Ana Sayfa Blog Sayfa 52

Mutlu çiftleri, mutsuz çiftlerden ayıran özellikler:

0

John Gottman, 3 dakikalık diyaloğu analiz ederek, bir çiftin ayrılıp ayrılmayacağını % 90 doğruluk ile tahmin edebiliyor.

Gottman, bu araştırmalarla ilişkilere dair birçok yanılgıyı keşfediyor.

Ayrıca, mutlu çiftleri, mutsuz çiftlerden ayıran özellikleri de tespit ediyor.

İşte bu özellikler ve ilişkiye dair yanılgılar.

Yanılgı 1: Mutlu çiftler daha az kavga eder

Sanırım en büyük yanılgı bu. Mutlu ve mutsuz çiftler arasında kavga etme sıklığı, süresi ve konuları arasında hiçbir fark yok.

Mutlu çiftler de mutsuz çiftler kadar kavga ediyor.

Hatta kavga etmemek büyük bir sorun. Kavga yoksa, bir tarafın kurduğu baskı yüzünden sorunlar açığa çıkmıyor olabilir.

Yanılgı 2: Mutlu çiftler sorunları daha kolay çözer

Hem mutlu hem de mutsuz çiftlerin % 70 sorununu çözemiyor.

Hemfikir olunmayan konular her çiftin hayatında sürekli var.

Yanılgı 3: Mutlu çiftler arasında güçlü bir aşk vardır

Bu da bir yanılgı. Aşık olan ve mutsuz olan çok çift var. Mutlu evlilik için aşık olmak önemli ama yeterli bir sebep değil.

Yanılgı 4: Mutlu ailelerde kadın çok sorun çıkarmaz

Hem mutlu aileler de hem de mutsuz ailelerde sorunu dile getiren %80 kadın.

Yanılgı 5: Mutlu ailelerde erkek daha uysal olur

Kadınlar duygusal, erkekler mantıksal olarak bilinir. Ama hem mutlu hem de mutsuz ailelerde kavga sırasında duygu yoğunluğunu en çok yaşayan erkekler.

Kan basınçları daha çabuk artıyor, parlıyorlar, sinirleniyorlar ve kendilerine hakim olamıyorlar.

Peki, mutlu çiftleri, mutsuz çiftlerden ayıran özellikler neler?

Kavga etme şekli

Mutlu çiftler ile mutsuz çiftleri ayıran en önemli özellik kavga etme/tartışma şekilleri.

Tartışmaya giriş:

Gottman videoları analiz ederken, dikkat ettiği ilk şey, çiftlerin tartışma konusunu nasıl açtığı.

Mutsuz çiftler sorunu yargılayıcı ve sert bir tonla açıyor. Mutlu çiftler yumuşak bir tonla ve yargısız açıyor.

Tartışmaya giriş çok önemli çünkü bundan sonraki bütün tartışma bu başlangıca bağlı.

Gottman, açılış her şeydir diyor.

Şikayetlerin doğası

Diğer önemli fark şikayetlerin doğası.

Mutsuz çiftlerde çiftler birbirlerinin karakterlerini eleştiriyor ve genel yargılarda bulunuyor. Mutlu çiftlerde şikayetin konusu spesifik. Kişiliklerini değil, davranışlarını eleştiriyor.

Örneğin, mutlu ailede kadın, “kocasına sorumsuz davrandın” diyor ama mutsuz ailede kadın, “ne kadar sorumsuz bir erkeksin” diyor.

Etkiye açıklık:

Mutlu çiftler ve mutsuz çiftler arasındaki diğer fark erkeğin, kadının sözünü ne kadar kabul ettiği.
(Gottman her iki tarafa da bakıyor ama genelde kabul etmeyen erkek olduğu için, daha çok erkeğe yoğunlaşıyor.)

Mutlu ailelerde erkek, eşinin etkisini kabul ediyor.

 

Konudan sapma:

Tartışma sırasında konudan sapma mantıksız gibi görünüyor ama önemli noktalarda çok olumlu etkisi var.

Mutlu çiftler; kavga ederken, duygu yoğunluğu artınca şaka yaparak ya da başka bir şekilde konuyu saptırıp, duygu yoğunluğunu azaltabiliyor.

Ama dikkat edilmesi gereken büyük bir unsur var. Susmak veya çekip gitmek sorunu daha da artırıyor. Karşı tarafa sen değersizsin mesajı, veriyor.

İlişkiyi tamir etme:

Mutlu çiftlerin çok güçlü tamir mekanizmaları var. Ama mutsuz çiftlerde çok az tamir mekanizması buluyor, Gottman.

Bir taraf gelip, bozulan ilişkiyi tamir ediyor. Hatta mutlu çiftler bu konuda bilinçli ya da bilinçsiz rol dağılımı bile yapıyor.

Sonuç olarak aslında mutlu olmanın özü şurada: Eşim benim için ne yapabilir değil, ben eşim için ne yapabilirim.

Dr. Özgür Bolat

Evliliğin ilk 2 yılını sakin geçirmek için öneriler

0

Evliliğin ilk 2 yılını sakin geçirmek için öneriler

Evlilik ve ilişki, her şeyden önce yeni bir süreçtir. İlk konuşulması gereken konu, bu yeni süreci kabullenmektir. Evliliğin ilk yıllarında yaşanan sorunların başında ; iş bölümü, uyum süreci, bekarlıktan, evliliğe geçişi kabul edememek ve kendi hayal ettiği evliliği yaşayacağı beklentisidir.

Evliliğin ilk 2 yılında olası yaşanabilecek sorunlar:

İş bölümü sorunu

Sosyal yaşam ortaklığı

Duygusal- cinsel uyum ve beklenti sorunu

Ekonomik harcamalar sorunu

Tarafların ailelerine ilişkilerinde mesafe sorunu

Hayal ettiği evliliği yaşayamama (reel yaşam geçiş)

Çocuk sahibi olma-olmama sorunu

Güvenmek- emin olmak sorunu

Doğru insan mı ? kaygısı ve acabalar

EVLİLİĞİN 2 YILI ile ilgili görsel sonucu

Genel olarak bakıldığında, evlilik ilk 2 yılı uyum dönemidir. Burada önerim evliliğin ilk 2 yılı mümkün olduğunca emek verilmeli, bu süre gerekirse 3 yıla da uzatılmalıdır. Bu ilk evrede boşanmaktan ayrılmaktan söz edilmemeli, bu kelimeler her farklılıkta kullanılacak kadar basite indirgenmemelidir.

Evliliğin ilk evresinde gereken emek verilmeden boşanma kararı alınmamalıdır. Bu hassas süreç emek- iletişim- paylaşım ve karşılıklı çözüm inancı ile aşılır.

 

Çiftler, ilk yıllarda tüm evlilere olduğu gibi yaşanan sorunları sadece kendilerinin yaşadığını zanneder. Böyle olunca da eşim doğru insan mı? sorusu ile evliliğini sorgularlar. Unutulmamalıdır ki bu soruyu evliliğin ilk yıllarında sormayan yoktur.

 

Aslında ilk evreyi sağlıklı geçiren, binanın temelini sağlam atmak gibidir. Çünkü bu dönemde çözülmeyen sorunlar ilerleyerek kronikleşir. Sonrasında ise eşinizin öksürüğü bile sizi rahatsız edebilir. Çünkü nedeni öksürük değil birikmiş çözümsüzlüklerdir.

 

Öneriler:

 

Evliliğin ilk evresinde ayakkabınızı çıkarıp eve girdiğinizde bekarlıktan getirdiğimiz ön yargıları bir kenara bırakarak adım atmalısınız.

 

Bu dönemde sorunların birer tanıma ve iş bölümünden kaynaklandığını bilmeliyiz.

 

Sorunu evlilikten değil, sorunu bu evliliğe emek vermeden yürütmeye çalışma fikrinden kaynaklandığını bilmeliyiz.

 

Sorunlar, suçlayıcı ve eleştirici olmayan bir üslup ile net olarak, diğer olaylar ile bağlantı kurulmadan ifade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki evlilik bir işbölümü ve iletişim sanatıdır.

 

Problemler konuşurken, ben dilini kullanmalıyız. Neden sonuç ilişkisi şeklinde olmalıdır. (Örnek : x işinde bana yardım etmediğin için kendimi çok yalnız hissediyorum.)

 

Parasal konularda eşinize net olun. Kısa süreli sorunları bile onunla paylaşın. Geçer diye gizlemeyin. Ortaya çıkarsa bir güven kaybı yaşanır.

 

Geçmiş yaşamınıza karşı çok net durun. Eski arkadaşlarınızın evliliğinize tehlike olması, sizin verdiğiniz izine bağlıdır.

EVLİLİĞİN 2 YILI ile ilgili görsel sonucu

Bekarlık dönemindeki arkadaşlarınız ile ilişkilerinizde eşiniz ile beraber karar almalısınız. Eşiniz tüm arkadaşlarınızı sevmek ve sizin kadar samimi olmak zorunda değil.

 

Cinsel paylaşım konusunda, yaşanan sorunu güç ve ego ile özdeşleştirmeyin. Bunlar olağandır. Bir durumun sorun olabilmesi için sürekli be sık olması lazım. O halde anlık ve küçük sorunlar hastalık olarak görmeyin.

 

Ortak mekanlar konusunda birbirinizin beklentilerini ciddiye alın. Her zaman sizin istediğiniz yere gidilmesi zamanla eşinizin hem o etkinliğe hem de size öfkesinin oluşmasına neden olur.

Serhat Yabancı

Evlilik-İlişki Terapisti

İlişki Bağımlılığı

0

      Son zamanlarda ilişkilerde yaşanan en büyük sorunların başında gelen, ilişki bağımlılığı, hem bağımlıyı, hem de bağımlı kılınan kişiyi mutsuz eder. Bağımlılık, kişinin kontrol etmek istemesine rağmen, davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini kontrol edememesi, kendisiyle çatışma yaşamasıdır.

ilişki bağımlılığı ile ilgili görsel sonucu

Bağımlılığın temel düşüncelerinin başında, ilişkiye zarar gelecek kaygısı, terk edileceği ,endişesi, ilişkiyi istediği noktaya götüremeyeceği düşüncesi ve açılımları ile ilgili oluşturduğu senaryolardır.. bu kaygılar, ilişki boyunca, her defasında teste tabi tutulsa da, kişinin bağımlılığı&kaygısında bir azalma sadece anlık olarak yaşanmaktadır.

Kişi, bağımlılığın yarattığı “ o benim her şeyim, ben onsuz yapamam, onsuz olmayı, hayal edemiyorum” gibi rasyonel olmayan düşüncelerini yaşadığı ilişkinin bitmemesi adına devamlı kontrol ederek güvenirliğini sağladığını düşünür. Kontrol etme düşüncesinin temelinde aslında görüldüğü gibi çok ilgilenmek ya da Leyla-Mecnun aşkı yoktur. Yani çok seviyor gibi görünse de esasen bir kayıp korkusunun dışa vurumudur. Kişi, kaybetmemek adına, mükemmel sevgili olmak, her türlü beklentisini karşılamak,onun her anını doldurarak başkasına muhtaç olmamasını sağlamak ister. Aynı zamanda kaybetme kaygısının senarize olmaması için,parterini hem cinslerinden uzak tutmak ister. Sanki, biri onu her an aklını çeldirir diye düşünerek kendinden uzak tutmaz. Burada kişinin farkında olması gereken ilk nokta, ilişkideki davranışlarını doğru yorumlamaktır. Yani onu çok sevdiğini zannetmek ve onu çok özlemek , bazen farkında olmadan bir kaybetme kaygısının kendisidir. Kişi, bunun farkına varırsa, bu davranışlarını daha rahat kontrol etmektedir. Psikolojik olarak Kişi mutsuzluklarının nedenlerini bilirse, çözümü daha kolay olur.

Kişi, kendince çok seviyor, çok arıyor,ilgi gösteriyor ve karşılığını alamıyor. İlk bakışta ilgisiz bir partneri var diye düşünebilirsiniz, ama esas olan, bunu hangi dinamikler ile yaptığıdır. Burada bağımlılığın başka bir noktasına geleceğiz.

Bağımlılık kokan ilişkilerde izole bir ilişki yaşama şekli vardır. Çevre daralmış, çiftin baş başa geçirdiği zaman artmış, aileler ile iletişim azalmış, arkadaşlar ile ilişkiler azalmıştır.

Bağımlı ilişkilerde, ilişki bağımlılığı arttıracak şekilde ilerler. Yani tarafların birbirine muhtaçlığı ,izole edilmeye bağlı olarak artmıştır. Bu durum, bireylerin birbirine olan mecburiyetlerini arttırır.bu durumlarda, bir taraftaki duygusal-düşünsel değişim, diğer tarafı direkt etkilemektedir. Yani bu kadar iç içe olmak, ilişkinin yürümesi için bir engel iken, bağımlılık oranını da arttırmaktadır.

ilişki bağımlılığı ile ilgili görsel sonucu

İlişkiyi matematiksel olarak açıkladığımızda siz A kümesisiniz.Sevgiliniz B kümesi, ilişkiniz ise , ortak küme olarak C kümesidir. C kümesi hiçbir zaman A yı ve B yi kapsamaz. Ve C ortak kümesinin oluşması için A ile B , kendinden bir şeyler vererek B yi oluştururken,kimse kendi kümesini olduğu gibi ortak alana aktarmaz. Bu açıdan bakıldığında, ortak kümeye katkınız en fazla %50 olmalıdır. Yani siz yaşamınızın en fazla %50 sini ,parteriniz de %50 sini verirse, bir bütün oluşur. Siz de bu şekilde bir yandan ilişkinizi yürütürken, diğer yandan da , sosyal-kültürel ve diğer alanlardaki ilişkilerinizi devam ettirirsiniz.

Yine mutluluğu bir havuz olarak kabul edersek, bu havuzu farz edelim altı musluk dolduruyor. Bu musluklar, aile, iş, arkadaş, sevgili, hobiler, bireysel çalışmalar vs.. olsun. Siz eğer diğer beş musluğu kapatıp sadece sevgili musluğu ile hayatınızda mutluluk havuzunu dolduramazsınız. Hem havuz dolmayacak, hem de tek musluğa aşırı yüklenip onu da tahrip edeceksiniz. Ki bir yanda da o sevgili musluğu da aşırı beklentiden dolayı bir noktadan sonra, kendisi de mutsuz olacaktır. Mutsuz insan ise ,size mutluluk akıtamayacaktır. Yani kısaca, mutlu olmayı sadece partnere yüklemek,sorunu çözmez. Ne matematiksel olarak ne de insani durumlar olarak..mutluluk havuzumuz ancak musluklardan en az dördünün açık olması ile normal düzeyde olur.
İlişkilerinde bağımlı olanlar, genelde bir noktadan sonra,partnerlerini aşırı derecede eleştirmeye ,onları ilgisiz, kalpsiz, duyarsız olarak suçlamaktadır. Çünkü madde bağımlılığında olduğu gibi, ilişki bağımlılığında da bir noktadan sonra, kişiden beklentiniz git gide artmaktadır.tolerans denilen bu arttırma süreci, karşıda kişinin pes etmesi, ben sana yetmiyorum demesi, sizden ayrılmak istemesi (vicdanı el vermez genelde) ile sonlanabilmektedir.

İlişki bağımlılığı bir hastalık mıdır?
Aslında süreç olarak uzun sürmesi bir sorun olarak tanımlanabilir. Fakat ayrım yapılması gereken nokta şunlardır:

o Tecrübesiz ise,

o ilk ilişki ise,

o Kişinin çevresi da ise,

o asosyal ise,

o kendine özgüveni düşük ise,

o kendine, çirkin, yetersiz, güçsüz, gibi nitelendirmeler yüklemiş ise,

o Daha önce yaşanılan olumsuz içerik ve sonuçlu bir ilişki ise, kişide bu tanımlanan durumlar yaşanabilir. Fakat bu durumlar, çözüme kavuşabilecek düzeydedir. Özellikler ilişki ve bireysel terapide farkındalık ve  sağlıklı ego gücü seansları ile bu tip durumların aşılması ve yaşam kalitesinin attırılması mümkündür.

Bu tip ilişkilerde ;

Kıskançlık: Çok sevmenin ya da sahiplenmenin bir göstergesi değil, daha çok kaybetme duygusunun bir göstergesidir. İyice izole olmuş ve hayatında sadece sevgilisi olan kişi, elindeki son kişiyi kaybetme kaygısıyla hareket eder. Eğer partneriniz, bu tip bir ilişki içinde ise,onu sosyal çevresinden koparmamalısınız.

Sık görüşmek: İlişkinin geleceği ve güvenliği için görüşülen zamanların iki tarafın kendine ayıracağı zamanı aşmaması,haftanın belli günleri ya da belli saatlerde görüşülmeyi sağlanması gerekir. Bu tip durumlarda, partneriniz, bu öneriyi sizin az sevmenize ya da sıkılmanıza yorsa da mantıklı açıklamalar ya da ilişki danışmanına giderek çözebilirsiniz. Sık görüşmek, birinizi özlemenizi engelleyeceği gibi, bir noktadan sonra ilişkiyi de monotonlaştırıp, sıkıcı hale sokabilir.ayrıca ilişkilerde önemli olan sık görüşmek değil, aktivite yapmaktır.

Evlilik Israrı: Bazen partner, evliliği evlenmek için değil, ilişkini sağlamlaştırmak için ister. Yani kaybetme kaygısını aşmak ve aidiyet duygusu yaratmak için. Bu durumda, kişi esasen evliliği değil, güveni ve istemektedir.

Öfke : Bağımlı ilişkilerde,kişi aşırı vericiliği karşıdakinden bekler. Fakat partnerinin bunu karşılayamayacağını bilemez. Beklediğini alamamasını, karşıdakinin vermemesi veya vermek istememesi olarak yorumlayan kişide öfke oluşur. Bu durum, onu değersizleştirdiği içini, kendisini hissetmeye neden olan partnerine öfke duyar. Bu öfkeler genelde ani ve birikip beklenmeyen şekildedir. Öfkenin ilişkideki nedenlerinde, beklentinin karşılanmaması ,kendini değersiz ve kötü hissetmesini partnerine bağlamak gibi düşünceler vardır.

Sevgiliyi Kontrol etme : Kontrol etme ile ilişki bağımlılığı arasında doğru orantı vardır. Kendini partnerine , muhtaç ve mahkum hisseden kişi, onu daha çok kontrol eder. Devamlı mutluluk kaynağı olarak gördüğü partnerini hem tatmin duygusu için hem de kaygılarını rahatlatmak adına takip-kontrol eder.

Neler yapılabilir ?
• İlişki bağımlılığının bir algılayış ve bilişsel bozulmadan kaynaklandığını kabul etmeliyiz.
• İlişkide, sadece tüm beklentiyi ve mutluluğu partnerine bağlamak yerine, kendine bir yaşam alanı yaratmalıyız.
• Aile,iş arkadaşları, sosyal ilişkiler, hobiler ve ilişkiden önceki faaliyetlere ağırlık vermeliyiz.
• İlişkinin bozulması,beklentinizin kaynağı zorlaması ise, ilişkide mutsuzluğu partnerinize çıkarmak yerine ,hayatta mutlu olmayı tek nedene indirgememeliyiz.
• Partnerinizin ilişkideki ısrarlarının temel nedenlerini bulmaya çalışın.. mesela evlilik ısrarı var ise; bunu evlilik için mi kaybetmemeyi garantilemek için mi istediğini bulup, ilişkideki güveni güçlendirmelisiniz.
• İlişkide öfke var ise, öfkenin nedenini bulun. Öfke ani ve parlak ise,olaydan bağımsız olduğunu unutmayın.
• Partnerinizin kaybetme kaygısı için, ona güven verici net ifadelerden bahsedin. Onu kıskandırmak veya gizli öfkenizi yansıtmak adına güvensizliğe sürüklemeyin. Geri dönüşü zordur.
• Hem onun alışması hem de ilişkinizin sağlığı için ortak zaman dilimlerini kaliteli zamana çevirin. Çok sık görüşmek,çok sevmenin göstergesi değildir.
• Kıskançlığı, sevgi olarak görmeyin. Eğitilebilir bir duygudur.

Kaygılarınızı kanıtlara dayandırın
Mesela :
1 kıskanmak için ne gibi kantlarım var?
2 Beni terk edeceğine dair kanıtım var mı?
3 Bu gerçek mi yoksa benim yarattığım bir senaryo mu?
4 Bu senaryoyu yaratan ben isem, onun bozacak olan neden o olsun?
5 kendimi güçsüz ve yetersiz hissetmem, güçsüz ve yetersiz olduğumu mu gösterir?
6 Kendimi süperman hissetsem,süperman olur muyum?
7 Hissettiklerimiz, her zaman bizi tanımlar mı?
8 Hisler gerçekler için kanıt olabilir mi?
9 Biz öyle hissediyoruz diye öyle olmalı mı ?
10 Duygular,düşüncelerden çıktığına göre, olayları gerçekçi yorumlamak,duygularımızı da değiştirir mi?
• Bu değişiklikleri yapmanın zor olması,çözümsüzlük değildir. Önemli olan bu zorluğa dayanabilmektir. Çözümün uzaması, çözümsüzlük olamaz.
• İlişkiyi bir tedavi olarak görmemeliyiz. Sonuçta siz ne kadar beklerseniz, partneriniz de sizin kadar bekleyebilir.
• İlişkideki duruşunuzu değiştirmediğiniz sürece, partnerinizi değiştirmek sorunu çözmez.
• Düşüncelerimizi sorgulamalıyız. Mesela “hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir” diyebilmeliyiz.
• Kendine verdiğin değeri,başkasının sana verdiği değerle ölçersen,kendini değerli hissetmek için hep başkalarına ödün vermek zorunda kalırsın.
• Ne fark eder ki, kör için elmas da birdir camda…Sana bakan bir kör ise; sakın kendini cam sanma(mevlana)
• Senin kendine değer vermediğini fark eden insanlar, sana değer vermeyecektir.
• Mutlu bir yaşam için sevmek ve çalışmak gerekir (Freud)
• İlişkinde, aynı yöntemler ile farkı sonuç alamazsın.Farklı sonuç beklemek, boşa emektir.
• İlişkiler bizi mutsuz etmez. Bizim onu yaşayış,tercih ediş ve algılayış tarzımız bizi mutsuz eder.
• Tüm mutsuzluklarımızı çocukluk dönemlerimize bağlamak bize yeni bir şey katmaz. Hayat, sorgulanmış ve düşünülmüş tercihlerimizden ibaret olmalıdır..

Serhat  YABANCI

Aile-İlişki-Evlilik Terapisti

 serhatyabanci@hotmail.com

 http://www.instagram.com/serhatyabanci

 http://www.facebook.com/serhatyabanci

 0216 371 33 83

Mutlu Olabiliriz Ama Nasıl ?

0

Mutlu Olabiliriz Ama Nasıl ?

Mutluluğun yolları yıllarca aranmış, deneme,yanılmalar,tecrübeler,eğitimler, terapiler gibi teknikler ve kaynaklar ile öğrenilmeye çalışılmıştır.
Aslında mutluluğun yollarını ararken, mutsuzluğun yollarını buluruz. Çünkü hayat kendi başına düşünüldüğü ve hissedildiği gibi yaşanır. Yani aynı olayı yaşayan iki kişinin farklı duygular ve düşünceler yaşaması,mutluluğun bir bakış tarzı ve hissediş olduğunu ortaya koyar.fakat insanların farklı bakması yüzeysel değil, bazen kemikleşmiş bir sistematik zihinsel süreç iken bazen çözüm yolu olarak geliştirilmiştir.

Mutlu olmak sadece belirli bir durum veya olaya karşı olabilecek kadar lokal bir durum değildir. Hayat bir bütün ise mutluluk da bir bütündür.fakat az sonra tek tek değineceğim gibi hiç de mutluluğa bir bütün olarak bakamıyoruz.

Her An Mutlu Olmalıyım
Peki bu mümkün müdür ? aslında şuan en büyük sorunumuz bu. Nedense her anımızın mutlu olmasının peşindeyiz. Mutsuzluğa,keyifsizliğe, bir şeyin yanlış gitmesine tahammülümüz yok.işte ilk nokta bu: her anımızda mutlu olamayacağımızı kabul etmeliyiz. Kabul edersek, gün içinde yaşadığımız olumsuzlukları yaşamın bir parçası ve gereği olarak görür,dövünmek ve üzülmek yerine çözüm ararız. İnsanın her an mutlu olması demek, hayatının anlamsızlaşması demektir. Zamanla rutin bir hal alan mutluluk adındaki etkinlikler bizde doyumsuzluk ve eskisi kadar bizi mutlu etmeyen durumlara doğru gider. Ayrıca burada mutluluğun tanımını da doğru yapmamız gerekir.mutluluk hayatın istenildiği düzeyde kısa ve uzun hedeflerin gerçekleşmesi iken aynı zamanda da bireysel olup herkesin isteğine göre şekillenir.

Acı

Eğer hayatınızda acılar var, acılar yaşıyorsanız size acı verecek kadar değerli şeylere sahipsiniz ve bu acı sizinde önemli olduğunuzun bir göstergesidir. Bu nedenle acıların bir yaşam kaynağı olduğu,hayata bağlanmanın bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. Düşünün ki hayatta hiçbir şey size acı vermiyor. Ne bir kayıp ne bir bitiş ne de başka bir şey. O halde siz bu hayatın neresindesiniz? O halde siz bu hayatta hiç bir şeye sahip değilsiniz.

Kaygı

Aslında ülkemizde en büyük psikolojik iki hastalığın varlığından söz edebiliriz. Kaygı ve depresyon. Kaygıların temel analizi: bizi üzen olaylar değil,bizim onlar hakkındaki yorumlarımız ve düşüncelerimizdir.
Aklınıza şuan sizi en çok kaygılandıran olayı getirin.
• sizin yerinize başkası olsaydı da bu olayı sizin gibi yorumlar mıydı?
• Bu olayı yaşayan arkadaşınıza ne önerirdiniz?
• olabilecek en kötü şey nedir?
• Dediklerinin olacağına dair kanıtlar var mı?
• Duygular hiçbir zaman kanıt değildir o halde kanıt?
• Sonucun beklediğim gibi olma olasılığı nedir? İhtimal mi gerçeklik mi?

Kaygının temelinde olayı büyütmek,gücünü küçültmek vardır. Burada kişinin yaşadığı kaygı ne ile ilgili olursa olsun kontrol edememe, baş edememe vardır. “ya.. olursa biterim.,mahvolurum. Çıldırırım….. gibi… yani mutsuzluğumuzun temel nedenlerinden biri de gerçeklikler üzerinden değil de duygularımızı ve kendi yarattığımız düşünceleri kanıt saymaktır.
Eşinden sürekli şüphe eden birinin kanıtı yoktur. Duygularıyla bunu test eder. Ama artık bu güvensizlik ve hesap sormak evlilikte mutsuzluk haline geldiği için eşi kadını gerçekten aldatabilir. Yani duygularımız ciddi adımlar için bizi yanıltacağından mutsuz oluruz.

Evlilik
Tercilerimizdeki nedenler çok önemlidir. Neden evlenmek istiyoruz?
Aslında mutsuz evliliklerin temelindeki düşünce” tedavi amaçlıdır.” Evlenirsem hiçbir sorunum kalmayacak, evlenirsem ruhsal olarak, ekonomik olarak sosyal olarak tüm sorunlarım bitecek.dünyanın en mutlu insanı olacağım. Peki evlenenlerin hepsi bu sonuca mı ulaştı.karar sizin. Ayrıca evleneceğiniz kişinin de sizin bir kurtarıcı olarak gördüğünü düşünün. Bu beklentileri karşılayabilir misiniz? Evlilik bir tedavi değildir. Evlilik tedavi sonrası karardır. Doğru bir evlilik yoktur. Doğru yürütülen bir evlilik vardır. Sizin evlilik öncesi ne kadar flört ettiğiniz ne kadar çok görüştüğünüz o evliliğin sağlamlığını veya mutluluk derecesini desteklemez. Önemli olan evlilik öncesi zamanı nasıl geçirdiniz. Yıllarca flört edip,evliliklerinde hemen boşananları görebiliyoruz. Burada temel olan, flörtü nasıl geçirmektir. Flört ; partnerini tanımak için geçen süreçtir. Yoksa, sadece zamanı yaşamak,sosyal-fiziksel-duygusal paylaşım süreci değildir. Siz yıllarca biriyle çıkar, yine de onu tanıyamayabilirsiniz. Onu tanımak, onunla olmak değil, onunla önemli konuları kritik etmek, söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılığı görmektir. Bu nedenle çoğunun aksine” aşık olmadan evlenin diyorum”. Aşık olursanız çoğu gerçeği görmeden evlenirsiniz. Size ters geliyor değil mi ? karar sizin.

Evlilik & Benzerlik 

İnsanlar her zaman tanıdıklarını tanımadıklarına göre daha yakın görürler. Bu nedenle ilişkilerde yakınlaşmak ancak tanımayla olur. tanımadan yaşanılan ilişkiler sadece içgüdüsel ve eğlence amaçlıdır. Sonrası ve devamı hakkında fikriniz yoktur.

Bunun yanında şaşırdığımız bir nokta şudur: biriyle ortak noktanızın olması, onunla denk ve eşit olduğunuz anlamına gelmez. İkinizin pop müzik sevmesi,benzerliktir denklik değil. İkinizin çalışması denklik değil, benzerliktir. Evlilikte benzerlikler üzerine değil daha çok denklik üzerine hareket edersek, mutluluk ve mutlu olabilmek oranımızı arttırırız

Bakış Açısı Değişimi

Dedik ki bizi üzen olaylar değil, bizim onlar ile ilgili duygu ve düşüncelerimizdir. yani örnek: yaşadığınız yerde her gün piyango çekilişi var. Bu çekilişte herkese bir bilet veriliyor. Piyangoda ise,ölüm,kaza,kayıp,iflas,hastalık,kanser,düşmek, ağlamak,terk edilmek vb.. çok kötüden çok iyiye doğru ödüller !! var.amortiler var. Boşlar var. Bazılarının piyangosuna ölüm çıktı. Bazılarının kaza bazılarının kazanç,kayıp. Senin piyangona ise terk edilmek çıktı ne dersin. Üzülür müsün?
Sonuçta her gün elimizde bir bilet yok mu ?.. ve bu bilete her gün bir şeyler çıkmıyor mu? Ama biz olayı sadece bizim başımıza gelmiş gibi yorumlar, suçu ve kabahati kendimizde ararsak kendimizi mutsuz ederiz.

Gerçek mi hipotez mi?

Duygularımız kanıt olamaz dedik.”.beni terk edecek, beni aldatıyor, beni sevmiyor gibi düşüncelerimizi yarattığımızda bunlar ile ilgili sonuçları da üretiriz.
“beni sevmiyor o halde,terk edecek. O halde başka biriyle ilişkisi var”. Bu tip yanlış çıkarsamalar ilişkiyi ve iletişimi 3 e böler. Siz, o ve sizin senaryonuz.senaryonuza o kadar kendinizi kaptırırsınız ki, artık partnerinizi senaryoda oynatmak için adeta rol verir ve ilişkilendirmek istersiniz.

Genellemek:
Daha önce yaşanılan olayların sonra tekrar yaşanması kaygısı insanlarda hep gelecek ile ilgili girişim adım atma konusunda hata yaptırır. Eğer eskiden başınıza gelen bir olayı tekrarlarca yaşıyorsanız, sorun sizin yaklaşımınızdadır. Aynı nedenler aynı sonucu verir. Siz aynı yaklaşımlar ve aynı nedenlerin üzerine kurduğunuz her şeyde aynı sonucu alırısınız. aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” diyordu bir zamanlar dünyanın dahisi Einstein… yani hem geçmişe sığınıp onun üzerine hayatı kurmak bir mutsuzluk nedeni ,hem de nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştirmeye çalışmak bir mutsuzluk nedenidir.

Çaresizlik:
Hayatta çaresiz insan yoktur. çaresizlik hissetmek vardır.Sadece bir şeyler yapması için cesareti ve planı olmayanlar vardır.çaresizlik için önce plan ve yol haritası çizmeliyiz. Yeni bir ben olmak adlı makalemde buna detaylı değinmiştim. Yolunuzu çizersiniz, önceden planlarsınız. Engelleri de kabullenir ve sistematik çözersiniz. Gerekirse destek alırsınız. Ama unutmayın ki; çaresiz insan yoktur, ne yapacağını bilmeyen vardır. Nasıl yapacağını bilmeyen vardır.

Hareket et mutlu ol :

sev ve çalış..   İnsanın bünyesi hareket etmek için kurgulanmış bir makine gibidir. Siz hareket etmedikçe, tekerlekler dönmez, demirler paslanır. Özellikle depresif ruh hallerinde hareket etmek, isteksizlik ve halsizlik vardır.. fakat bunu yenmek için üzerine gitmemiz gerekir. Hareket etmeyen insan, az iş yapsa da daha çok yorgun düşer,daha keyifsizdir,sorumluklardan kaçar. Aslında zamanda bu durumu alışkanlık ve yaşam şekli haline dönüşür. Freud, dediği gibi “mutlu olmak istiyorsan çalış ve sev”.. çalışmak, vücuttaki seratonin hormonunun salgılanmasını ve kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar.

“İşe yaramıyorum” diye düşünen biri, çalışırsa (buradaki çalışmak illaki para kazanmak amaçlı değildir) kendini işe yarıyor, elinden bir şeyler geliyor diye algılayacağı için kendini önemsemeye başlayacaktır.

Sonuca değil sürece odaklan :

Sonucunu düşündüğün her şeyde, zevk almak yerine kaygılarınla boğuşursun. “ ya olursa ya olmazsa.belki, belirsizlik, karamsarlık hep olumsuzlukları seçme gibi çıkarımlarda bulunuruz. İlişkinizde soruna odaklanırsanız tadını alamazsınız. bu durum ise hep plan yapan hep kaygı yaratan bir sevgili haline dönüştürür sizi. Sınav kaygısının tek nedeni sonuca odaklanmaktır. Ya kazanamazsam, ya sınav günü bir şey olursa gibi. Hayat sınav gibidir, hep ya bir şey olursa derseniz evden çıkmamamız yada kimseyle iletişim kurmamanız gerekir. Sonuca odaklanmak, sürecin kötü yaşanmasına neden olur. partneriniz “ flört ederken böyle evlenirsem hiç kaldıramam deyip sizden ayırabilir”

Aslında sonuca odaklanmak bazen bir özgüven sorunun göstergesidir. Rahat olamamaktır. Kaybetme kaygısıdır. Bu nedenle sonuca odaklı biriyseniz “nende böyle düşünüyorum”diye kendinizi sorgulamalısınız.yada bir danışmandan destek almalısınız.

Ayrıca eğer günlük hayatınızda “ya ile başlayan cümleler veya se-sa ile biten cümleler var ise bunlara inanmak yerine bunların gerçek olmadığını düşünmelisiniz.

Aile-Evlilik-İlişki Danışmanı

Ayrıldıktan sonra NADAS süresi neden önemli?

0

Ayrıldıktan sonra NADAS süresi neden önemli?

Insan, makine değildir. “bitti” dediğinde hemen bitmez. Çünkü bir ilişkiyee tek bir bağ ile bağlı değiliz.

Bu bağlar;

Zihinsel,

Duygusal,

Ekonomik,

Sosyal

Fiziksel

5 bağın birden bitmesi mümkün değil.

Resmi olarak bitse de kalbimizde ve zihnimizde bitmesi en uzun zaman alandır. İnsan, aklında ve kalbinde biri varken başka birini ne kadar sevebilir? Başka birine ne kadar emek verebilir? Başka birine ne kadar dürüst olabilir? Lakin çoğu insan, ayrılık acısını yaşayıp,kendi öz gücüyle  toparlanmak yerine başka birine yaslanarak ayağa kalkmayı seçiyor. Bunun için de yara bandı ilişkiler yaşıyor.  Ve farkında olmayan kurtarıcı eş buluyor.  Oysa yara iyileştikten sonra da yara bandı düşmeye, kurtarıcının da misyonunun bitmesiyle de  yeni sorunlar başlıyor.

O halde sağlıklı bir ilişki için  önce eskinin bitirilmesi ( arınma) gerekir.

 

Ayrılan veya boşanan kişiler için Nadas sürecinin faydaları:

Boşanmışsa;

·         Ayrılığın taziyesini tutma

·         Kendini tanıma ( Şu an ne istiyorum, neden boşandım, bu yaşamda ne arıyorum vb.gibi)

·         Yalnızlıkla başa çıkmayı öğrenme

·         Eski eşiyle yeni süreci oturtma ( nafaka,velayet, çocuklarla hakkında iletişim şekli,sınırlar)

·         Kök ailesinin boşanmaya alışması

·         Sosyal çevrenin boşanmayı benimsemesi,

·         Eski eşe, çocklara ve çevreye karşı suçluluk, pişmanlık   duygularından arınma

·         Kararını tartma, kararlılığı test etme süreci

·         Yeni bir ilişki için enerji toplama

·         Yeni birine, eski  ilişkiden kalanları aktarmamak için sakinleşme

·         Ekonomik olarak toplarlanma

 

Flört ayrılığı ise;

·         Kendini toplarlama

·         Taziyeyi tutma-bitirme

·         Kendini,eski ilişkisini, tercihlerini otopsi yapma

·         Ne istediğini fark etme

·         Ekonomik, fiziksel ve sosyal olarak hayata dönme

·         Yalnızlıkla başa çıkmayı öğrenme

·         Kendi öz gücüyle bir süre ayakta durmayı deneme-başarma

Esas olarak biten bir ilişkiden sonra ilişkilere ara vermek, kendini toparlamak için çok iyi bir fırsat. Kendine yatırım yapma, yalnızlığıyla yüzleşme, üretken olma,ertlenmişlikleri yaşama,yeni hedefler belirleme gibi bir çok adım için alan sunmakta.

Peki ayrılık sonrası hemen ilişkilere atılırsak ne olur?

Nasıl ki bir bardağın dibinde bir yudum çay varken onu bitirip, bardağı yıkamadan  o bardaktan su içemiyorsak, kalbimizde  bardak gibidir. Birini tam bitirip, kalbimizi eskisinden arındırmadan yeni birini alamayız. Bardaki çay üzerine su dökersek ne çay ne su olur. Bitmeyen birinin üzerine yeni birini alırsak yaşadığımız şey ne eski ne yeni olur. Denersek adı ilişki değil, çelişki olur.

Hemen birini alırsak;

·         Biten ilişkinin niye-neden-nasılları havada kalmış olur.

·         Biten ilişkiden ders ve anlam çıkarmamızı engellemiş olur.

·         Yeni ilişkinin tadını çıkarmaktan çok, eskinin acısını atmaya odaklanmış oluruz.

·         Ayrılık acısı, suçluluk,pişmanlık nedeniyle  hesapsız ve bize uymayan birini seçme riskimiz olur.

·         Kalbimizdeki acıyı ve hüznü atmadan üzerine mutluluk koymaya çalışamacağımız için tutarsız ve çatışma dolu bir sürecimiz olur.

 

Sonuçta nadas süreci, iyileştirir, yüzleştirir, güçlendirir.  Acıya dayanma ve kendi başına çözme gücünü ortaya çıkarır.

Yeni tercihimizi daha sağlıklı yapmamızı, daha çok çabalama ve tahammül etme gücümüzü  sağlar.

Serhat Yabancı

Yazar

Aile-İlişki Danışmanı

Fedakar biri neden bencil birini seçer?

0

Fedakar biri neden bencil birini seçer ?

Aşırı fedakarız  diğer yandan da çok güçlüymüşüz gibiyiz. Aslında biz boyun eğmemek için birr olden diğer role gidip geliyoruz.

Hayatımızdaki kişi, kendi bencil ihityaçları için bizi sürekli boyun eğmeye ve ona hizmet etmeye zorlar. Öyle bir system kurmuştur ki, istediği olmadığında adeta 3 yaşındaki çocuk gibi küser, darılır, eleştirir, azarlar , yok sayar, surat asar..

Ne zaman ilişkide “ ben de varım, beinim de beklentilerim var, “hayır”  dersen bir şelyer bozulmaya başlar. Karşıdaki senin zayıf yönünü active edecek hareketler yapar.

  • Iletişimi azaltır
  • İlgiyi azaltır-keser
  • Seni yok sayar
  • Olmadık şeyleri sorun eder,tartışma çıkarır.
  • Surat asar
  • Azarlar belki de şiddet..
  • Yalnızlaştırır.

Ve sen bu  tepkileri iyi bilirsin. Çünkü çocukken de bunlarla tehdit edildin ya da cezalandırıldın.

Bu soğuk savaş teknikleri ile seni eski bir şey istemeyen boyun eğen moda tekrar getirmeye çalışır.

Sanki onun bu ihtiyaçlarını sen gidermek zorndaymışsın  gibi. Ve galiba sen de zamanla buna inanıyor ve “ben gidermek zorundayım diyorsun”..

Işte taa çocukluktan başlayan bu süreç,ilerleyen dönemlerde bencil ve otoriter birini hayatına alarak mirası devralır.

Çekirdeğe indiğimizde, boyun eğici olarak büyütülüş bir kırılgan ve kararsız çocuk vardır. Sürekli beklentileri karşılamak zorunda olan,anne-babası mutsuz olduğunda Kendini suçlayan bir çocuk.. Diğeryandan otoriter ve her şeyi bildiğini zanneden bir anne-baba, ya da depresif anne- dikdatör baba profili.  Ailede anne veya babanın beklentileri ve istekleri esas olp, dediği olmadığında fiziksel ve sözel terör ya da psikiolojik terör eser. Çocuk ise bu duruma neden olmaka ve baş edemeyeceği için sürekli denileni yapmak zorundadır.

Anne ,istediği olmadığında  tansiyonu ve şekeri çıkar. Ayağını sehpaya vursa çocuğu suçlar. Baba, her dediği yapılsın ister. Anne-baba arasındaki sorunlarda çocuk, bazen Kendini suçlar. Araya girer. Anne- siz olmasaydınız bu  adama 1 dakika bile katlanmazdım diyerek, çocukların bu üzüntüsüne neden olduğunu, dolaylı olarak onlara aşılar.  Bunun verdiği suçluluk ile çocuk her şeyi yapmak zorunda hisseder…

Ilerleyen dönemlerde ise boyun eğici geçmiş olan bireyin otoriteler ile sorunu olur hep. Müdürle, amirle, iktidarla , yöneticiyle…

Kişi büyüdükçe ailesine sürekli kronik öfke yaşar. Onlarla sürekli geçmişi tartışır. Onlara söz hakkı nerdeyse hiç vermez. Adeta “ onlardan kaçar”. Beni artık kullanmayın” dercesine..

Sürekl ibir boyundurluk altına grime kaygısı ve buna bağlı olark genel bir  öfke ve gerginlik yapısı.

Ilişkilerinde ise ebeveynine benzeeyen kişiyi seçer. Bencil, otoriter,istediği olmadığında geri çekilen ve memnuniyetsiz tipleri bulur. Aslında kaçtığı bir insan modelini hayatına alır.  Yani boyun eğici olacağı kişiyi bulur. Neden? Çünkü bu rolü çok iyi yapar. Profesyonel bir  fedakar ve  boyun eğici ve memnun edicidir.  Başka birini seçemez. Ya da elektirk alamaz. Çünkü o rol dışında bilmedşiği için kaygıllanır korkar. Bildiği  rolü sürdürecek kişiyi seçer. O kişiyi seçerek hem  Kendini güvende hisseder hem de  bildiği işi yapar.

Ama bir süre sonra ailesine olan öfkeyi ona yüklemeye başlar. Sanki anne-babasına yansıtır gibi. Oysa o , hep öyledir. Alan tanıdığın için de daha rahat hareket ediyordur..

Kaynak kitap :

Peki ne yapılabilir ?

Boyun eğici kişi,kararlı şekilde  haklarını ve taleplerini karşıdakine bildirdiğinde  ve kendini ortaya koyduğunda 3 olası durum ortaya çıkabilir.

  1. Ilişki yeniden kazan-kazan şeklinde dizayn edilir.
  2. Bir süre kısa kopuş veya mesafe olur. Sonra zamanla karşıdaki, boyun eğici/fedakar kişiyle uzlaşmaya çalışır.
  3. Diğer kişi, boyun eğicinin bu taleplerini Kabul etmez. Ilişkiyi dizan etmez ve ilişki biter.

İlişkiden memnu olmayan ,ilişkiyi dizayn etmeye çalışan bu sonuçları göze almalıdır.      Lakin,zaten bugüne kadar olumsuz sonucu göze alamadığı için durum değişmemiştir. Diğer kişi de bu taleplerin kararlı olmadığı içni ciddiye almamış olabilir.

İlişkinin yeniden dizaynı için  sabırlı ve kararlı olmalısınız. Öfke sizin en sık tuzağınızdır. Ayrıcasürekli az once bahsettiğim souk savaş saldırılarına maruz kalabilirsiniz.

 

Şunu inanmalısınız. Siz bir savaş vermiyorsunuz. Sadece “ değerli olmak, var olmak ve karşılıklı bir tatmin olsun istiyorsunuz.” Yani çok haklı ve insane bir talep bu. Bu dizayn; en çok bu ilişkiden srekli faydalananın işine gelmez. Direnç olabilir ama kaybetmek istemiyorsa size,  ortak noktada buluşmak zorundadır.

 

Yol haritası:

  1. Cezalardan korkmayın. Birinin memnun etmediğiniz için size terk etmekle tehdit ediyorsa, zaten memnun ettiğiniz için sizinledir.
  2. Kararlı ve sürekli bir tavırla haklarınızı ona söyleyin. Beklentilerinizde net ama sakin olun.
  3. Çocukluğunuzdan gelen bir yönünüzü kendinize sık sık hatılatın .
  4. Dışlanma ve duygusal yoksunluk tehditiyle yüzleşin.  Bununla baş etmeye çalışın.
  5. Emeğinizin daha fazlasına layık olduğunu düşünün.
  6. Girişimlerinize rağmen yok saymaya devam ediyorsa, kendinizi geri çekin.
  7. Saderce ilişkinizde değil, sosyal çevre ve ailenizde de size sürekli fedakarlık yapaya, sorun çözmeye zorlayanlara “hayır “deyin. Gerekirse açık ve net olarak “ kullanılma” kelimesini gündeme getirin.
  8. Kendinizi suçlamaktan ve onlara öfke duymaktan vazgeçin. Bugüne kadar yaptıklarını bilerek yapmadınız. Korkularınız ve kaygılarınız sizi yönetti.
  9. aşırı fedakar yapımızı, görev dağılımı ile azaltmalı kendimiz için birley yapmaya başlamalıyız.
  10. Kendimiz içni birşeyler yaparken suçlu hissetmemeli. Hissettiğimizde de nedeninin boyun eğici yapıdan olduğunu kendimize  telkin etmeliyiz.
  11. Bize çocukluğmuzda öğretiklen fedakarlığın, birilerinin istekleri üzerinbe kurulduğunu, bunun bir yaşam tarzı olmadığını sık sık düşünmeliyiz.

 

 

SERHAT YABANCI

Aile Evlilik Terapisti

SOSYAL MEDYADAN TAKİP İÇİN:

 facebook

twitter

www.serhatyabanci.com

instagram

Evlilik Döngüsü: yapmasaydın yapmazdım

0

Sağlıksız yürüyen her ilişkinin parçasıyız.
Ilişkilerinen büyük tuzağı döngüselliktir. Adeta yumurta mı tavuktan ,tavuk mu yumurtadan çıkar? Sorusu gibidir.
Bir davranış, hem neden hem sonuçtur böyle bir döngüde.
Şayet döngü kırılmazsa git gide ilişkinin her alanına bulaşmaya başlar. Duygu,iletişim,sosyal en son da sex hayatını çökertir.

Bu açıdan bakıldığında suçlu yoktur. Hatalı ilişki şekli vardır. Zaten terapilerde de amaç, suçlu veya hatalı çıkarmak değil, ilişkideki hatalı sürdürme dinamiklerini buldurmak ve çözümleri geliştirmektir.
İlişki döngüsü adeta kanser gibidir. Olumsuz davranışlar da onu büyüten ivme kazandıran etmendir.

Döngüler;
Kişinin farklı davranma yöntemini bilmemesi, kendisini daha fazla kırılmaktan koruması,kendi içinde beslenme mekanizması yaratması için oluşan, baş etme ve savunma mekanizlamarıdır.
Adeta boks maçı bidir. Iki taraf birbirine yumruk attıkça maç devam devam eder. Ta ki bir taraf yorulana,yıkılana veya çekilene kadar.


Döngüye bulaşan ilişkiler, aslında doğru müdahale ve sürdürücülerin döngüyü kesmesi ile mutlu ilişkilere dönüşebilir.

Döngüye giren bir ilişkiniz varsa;

1. Önce kendi davranışlarınızdan başlamalısınız. Ilişkideki her yeni eylemin bir kaşılığı mutlaka olacaktır.
2. Döngüyü(sorunu) sürdüren sürdürücü davranışlarınızın yerine döngüyü durduracak yeni davranışlar koyun.
3. Karşıdakine de bu döngüden bahsederek, patinaja giren ilişkideki onun sürdürücü davranışlarını ifade edin.
4. Cezlaandırıcı veya intikam alıcı tavırlar yerine duyglarınızı ifade edin ve döngüden uzak durun.

SERHAT YABANCI
Aile-Evlilik-Yetişkin Terapisti

0216.371.3383

instagram.com/serhatyabanci

Evlenip Tanışanlar

0

Daha bir öncekinin taziyesi bitmeden,

yenisini hayatına alırsın.
Boşluk nedir bilmezsin,
Birinden ayrılığın tecrübesini kazanmadan,aynısının güncellenmişini bulursun.

Tanışma sürecini kafeye gitmek,
film izlemek,öpüşmek zanneder,
Tanıma olmadan nişan takarsın.
Nişanlılık sürecini koltuk seçmeyle,
davetiye yazmayla geçirirsin,
“Ben ne yapıyorum” diye hiç düşünmezsin.

Uyumsuz olduğunu fark etmene rağmen başarısız görünmemek,pişman olmamak için ayrılmazsın,
%100 mutsuz olacağını bildiğin halde nişan atmayı yarı boşanma sanıp devam edersin,
Çevrenin lafıyla kendini artıları görmeye zorlarsın,
Kadının güzelliğine, erkeğin gelirine aldanır,onların herşeyi çözeceğini sanırsın,
Bari ayrılamayacağım deyip intikamla,
Sonbaharda kır düğünü istersin,
Asgari ücretli eşinden burnun kadar tek taş,
Yeni evlenen eşinden annen gibi yemek yapmasını istersin,
5 yıl flört eder,1. Yıl boşanma planı yaparsın,
Elma aldım, armut çıktı dersin..

Bir kere toptan ayrılamamanın bedelini,

eşinle beraber morgıç kredisi gibi ölene kadar taksit taksit ödersin.

SERHAT YABANCI
İnstagram.com/serhatyabanci

Seni seven ile seni kullananı ayırd etmek çok zor olsa da,

0

Seni seven ile seni kullananı ayırd etmek çok zor olsa da, farkı en çok çatıştığında veya ona hayır dediğinde anlarsın.

Seni seven insan, ‘hayır’ dediğinde bile sana karşı tavrı değişmeyen insandır.
Diğeri ise istediği olmadığında seni küçümseyen ya da öfkeyle seni baskılayandır.

Bazılarının samimiyeti ,menfaati kadardır.
Size olan ilgi ve sevgileri de hayır dediğiniz yere kadar.
Korkmayın,çekinmeyin, dik durun,eğilmeyin.

Eşit ilişki talep edin.
Değerinizi ezdirmeyin.
Hayır dediğinizde surat astığında,
Suratının peşinde koşmayın.

Kendinizi ona karşı sürekli mecbur ve borçlu hissetmeyin.
Bencil olmayın,
Bağımlı da olmayın.
Kendiniz olmaktan korkmayın,
Memnun olmamasından,sizi onaylamamasından çekinmeyin.
Siz cesur oldukça o size saygı duymayı öğrenecek,
Size karşı olan sorumluluklarının da farkına varacak.

Bunu yaparken;
Kendinden emin bir tavır içinde olun,
Öfke tuzağına düşmeyin,
Ajitasyona,
Suçlamaya,
Mağdur tuzağına düşmeyin.

Kendinden emin bir duruşla devam edin.
SERHAT YABANCI

Misafir müfettiş değil,bize not vermeyecek

0

Benimle olan,benimle yaşar

Misafir odası mı o da ne?
Misafir nasıl olur da benden,çocuğumdan daha önemli olabilir?
Bu sözüm onların daha önemsiz olduğuna değil, benimle eşit olduğu anlamına geliyor.
Misafir için özel yemek tabakların yok.

Çünkü tüm tabaklarım özel.
Misafir için özel odam yok.

Bizim evin her yeri özel.
Misafir için özel yeteneklerim yok.
Elimizden ve bütçemizden ne geliyorsa onu sunar,hep beraber yeriz.
Misafir geldiğinde çocuğumu susturmam, çocuğunu da susturmasına izin vermem. Biz yetişkinliğimizi,onlar da çocukluğunu yaşayacak.sonuçta insanın en mutlu olduğu yer “kendisi gibi olduğu” yer değil midir?
Misafir geldiğinde,mutfağıma girer,yardım etmek isterse eder. Ev hanımı aşçı değil sonuçta.
İnsan rahat olmalı gittiği yerde.
Hatta ev sahibinin imkanını biliyorsa istediği yemeği bile söyler. Ev sahibi de imkanı yoksa çok rahat,” bu sefer değil onu da müsait olduğumuz zaman yaparız” diyebilecek kadar şeffaf ve samimi olabilmeli.

Misafir,müfettiş değil.
Bize not verecek,
İtibarımızı,
Düzeyimizi,
Ailemizi onaylayacak bir makam değil.
Kendimizi ona onaylatmak için değil, beraber geçireceğimiz zamanı kaliteli geçirmektir esas olan.

Mutfaktan çıkmayan bir kadın,
Sadece kendini anlatan bir baba,
Misafir geldiğinde,sinen bir çocuk, hem kendini hem misafiri mutsuz eder.

Rahat olmalı insan.
Eşyanın bekçisi,
Kıyafetin kölesi,
İmajının sesi olmamalı.

Ne evinizdeki eşya,
Ne dışardaki insanın sizinle ilgili düşüncesi,
Ne komşunun başarılı oğlu,
Ne başkasının eşinin nitelikleri.
Hiç bir şey,insanın kendi evindeki huzurundan daha önemli olmamalı,
İnsanın mutluluğundan daha çok yer kaplamamalı.

Kendini mutlu etmek,
Değerli hissetmek için kimseyle restleşmeye de gerek yok.
Sadece kendi yolunda,istediklerinle yürümen yeterli.
Sevgiyle

Serhat Yabancı
Diğer paylaşımlarım:

instagram.com/serhatyabanci
adresimde.

SON EKLENEN YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR