan İlişkiler

0

Uzaktan İlişki

Uzaktan ilişkiler, teknolojinin hayatımıza girmesi ile ciddi sayıda artış göstermiş ve bir ilişki şekli olarak karşımıza çıkmıştır. Uzaktan ilişkiler yaşamın her döneminde olmuştur. Fakat günümüzde ise bu artık sadece mecburiyetten değil, keyfi bir seçimden de kaynaklanmaktadır. İnsanlar, uzaktan sevgilileri bilerek, isteyerek bulmakta ve süreci başlatmaktadırlar. Her ne kadar basit bir seçim gibi görünse de nedenleri ve sonuçları olarak ciddi bir durumun termometresidir.

Kavuşmak ve özlem duygusudur , bizi birbirimize bağlı kılan.

Yaşanılmayan her saniye ilişkide kişiye acı verirken, ayrılığında da kişinin acısını arttırır. Mesela yarım kalan aşklar daha acı verirken, yaşanılacak bir şey kalmamış aşkların bitiminde acı en alt düzeydedir. Tıpkı sevgilisinden ayrılırken yaşadığı acının yıllar sonra eşinden ayrılırken yaşadığı acıdan daha fazla olması gibi. Şayet sosyal baskı ve etiketleme olmamış olsa, bana göre aşk (flört) acısı, boşanma acısından daha fazladır.

Uzaktan uzağa yaşanan ilişkilerde de yaşanmamışlıklar fazla olduğu için ayrılma durumunda acıları da fazla olmaktadır. Yarım kalan aşklarda, yaşanmamışlıklar, umutlar ve hayaller, ayrılığın çoğu zaman önüne geçer. Tıpkı bitmesini mantıklı bulduğunuz ilişkinizde, yine de yarım kalanlara ve hayal kırıklıklarınıza üzülmeniz gibi. Daha güzel olur umudu bile sizi üzer. Yaşanamayanlar, çoğu zaman o ilişkinin sürmesinin tek nedeni haline dönüşür.

Umut işkenceyi uzatır. Nietzsche

Uzaktan uzağa yaşanan ilişkiler, ertelenmişlikler, umutlar, hayaller ve az yaşanmışlığa bağlı olarak yıpranmamışlıklara bağlık olarak daha uzun sürerler. Genelde aksi düşünülse de uzaktan ilişkiler daha ömürlüdür. Çünkü umut, ilişkinin benzinidir. Zar zor görüştüğünüz için de kavga etmek veya tartışmak yerine anın tadını dibine kadar yaşarsınız.

“Gözden uzak olan gönülden ırakta olur demişler.” Hz. Mevlana’ya.

Mevlana: ‘’ Gönüle giren gözden uzak olsa neye yarar.’’ diye cevap vermiş.

Sonuçta her ikisi de doğru…

Bu nedenle uzaktan ve seyrek görüşme içeren ilişkiler çok uzun sürebilir ama aynı coğrafi konuma geldikten sonra ise kısa zamanda da bitebilir.

Uzaktan ilişkiler, aslında gerçek ilişkidir.  Zaman ilerledikçe ise çatırdamaya başlar. En çok çatırdama: tahammül edememe, konuşmanın zahmeti, en güzel ve en zor anlarda yanında olamamanın verdiği üzüntülerdir. Bu durum zamanla çiftleri  keyifsizliğe sürükler. Şayet iki tarafta aynı anda adım atamazsa kopuşlar başlar.

Uzaktan ilişkiler rahattır. Sorumluluğu azdır. Hem ilişkiniz var hem de bekârsınız gibi. Arkadaşlarla, aileyle, işinizle rahatça istediğiniz şekilde süreç yönetirsiniz. Çünkü telefon iletişim dışında sizden bir şey bekleyen yoktur. Hem ilişkiniz vardır, hem de sorumluluğu minimumdur. Uzaktan ilişkinin bu rahatlığı da ilişkinin ömrünü uzatır. Düşünsenize, sizi engelleyen, kısıtlayan, zaman ayırmasını, görüşülmesi için ısrar eden yok. Bazen tek mesajla bile o günü kurtarabilirsiniz. Böyle olunca da tadından yenmez. Ama bir yerden sonra gönül de beden de onu ister. sarılmak, dokunmak, omzunda ağlamak ister. Böyle olunca da eksikler ortaya çıkar. Artık sevgiyi ve sevgiliyi yanınızda ve somut istersiniz. O noktadan sonra da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ya ilişki tamlaşır ya da bitişe sürüklenir. Uzaktan ilişkilerde süreç farklı ama sonuçlar aynı olur. Özellikle de bağlanamayan, sorumluluk almak istemeyen, çabalamak ve emek vermek istemeyenler ve kaçak dövüşenler için uzaktan aşk en çok tercih edilen ilişki biçimidir.

Bunun yanında yalnız ve depresif insanlarında da bu tip ilişkileri seçtiklerini belirtmek gerekir. Bu tip kişiler normal ilişkilerde zaten  de sorun yaşarlar.

Uzaktan aşklarda, taraftan masrafı daha çoktur. Hafta sonları veya özel zamanlarda biletleme, konaklama, hediyeleşme için önemli miktarda harcama yapılır. Aslında bunların fazlalığı, yaşanmamış (yüzeysel) lığın boşluğunu gidermeye ve ilişkiyi güçlendirmeye yöneliktir. Bilindiğinin aksine uzaktan ilişkiler daha masraflıdır. Uzaktan ilişkisi olanların en sevdiği ve en sevmediği yerler aynı yerlerdir. Terminaller, duraklar. Özlemle beklerken de vedalaşırken de bu alanlarda iki duyguyu yaşanır. Kavuşma sevinci ile ayrılmanın üzüntüsü.

Beraberken saniyeler öyle hızlı geçer ki. Durakta onu beklerken ise tam tersi. Beraber geçilen zamanlar çok kıymetli olduğu kadar bir o kadar da yüksek beklentidir. Herkes sevgi, ilgi, itiraf sunarak maksimum verim bekler. Tıpkı askerden izne gelen kişinin evde hayal ettiği ortam gibidir. Kararlılıkla bu yüksek beklentinin hassaslığı, alınganlığa neden olur. Sonrasında ise telefon konuşmalarının gündemi bir sonraki buluşmaya kadar yapılan son görüşmedir.

Uzaktan ilişkilerin temeli güvendir. Şayet güven varsa daha rahat ve uzun sürerken, güven yoksa GPRS üzerinden kontrol eden mobil bir sevgiliniz vardır. “Niye açmadın, mesajıma niye cevap vermedin. Kim vardı yanında” vs. Normalde kıskanç olmayan biri bile uzaktan ilişki yaşarsa aşırı kıskanabilir.

Uzaktan uzağa yaşanan aşklarda, bir de şu vardır. Yıllarca sevgilisinizdir  ama birbirinizi yeterince tanıyamamışsınızdır. Çünkü iki yılda görüşülen toplam zaman belki iki ayı doldurmaz. Sadece telefonlar ve kendi anlatımından da onu tanımak mümkün olamayacağına göre süreye değil içeriğe bakmak gerek. Çünkü paylaşım, sadece söylemlerle değil eylemlerle de olmalıdır. Ve en güzel tanıma şekli yaşadığın yerde gözlemle, eylem +söylem tutarlılığı ile mümkündür.

Özetle, uzaktan uzağa yaşanılan ilişkilerde süreci doğru planlamak ve güveni oturtmak lazım. Her duyduğumuza inanmamak, tanımadan paylaşımlara girmemek, tanımadan duygularımızı çıkarmamak gerek. Ayrıca uzaktan ilişkiler tatlıdır ama sonuçlarının da tatlı olması için süreci doğru yürütmek gerekir.

Biz aslında ayrılığı cebimize koyup bu yola çıkmıştık

 İnternetten tanışmıştık. Zaten kalbim boştu. Önce havadan sudan sohbetler ediyorduk. Sonra internete girdiğimde o yoksa çok durmayıp çıkmaya başladığımı fark etim.  Zamanla sadece onunla sohbet etmek için giriyordum. İyi anlaştığımızı düşünüyordum. Beklentimiz sadece sohbet etmekti. Zaman ilerledikçe, birbirimizin cep numaralarını aldık. Artık sohbetimize telefon ile ve gün boyu devam eder olduk. Bir süre sonra, ondan “günaydın” mesajı beklediğimizi fark ettim. o an anladım ki bu sadece sohbet değil, burada bir duygu da var. en sonunda onun açılması ile çıkmaya başladık.

Artık fotoğraflardan ve kameradan gördüğüm bir sevgilim vardı.  bir ilişkinin yaşatacağı tüm duyguları yaşıyordum aslında. çok iyi gidiyorduk. Sanırım bu insanla evleneceğim diyordum kendime. Bir yılımızı devirdikten sonra bir şeyler onu da beni de rahatsız etmeye başladı. Artık ikimiz de biraz tahammülsüz olmuştuk. Ben artık sevgilimi yanımda istiyordum. Ona sarılmak, elini tutmak istiyordum. o da öyle. Sarılmak, öpmek, hatta sevişmek istiyordu. Ayrı şehirlerde bir süre daha yaşamak bana acı vermeye başlamıştı. O ise nedense birden daha yoğun olduğunu söylüyordu..  Ve bir gün artık ya reel olsun ya da bitsin isyanlarımızı karşılıklı konuştuk. Ve bitti.

 Aslında biz şansımızı denemiştik. Belki olur demiştik. Sevgimizle zorlukları, mesafeleri aşarız diye düşünmüştük. Biz aslında ayrılığı cebimize koyup bu yola çıkmıştık. Her şey çok güzel yaşandı ama bir yerden sonra ya kavuşmak ya ayrılık vardı..

Serhat Yabancı, Unutmak Mı? Affetmek Mi? kitabından

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

 

Eleştri ve İftira ile nasıl baş edebilirim?

0

Eleştiri ve İftira ile Baş Edebilmek

Ayşe anaokulunda çalışan, meslekte onuncu yılını bitiren azimli bir öğretmendir. İşini çok iyi yapar. Zaten bu bölümü, üniversite sınavlarında ilk sıraya yazmıştır ve kazanmıştır.

Bugün canım çok sıkkın. Arkadaşım; senin hakkında“ o işini yeterince iyi yapmıyor, günü kurtarmaya çalışıyor diye konuşu- yorlardı” dedi. O kadar çok şaşırdım ki, anlam veremedim. Sen gel yıllarca işini en iyi şekilde yap. En küçük detay için bile özel yaşamından zaman çal.

Karşılığı bu mu? Ben insanlardan ödül ve memnuniyet beklerken, birileri gelsin senin hakkında böyle desin. Acımazsızca eleştirilmek çok acı. Büyük hayal kırıklığı içindeyim. O kadar öfkeli ve o kadar da kırgınım ki arkadaşlarıma. Kaç gündür, kendimi içe çekilmiş, enerjisi bitmiş, artık işini sevmeyen biri gibi hissediyorum. Sanki o kendi çocuğum gibi gördüğüm öğrencilerim, bana çok uzak…

Ve sanki ben gerçekten onlara haksızlık yapmışım gibi hissediyorum. Sanırım depresyona giriyorum.

Aslında bir şeyler yapmalıyım. Aklımdan çok farklı şeyler geçti.

Mesela, onların karşısına çıkıp, “hayır, siz yanlış anladınız, aslında ben çok çalışkanım. Bakın göreceksiniz kendimi kanıtla- yacağım” diyebilirim.

Ya da; karşılarına geçip, “siz ne düşünürseniz düşünün, ben kendimden de performansımda da eminim” diyebilirim.

Ya da; Onlarla muhatap olmayıp, onları yok sayabilirim.
Ya da; Eleştirilerini duymuş ama etkilenmemiş gibi davranabilirim.

Ayşe öğretmen gücünü, enerjisini, değerli olup olmadığının farkında olmadan insanların ondan memnun olup olmamasına bağlamıştır. Aldığı her onayı ve övgüyü, OLMASI GEREKEN olarak ele alırken, her hangi bir eleştiriyi ise SIRADIŞI VE YIKICI olarak ele almıştır. Böyle olunca da yukarıdaki hikâyedeki gibi aniden demoralize olmuş ve kopuşlar yaşamıştır.

Hepimizin hayatında, Ayşe’nin başına gelenler geliyordur ve gelecektir. Hiçbir zaman yüzde yüz hak ettiğimizi almayacağız. Bazen insanlar değerimizi bazen de emeğimizi fark edemeyeceklerdir. Bazen de bilerek bizi küçük düşürmeye çalışacaklardır. Bizim bunların önüne geçmemiz yüzde yüz mümkün değildir. İnsanların konuşmasını engelleyemeyebiliriz, ama bunlardan etkilenmeyi değiştirebiliriz. Yorumlama ve gerçeklik algımız ile bu tip gerçekçi olmayan yorum, iftira vb. gibi iddialarla başa çıkabiliriz. Öyle ki toplumuzda insanlar hakkında konuşmanın keyif verdiği ve sohbet malzemesi olduğu göz önüne alınırsa, insanları susturmak mümkün değildir.

Bu konuda kendi iç sesimizi doğru yönetmeliyiz.

  • Yapılan eleştiri kişiliğini mi hedefliyor yoksa davranışlarını mı? Kişiliğini hedefliyorsa anlamsız, kötü niyetli bir eleştiridir. Sadece var olan bir hatayı düzeltmek niyetiyle yapılmışsa dikkate almak gerekir. “Sen huysuzsun” dendiğinde genelleme yapılmış olur ve kişiliğe dönüktür. “Bu yaptığın ve söylediğin huysuzluk” derse davranışı eleştirmiş olur ki bu durumda biz de bir durup düşünmeliyiz. Belki de o kişi bize hatamızı düzeltme gibi bir hediye sunmuş olacaktır.
  • Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü düşüneceğine, senin kendin hakkında ne düşündüğü- nü düşün.
  • Eğer kendin hakkında iyi bir şeyler düşünüyorsan, başkasının ne düşündüğünü düşünmezsin.
  • Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü düşünmek istemiyorsan, kendinden emin olmak için kendine yatırım yap.Sen kendinden emin isen, başkaları seni, kendinle ilgili tereddütte düşüremez.
  • O halde unutma ki, seni rahatsız eden yorumlar, ya senin kendinle ilgili düşündüklerin ya da senin kendinden emin olmayan düşüncelerinden kaynaklanır.
  • Farklı insanlardan ortak bir yorum olarak alıyorsan, bu yorumların doğruluğu hakkında düşünebilirsin. Çünkü birbirini tanımayan veya çok farklı yerlerden gelen insanların senin için aynı yorumu (olumlu veya olumsuz) yapmaları tesadüf olamaz.
  • Eğer geçmişinde insanları memnun etmek üzerine bir yetişme tarzı ile büyümüşsen, insanların senin hakkındaki olumsuz yorumlarından çok fazla etkilenirsin.
  • Başka inşaların, seninle ilgili fikirleri (veya arkandan konuşmaları) seni çok üzüyorsa, bu konuşulan konu ile ilgili değil, senin olayı algılama şeklin ile alakalıdır.

Sana gelen, her uygunsuz yorum ve söz, sende bir parça karşılığı bulmadığı için aynı hızla geri gider.

  • Mükemmeliyetçi isen, en küçük olumsuz eleştiriye bile tahammül edemezsin. Bir an önce o insana kendini kanıtlama ve eleştirisini çürütmeye çalışırsın.
  • Bir insanı ne kadar çok önemsersen, onun yanlış yorumu seni o kadar çok etkiler. Değersizleştirmek yerine, olması gerektiği kadar önemsemeli, gerekir- se onunla bunu konuşmalısın.
  • İnsanlar, baskı ve etki bırakmak istedikleri kişinin onları ciddiye alıp almadıklarını yoklarlar. Eğer ciddiye alınırlarsa, sürekli kendilerini memnun etsin diye ondan memnun olmadıklarını ifade ederler. Eğer insanların dediklerini sürekli takip eder ve merak edersen, onları senin hayatının sahibi haline getirirsin.

İnsanları susturamazsın, eleştirelerini engelleyemezsin.
Ama onlardan etkilenmemek senin elinde. Eğer eleştiride kendinden bir parça taşıdığına inanırsan, ciddiye alır etkilenirsin.
Eğer kendinden eminsen, ciddiye almaz, güler geçersin.
Bu onun kendi fikri, beni bağlamaz dersin. Herkes kendine yakışanı yapar, dersin. Ben kendimin ne olduğunu bilirim, dersin. Ben, beni, beni sevmeyenlerden öğrenmem dersin.

Dedikodu ve haksız yorumlar ile baş edebilme önerileri

• Kendinle ilgili belirsiz algılarını değiştir. Ben kendimden artık eminim dediğin an, başkalarının yorumunu merak etmezsin, duysan da seni etkilemez.

Mesela:

Senin başarısız olduklarını düşünüp düşünmedikleri- ni sürekli öğrenmek istiyorsun.

1. Neden başarından emin değilsin?
2. Onların seni başarılı görmesi sana ne kazandıracak?

  1. Kendinden emin olmak için neye ihtiyacın var?
  2. Başarılı olduğuna inanman için kaç kişiden onay almalısın?
    • Herkesin senden memnun olmasını bekleme. Elbet birileriyle anlaşamayacak, elbet birileri seni sevmeyecektir. Sağlıklı bir insanın herkes ile anlaşması ve herkes tarafından sevilmesi mümkün değildir.
    • Yorumunun sağlıksız ve iyi niyetsiz olduğunu düşündüğün kişilerin dediklerinin peşine düşmemelisin. Onların dediklerinin seni etkilemediğini gördükçe, onların senin hakkında konuşma ihtimallerini azaltırsın.
    • Eleştiri hakkı tanıdığın insanlara, eleştirileri dav- ranışla sınırlı tutmalısın. Eleştirilerini kişiliğine yapmalarına izin vermemelisin.
    • Seninle ilgili yapılan haksız yorumları kendine yontmadan “onlar söyleyenin kişisel fikri, sadece onu bağlar” diyerek, onun üzerine yüklemelisin.

Sahte arkadaşlar dedikodulara, gerçek arkadaşlar sana inanır.

[TheKidWith A Bike]

• “Mükemmel olmalıyım”, “herkes benden memnun olmalı” düşüncesinin mümkün olmayacağını kabul etmelisin. Bu düşünceyle baş etmek zordur. Çünkü çok erken yaşlardan itibaren başlar. Oysa onunla savaşmanın bir yolu da bizi sevmeyen, bizden memnun olmayan inşaların da olabileceği gerçeğidir. Hakkımızdaki negatif düşüncelerle de yaşamak, bizim güçlenmemizi, mükemmeliyetimizin de çözülmesini sağlar.

  • Kendi istek ve kararlarımızı, kendi ihtiyacımıza göre verip, başkalarının beklentilerine göre değiştirmemeli, insanlara karşı doğruluğundan emin olduğumuz konularda, net duruşlar göstermeliyiz.
  • Davranışsal olarak; iletişimi kesmek veya yok saymak yerine, kendimizi ifade edebilir ya da ilişkiyi belli düzeyde devam ettirebilir, ama haksız yorumlardan da etkilenmediğimizi yansıtabiliriz.
  • Özetle, her zaman istemediğimiz şeyler duyacağız. Bunlar bazen negatif ama yapıcı bazen ise tamamen zarar vermek amaçlı olacaktır. Hiçbir şey duymamak, hiç eleştiri almamak mümkün değildir. Bu nedenle insanlardan kaçmak yerine, bu tip durumlarla karşılaştığımızda kendimize yontmamayı öğrenmeliyiz.Kendimizi algılamamız ne kadar önemliyse, emin olun anında cevap vermek ve kendimizi ifade etmek de bir o kadar önemlidir.
  • Her zaman eleştiriye sakin bir ses tonuyla, öfkelenmeden, düşünce ve duyguları ifade ederek cevap verilmelidir. Saldırmak, onun gibi iftira atmak veya haksız eleştiri ile aynı kanaldan cevap vermek, hataya hata ile cevap vermemizden dolayı bizi hatalı duruma düşürür. Biz, eleştirdiğimiz şeyi yapmamalıyız. Hem iftira atmanın hatalı olduğunu söyleyip hem de aynı yöntem ile kendimizi savunmak tutarsızlık olur.
  •  Düşündüğün Gibi Değil Kitabımdan

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

En baştan 100 puan verenlerden misiniz?

0

Baştan 100 puan verenlerden misiniz?

Eğer tanımadan karşımızdakine kapılırsak baştan 100 puan veririz. Tanıdıkça puanlar gider ve kısa süre içinde onun gerçek halini görür, hak ettiği puanı verir ve aradığım bu değil deriz. Ama köprünün altından çok sular geçmiş, zaman kaybı emek ve yıpranmalar yaşamışız. Aslında o hep aynıydı. Biz tanımadan 100 puan verdik, sonunda puanının düşmesini de onun hatalarına yükledik.

Duyguların perdesi kalktıkça gerçekleri görür ve sonra aradığım bu kişi değilmiş deriz.
100 puan baştan vermektense, önyargısız 40 puandan başlayıp tanıdıkça puan verelim. En azından olduğu gibi sevebileceğimiz biri hayatımızda olmuş olacaktır. Aşağıdan yukarı çıkarsak, hak ettiği puanda da durur ve kararımızı veririz.

İyi bir ilişki için öncelikle iyi ve iki tarafında anlayıp anlatabileceği bir iletişimin olması gerekir. İletişim iyiyse evlilikte veya flörtte tüm sorunlar çözülür. Kaldı ki mutlu ilişkiler, iyi arkadaş olanlardan oluşur. İyi arkadaş olanlar iyi anlaşırlar.
İyi evlilikler ve güzel flörtler, iyi arkadaş olmaktan geçer. İyi arkadaşlık benzerlik ve tamamlayıcılıktan geçer. Bu uyumu ise sadece duyguların yoğunluğu ile sağlamak mümkün değildir.
Benzerliklere, duygulara, kendi oluşturduğumuz forma inanmadan önce reel olanı görmemiz lazım.
Aksi takdirde, ilk görüşmelerde rujunuzu tattırırsanız, sonrasında rimelinizin tadına ise siz bakarsınız.

İyi anlaşmak, duygularını, düşüncelerini kaygısız, korkusuz karşılıksız anlatabilmek ve anlayabilmektir.
Ülkemizdeki evliliklerin ve ilişkilerin başarısızlığın nedeni toplumun her alanında olduğu gibi iletişim sorunlarıdır. Ülkemizde iletişim bu kadar sorunlu iken, temeli iletişim olan evliliklerin farklı olması beklenemez.
Kısacası iletişim olmadan ilişki olmaz. Olursa adı ilişki değil, çelişkidir. Bu çelişki ise, sizi siz yapmaktan çıkarır. Kendinizi bir anda istemediğiniz süreçlerde ve istemediğiniz davranışları yaparken bulursunuz.

Serhat Yabancı, unutmak mı affetmek mi kitabından

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

 

 

PISA direktörü : Türkiye bilgiyi pratiğe geçirmeyi öğrenmeli

0

kız öğrenci

Türkiye 2017’yi eğitim alanında yapılan büyük değişikliklerle geride bırakıyor. Lise ve üniversitelere giriş sınavları ile müfredat içeriklerinde yapılan yenilikler, bunların başında geldi.

Eylül ayında TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi) kaldırılarak, sadece seçici liselere sınavla girilen ‘mahalli yerleştirme’ sistemine geçildi. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı’nın (LYS) yerineyse, puanlama sistemi ve oturumlarda değişiklik öngören Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) getirildi.

Başlıca gündem maddesi ise, uluslararası eğitim değerlendirme testi PISA’da alınan sonuçlardı. 2015 yılı PISA sonuçlarında Türkiye, 70 ülke içinde fende 52’inci, matematikte 49’uncu, okumada 50’inci sırada yer aldı. 2003’teki seviyesinin de gerisine düştü.

Geçen ay Habertürk’e konuşan PISA Direktörü Andreas Schleicher, “Öğrettikleriniz artık gereksiz; ezberde iyi, yaratıcılıkta kötüsünüz” dedi. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin ise, “Ezber geleneğimizde önemli bir öğrenme yöntemidir” diye yanıt verdi, ‘Batılı normlarla’ sisteme yaklaşılmasını eleştirdi.

Peki Türkiye’nin eğitimde geldiği nokta dışarıdan nasıl görülüyor?

PISA Direktörü Andreas Schleicher ile eğitimin son yılını konuştuk.

PISA Direktörü Andreas Schleicher
Image captionPISA Direktörü Andreas Schleicher, “Mahalli sisteme geçtiğinizde bu otomatik olarak eğitimde eşitliği sağlamayacak. Türkiye’de hükümet en zor, en dezavantajlı okullara en iyi öğretmenleri yollamalı” diyor.

Türkiye’nin eğitimde geldiği durum dışarıdan nasıl görülüyor?

Ülkenizde farklı sosyal çevrelerden gelen çocukların eğitime erişiminde, özellikle 14-15 yaş grubunda önemli ilerleme sağlandı. Türkiye’nin 2000 – 2015 yılları arasındaki okullaşma oranını artırdığını görüyoruz.

Öte yandan aslolan, eğitimde yakalanmak istenen kalitenin hayata geçirilmesi. Türkiye’de öğrenciler ‘Metadatayı’, yani bilgi hakkındaki bilgileri öğrenerek çoklu sınavlarda başarıyı hedeflemeye alışık. Ama kalıpların dışına çıkarak bilgiyi pratiğe geçirerek hayatın gerçekliğinde uygulayabilmeyi öğrenmek, eğitimde asıl hedef olmalı.

Bunun sırrı nedir?

Gerçek hayatta karşılaştığımız sorunlar, matematik, fen ve felsefe gibi alanlardan doğuyor. Öğrencilerin ilk görevi, bunu fark etmek ve bilgiyi yorumlayarak günlük hayatla bağlantı kurabilmek olmalı. Modern dünyada artık ne bildiğinizin önemi yok. Ne yapabildiğiniz önemli.

Örneğin hızlandığımda aracı durdurabilmek için hangi sistemlere ihtiyacım olduğunu bilmeliyim. Türkiye’de öğrenciler formül ve denklemleri biliyorlar ama bunların nasıl işe yarayacağı, yaşamlarıyla nasıl bağlantılı olabilecekleri üzerine fikir yürütemiyorlar. Kimse günlük hayatta “geometri” ya da “cebir” gibi bir sorunla karşılaşmıyor. Türkiye’nin PISA sonuçlarında gördüğümüz temel eksiklik de buydu.

 

Peki bunları yapabilmek neden önemli?

Modern dünya, bilişsel, sosyal ve duygusal kaynaklarınızı nasıl kullandığınıza göre sizi ödüllendiriyor. Google zaten her şeyi biliyor. Okulda öğrendiğiniz birçok şeyi akıllı telefonunuz yapıyor zaten. Hedef, akıllı telefon kadar akıllı olmak değil ama insan doğasının farklı yeteneklerini kullanabilmek.

Bunlar kolaylıkla öğretip, test edebileceğinizi bildiğiniz bazı konular, aynı zamanda kolayca dijital hale getirebileceğiniz şeyler.

 

Bilginin inşa süreci değişti. Çok basit bir örnek vereyim: Okur yazarlık.

50 yıl önce bilgisayarlarımız yoktu ve bir soruyu cevaplamak için gidip ansiklopediye bakıyorduk. Yanıtın doğru olduğundan da emin olabiliyorduk. Bugün Google’a sorduğunuzda yüzlerce yanıt ekrana geliyor ve kimse size hangisinin doğru ya da gerçek olduğunu söylemiyor.

Türkiye’de Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavının yerine adrese dayalı “sınavsız yerleştirme sistemine” geçildi. Siz daha önceki röportajınızda Türkiye’deki okullar arasında eğitim kalitelerindeki farklılıkların rolünü vurguladınız. PISA’nın endişeleri nelerdir?

Sisteminizde eğitimde en iyi ve parlak öğrencilerin en iyi okullara gitmesini hedefliyorsunuz. Ama eşitlik meselesi bundan bağımsız değil. Tüm öğrencilerin potansiyelini fark edebileceği bir sistem inşa etmelisiniz. Çocukların sadece mahallelerindeki okullara gitmesine izin verirseniz, bu tabakalaşmayı engelleyebilir.

Ama mahalli sisteme geçtiğinizde bu, otomatik olarak eğitimde eşitliği sağlamayacaktır. Türkiye hükümetine asıl bundan sonra iş düşüyor. Her okulun iyi kalitede olması gerekir.

Eğer yoksul bir aileden geliyorsanız , hayatta tek bir şansınız var o da iyi bir okula gidebilmek. İkinci bir şansınız olmayacak. Bu yüzden de eve en yakın okulun, en iyi okul olmasını sağlamak gerekiyor.

Ama okulların kaliteleri arasındaki farklılıkları kısa sürede gidermek çok zor. Türkiye’nin ilk aşamada atabileceği en iyi adım ne olurdu?

Okulun kalitesi, öğretmenlerinin kalitesinden gelir. Formül basit: Kaliteli öğretmenleri cezbetmez, geliştirmez ve elinizde tutamazsanız, kaliteli eğitimi sağlayamazsınız. Ama bu sadece hangi öğretmenleri seçtiğinizle ilgili değil.

Aslında Türkiye’nin öğretmen işe alım mekanizmaların iyi olduğunu düşünüyorum. Bundan sonrası için iş, işe alınan öğretmenleri geliştirmeye düşüyor. Öğretmenin kendisi öğrenmeye devam etmeli, aynı zamanda meslektaşlarıyla ilişkilerini geliştirebilmeli. Bana göre, Türkiye’de yapılması gereken, öğretmenlerin meslektaşlarının araştırma projelerinde yer alabileceği, onları gözlemleyebileceği, öğrencileriyle ekip çalışmaları yapabileceği alanlar yaratmak.

Belki çok hızlı bir çözüm değil, ama tek çözüm bu.

Milli Eğitim Bakanlığı kısa süre önce, performans ölçümünün odakta olduğu, sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımına dayalı bir Öğretmen Strateji Belgesi yayımladı. Öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimini sürekli kılma hedefi olumlu karşılanırken, bazı eğitimciler bunun ‘performans dayatmasına’ neden olacağını belirtiyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bu doğru bir yol haritası. Eğitimde kariyer ayrımını bir şekilde sağlayabilmelisiniz.

Her öğretmenin aynı işi yaptığı, aynı kariyer basamaklarından geçtiği, sadece yaşlanınca maaşının arttığı bir yaklaşım, öğretmenleri gerçekten fabrika işçilerine dönüştürecektir. Eğitimde profesyonelliği hedefliyorsanız, her öğretmenin farklı güçleri ve zayıflıkları, mesleğe farklı katkıları olacağını da hesaba katmalısınız. Bu, bürokratik bir süreçten ibaret olursa ve hayata geçmezse, eğitim alanındaki aynı yaklaşımlar baki kalır, 360 derece geri dönersiniz. Oysa böyle bir adım, değişim için iyi bir fırsat.

Sınav sistemindeki değişikliklere dönelim. Milli Eğitim Bakanlığı’nın argümanı şu: Sınav odaklı sistemden kaçınmak için sistemi değiştiriyoruz. Ama siz değişiklikleri yeterli görmüyorsunuz diye anlıyorum. Sorun nerede?

Öncelikle ben sınavlara karşı değilim. Asıl sorun, Türkiye’deki sınavların dar bir yaklaşımı olması. Çoklu sınav sistemi varken, uygulamaya baktığınızda öğretmenler iyi öğretmek için değil, öğrencileri sınavlara hazırlamak için sınıftalardı. Bu da pek yardımcı olmuyordu.

Bence Türkiye’nin öğrenci performansına bakışında değişiklik getirmesi önemli ama dönüp dolaşıp eşitlik meselesine geliyoruz. Öğretmenlerin sosyoekonomik ya da cinsiyete dayalı önyargılarla değerlendirme yaptığı araştırmalarla belgelendi. Bu, Türkiye’de ve dünyadaki birçok ülkede böyle. Sınavlar da size bir şeyler anlatabilir.

Ama aslında mahalli yerleştirmeden tutun sınav sistemine, tüm soruları ortadan kaldıracak tek çözüm var: Eşitlik.

Okullaşma

 

Okullaşma

Yükseköğretim

http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42481321

NEDEN İNSANLARA ÇOK DEĞER VERİYORUM?

0

NEDEN İNSANLARA ÇOK DEĞER VERİYORUM?

Günümüzün en büyük ççelişkisi gibi görünüyor  “çok değer vermek”.

Çoğu insan çok değer verdiği içni zarar gördüğünü, başına ne geldiyse çok değer verdiği içni geldiğini, tek hatasının çok değer vermek olduğunun sölüyor.

Bütün insanlara değerlidir.  Bütün insanlar “değer” olarak eşittir. Sadece kişinin ruhsal ve zihinsel yapısı nedeniyle “değersiz hissetme” kavramı vardır. Değersiz hissetme, bir başka birinin varlığı ile ortaya çıkan bir durumdur. Kendi değerinin farkında olmayan  kişi, bunu başkalarının üzerinden almaya çalıştığı için “onlara adeta bağımlı “ hale gelir.

Meselenin özü değer vermek değil, “aşırı veya çok” değer vermek diye tanımlanan yüklemelerdir.

Çok değer vermenin bir tercih olduğunun, ister o talep etsin ister biz ihtiyaç duyalım, bunun  sürekli olmasının bizi beslediğini kabul edelim.

Kendi yaşamımızı kuramadığımızda, kendimizi mutlu edemediğimizde, dışa açılmaya başlarız. Başkalarını mutlu ederek, onların hayatında işe yarayarak, onların yaşamında sorun çözerek “değer” görmeye çalışırız. Aslında farkında olmadan “koşullu değer” ilişkisi kurmaya başlarız.  Biz onun işine yarayacak, o da bize zaman ayıracak, ilgi gösterecek, iletişim halinde olacak. Lakin bir sorun var. Bu denklemde  en zor görevv, iş yapanındır. Sorun çöz, yardım et, sürekli ara, sürekli idare et gibi eylemler, kişiyi zamanla daha fazla değer ve ilgiye muhtaç hale getirir.  Değer almak için çabalaladıkça daha fazla değere ihtiyacımız olmaya  başlıyor.

Peki  neden çok değer veriyoruz?

  1. Bağ kurma ihtiyacı- Yalnızlık
  2. Güvende hissetme ihtiyacı
  3. Aynısı görme ihtiyacı – Duygusal yoksunluk
  4. Takdir ve onay görme ihtiyacı

Bu dört madde, bizim ihtiyaçlarımızın “çok değer” verme eyleminin alt yapısını oluşturmaktadır.

Yalnız olma, kendini güvende hissetmeme,  duygusal  yoksunluğa sahip olma ve toplumda takdir ve onay görmek (sevilmek ) için insanlara çok değer vermek, kişinin aslında kendi ihtiyaçlarının giderilme yöntemidir.

O halde şu noktaya gelebiliriz. Değer vermek değil, bir kişiyi yüceltmek, onu değer atfetmek, onu vazgeçilmez kılmak, çok güvenilirgörmek, bizim o dönemki ihtiyaçlarımızla alakalıdır. Hangi dönem en çok neye ihtiyacımız var ise, o dönem o kulvardaki insanlara çok değer ve önem atfediyoruz. Bu ihtiyaçlarımız giderildiğinde ya da aksine giderilmediğinde onu suçluyoruz. Çok değer verdiğimizi,bu değeri hak etmediğini,  layık olmayan birine değer verdiğimiz için üzüldüğümüzü söylüyoruz.

En önemli şifre , değer yüklenen kişiyle ilgili düşüncemizin bizim tarafımızdan oluşturulması, yine bizim tarafımızdan da yıkılmasıdır.  Yani onu yücelten de tatmin olduktan ya da olamadıktan sonra aşağılayan da biziz.

 

Çok değer atfederek ne yaptırmaya çalışıyoruz?

 

Çok değer vererek, onu verilen  değer ile kontrol altına almaktır.

Onu  beslerken, kendi beslenmesini de ona bağlamaktır.

Haklılık  ilişkisi kurmaktır. “Ben veriyorsam, sen de vereceksin.”

Kendi yaşamının sorumluluğunu almak yerine başkasınınkini  alarak yüzelşmekten kaçmaktır.

“sana çok güveniyorum” diyerek, güven kırıcı hareketleri engellemeye çalışmaktır.

Sensiz olamam gibi bir önem atfederek, terk edilmenin önüne geçmektir.

Bunları da “fekedarlıklarla, onu çıkardığı yerle ödüllendirerek, onu kutsallaştırarak”  yapmaktadır.

Böyle bir sistem içinde olan diğer kişi de, gerek konfor ihtiyacının giderilmesi, gerekse aldıı yüksek duygusal, belki cinsel, belki ekonomik beslenme ile sistemin sürdürücüsü olmaktadır.

Diğer kişi, tatmin olduğunda, kendi ayakları üzerinde durduğunda, başka bir kaynak bulup gittiğinde ise, değer atfeden kişi tarafından nankörlük  olarak görülmekte, kendini de kullanılmış olarak hissetmektedir.

Çoğu zaman bu sistem, alıcı (belki bencil de denilebilir) veya mağdur ile  yoksunluk yaşayan  veya başkası üzerinden yaşayan ( kısmen bağımlı denilebilir) iki kişinin birbirini bulması ile kendini  yaşatır..

Neden başımıza gelen onca şeye rağmen bu  tarzımızdan vazgeçmiyoruz?

Ana nokta, bu sistemin bizim için bir mutlu olma ve “değerli” hissetme yöntemine dönüşmesidir. Hayatımızda belli sayıda insanın olması gereken yere, yeni tanıştığımız  veya ihtiyaç duyduğumuz insanları koyduğumuz için sık sık aynı sonuçları yaşamaktayız.

Başka bir ilişki kurma yöntemi bilmediğimiz, ya da bildiğimiz halde kendimize güvenmediğimiz için en kolay ilişki sürdürme yolu olan “ iş görme” yoluyla sürdüyoruz.

Diğer yandan çoğu fedakarlıkta olduğu gibi, kendi sorunlarımızı, kendi yaşamımızdaki boşlukları  görmekten kaçtığımız için başkasının yaşamında dolaşmaktayız.

Israrla ve inatla çok değer verip, bizi asla bırakmayacak, asla hayla krıklığına uğratmayacak insanlara aramaya devam ediyoruz. Şayet, o alanda verdiğimiz emeği kendi yaşamımızı oturmaya vermiş olsak, arayan değil, aranan,  yücelten değil, olması gereken kadar anlam yükleyen ve karşılığını alamadığında hemen bitiren değil, uzun ve sürdürülebilir ilişkiler kuran kişi oluruz.

Öneriler:

  • Hayat boyu bize yanlış yapmayan, bizi hiç kırmayan kimse hiç olmayacaktır.
  • Yanlışların ortaya çıkmasını engellemek yerine onlarla baş etme yöntemlerimizi geliştirmeliyiz.
  • Bir gün üzülmemek, terk edilmemek için bunu yapmayacak (mükemmel) kişinin peşine düşmek yerine,  güven dolu, eşit  ve mutlu ilişki kurmaya odaklanmalıyız.
  • Fedakarlığa, yardıma veya sadece almaya odaklanan insanlara değil, eşit ( yetişkin-yetişkin) ilişkisi yürüteceğimiz kişilere yönelmeliyiz.
  • Evliysek, kendimizi ihmal etmemeli, tüm beklentimizi eşimiz veya çocuğumuza yüklememeliyiz.
  • Evliliğe yatırım yapmak yerine, yaşamak gerektiğini unutmamalıyız.
  • Yeni tanışmalarda yeterince tanıma süreci bırakmalıyız. Yoksunluklarımızdan dolayı hemen anlam yüklemek yerine tanıma sürecini uzun tutmalı, ilişkiye hemen yatırım yapmamalıyız.
  • Başkası üzerinden mutlu olmayı değil, onlarla beraber eğlenmeyi ve bağ kurmayı geliştirmeliyiz. Kendimizle, yalnız kalışımızla, kendi hobilerimizle barışık olmalı, bunlarla da mutlu olmak için çabalamalı ve buna kendimizi ikna etmeliyiz.

Serhat Yabancı

Aile – Evlilik Danışmanı

instagram

twitter

youtube

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR