Ana Sayfa Blog Sayfa 8

Narsist İnsan Kimdir ve Nasıl Yaşanır?

0

Öncelikle Narsit kimse ne demektir?

  1. Narsist kimseler, son derece ben merkezcidir, bencildir, varsa yoksa kendisidir. Ama bu kendine duyduğu hayranlıktan ziyade insanların ona duyduğu hayranlığın kaybolmasından korkmasıdır. Amacı sizi kendisine hayran bırakmak, sizi ele geçirmek ve çizdiği sınırlarda sizi tutmaktır.
  2. Aslında özgüveni yoktur, çok yaralıdır, değersizlik duygusu çok yüksektir ve bu yüzden de kaybetmekten çok korkar ama nasıl davranır resmen hiç umurunda değilmişsiniz gibi, korkmuyormuş gibi.
  3. İlişkinizdeki sorunlarla, size hissettirdiği durumların çözümü için mücadele etmez çünkü size açık telkinler vermezler.
  4. Temelde içerde bulunan incinmiş, yıpranmış, değersiz yapının saklanması için kullanılan bir savunma mekanizmaları vardır.
  5. Herkesten biraz daha farklı, özel, üstün, önemli bir kişi olduklarını düşünürler. Övüldüklerinde kendilerini çok iyi hissederken, eleştirildiklerinde rahatsız hissederler, incinirler, öfkelenirler.
  6. Derinlerdeki değersizlik duygusunun farkında değillerdir, bu duyguya hiç bulaşmamak için sürekli olarak kendilerine ve çevrelerine ne kadar özel ve değerli olduklarını ispatlamaya çalışırlar. Kimsenin yapamadığı işleri yapmak isterler. (Mesela en iyi mesleği yapmalı, en iyi işler peşinde koşmalılardır.)
  7. Kendisinden üsttekilere saygısı vardır neden vardır o da çıkar meselesi için. Olur da kendi statüsünü artırır, daha iyi bir konuma getirtir gibi. Ama kendinden aşağıdakileri yok sayar hiç yokmuş gibi davranır
  8. İnsanları kullanma ve sömürme peşindedir sanki herkes o kişiye hizmet etmek için yaratılmıştır ve bunun hakkı olduğunu düşünür.

Ben özelim, hiçbir kurala uymak zorunda değilim. (Yani en güzel araba bende ve ben hız da yapabilirim buna kimse de karışamaz diye düşünür.) Kurallar kendi çıkarına ters düşerse karşı çıkar ve kendisine göre yontar.

Peki Narsist sizi nasıl ele geçirir?

  1. Önce sizin ayaklarınızı yerden bir keser, öyle şeyler sunar ki size, çünkü narsist kişi sizin eksikliklerinizi ve boşluklarınızı, neye ihtiyaç duyduklarınızı çok iyi bilir ve sizi gözlemler.
  2. Sizin adınıza da birçok şeyi halletmeye girişir. Bunları kullanır, halbuki siz bunu yapabilirsiniz. Mesela çantanızı siz tutabilir, su almaya siz gidebilirsiniz ama bunları dahi kendisi yapar.
  3. Sizi şaşırtır, sürprizler yapar. Kimse beni herhalde bu kadar çok sevemez diye düşünürsünüz. (Yani çantanızı taşır, istediklerinizi alır vs.) Dünyanın en şanslı en özel insanı hissedersiniz.
  4. Birdenbire bir şeye sinirlenebilir (saçını neden öyle topladın, onu nasıl yaptın öyle vs.) Anormal atraksiyonlar yapar. Size ‘çok iyi biri ama işte öfke problemi var ya da ben çok kızdırıyorum ben hatalar yapıyorum’ diye düşündürür. Dolayısıyla sürekli temkinli hareket etmeye başlarsınız ve siz temkinli olmaya başladığınızda aslında onu o kadar öfkelendirirsiniz.
  5. Hiçbir zaman haklı olamazsınız, duygusal olarak ona asla yakın olamazsınız. En haklı olduğunuzu düşünseniz bile o haklıdır. Misal, yalan söylemiştir, hatta sizi aldatmıştır böyle bir durumda bile size söylemediği laf bırakmaz. Bir şekilde bahane söyler bu kadar kilo almasaydın, bunu şunu yapmasaydın o zaman tarzında size suçlamalar yapar. (Sizin yüzünüzden sizi aldatmıştır vs. bunu söylemeye çalışır aslında.) Olurda bazen anlıyor dediğinizde bile sizin hayranlığınızı kazanmak için yapar çünkü tek derdi budur.
  6. Sizin hayranlığınızı kazanmaya çalışır çünkü sizi kontrol etmek ister kontrol edemezse kaybeder sizi ve bundan korkar. Çünkü özgüveni asla yoktur.
  7. ‘Haklısın, yanlış yaptım, özür dilerim’ demeyecektir. Olur da çiçeklerle gelse bile orda pişman duymaz asla o sadece yeniden size kendisine hayran bırakıp, kafasını karıştırmak için yaptığı şeylerdir. Siz bir türlü anlayamazsınız iyi mi kötü mü olduğunu, hep belirsiz kalırsınız.

 

Ne tür kadınlar onlarla oluyor?

  1. Sizin yetersizlik duygunuz fazladır,
  2. Duygusal yoksunluk şemanız fazladır,
  3. Kendinizi kusurlu ve yetersiz hissediyor olabilirsiniz,
  4. Onay almak ve beğenilmek için bir şey yapmaya çalışıyorsunuzdur.

 

Eğer ki evlisiniz bu tip kişilerle ya da yaşamak zorundasınız o zaman ne yapacaksınız?

1Kabul edeceksiniz. Hayalini kurduğunuz yakınlık, duygusallık, özürler size hiçbir zaman gelmeyecek. Tek istediğiniz anlaşılmak evet ama siz bunun çabasına girdiğinizde o kendisini suçlu hissettiği için hemen saldırganlaşacaktır.

2.Sizi çok iyi tanıyorlar, temelde sizin karşılanmamış ihtiyaçlarınızı çok iyi bilirler. Sizi devamlı kontrol ederler yani bazen özgür olduğunuzu düşünürsünüz ama onsuz yapamayacağınıza sizi inandırdı bunun farkında olacaksınız.

3.Empati becerisinden yoksundur yani karşı tarafın duygularından anlamaz acı çektiğini sevmek veya sevilmek istediğini anlamayacak şu hayatta her şeyin en iyisinin en güzelini hak ettiğini düşünecek ve size bunları asla vermeyecek.

4.Laf anlatmayı bırakmalısınız, anlasın ve bana hak versin diye çabalarsınız ya onu ikna edemezsiniz. O sizi asla anlamayacak. Üzgün olduğunuzda, paylaşmak istediğinizde hayır maalesef sizi anlamayacak. Peki ne yapacaksınız; anlatmayacaksınız.  (Mesela bugün yoruldum, sen bakar mısın ilgilenir misiniz derseniz, dışarda gezineceğine şunu bunu yapacağına çocuklara baksaydın der.)

  1. Şuraya gitme bunu yapma demeseler bile mesela Merve’ye gitme demez Merve’nin kötü biri olduğunu söyleyip zihninize sızmaya başlar yani seni kıskanıyor mu acaba tarzında sizi şüpheye düşürür 6.İyi bir kadın, eş, anne olmadığınızı söyler mesela ya da böyle düşündürtür.

7.Onun amacı sizin kontrolünüzü kaybetmenizi sağlamaktır ki iyice eline düşün. Krizlere öfke nöbetlerine girmeyin kendinizi onaylamayı öğrenin. Merve’ye gidin mesela ama gideceğine çocuklarına baksaydın diyerek içinize sindirtmeyecek buna hazır olun.

8.Mutlu olduğunuzu düşündüğünüz her şey yolundayken misal bir yemekteyken al işte geldik buraya getirttirdin ama bak ışığı böyle dese bile siz ‘of yeter be’ gibi tepkiler yerine, ama yemekleri çok güzel diye karşılık verin, onunla diyaloğa girmeyin.

9.Ona şefkatle yaklaşıp, sevginizle onu iyileştireceğinizi düşünmeyin. Onun istediği tek şey hayranlık ve güçtür.

  1. Onun sevgi ve şefkatle işi yok. Kaldı ki onun hakaretlerini, yargılamalarını umursamamanız için alın şefkati kendinize yöneltin.
  2. Unutmayın;

Onun amacı kendisinin güçlü olduğunu ispatlamak, onun sizinle hiçbir derdi yoktur. Başka bir insanı ezerek onun üzerinden yükselmek, fark edilmek ve parlamak isterler.

Serhat YABANCI
Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı
Yazar
www.instagram.com/serhatyabanci
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.serhatyabanci.com
Bilgi- Randevu: 02163713383

 

Memnun Edicilik ve Onay İhtiyacı

0

Eğer terk edilme korkunuz ve ilişkiyi yürütme konusunda kendinizle ilgili yetersizlik algınız var ise,

  1. Kendi standartlarınızın altında seçimler yaparsınız.
  2. Memnun etmek için gereğinden fazla çabalarsınız.
  3. En küçük gerginliği terk edilmeye yorar ve abartılı üzüntü ve kaygı yaşarsınız.
  4. En küçük gerginliği terk edilmeye yorduğunuz için, bir an önce çözmeye çalışır zamana bırakamazsınız.
  5. Amacınız ilişkiyi yaşamak değil, sürekli güvende tutmakta olur.
  6. Kendi taleplerinizi değil, partnerinizin taleplerini esas alır, onun isteklerini yaparken keyif almaya çalışırsınız.
  7. Olduğunuz gibi sevilmeyeceğinizi, mutlak olarak karşıdakini mutlu etmek veya işe yaramak şartıyla sevileceğinizi düşünürsünüz.
  8. “Birinin beni sevmesi için onun hayatında işe yaramalıyım” düşüncesine sahip olabilirsiniz.
  9. Çocukken onun istediğini yapmadığınızda, size değer vermeyen veya sizi sevmeyen bir ebeveynle büyümüş olabilirsiniz.
  10. Depresif veya mükemmeliyetçi bir anne-babanız olmuştur. Beklentileri karşılanmadığında sizi terk etmek ya d a yok saymakla cezalandırmış veya tehdit etmiştir.
  11. Hayatınızdaki insanlar, size verdikleri değeri, sizin onlara olan faydanızla ölçmüştür. (işime yarıyorsan değerlisin).
  12. Karşılıksız sevgiye inanmazsınız. Bu nedenle sürekli sevildiğinizden emin olamama durumları ile ilgili gel-gitler yaşarsınız.
  13. Onaylanmadığınızda kendinizi mutsuz ve başarısız hissedersiniz. Bu nedenle sürekli onay peşinde koşarsınız.

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

Ne Zaman Evlilik/Aile Danışmanına Başvurmalıyım?

0

 

  • Öncelikle bir yardım almanız için, ilişkinizde herhangi bir sıkıntı koşulunu aramamak gerekir. İlişkinizi daha sağlam, sağlıklı bir zemine oturtmak için uzman görüşü almak sizi ve ilişkinizi çok daha güçlendirecektir.
  • Nasıl ki, bazı ülkelerde deprem öncesi alarm sistemi kişiyi harekete geçiriyorsa, ilişkinizde oluşacak sorunlara karşı önlem almanız, bilgili olmanız yıkımların önüne geçecektir.
  • Yapılan araştırmalara göre kişilerin eş ilişkisi olumlu ise kendilerini daha iyi hissederek, mutlu oluyorlar. Fakat evlilikler mutluluk kaynağı olduğu kadar acımızın kaynağı da olabiliyor. İşte bu noktada ilişkimiz, mutluluktan acıya dönmüş ise ya da dönmeye başlıyorsa bir değişim arayışı serüvenine başlamış oluyoruz.
  • Değişim arayışı ve ihtiyacında ilk yapılması gereken partnerinizle ilişkinizin gidişatına dair bir çaba içerisinde olmanız, bu ilk adım.
  • Eğer bu pek mümkün olmamışsa etrafınızdaki büyüklerinizden ya da yakın dostlarınızdan yardım alabilirsiniz.

Bu imkan da pek mümkün olamamışsa;

  • ‘Dışarıdan bir göze’ yani bir danışmana/terapiste ihtiyaç duyabilirsiniz. Bunun çift için avantajı; dışarıdan herhangi bir taraf tutucu ve bağı olmayan bir göz olmasıdır.
  • Sırlarınızı rahatça ifade etmek isteyebilir, ‘beni yargılar mı, suçlar mı?’ tarzı kaygılar yaratmayacak birisine ihtiyaç duyabilirsiniz.
  • Terapistinizin/danışmanınızın sır tutacağı, dedikodunuzu yapmayacağı, sizi çekiştirmeyeceğinin garantisi de kesindir.
  • Ayrıca eş ilişkileri bilimi, disiplini ile hemhal olan birisinin bilgisi, deneyimi ve tecrübesi vardır.
  • Ve ilişkinizin/evliliğinizin seyrini olumlu etkilemek için tüm deneyimi ve bilgilerini sizin ilişkinize taşır.
  • Eğer ki çocuklu bir yaşamınız varsa, yoğun çatışmalı bir ortama müsaade etmemeniz gerekiyor. Zira, böyle bir ortamda büyüyen çocuğun akranlarına oranla problemleri ve şiddete eğilimi daha fazla olabilir.
  • Çocuk o an ve ileriki yaşantısında problem çözmede ve iletişim kurmada daima rol model olarak anne ve babasını alır, onlardan neyi nasıl görmüşse o şekilde hareket edecektir.
  • Çocuğun problemi, anne ve babasının ilişkisinden bağımsız görünse dahi, her bir bireyin öncelikle kendisi ve diğer kişilerin huzuru ve sağlığı (psikolojik, ruhsal, bedensel) için işinin ehli olan, yüklerini hafifletecek bir uzmandan yardım almaları herkesin lehine olacaktır.

SERHAT YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

Özgüven Geliştirmenin Düşünsel (Bilişsel) Yönü

1

Özgüven nasıl gelişir altında neler yatıyor ve hangi adımları izlememiz gerekiyor? Son zamanlarda baktığımızda ‘özgüven’ popüler kültürlerde çok yüceltilen bir kavrama dönüştü. Sürekli egomuzu ve güvenimizi yükseltmek için birçok şey söyleniyor. Bunlardan bir kısmı tabiri caizse gaz niteliğinde cümlelerden ya da eylemlerden ibaret olmakta. Ben hem bilimsel hem uygulanabilirlik ve yapılabilirlik açısından test edilmiş kaynaklarla ve bilgilerle teyit edilen birtakım kavramlardan ya da yol haritalarından bahsetmek istiyorum. Madde madde bahsedeceğim fakat öncelikle literatür bilgisi olarak özgüvenimiz ne zaman veya ne şekilde kaybolmuştur veya gelişmemiştir bundan bahsetmekte fayda var. Şimdi, anne ve baba aşırı koruyucuysa, çocuğun her şeyiyle ilgileniyorsa veya anne ve baba kendi kaygılarını çocuğa aktarıp, sürekli kontrol altında tutuyorsa çocuğun öz güveninin gelişme oranı ve ihtimali azalmaya başlar. Bir diğer nokta çocuk, ebeveynleri tarafından çok fazla eleştirilmiş, her şeyine müdahale edilmiş ve çocuğun yaptığı şeylerde artıları değil de, eksileri görülmüşse o çocuğun özgüveni gelişim noktasında bloke olmuştur. Mükemmeliyetçi anne ve babalar, memnuniyetsiz anne ve babalar genellikle görünüşte çok güçlü, fakat geri planda kırılgan ve özgüveni şartlara bağlı olarak çocuklarını yetiştirmeye başlıyorlar. İlk olarak bahsettiğime döneceksek, anne ve babaların aşırı koruyucu tutumlarıydı. Her şeyi ben yaparım, onu yapma, bunu yapma, öyle yaparsan böyle olur diyerek ya da çocuğun yerine her şeyi yaparak aslında çocuğun özgüven gelişimini ciddi derecede engellemeye başlıyorlar. Bir diğer nokta, anne ve babanın mükemmelliyetçiliğinin yanında yüksek standartlı fikir yapıları. Mesela; sınavdan 95 alıyorsunuz ama neden 100 almıyorsun diyen bir anne ve baba düşünün. Çocuk hiçbir zaman kendisini yeterli hissetmiyor. Anne ve baba mükemmeliyetçi ve yüksek standartlı bir yaşama sahipse, çocuk hep daha fazlasını istiyor. 95 aldığında üzülüyor, 100 alamadığı için ailesi ayrı üzülüyor ve sürekli kendisini yetersiz hissediyor. Dolayısıyla en belirgin özgüven kaynaklarından birisinin anne ve babanın tutumu ile çocuğun yetiştirildiği ortam olduğunu göreceksiniz. Bir diğer nokta, dış onaylı kişilik yapınız ve aile yapınız. İnsanlar ne der, insanlar seni yeterli görüyorlar mı, güçlü ya da değerli görüyorlar mı? Hep böyle bir başarı puanlayarak ya da bir eyleme ya da duruma bağlayan aileler veya bireyler özgüven konusunda genellikle kendilerini dışa bağımlı hale getirirler. Ki güçlü görünmek, bir özgüven göstergesi değildir aslında. İyi bir konuma gelmek, iyi bir şey yapmak özgüven göstergesidir. Çünkü, bunlar aslında bizim belli bir çabayla elde ettiğimiz ama sürekli kendimizi iyi hissetmek için sürdürmek zorunda kaldığımız durumlardır. Halbuki özgüven, kişinin başarısız olduğunda da kendisine güvenmesidir. İstediği bir sonucu elde edemediğinde de kendine güvenmesidir. Yani, kendine olan güveni hiçbir zaman kaybetmemesi, özüne güvenmesidir aslında. Başkasının güvenmesi değildir. Geldiği noktaya güvenmesi değildir. Düştüğünde ‘ben bir şekilde bunun bir yolunu bulurum, bir şekilde bunun çaresine bakarım’ demesidir ve yaşadığı olayları kendi kişiliğine yontmadan yorumlayabilmesidir. Son olarak ise, gelişimsel eksiklikleri, tıkanıklıkları yahut aksaklıkları olan bireylerde özgüven sorunu olabilir ve fark edilmeyebilir. Mesela; fiziksel engeli, ruhsal bir engeli olabilir ya da ruhsal bir sorunu olabilir. Kişilik bozukluğu olabilir. Ya da çocukluktan gelen fiziksel veya zihinsel bir eksiklik olabilir. Bunlar özgüven eksikliği yaratan, kişinin elinde olmayan durumlardır. Fakat yine de uzun vadede kişiyi etkileyebilir. Bu alt nedenleri kısaca yorumladım. Aslında bu konuda birçok teorik bilgi söylenebilir fakat teorik bilgiyi çok sevmediğimizi bildiğimden üzerinde durmayacağım.

Peki özgüveni geliştirmek ya da ilerletmekle ilgili ne yapabiliriz? Alt nedenlerini söyledim. Şimdi birinci noktaya baktığımızda yaşadığımız olaylar ne olursa olsun bu olayları kendimize yormamamızı öğrenmemiz gerekir. Başarısız olmanız sizi değersiz kılmaz, hata yapmanız sizi özgüvensiz ya da eksik hissettirmez. Dikkat edin, kendi özgüveninizle ilgili en büyük şüpheniz ve şüphe kaynaklarınızdan birisi, yaşadıklarınıza göre bunu değerlendirmeniz. İnsanlar o kadar batıp çıkıyor ki yine de şunu diyorlar ‘zor dönemleri geçirdim ama yine de baş ettim. Onu işi yapamadım, bıraktım başka bir noktaya geldim. İşte, manav işine girmiştim şimdi kasap işiyle uğraşıyorum.’ Ama bu durumlar bir değersiz olarak yorumlamıyor. İnsanlar zaten denedikçe bazı şeylerin fakrında varıyor, gelişiyor ve kabiliyetlerini tanıyor.

1.Nokta: Hata yapmak, yanlış yapmak veya başarılı olamamak bir kişinin sorunu değildir. İnsan her zaman hata yapabilir, her zaman başarılı olmak zorunda da değildir. Bunu özellikle düşünmenizi isterim.

2.Nokta ise dedik ya mükemmeliyetçi aile yapılarında çok fazla eleştiri odaklı, eksi odaklı bir bakış vardır. Kendinizde hep eksilerini görüyorsanız o kadar başarınıza rağmen sadece hatalarınızı ve eksiklikleriniz görüyorsanız otomatik olarak ne olur? Siz yüzlerce başarı sahibi de olsanız, gelip neye takılıyorsunuz yapamadıklarınıza takılıyorsunuz. Eksikliklerinize takılıyorsunuz veya en doğrular içerisinde minimum eksiklikleri görüyorsunuz ve kendinizi bundan dolayı eleştirip kınıyorsunuz. Burada da söyleyeceğimiz ikinci nokta şu hayatta hep eksiklikleri görmeyin, eksikleri tam yapmanız sizi mükemmel özgüvenli birisi yapmıyor. Daha öncesinde de yaptınız, birçok şey başardınız fakat bugün hala özgüveninizden şüphe edecek bir noktaya geliyorsunuz. Demek ki, hayatta hatasızlık arayışınız sizi daha mükemmel bir insan yapmaz, daha güçlü bir insan da yapmayacak. Hatalarınızla barışık olun. İnsan her zaman hatasız yaşayamaz.

3.Nokta ise başarısızlığa tahammül edemeyen kimse büyüyemez. Hiç kimse, ben hiç başarısız olmadan dimdik yürüyeceğim diyemez. Başarısızlıklar, sizin neyi yanlış yaptığınızı gösterecektir. Başarısızlıklar, hedefinizin doğru olup olmadığını sorgulamanızı sağlayacaktır. Başarısızlıklardan korkmayın. Denememekten korkun. Tecrübesizlikten korkun.

4.Nokta hiçbir zaman ilk atışta on ikiyi vuramayabilirsiniz. Yani bazıları istiyor ki ilk yaptığı işten iyi bir para kazansın, ilk girdiği sınavda en iyi notu alsın, ilk ilişkisinde mükemmel bir evliliği ve ilişkiyi yaşasın. Böyle bir durum yok. Bu çok büyük bir şans veya tesadüf olabilir. Genelde biz şans ve tesadüfe de inanmayız. Bunların dahi altında bir alt yapı vardır. Ailenin sağladığı imkanlar, yetiştiriliş tarzı vardır ve kişinin kendi süreçleri vs vardır. Yani, ilk atışta on ikiyi vuramazsın. Bugün dünyanın en zenginlerinin hikayelerine göz gezdirdiğinizde; ‘ilk okulda terk edildim, atıldım, o işten kovuldum’ gibi birçok ifadeye rastlayabilirsiniz. Ama baktığınızda bugün dünyanın milyar dolarlık işlerini, servetlerini ve şirketlerini yönetiyorlar. Başarısızlıklardan korkmamalısınız ve ilk başta on ikiden vurmak gibi bir anlayışla hareket etmemelisiniz. Her defasında başarılı olamazsınız. İstiyoruz ki her defasında başarılı olayım. Fakat kim her defasında başarılı olmuş ki? Hayat aslında böyle sürekli gidilen bir yol değil, iniyorsunuz çıkıyorsunuz, değişiyorsunuz. Bazen uzun bir süre aşağıda kalıyorsunuz, bazense uzun süre boyunca zirvede kalıyorsunuz. Bazen sizin kontrolünüz dışında bir şey oluyor ve aşağıya düşüyorsunuz. Mesele düşmek ve çıkmak değil. Mesele; çıkacağını inanmak ve o gücü kendinde bulabilmek. Onun için şunu söylemeye çalışıyorum her defasında ve sürekli başarılı olmak gibi bir düşünceyi zihninizden atmanızı isterim.

Bir diğer nokta, küçük hataları genel etiketlere yormamak gerekir. ‘Ben nasıl böyle bir hata yapabilirim, şu soruyu nasıl çözemem, bu adamın şu özelliğini ya da kadının bu özelliğini nasıl göremem?’ İnsan en küçük hatalarla bile kendisini nasıl suçluyor. Bunlar geçiyor geri dönüp baktığınızda hangi hatalardan dolayı ne kadar kendinizi yıprattınız, suçladınız, eleştirdiniz değil mi? Ama hepsi geçti ve siz bugün buradasınız, olduğunuz noktadasınız. Geçmişten dolayı kendinizi suçlamanız veya eleştirmeniz sizi iyileştirmez. Sadece ‘görememişim bundan sonra dikkat edeceğim, fark edememişim bundan sonra daha dikkatli bakmalıyım’ demeniz gerekiyor. ‘Ben ne kadar aptalım, salağım, benim zekamda bir sorun mu var, ben başarısızım, yapamayacağım’ gibi küçük hatalardan kocaman genellemeler yaparak özgüveninizi geliştiremeyiz. Sadece kendimizi daha çok suçlar, eleştiririz. Özgüvenimizi ve var olan güvenimizi daha aşağı çekeriz ve daha çok hata yapmamak için mümkün olduğunca güvenli alandan çıkmamaya çalışırız.

6.Nokta ise, bana göre en önemli nedenlerinden biri; başarıyı ve değeri başkalarının takdirine veya yorumuna bırakmak. İşte, ‘ben başarılı isem değerli biriyimdir eğer bir şeyi başarıyorsam başarılıyım, başaramıyorsam başarısızım. Eğer ben bir şeyi başarırsam değerli bir insan, değilsem değersizim.’ Bu ifadelerin altında ne yatıyor? Ailenin başarı odaklı veya sonuç odaklı olmaları yahut çocuğa karşı edindikleri tavır. Çünkü biz özgüveni, o güçlü görünen profillerinin altında aslında ailenin koşullu sevgisinin yatılı olduğunu görüyoruz. Kişi başarılı oluyor aile tebrik ediyor fakat daha iyisini yapabilirisiniz diye de ekliyor. Başarısız oluyor aile surat asıyor. İlişkiyi askıya alıyor, soğuk davranıyor veya cezalandırıyor. Yani sizin başarılı olup olamamanız, değerli olup olmamanız insanların sizi tatmin etmesiyle ilgili bir durum değil. Dünyada takdir edilen birçok kişi oldu. Ama bugün çoğunu hatırlayamadığımızı fark ediyoruz.

Bir diğer nokta, kendinizi daha fazla suçlamanız veya eleştirmeniz daha başarılı olacağınız anlamına gelmez. Hani bazıları der ya ben kendimi çok suçlarım o yüzden başarılı olurum diye. Hayır, kendinizi çok suçladığınızda daha başarılı olmayacaksınız. Aksine kendinizi daha çok yıpratacaksınız, kendinizi daha çok değersiz hissedeceksiniz, daha çok alta çekeceksiniz. Hatalarınızla barışık olmanız gerekiyor.

Öneri olarak ise; Özgüven geliştirme egzersizleri yapabilir bu alanda çeşitli kitaplar okuyabilirsiniz. (Özgüveni Keşfedin-Psikonet). Mesela, sınavınızdan düşük not aldınız ya da işe girdiniz ama başarısız oldunuz. Düşüncesiz ne oluyor; tüh ne kadar başarısız ve yetersizim. Duygunuz nedir; değersizlik, kırgınlık, hüzün. Peki davranışsal olarak ne yapıyorsunuz? Daha fazla çalışmaya, hemen o başarısızlığı gidermeye çalışıyorsunuz. Böyle bir durumda, insan bir başarısızlığı gidermek için başarısızlık şeması varsa daha fazla hata yapabilir. Ne oluyor mesela? İlişkisi bitiyor, bunu başarısızlık olarak algılıyor ve o ilişkinin taziyesini tutmadan hemen yeni bir ilişkide onu kapatmaya çalışıyor veya sınava giriyor ve o sınavı kaybediyor bu sefer istemediği bölümü yazarak o durumu kapatmaya çalışıyor. Burada dikkat etmemiz gereken durum şu aslında; sonuçtaki davranışlarınız eğer ödüllendirmeye yönelik davranışlarsa bunlar başka bir sorun yaratabilmektedir. Çoğu insan başarısız görünmemek için, istemediği işlerde çalışıyor, istemediği bölümleri seçiyor, istemediği insanla evleniyor.

Diğer önemli nokta ise; ‘Ya hep ya hiç düşüncesi.’ Ben 100 alıyorsam başarılıyım, 90 alıyorsam başarısızım. Bu yaklaşım doğru değildir. İnsan, mükemmel olduğunda başarılı olmaz, çünkü mükemmeliyetçilik aslında bir özgüven sorunudur. Kendisinden şüphe etme sorunudur, en iyisini yapmak zorunda değilsiniz. Elinizden geleni yapmak zorundasınız veya yapmaya çalışmalısınız. Dikkat edin; elinizden gelenle en iyisini yapmak zorunda değilsiniz. Önemli olan elinizden geleni yapmanız. Hani diyorlar ya; elinden gelen en iyidir. Fakat yine en iyi noktaya geldik, yine mükemmeliyetçiliğe geliyoruz. Halbuki elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmayacaksın. Onun sınırını bilmiyorsun ki elinden gelen o koşullarda bu. Fakat en iyisi diyerek yine kendinizi yetersiz hissediyorsunuz. Kesinlikle özgüveninizi geliştiren en büyük etmen, kişinin kendiyle barışık olması, ikincisi ise çaba göstermesidir. Bu ikisi aslında en büyük bileşen, iki dinamiktir. Siz, sadece bir olaydan ibaret değilsiniz, sizin değeriniz sadece bugün girdiğiniz sınav, yaşadığınız bir ilişki, iş hayatınızdaki başarınız değil. Bazı insanlar kendi kişilik değerlerini herhangi bir şeye fixleyebiliyorlar. Eğer kişi iş hayatında başarılıysa tamam diyor fakat orada başarısızsa hayatın tümünde başarısız hissediyor. İlişkisi kötü gidiyor ve hayatın her alanında kötü hissediyor. Sanki dünyanın en başarısız insanı o oluyor, başarılı olduğu kısmı bir kenarı atıyor ve sadece başarısızlığına odaklanıyor. Misal, aldalıyorsunuz diyelim, sanki dünyanın en değersiz insanısınız, fakat o kadar çok şeyi başarmışsınız çocuklarınız, işiniz, kariyeriniz var belki de yok ama karakterli, prensipli bir duruşunuz var. Fakat siz bunların hepsini çöpe atıyorsunuz. Ben aldatıldım ben değersizim diyorsunuz. Burada şu mesajı vermek istiyorum; siz tek bir şeyden ibaret değilsiniz. Sadece başarıdan sadece kariyerinizden ya da güzelliğinizden ya da yakışıklılığınızdan ibaret değilsiniz. Onun için, bir tek olay sizi hiçbir zaman tamamlamaz. Geçmişte birçok şey yaşanmış olabilir ama bunların hiçbiri bugün sizi tanımlayan şeyler değildir. Bir diğer nokta, kontrolün dışındaki hiçbir şey sizin sorumluluğunuzda değildir. Başkasının yaptığı, doğal olarak gelişen olaylar, piyasadaki durumlar, toplumsal yapıda gelişen olaylar, insanların sizin dışınızda sizinle ilgili yorumları vb. bunları siz kontrol edemezsiniz ve bunlardan dolayı kendinizi suçlamayın ve kendinizi sorumlu hissetmeyin. Bir danışanım; ‘geçen gittim bir ev aldım şu an ki piyasa değeriyle öyle düştü ki ben kendimi çok başarısız hissediyorum’ dedi. Peki bunu biliyor muydu hayır. Peki olacakları bilebilir miydi hayır hiçbir zaman bilemezdi. Düşük olduğu bir zaman diliminde aldı fakat daha da düştü, bunun sonu yok. Peki değer olarak bir artış yaşansaydı ne olurdu? O zaman kendisiyle gurur duyacaktı. Fakat bu bilinebilir mi hayır. Sizin elinizde olmayan durumlarla ilgili her zaman kendinize karşı daha insaflı olmak zorundasınız.

Son olarak, sevilme ve değerli olmayı, mutlu olmayı sadece başarıya bağlamayacaksınız. En büyük sorun bu aslında. Başarı peşinde koşan çoğu insanların iki tane ana arayışı vardır. İlki, sevilme ihtiyacı. İkincisi, değerli olma ihtiyacıdır. Yani bütün başarı peşinde koşan, bütün mükemmeliyetçi insanların aslında uğraşmak istediği son nokta mutluluk. Ona ulaşmak içinse sevilme ve değerli olma gibi duygular peşinde koşuyorlar. Oysa ki, insan mutlu olmayı illa ki başarıyla elde etmek zorunda değil veya başkalarının onayıyla elde etmek zorunda değil.

Özetle; kendinizi insanlara kanıtlamaya çalıştığınız sürece başarılı ve özgüveni gelişmiş bir insan olamazsınız. Özgüven; bağımsızlaştığınızda gelişir, diğer insanların lafıyla hareket etmediğinizde gelişir. Özgüven kendi kendinizle yüzleştiğinizde gelişir, başkasına bağlı olan özgüven başkasıyla gelir ve hata yaptığınızda da başkaları eleştirip kınadığı içinde gider. Kendinizle baş başa kaldığınızda, kendinize güvendiğinizde aslında özgüveniniz gelişir.

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

Başkalarının hatalarını kovalamak, yetersizliği ve eksikliği deşarj etme kanalıdır.

0

Başkalarının hatalarını kovalamak, yetersizliği ve eksikliği deşarj etme kanalıdır.

 

İnsanın kendi eksiklerini  görmesi ve yüzleşmesi için belli bir farkındalığa ulaşması gerekir. Bunun için de okuması, düşünmesi ve hayatında yanlış giden  şeylerin sorumluluğunu alması gerekir.

Oysa toplumumuz adeta kusur avcılığına dönüşme sürecinde.

İlişkilerde herkes birbirinin açığı ve eksiği üzerinden içsel gerginliğini, yetersiz hissedişini veya kompleksini deşarj ediyor.

En çok kusurlu olanın en çok eleştirel olduğu  bir döngü bu.

Aile içinde bir kurban seçilir, o kurban üzerinden herkes  zihinsel olarak geviş getirir.

Toplum içinde suçlu/kurban seçilir yıllarca toplum onun üzerinden kendi sorumluluğunu almak yerine onu suçlayarak gevşer.

Medya zihinsel orgazm yaratmak adına her defasında bir siyasetçiyi, bir ünlüyü, bir tüccarı hatta başka bir devleti, toplumun önüne atar  ve “ haydi şunu üzerinden biraz gevşeyin” der.

Linç kültürü daha çok kişisel sorumluluğunu üstlenmeyen, kendine değil başkalarına odaklanan toplumların kültürüdür.

Başkası üzerinden var olmak, yok olmak, mutlu olmak; kişinin linç ettiği kişiye olan bağımlılığını ve gizli hayranlığını gösterir.

Özellikle, son zamanda “sahte duyar kasma” olarak tanımlanan tepkileri daha sık görüyoruz. Yaşamında hiçbir sosyal olaya tepki vermeyen kişilerin en küçük bir dil sürçmesinde bile bir siyasetçiyi, bir akademisyeni, ünlüyü veya dini/ milli kimlikli birini nasıl linç ettiğini görebiliyoruz.

Duyarlılıkla linç etmeyi karıştırıyoruz. Kaldı ki linç etmek istiyorsak, düzeltme veya özürleri bile yok sayıyoruz. Belki de bugüne kadar hatamızdan dolayı hiç özür dilememiş olsak bile.

Aytmatov’un çok sevdiğim bir sözüdür ; “ haksız eleştiri , gizli hayranlıktır”. Ben de şöyle derim; kimin açığını arıyorsan, o senden bir adım öndedir.

Bireysel gelişimimizin yolu, başkası üzerinden var olmak değil, kişisel sorumluluklarımı üstlenmekten geçer.

Başkasının kiri, bizi temizlemez.

Başkasının hatası, bizi doğrulamaz.

Başkasının zararı bize kazanç sağlamaz.

Biriyle yarışıyorsak, birini linç ederek var oluyorsak, bağımlı özelliğimizle yüzleşmeliyiz.

Toplumun, sosyal medyanın, kitle iletişim araçları ve kanaat önderlerinin bizi yönlendirmesine, bize istediklerini hissettirmesine, zihnimize hükmetmelerine izin vermemeliyiz. İşte özgüven tam da böyle gelişir: düşünceyi, duyguyu ve davranışı kendi kontrolüne alarak.

Sevgiyle.

 

Serhat Yabancı

Yazar

Aile/ Evlilik / ilişki Danışmanı

 

 

Kendini Fark Et ve Sınırlarını Çiz

0

Yardım talep etmediğinizde insanlar, sanki hiç sorununuz yokmuş sanırlar.
Buna bağlı olarak;
Daha çok talepkâr olabilirler.
Sorumluluklarını da size yüklerler.
Onlar konfor içinde yaşarken,
siz sırf egonuz ve yarattığınız imaj nedeniyle fedakarlık yapmaya devam edersiniz.

Kendi hayatınıza odaklanmak yerine, onaylanma adına onların sorunlarıyla uğraşırsınız.
Öyle bir durum ki bu, anlık değil, süreklilik arz eden.
Aslında onların sorunu, yaşam tarzına dönüşmüştür. Kendileri şikayetçiymiş gibi göründükleri konuları sürdürmeye devam ederken siz çözümleriyle uğraşırsınız.
Hatta, siz olmadığınızda pek bir şey değişmez, yine başlarının çaresine bakarlar.
Sözde güçlü bir imaj çizmek adına, başkasının hamallığını yaptığınızı göremezsiniz.
Neden mi siz?
Çünkü onlar, her şeyi üstelenecek ama bir şey talep etmeyecek kişileri seçerler.
Yani sadece verici olanları.

Böyle olunca da zamanla kendinizi kullanılmış, onları da bencil olarak tanımlarsınız.
Gözünüz açılıp, kendinize döndüğünüzde ise eskisi gibi taşıyan olmazsınız.
Ve sizi eskisi gibi kullanamadıkları için değiştiğinizi söyleyip, sizi yalnız bırakmakla terbiye etmeye çalışırlar… Kendini feda edici şemanızla yüzleşin. Bu şemanın bağımlı veya yüksek egoluları çekeceğini unutmayın…
Hayat size, tek başınıza her şeyle savaşmayı emreder. Hayata savaşan güçlü biri olursunuz lakin kendi içinizdeki bitmeyen hassasiyet ve duygusal yoksunluk sizi her zaman mutsuz eder. Çoğu zaman da işkolizm veya fedakârlıklarla bu boşluğu gidermeye çalışırsınız. Oysa, seçtiğiniz insanlar sizi doyurmaz daha çok sizden doyarlar.
Hayatla tek başınıza savaşıyorsanız, hiç kimse sizi terk etmekle korkutamaz.

Sizin yaşamsal kaygılarınız değil, duygusal kaygılarınız vardır.
Ve belki de sadece duygusal ihtiyaçlarınız için birini seçersiniz..
“Yeter ki beni sev” felsefesiyle standardınızı çok fazla düşürebilirsiniz de.
Sonra onu sırtlarken bulursunuz kendinizi.

Fark ettiğiniz an, bu özelliğinizi azaltın.
Sorumlulukları dağıtın.
Sizden tek taraflı beslenenlere sınır çizin.
Gerekirse beslenmeyi kestiğiniz için terk edenlere karşı çıkmayın.

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

Nerede O Zamane Ebeveynleri?

0

Ergenlerin kendi dünyalarında olmasını, ülke gündemine, aile kavramına, ilişkiler ve değerlere yabancılaşmasını çoğu kişi onların konforuyla açıklamaya çalışıyor.
Ne zaman konu günümüz çocukları veya ergenlerine geliyorsa “bizim zamanımızdacılar” çıkıyor ortaya. “Bizim zamanımızda” diye başlayan sözleri açıkçası artık ciddiye almıyor, “bizim zamanımızda” diyen hiçbir yazıyı da okumaya değer bulmuyorum.
Neymiş, zamane çocuklarının her şeyi var, her şeye kolay ulaşıyorlar, yokluk yaşamadılar, zorluk görmediler, tek ayakkabı ile bir yılı geçirmediler de ondan böyle oldular. “Bizim zamanımızda her şeyin bir değeri vardı.” Evet sizin zamanınızda eşya çok değerliydi. Ayakkabının ikincisi lükstü. Plastik top sermaye, futbol topu servetti.
Evet sizin zamanınızda, yokluk enflasyonu yaşanıyordu. İnsanlar, yokluklarını yarıştırıyordu.
Ekmek güçtü. Fırın ekmeği lükstü. Ama;
Sizin zamanınızda çocuk yoktu.
Çocuğun kıymeti yoktu.
Çocuk, kendiniz için yaptığınız,
ilerde size baksın,
tarlada iç gücü olsun,
kavgada eli sopa tutsun, yaşlandığınızda size baksın diye yapılırdı.
Çocuk düşerdi, bir tokatta sizin zamandaki annelerden yerdi, niye düştün diye. Evet sizin zamanınızda sadece maddi yokluk değil, duygusal yokluk da boldu.
Çocuklar sevilmezdi, ayıptı. Çocuklar öpülmezdi görgüsüzlüktü.
Çocuğa sevdiği söylenmezdi, şımarırdı.
Çocuğa oyuncak alınmazdı, çünkü sizin de olmamıştı… Sizin zamanınızda boşanma da yoktu. Öldürse de nefret etse de beyaz gelinlikli beyaz kefen denklemi vardı. Sizin zamanınızda eş seçimi de yoktu. Siz seçici değil, sürdürücü olabiliyordunuz. İşte o sizin zamanınızdaki mutsuz yetişen, ilgi ve sevgiden mahrum bırakılan, ikinci sınıf görülen çocukların çocukları oldu bugün…
“Asla anne-babam gibi olmayacağım” felsefesi ile çocuk büyütenlerin çocukları onlar. Sizin zamanında ihmal edip, önemsemediğiniz çocukların, “ben yaşamadım bari çocuğum yaşasın” diyen çocukların, çocuklarının dönemi bugün. Kendi tatminsizliğini, mahrum kalmışlığını çocuğuna her şeyi koşulsuz sunarak gidermeye çalışan, sizin zamanınızın çocukları olan bugünün anne-babaları.

Sizin zamanınızda ezilen kadınların, “kendimi asla annem gibi ezdirmeyeceğim” refleksiyle daha evlenmeden savunmaya geçen kızlarının çocukları onlar. Sürekli güçlü olmaya çalışan o neslin çocukları. Kendini gerçekleştirmek için değil, sırf kocasının eline bakmamak, eşine boyun eğmemek için okutulan/çalışan kızların çocukları bunlar. Bugün sokakta gördüğünüz o çocuklar sizin torunlarınız.
Sizin eseriniz.
İhmal ettiğiniz, kötü davrandığınız, değersizleştirdiğiniz çocuklarınızın çocukları onlar.
Sizden alamadıklarını, çocuklarına kontrolsüzce sunan anne-babaların çocukları onlar.
Siz mi?
Evet siz de belki daha zor şeylere maruz kaldınız.
Sevgisiz kaldınız. Niye o zaman bu suçlu arayışı? Ortada bir sorun varsa, en az 3 kuşağın katkısı var.
Kimse kendisini dışarı çekerek,
sorunu görmezden gelerek,
sadece sonuç kısmını eleştirerek temize çıkaramaz. “Bizim zamanımızda” derken bir daha düşünün. Bir de sizin zamanınızda yaşayanlardan dinleyin.
Bu çocuklar uzaydan gelmedi. Sizin zamanınızda aldı bu temelleri. Farkın damısın?
Torunun kaderini bile, eşinle olan ilişkinle çocuğunla olan bağınla sen şekillendiriyorsun. Kız çocuğun sana benzeyen biriyle evleniyor. Oğlun da…
Ve o evlilikteki huzur ve mutlulukta senin yetiştirmenle şekilleniyor…
Şimdi günümüz çocuklarını ve anne babalarını eleştirirken bir daha düşün…
Kimse tamamen masum değil.

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

 

Aşk Kalıpları Ne Kadar Doğru?

0

Sosyal medyada sık sık okuyorum ve adeta çok da doğruymuş gibi paylaşılıyor.
Neymiş “Seni seven seni kaybetmekten korkarmış”.
Neymiş “Cepte olma sürekli seni kaybedebilir ona hissettir.” Peki korku ile sevgi aynı kalpte yaşar mı?
İnsan korktuğunu nereye kadar sevebilir?
Ya korkan?
Gerçekten sevdiği için mi korkuyor?
Yoksa kendisiyle ilgili kaygılar ve algılardan dolayı mı?
Bir ilişkide korku varsa, bir süre sonra o korku sevgiyi de baskılar.
Bir ilişkide nedensiz yere korku varsa, orada GÜVEN sorunu vardır.
GÜVENDE HİSSETMEK, sevmek ve sevilmekten daha güçlü ve ihtiyaç olduğu için, korkunun varlığı sevgiyi öteler.
Bu durumda;
“Beni kaybetmekten korkuyor” derken bir daha düşünmek gerek.
Sevgisinden mi, kendisinden mi?
Ve yine korku ile ilişkiyi yönetmek ve partneri baskı altına almanın uzun vadede duygusallığı ve cinselliği azaltacağını düşünmek gerek…

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

”Sınırlarımız, Bizi Biz Yapan Çizgilerdir.”

0

“Bazen insanlar alanını o kadar talan ederler ki; çareyi kendini izole etmekten ya da net sınırlar çizmekten bulursun.”
Sınırlarımız, bizi biz yapan çizgilerdir.

Sınırlarımız ilk başlarda aile içinde ihmal edilmeye başlar.
Kararlarına müdahale edilen,
Hayır demesine tahammül edilmeyen,
Suçlu ve borçlu hissettirilip istediklerini yaptıranların sonucunda sınırları ihlal edilenlere dönüşüyoruz.
Diğer yandan;
Her şeyi kendine hak gören,
Dürtüsel tarafına hapsolan,
Çocukken her istediği yapıldığı için herkesin alanına giren,
Duygusal yoksunluğunu gidermek için fedakarlık adı altında başkalarına hükmedenler de, sınır ihlallerini yapanlardır. Edvard Hall kişilerin etrafında bulunan insanların yakınlığına göre dört alan belirlemiştir. Mahrem Alan, 0-25 cm mesafeyi ve en yakınımızdaki, duygusal ilişkide bulunduğumuz kişileri kapsar. Kişisel Alan, 25-100 cm mesafeyi, bireyin kendine hareket alanı sağladığı ve belli bir samimiyetin sağlandığı sosyal ilişkileri kapsar. Sosyal Alan, 1-2.5 m mesafeyi, toplumsal rolleri ve iş ilişkilerini kapsar. Genel Alan, 2.5-5 m kişi için yabancı olarak adlandırılan insanlarla arasındaki mesafeyi kapsar…
Sınırlarımızı korumadığımızda bir süre sonra daha sert ve net çizmek zorunda kalırız. Hatta genelleştirip, iyi insanları da alanımızın dışında tutarız.
İlerde kendimizi izole eden, yalnızlığa kaçan, herkes kaçan olmak istemiyorsak, “hayır deme” sınır çizmeyi ihmal etmemeliyiz…

Serhat YABANCI

Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı

Yazar

www.instagram.com/serhatyabanci

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.serhatyabanci.com

Bilgi- Randevu: 02163713383

 

Evliliğe Ne Kadar Hazırsınız?

0

Önerileri olarak değil, sağlıklı bir süreç ve kural olarak yorumlamanı öneririm. Sonuçta terapide öneri ve nasihat yoktur ama doğrular vardır.
———
Aşıkken evlenme.
Kurtarıcıyla evlenme.
Zayıf zamanında evlenme.
Her şeye evet diyenle
Her şeye hayır diyenle evlenme.
İlişkin yeni bitmişse evlenme.
İlişkisi yeni biten biriyle de evlenme.
Savaştan çıkmış, biri için çabalayacak gücü(n) yoksa evlenme,
Kendini mutlu edemeyen-biri(yle) sen evlenme.
Ertelenmişliklerini çözmeden evlenme.
Ve ne istediğini bilmeden “nefes alsın yeter” mantığıyla asla evlenme..
Diyeceksin ki kimse kalmadı. Ee o zaman evlenme?? Eğer uygun biri yoksa ya da uygun biri değilsen neden evlenmek zorundasın? Bu düşüncen bile evlenmemen gerektiğini gösterir. Evlilik bir hedef veya ulaşılacak yer değildir.
Doğru zamanda, doğru insan olarak, doğru insanla doğru yolda olması gereken bir süreçtir evlilik.
Kendini kurtarmak, birinin sorumluluğunu almak ve birine yüklemek için yapılması gereken bir eylem değildir evlilik.

Serhat YABANCI
Aile/Evlilik/İlişki Danışmanı
Yazar
www.instagram.com/serhatyabanci
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.serhatyabanci.com
Bilgi- Randevu: 02163713383

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR